HaftanınÇok Okunanları
SAMET MUGANLI 1
ORAZ YAĞMUR 2
Yakup Ömeroğlu 3
İMDAT AVŞAR 4
Ahmetcan Aşiri 5
Muhittin Şimşek 6
SALIM ÇONOĞLU 7
Dünyanın Sonuna Gidiyorum
Altay’a şimdilik veda ediyorum… Dağların sağlamlığını, toprağın analığını, göğün babalığını, suların efsanelerini, ateşin türkülerini heybeme katarak düşüyorum yollara. Kımızın tadı, atların soluğu, toprağın kokusu… hepsi benimle geliyor. Şimdi yönüm kuzeye: Saha Yeri'ne, Yakutistan’a. Buzun ve ateşin birlikte yaşadığı o eski topraklara… Yeni yüzler, yeni sesler, yeni hikâyeler beni bekliyor. Her yolculuk biraz veda, biraz merhaba. Altay, yüreğimde yerin sağlam. Şimdilik hoşça kal. Saha Yeri, ben geliyorum...
Sabah saat 05:30’da Yakutsk Havalimanı’na indiğimde gökyüzü hâlâ gecenin çelik mavisi tonlarını taşıyordu. Altay, yanımda olduğunu bildirmek için yağmuru buraya taşımıştı. Zamana meydan okuyan bir coğrafya. Permafrost yani kalıcı donmuş toprakların vatanı. Yüzyılların, binyılların sesi, toprağın altında suskun. Bazen donmuş bir toprakta bazen yeşeren yapraktaydı aradığım. Zamanın durduğu, hayatın aktığı kuzey yollarında, insan toprağa değil, toprağın hatırasına basar.
Rusya Federasyonu'nun kuzeydoğusunda bulunan ve 3 milyon kilometrekarelik alanıyla Rusya’nın en büyük toprağı olan ülkenin başkenti, Yakutsk’tur. Bu kadar geniş topraklarda çoğunluğu Saha Türklerinden oluşan yaklaşık 1 milyon kişilik nüfusa; Ruslar, Evenler, Evenkiler, Ukraynalılar, Özbekler, Çukçiler, Dolganlar, Yukagirler, Tatarlar dahildir. Hristiyanlık ve eski Türk inancı, aynı anda yaşar. Ülkenin en büyük üniversitesi, M. K. Ammasov Kuzeydoğu Federal Üniversitesi’dir (NEFU). Kürk avcılığı ve balıkçılık halkın önemli geçim kaynaklarıdır. Elmas, altın, gümüş, gaz, kömür, bakır ve uranyum ekonominin ana malzemeleridir.
Mendeleyev tablosundaki elementlerin neredeyse tamamı bu topraklarda bulunur. Yer kabuğunun derinliği, gökyüzünün enginliğiyle yarışır. Bu yüzden Saha halkı, doğayı yalnızca sahip olunan bir kaynak değil, yaşayan bir varlık olarak görür. “Doğa öfkesini unutmaz, sevgisini de saklamaz.” sözü; dünyanın sonuna açılan kapının yasasıdır. Çünkü burada doğa, hem adil hem acımasızdır. Kışın eksi 60’ları geçen soğuklar, suyu taş gibi dondurur ama insanın yüreğini de arıtır. Sıcak mevsim geldiğinde buz çözülür, toprak nefes alır, donmuş Lena Nehri yeniden konuşmaya başlar.
Isıah / Isıax /Ihıah / Ihıax Bayramı
Her yıl doğanın yeniden uyanmasının, ruhun yeniden doğuşunun, arınmasının, yenilenmesinin, yeni umutlarla, yeni dileklerle yeni başlangıçlara yol almasının bayramı. Duaların gökyüzüne, yaratana sunulduğu, nefeslerin alkış olduğu, hayatın başlangıcı bu bayram. Ellerin göğe açılarak isteklerin sağlık, sevgi, barış, mutluluk, iyilik, çocuklar olduğu; evrensel iletilerin bayramı. Saha Yeri’nin kalbinde, belki de yaşayan en eski bayramın içindeyim. Dışarısı soğuk, insanlar sıcak, doğa asil, zaman yavaş. Gökyüzü sonsuz, güneş parlak, topraksa uçsuz bucaksız.
