HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
İSMAİL DELİHASAN 4
RAHMİ ALİ 5
HİDAYET ORUÇOV 6
YASİN YAVUZ 7
Yeryüzünde belki de en bilinmez veya en tahmin edilemez olaylardan biri hiç kuşkusuz depremlerdir. Ne zaman dünya merkezindeki o meşhur çekirdeğin kaynayacağı, ne zaman yeri yerinden oynatacağı bütün bilimsel çalışmalara ve teknolojilere rağmen muamma olmayı sürdürüyor. Bu bilinmezlik gerçek ama gerçek olan bir başka şey de insanın en kıymetli yol göstericisi olan, olması gereken akıl… Her daim devrede olması gereken… Bilim ve aklın önemi asla unutulmamalı. Bu yalnız depremler için değil elbet. Yönetmek zorunda olduğumuz tüm krizler ve sorunlar için de böyle olmalı…
Bu müthiş savrulmalara, bu ölümcül kırılmaları ancak bu akıl ve aklın üreteceği koşullarla karşı koyabilir, alacağımız darbeleri ancak bu şekilde en aza indirgeyebiliriz.
Ülkemizin yaşadığı ve hafızalarımızda acısı ve korkusu hala taze olan 1999 depremi ne yazık ki ondan da yıkıcı bir başka depremler silsilesiyle hepimizi altüst etti. Binlerce canımızı yitirdik. Güzelim şehirlerimiz yerle bir oldu. Tarihi dokularımız, o şehirlerin sokaklarındaki anılarımız silinip gitti.
Deprem, Maraş, Antakya, Antep, Adana, Adıyaman ve diğer şehirlerimizi sallayıp savurup üzerindeki her şeyi yıktığında kötü haberler peş peşe geldi. Ekranların başına kilitlenmiş milyonlarca kişi oturup dua ettik sabahlara dek. Enkazdan çıkartılan her can için şükredip, çıkartılma ihtimali olan bir başka can için duaya durduk. Dostlarımız enkaz altındayken çaresiz kaldık. Onlardan gelecek iyi haberler için telefonlara sarıldık. Kimi kez sevindik buruk bile olsa ama çoğu kez kahrolduk. Ateş düşen her ocak için başka ocaklar da kavruldu… Bu deprem ve depremle karşımıza çıkan korkunç ihmal ihtimalleri bu kahroluşu daha da derinleştirdi…
Sevinçle çıkılan yolculuklar, heyecanla beklenen şampiyonluklar da bu büyük yıkımın altında kaldı. Kıbrıs’tan sevinçli ışıldayan gözlerle şampiyon olmak için gelen birbirinden aydınlık otuz beş çocuğumuz ve onların yakınları Adıyaman’da otel denemeyecek bir enkazda yaşamlarını yitirdi. Mağusa Türk Maarif Koleji Yıldız Voleybol Takımlarının çalıştırıcıları ve çocukları ile birlikte o şampiyonluk heyecanını yaşamak için Adıyaman’a giden aileler de çocukları ile birlikte aynı acı sonu paylaştı. Onlara ümitlerini sevinçlerini bağlayan onları yaşam sevinci belleyen herkes bunun bir kabus olması için dua etti. Bu kabus değil büyük bir karabasandı ama ne yazık ki gerçek bir karabasan… Hem bir Kıbrıslı olarak hem de Türkiye’mizin pek çok şehrinde dostları olan bir insan olarak günlerce uykular haram oldu. Adıyaman’daki o güzel çocuklarla birlikte diğer şehirlerdeki pek çok okulda kucakladığım binlerce minik kalbi düşündüm. Onlar neredeydi ne durumdaydı? Dua etmekten başka bir şey yapamadım.
Olanda mutlaka insanın bilmediği ve kader denecek noktalar vardır ama ya ihmaller ya hatalar ya suçlar… Onları da kadere mi yüklemeli? Tabi ki hayır…
Ruhu hırsız, eli hırsız olanları, umursamadan o hırsızlıklara göz yumup ortak olan imza sahiplerini ve insanlara ev değil, bina değil adeta mezar inşa ederken vicdanları sızlamayan tüm canileri nefretle kınıyor ve adalete havale ediyorum. Adıyaman’da iki çürük apartmanı birleştirip kolonlarını da itina ile kesip otel diye insanlara sunan o vicdan yoksunlarının asla affı yok. Yalnız onların mı? On şehrin her mahallesinden yükselen feryatlar ve ahlar inanıyorum ki iki cihanda onların tümünün yakasını bırakmayacak.
