HaftanınÇok Okunanları
NIKA ZHOLDOSHEVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
Emrah Yılmaz 4
Kardeş Kalemler 5
Coşkun Haliloğlu 6
Coşkun Haliloğlu 7
İstanbul’un fethinde kullanılan Merhum Sultan Fatihin Şahi Topu asrın en büyük ve müthiş buluşuydu. Bu öngörü, bilim ve hayal gücünün birleşmesiyle oldu. Yani çağın ötesindeydi.
Merak ediyorum da virüs çıkmadan önce dünyanın böylesine sarsılabileceği kimse düşünmüş müdür? İtiraf etmeliyim geçmişte de olmasına rağmen ben yirmi birinci yüzyılda böyle bir şey olabileceğini düşünemezdim.
Çocukluğumda bir şeyleri araştırmaya giriştiğim vakit, bu icatların ötesi ne olabilir daha neler bulunabilir, üretilebilir derdim. Sesten hızlı uçaklar vardı bundan ötesi olmazmış gibiydi. Bundan ötesi yok sesten hızlı uçaklar. Eminim bundan yüz elli yıl kadar önce bulunan arabadan ötesini, ileri görüşlü birkaç aydından başkası düşünememiştir. Bu gün bir virüs ü ortaya çıktı yahut laboratuvarda üretildi yahut aşı üretilecek. Tabi bu benim işim değil. Ama bir gün bir virüsün üretilebileceğini düşünmek veya böyle bir hastalığın ortaya çıkacağını düşünebilecek bir hayal gücümün olmasını isterdim. Yapay zeka ve daha bilmediğim nice ilimler ile uğraşılan bu asırda düşünmek gerekir ve gerekirdi.
Evet, bu bize (bana) bir milat olmalı. Uyanışa ve dirilişe bir milat olmalı. Uykusuz gecelere; ilim, bilim ve sanat ile dolu gecelere sebep olmalı. Bunları çocuklarımızın gözlerine bakarak yapabilecek bir hâle gelmeliyiz.
Gen yaşta olmama rağmen bazen çocukluğa inmek adına ilkokul bahçelerinin ardından çocukları izlemek, parklarda torunlarının evlatlarının belki yeğenlerinin elinden tutan büyüklerin tebessümlerini izlemek bana tarifsiz bir mutluluk verir. Şimdi bunları belirsiz bir vakte kadar görmek mümkün değil.
Karantina sebebiyle özgürlüğümüzün belli bir derecede kısıtlandığı bu günlerde elimizde değilmiş gibi görünen her şey elimizde. Ramazana denk gelmesi benzerlik kurmadan edemiyorum bu durum da oruç gibi oruç tutarken teslimiyet içinde değil isek aç ve susuz kaldığımız her ânımıza lanet edip Ramazan’ın geçmesi için gün sayarız. Yok eğer teslimiyet içinde gerçek mânâsına ulaşmaya çalışır isek aç ve susuz kalmak bize çok büyük bir huzur verir. Bana göre bu huzur, sevdiğini ilk günkü kadar heyecanlı beklemenin, yahut onu uzaktan izlemenin - hiçbir zaman haberi olmayacağını bilsen de - onun gülümsediği anda kaybolma isteği duymanın verdiği huzurla eşdeğerdir.
Aylardır âdeta hapis hayatı yaşadığımız evlerimizi ve koronavirüs salgınını; yani olduğumuz yeri durumu hangi dine dile ırka mensup olursak olalım medrese-i Yusuf ’iyeye çevirmek bizim elimizde. Artık yerimizde durup yolculuğa çıkmak gerek. Ark bir yolculuğa - kendi içimizde bir yolculuğa - çıkmanın zamanı değil mi? Oturmanın ne vakti ne zamanıdır. Çokta ötesi değil ama bence en zor olanı çocuklaşmak. Çocukluk saflığına ulaşmak
Farabi Medine tül Fazıla kitabında; olması gerekip sadece bazı insanların varacağı hayalî şeylerden bahsediyordu zira bende de böyle bir durum oldu. Evet, Goethe’nin dediği gibi “ bir destan yazmaya karar verirseniz ona küçük şiirlerle başlamalısınız “
Bu anlayışla; dünya üzerinde olmayan muasır medeniyet yolunda ilerlemenin, destan yazmanın ve bu destana çocukluk saflığı küçük şiirlerle başlamanın vakti.
Her daim Şahi Toplarının ötesine…Zira yarın her zaman geç olmuş ve olacaktır.