Bir Isıah / Isıax /Ihıah / Ihıax bayramında en soğuk coğrafyanın en sıcak anılarını, güneşin koynuna sakladım. Ruhuma ataların bilgeliğini, zihnime bilginin aydınlığını, yüreğime özümün yalınlığını işledim. Güneşin sadece gökyüzünde değil gülen gözlerde olduğunu anımsadım. Buzla yoğrulmuş, güneşle şekillenmiş kültürü yaşadım. Isıah’ın, bayram olmaktan öte bir başlangıç, bir alkış, bir kutsayış olduğunu deneyimledim. Köklerin sergelerle sağlamlaştığı topraklara kök saldım. İlk söz kadar eski bir dili dinledim. Gece bitti, gün döndü. Çocukların, büyüklerin giyimleri kadar apaktı her yer.
Bedenim de ruhum da bambaşka bir yerde. Uzun zamandır uyuduğum bir uykudan uyanmış gibiyim. Zaman donmuş mu, durmuş mu bilmiyorum. Zaman bir çizgi değil durgun bir göl, ölü bir deniz gibi. Öd Tengri aysar “Zamanı Tanrı yaşar.” sözünün en anlamlı duraklarından biriydi burası. Kimse konuşmuyor ama her yerden masal sesleri yükseliyor. Aydınlık geleceğin, en uzak geçmişin diliyle selamlandığı, ak giyimlere gümüşün enerjisinin yansıdığı, gecenin en sessiz anında, güneşin en derin uykusunda, gökyüzüne uzanan eller; güneşin izinde yeni bir yılın başlayacağı yeni hayata “Esen ol, esenlikler getir.” demek için şafağın ilk ışıklarıyla güneşi karşıladı. Yakılan tütsüler duman olmaktan öte, ruhlarla kurulan iletişimin köprüsüydü. Kötü ruhların, uğursuzlukların, hastalıkların temizlendiği, arındırıldığı, bereketin, sağlığın, mutluluğun çağrıldığı dumanlar; doğa ile bütünleşip alkışların kabulü için gökyüzüne ulaştı. Dua değil şükürdü, teşekkürdü sözleri. Orta dünya insanlarının üst dünyadakilere, göğün iyelerine minnettarlıklarını sundukları alkış (algıs) seslerine Uruy Ayhal “yaşasın, oley”, Uruy Tuskul “şan, başarı”, Ayhal Miçil “esenlik, sevinç” çağrıları eşlik etti. Binlerce el, aynı anda gökyüzüne açıldı. Edilen dualar gerçekleşme sıralarını beklemek için güneşin çevresinde yerlerini çoktan almışlardı. Dünyanın sonunda, ana Türk coğrafyasının uzağında, başka bir devlete bağlı olmasına rağmen Türk kültürünü, geleneğini göreneğini, özünü, sözünü belki de en iyi koruyan Türk halkı, Sahalar idi. Bu nedenle gördüğüm her Saha Türküne teşekkür etmeyi kendime bir borç bildim.
2012 yılında, yaklaşık 15 bin kişiyle gerçekleştirilen Osuokhay halk dansı, dünyanın en kalabalık halk dansı olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Halaya benzeyen bu dans, kaya resimlerindeki çizimlerin canlanmış halidir. Dünyanın en eski, en kalabalık halayında bir zincir olmak paha biçilmez bir mutluluk, anlatılamaz bir güzellik.
Yürürken köstebek yuvalarını andıran oyuk ve çukurların yanında, her an patlamaya hazır olanlarına denk gelebilirsiniz. Tuvaların Alday-Buuçu destanındaki tarbagan “köstebek, dağ sıçanı” çukurlarının anlamını Tuva’da değil burada çözebilmiştim. Çok okuyan mı bilir çok gezen mi? Önce okumuş, öğrenmiş hatta kitabını yazmıştım sonra gezerek yerinde görmüştüm. Öğrendiğimi görünce anlamlandırabilmiştim Deer Oglı Demir Möge’nin kılı kırk yararak attığı oku neden yakalayamadığını. Destanın ana kahramanı Han-Buuday ile ok yarışı yapan Deer Oglı Demir Möge: “Şimdi, benim sıram geldi herhalde” diyerek bir aylık yere koşturup, sabahtan çekmeye başlayıp (yayını) akşama kadar çekerek, akşamdan çekmeye başlayıp (yayını) sabaha kadar çekerek attığında oku yüz melez ağacının başını kesip değdiğinde şahin hızıyla koşarak gelip, kozalağı eteklemiş. Oku, devenin kalça kemiğinden değip, çuvaldızın deliğini parçalayıp, demir mavi taş anıtı keserek değip, yüz öküz yükü ağacı yakarak vurup, uçsuz bucaksız sarı bozkırı yakıp küllendirerek, gezi; dağ belinden karartıyla geçtiğinde koşarak gelirken dağ sıçanının inine basıp ezdiğinden (oku) yakalayamamış... Isıah alanında sık sık köstebek, dağ sıçanı, tarbagan inine basınca Deer Oglı Demir Möge’nin o kadar mücadele ile attığı oku yakalayamamasına hak vermiştim.