Mağusa Türk Maarif Koleji Yıldız Voleybol Takımlarının otuz beş güzide çocuğu melekler akımı olarak sonsuzlukta yerlerini aldılar. Yıldızdılar, sonsuza dek parlamak için uçup gittiler…
Onları sevenler ve duyarlı insanlar bu yaşananları ve yaşatanları, buna izin veren bilinçsizliği ve cehaleti asla unutmayacak. Her duyarlı insan yurt dışından can dostlar, bu felaketi dert edinip yardıma koşan yüzlerce binlerce can insan da asla unutulmayacak.
Adıyaman’da yitirilen çocukların anısına İranlı karikatürist Alireza Pakdel’in çizdiği karikatür de bu büyü acıyı yürekten hissedenlerden biriydi. Bu güzel çocukla için yaptığı karikatür öylesine içten öylesine vurucuydu ki herkesi derinden etkilendi. Alireza Pakdel öylesine yürekten öylesine candan hissetmişti ki onları… Şöyle diyordu bir konuşmasında “Ben onlara artık yürekten bağlıyım.”
Bu sanatçı duyarlılığı tüm yüreklere ulaşmalı ve dokunmalı. Vicdan ve sevgi yan yana olunca sonuç mutlaka iyicil ve insani oluyor. Ailelerin derin acısını ve yarattığı müthiş karanlığı sezen Alireza Pakdel “ onların aileleri için bir şey yapmak istedim” diyerek insan yüreğini de ortaya koyuyor. Kıbrıs Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer kurumların yaptığı toplantı sonucu bu karikatürden esinlenilerek çocukların anısına Mağusa’ya bir anıt yapılması kararı alındı Bunun yanı sıra pek çok sokağa ve yerleşim yerine isimlerinin verilmesi de söz konusu. Onlar bizlerle yaşamaya devam edecek…
Kıbrıs, yüzyıllardır, binyıllardır Akdeniz’e bir hançer gibi uzanarak sürdürdüğü sakinliğini bilim adamlarına göre yakında yitirecek. Adanın, altından geçen “ölü deniz” fayının kırılması sonucu ve ne yazık ki kaçınılmaz olarak sallanacağı söyleniyor. Bu bilimsel bir çıkarım. Bir bilgi. Ve bilimsel verilere karşın sorduğumuz soru şu evleriniz, kurumlarınız, okullarınız, otelleriniz nasıl? Sağlam mı?
Yüzyılın felaketi bize bu soruları sormamızı ve cevapların peşine düşmemizi söylüyor. Depremin değil çürük yapının öldürücü olduğu gerçeği tüm topluma benimsetilmeli. Bu bilincin ivedilikle ve çok küçük yaşlarda benimsetilmesinin ne kadar önemli olduğunu artık herkes bilmeli.
Bu büyük felaketin yaralarını sarmak elbette kolay olmayacak. Bu konuda hepimize küçük veya büyük ederimizce iş düşmede... Bu yara başka türlü sarılmaz. Kuşkusuz her şey yeniden bina edilebilir. Ev de iş de kurulur Yiten canlar dışında… Yeniden canlar yitmesin diye bilinçlenmek ve gereğince davranmak artık şart…
Bu büyük acıyı yüzyılın felaketini unutturmasın Allah diyorum... Ve
Dünyanın dört yanından koşup gelen her yardımsevere, bizimle acıyı, yokluğu, gözyaşını, kurtulan canların sevincini paylaşan, bir can daha kurtarmak için cesaretle enkazları tarayan, canlarını hiçe sayan tüm yürekli güzel insanlara teşekkür ediyorum. “İnsan” yüreklerinden öpüyorum…
Giden canlara Allah yüce katında yer açsın, kalan canlara sabır ve dayanma gücü versin.
İnsan olmanın erdemi ve yüceliğini daha çok yüreğin duyması, anlaması ve yaşaması dileğimdir… Dostluk baki olsun…
GİDENLERİN ARDINDAN…
Can yanar candan yanar
Yürek yanar el yanar
Kayan her yıldız için
Ufuk kızıl gök yanar.
Toprak hem ana hem yar
Kıymet bilenedir yar
Bacalar şefkat tütsün
Elbet ocaklar yanar.
Karanlıkta kalanlar
Gün olur güneş doğar
Bu zulmün mimarları
Elbet onlar da yanar.