Avrupa’daki Noel Pazarlarına benzer görüntüleri Almatı ve Bişkek’teki Nevruz Bayramında, Ulanbatır’daki Naadam Festivalinde ve Yakutsk’taki Isıah’ta görmüştüm. Almatı ve Bişkek’te baharın coşkusu, Ulanbatır’da bozkırın çadırı, Yakutsk’ta güneşin dansı hâkimdi. Her pazar; kendi coğrafyasının ruhunu yansıtıyor, kendi ritmini çalıyordu.
Dünya küçüktü. Saha Yeri’nde, Isıax alanının kalabalığında Alexy Tomsky ile karşılaşmak, Rus televizyonuna Sahaca kutlama dileklerinde bulunmak günün sürprizleriydi.
Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı romanında; St. Petersburg şehrinin kararmayan gecelerinde buluşan iki yalnız ruhun, birlikte geçirdikleri dört beyaz gece boyunca, dile dökmekten korktukları duygularını, düşüncelerini açığa çıkarmaları yankılanırken, Azerbaycan Türkçesindeki “Görüşdüm yarımla bulaq başında, Ulduzlu gecədə, ay işığında, Danışdıq ürəkdən dünyalar qədər, Sirdaş oldu bizə bəyaz gecələr” sözlerindeki sevginin ve aşkın saflığı karışmış, Saha Yeri’ndeki gök babanın yer ana üzerindeki beyaz giyimli Saha Türkleriyle dünyanın en eski bayramını aydınlatmasına tanıklık eden yüreğim; Dostoyevski’yi anmış, Beyaz Geceler şarkısını çalıp durmuştu.
Buz Müzesi
Saha Yeri, kutuplara 450 km uzaklıktadır. Açık hava buz müzesi de denilen ülkede, duvarlara hapsedilmiş Buz Müzesindeyim. Kış bana hiçbir zaman uzak olmadı. Soğuk dokunmadı, kucakladı. Beyazlar beni örtmedi, sarıp sarmaladı. Güneşin arkasına saklanmadım hiç. Çünkü ben, kar yağarken içimi duyanlardanım. Soğuk beni durdurmaz, çağırır. Buzun altında kendimi bulurum. Bu yüzden değil midir ki kışın doğmuşum? Her mevsimi ayrı severim. Her ayın ayrı bir güzelliği, her günün başka bir rengi vardır bende. Ama kışın yeri ayrıdır içimde. Kış geldiğinde dünya yavaşlar zihnimde. Sesler azalır, sözcükler çoğalır. Düşüncelerim bile kardan iz alarak yürür sanki. Ne zaman kış gelse asıl yerime geldiğimi hissederim. Kışta ve buzda bir duruluk var. Ne fazlalık taşıyor, ne gösteriş. Her şey yalın. Her şey açıkta. Ve her şey, olduğu gibi. Gürültüsüz, sakin. Sesi yoksa da ruhu susturur. Ve ben bu sessizliği severim. Çünkü orada gerçek olan kalır. Soğuğun ölümsüz olduğu, donmuş toprakların kağanlığındayım. Soğuğu keskin, tarihi derin Saha Yeri. Burası bir müze değil bir eşik. Etkileyici bir soğuk ama büyüleyici bir sıcak. Soğuğun büyüsü; dünyamızı kötülüklerden koruyan ruhsal perde, kristal kalkan. Toprak dondukça alt dünyada yaşayan şeytanlar uyur. Kötülük orta dünyaya ulaşamaz. Soğuk dışarıyı ateş içeriği yani ocağı korur.
Sovyet döneminde gıda depolamak amacıyla soğuk hava deposu olarak kullanılan tünel, 2008 yılında turistik bir komplekse dönüştürülmüştür. İçeride -20’lere ulaşan havada, rahat dolaşabilmeniz için içeri girerken özel termal giysiler (mont, bot) almanız gerekmektedir. İçeride tamamen buzdan yapılmış barda; masa, bardak, oturma alanı da buzdandır. Buz sarayındaki buzdan heykeller, dekor olmasının yanı sıra toprağın ruhuna uygun birçok figürü sergiler: kurt, ayı, mamut… Buzdan yatak, kaydırak, koltuk… Soğuğun saflığını ve güzelliğini yaşamanız için paha biçilmez bir deneyim.
Komuz Müzesi
1990 yılında kurulan müzede; çeşitli malzemelerden yapılmış, onlarca ülkeden yüzlerce, binlerce komuzu (khomus) bir arada görebilirsiniz.
Komuzun tınısı havada asılı. Dilimde eski bir ezgi, kulaklarımda yankı. Kuşların göçü, bizlerin sözü, turnaların sesiyle gökyüzünün dilinde. Bulutlara takılı duygularım. Her çalgı bir yolculuk. Toprağın, suyun, dağın, taşın, her bir Saha’nın sese yansıyan büyülü mücevheri komuz. Dünyanın ilk ve tek Komuz müzesindeyim. Müzedeki komuz sanatçısı Aysen Col, komuza her dokunduğunda doğanın dili, müzik olmuştu. Rüzgârın ezgisi suyun şırıltısından destek almıştı. Kopuzun tınısı atların nal sesine karışmıştı. Kuşların sesi göğü dansa kaldırmıştı. Olonholar yeniden canlanmış, toprağın hafızasında yankılanmıştı. Yankıya dönüt olsun, benden bir anı olsun diye müze defterine kendi ezgimi yazdım.
Mücevher Müzesi
Ülkenin en önemli kaynaklarından biri de yer altı zenginlikleridir. Yakutistan'da elmas, altın, uranyum, doğal gaz, kömür, gümüş ve bakır çıkarılmaktadır. Elmas, ülkede ayrı bir yere sahiptir. Dünya elmas üretiminin yaklaşık yüzde 25’i bu bölgededir. Başkentte bulunan Mücevher Müzesinde; elmasın, gümüşün, safirin, zümrüdün, altının, mamut dişinin/kemiğinin, ustaların elinde nasıl birer şahesere dönüştüğünü gördüm. Ülkenin sahip olduğu maden zenginliğinin tüm görkemiyle gözler önüne serildiği bina, Saha Türklerinin köklü, asil, soylu kimliğinin madende can bulmuş şeceresidir. Saha halkının geleneksel ve modern hayat tarzını yansıtan objeler, eşyalar, takılar; usta sanatçıların el işçiliğiyle, değerli taşlarla işlenerek müzedeki en değerli yerlerini almışlar. Buzla kaplı vadilerin altında yatan cevherler; takılarda turna kuşu, geyik, kurt, at motiflerinin öne çıktığı özgün sunumlarla vitrinlerdeki yerinde, sahiplerini bekliyor. Konargöçer olarak bilinen Türk halklarının yalnızca avcılık, hayvancılık, balıkçılıkla uğraşmadığını; aynı zamanda el sanatlarında özellikle de metal işçiliğinde gelişmiş olduklarını gösteren dünyanın sayılı kültür hazinelerinden biri olan müzede; fotoğraf ve video çekmek yasaktır.
Kültürün ve tarihin dokunduğu takılardan, özenle yapılmış komuzlardan satın alarak kendinizi şımartmalısınız. Çünkü hayat yolculuğundaki en değerli mücevher sizsiniz. Mücevher Müzesi’nde benden de biz iz kalsın istedim. Ben de sözün incilerini deftere dizdim.
Mamut Müzesi
Mamut Müzesi’ndeki donmuş topraklardan çıkarılan kalıntılar, binlerce yılın sessiz tanıklarıdır. Buzul çağının zaman kapsülü olan müze, hem araştırma merkezi hem de sergi alanıdır. Kalıntılar arasında dolaşırken, bir zamanlar buralarda yürüyen devlerin gölgesini hissediyorum. Ete kemiğe bürünüp canlanacakmış gibi duran iskeletler, zamanın donmuş nöbetçileri. Müzedeki en önemli buluntu, yaklaşık 50000 yıllık olduğu düşünülen yavru bir mamuta ait. Toprağın permafrost yapısından dolayı günümüze kadar ulaşan mamutların varlığı; onların sadece bir fosil değil geçmişin ekolojik rehberi olduğunun belgesidir. Binlerce yıl önce yok olan bu otoburlar; bugünkü bilgilerle çözemeyeceğimiz bölgenin; uzak geçmişindeki iklimi, toprağın yapısı, buz tabakaları, mamutların yaşamları hakkında yol göstericidir. Ulaşılması zor yerlere teslim olan bu kalıntıları bulmak, bulunduğu yerden çıkarmak pek de kolay değil. Geçmişin ruhunu taşıdığı düşünülen mamut dişinden, mamut kemiğinden takılar, objeler dünyanın bir ucundan getireceğiniz en eski anılar olabilir.
Olonho-Avatar
Saha Türklerinde kültürel kimliğin canlı hafızası ve geleceğe taşıyıcısı olan Olonholar; doğaüstü varlıklarla, ruhlarla, atalarla iletişim içeren destanlardır. Avatar filmindeki motiflerle Olonho Destanı arasında birçok paralellik vardır: Kahramanın dönüşüm ve uyum süreçleri, ritüellerdeki şamanik unsurlar, doğaüstü güçler, kahramanla doğa arasındaki bağ, doğa ile bütünleşmiş hayat anlayışı…
Lena Nehri
Yaklaşık 4400 km uzunluğuyla dünyanın en uzun nehirlerinden biri olan Lena Nehri, bölge taşımalığında oldukça önemlidir. Başkent Yakutsk şehri, 1632 yılında Lena Nehri’nin kenarında kurulmuştur. Yılın neredeyse yarısında donmuş durumda olan nehir üzerinde yürüyebilir, araç kullanabilirsiniz.
Suyun en kadim şarkısını duyuyordum Lena’da. Kâh içimdeki çocuğun heyecanı zıplatır beni kâh yetişkin ruhum susturur sesimi. Rüzgâr, su, kopuz, at nalı, kuş cıvıltısı… Tüm seslerin oluşturduğu bu senfoniye kocaman ve yakıcı sivrisinekler eşlik etmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.
Altay – Saha Yeri
Her ikisi de Rusya Federasyonuna bağlı bir cumhuriyet olmasına rağmen Saha Yeri’nde ve Altay’da Türklüğe ait, öze ait, bize ait geleneklerin korunduğunu, yaşatıldığını görmek çok güzeldi. Ancak Saha Yeri, Saha dilini kullanma bakımından Altaylara göre daha duyarlı, daha bilinçli idiler. Saha Yeri’nde tabelalar, duyurular, konuşmalar kendini daha çok hissettirirken Altay’da Rusçanın varlığı daha baskındı. Çünkü Sahalar "Bir dilin ölümünün bir ulusun susması" olduğunu biliyordu.
Türk Dizileri
Türk dizilerinin sınır tanımayan güzergâhları arasında buralar da vardı. “Türküm, Türkiye’den geldim.” demenizle size ya bir şarkı mırıldanıyorlar, ya bir film artistini soruyorlar, ya filimden bir replik söylüyorlar ya da Türkiye Türkçesi konuşarak söze başlıyorlar. Isıax bayramı alanında Kazakistan’dan gelen delikanlı ile Kazakça sohbetimize zaman zaman Türkçe eşlik etti. Kendi aramızda Türkçe konuştuğumuz duyan 14-15 yaşlarındaki Saha genci, biz kardeşiz deyip sarılmak istedi. Geleneksel giyimli iki genç kız, Hürrem’i ve Süleyman’ı sordu. Başka ülkelerde de benzer durumlarla sıkça karşılaşırım. Ve her sohbetten sonra bir dahaki sohbeti devam ettirebilmem adına döndüğümde bu dizilere, filmlere bakmam gerektiğini düşünsem de bunu eyleme geçirmem henüz mümkün olmamıştır. Bazen beni de kendilerine benzettiklerinden siz de mi Türk filmlerinden ve şarkılarından öğrendiniz Türkçeyi. Ne kadar güzel öğrenmişsiniz, ne kadar sürede öğrendiniz? En çok hangi filmi izlediniz? gibi sorular sorup dururlar.
Saha Cumhuriyeti Bayrağı ve Arması
Mavi, kırmızı, beyaz ve yeşil şeritlerden oluşan Yakutistan bayrağında; tengriyi, gökyüzünü ve özgürlüğü simgeleyen mavi zemin üzerinde yer alan beyaz daire güneşi temsil eder. Beyaz şerit karla kaplı toprakları ve doğanın saflığını; kırmızı şerit halkın cesaretini, mücadelesini; yeşil şerit ise ormanları, taygaları, doğanın yeniden doğuşunu anlatır. Yakutistan devlet armasındaki, elinde flama/bayrak tutan bir binici görselinde, Şişkino yakınlarında bulunan petrogliflerden esinlenilmiştir. Petroglifteki kızıl flama/bayrak, birliği ve gücü gösterir. Armayı çevreleyen koyu mavi zemindeki yedi eşkenar dörtgen şekil, Saha Cumhuriyeti’nin kültürel çeşitliliğini ve toplumsal uyumunu temsil eden sembolik bir motiftir. Saha Eli’nde yaşayan beş yerli kuzey halk vardır: Sahalar, Evenkiler, Evenler, Dolganlar ve Yukagirler. Ruslar ve diğer gruplar (Ukraynlar, Özbekler, Kırgızlar, Tatarlar…) yerli halk değil, nüfusun etnik çeşitliliğini oluşturan topluluklardır.
Yakutstk’taki bir alışveriş merkezinde Kırgız Türkü karı kocanın işlettiği mağazada kendileriyle Kırgız Türkçesinde sohbet çok zevkliydi. Sohbet sırasında gözümün takıldığı Yakutistan’ın bayrağının ve armasının olduğu şapkanın ikisini de almadan edemezdim. Mutluluk bu işte. Gururla takıyorum.
DÖNÜŞ YOLUNDA
Sıradışı bu yolculukta, zamanın, kültürün ve ruhun penceresinden, el değmemiş doğaya göz değdirdim. Burada insan soğukla ısınmayı, uzakla yakınlaşmayı, sessizlikle konuşmayı öğrenir. Geçmişine değil, köklerine kavuşur. Dönüşümü; Lena’nın sularına, Isıax’ın büyüsüne, sergenin gizemine, alkışın duasına, Olonho’nun eskiliğine, Osuokhay’ın uyumuna, gökyüzünün gölgesine saklayıp buz kağanlığının donmuş topraklarından ayrılıyorum.
KISA KISA
Kışın, herhangi bir meyveyi çekiç olarak kullanabilirsiniz.
Kışın giderseniz geleneksel yöntemlerle buzu kırıp içinden balık avlayabilirsiniz. “Taşı sıkıp suyunu çıkarmak” deyimi burada “buzu kırıp balığı çıkarmak” biçiminde olsa yeridir.
Kışın şiddetli soğuklarda, arabanın motorunu uzun süre kapatmazsanız iyi olur. Çünkü donacaktır.
Kışın giderseniz ren geyikleriyle kızak safarisine çıkabilirsiniz.
Yakutsk, sert karasal iklime sahip bir şehrin klasik bir örneğidir. Ocak ayında ortalama sıcaklık -40°C civarındadır ancak -60°C'ye kadar da düşebilmektedir. Bununla birlikte yaz aylarında şehir +40 °C'ye kadar ısınır. Dolayısıyla buradaki yıllık sıcaklık aralığı 100 °C'ye yakındır.
Okulların tatil edilmesi için termometrenin -52’yi göstermesi gerekir.
Donmuş suların üzerinden aracınızla ya da yayan geçebilirsiniz.
Saha Türklerinde evlilik, ilahi bir görev olarak düşünülmüştür.
Tanrıların yeryüzü için yarattığı ilk canlının at olduğu anlatılır.
Yakutsk, Sibirya'nın bilinen en eski şehridir.
Saha Türkleri, Rusya'daki en büyük yerli etnik gruptur.
Coğrafi zorluklar ve mesafelerin uzaklığından ötürü ülke içinde karayolları sınırlı olduğundan havayolu ulaşımı yaygındır. Lena Nehri üzerinde inşa edilen Lena Köprüsü tamamlandığında ulaşımda rahatlama olacaktır.
Toprağın yapısından dolayı binalar kazıklar üzerine kurulur.
KAYNAKLAR
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yakutistan#/media/Dosya:Flag_of_Sakha.svg.