Sancak Gazeli


 01 Ocak 2019

I

Vahit olanı bilsin, onda kalsın bu sancak

Şahit olanı bilsin, onda kalsın bu sancak

 

Pejmürde dolanıp durmaz gönlü doymuş olanlar

Her kim aya mübaşir, onda kalsın bu sancak

 

Düşmez yere vurulmuş mutmain nefs bin okla

Göğsündeki al kandan Kerbelâ olsun bu sancak

 

Hak rengine bürünsün Sıbgetullah sayılsın 

Olmaz ise bu mümkün, çölde solsun bu sancak

 

Mecnûn gibi aşıp çöller, melâl yüzlü pinhân

Leylâ ile dem a dem aşkla dolsun bu sancak

 

Dost toprağa bulansın, suyla dallar ucalsın

Olmazsa vatan toprak yâda salsın bu sancak

 

Lütfî rûhunu âteş yaktı, sırrını ülkün

Ahfandaki fenâfid-dâvâ olsun bu sancak

 

II

Târih ona âyân, mazi ondan mirastır

Dillerde tek iz’an efsâne olsun bu sancak

 

Uğrunda ne cefâlar çekti serden geçenler

Revâ mı ellerde virâne olsun bu sancak

 

Eyvah ne uğursuz şâdıman, dilde ziyân

İz’an mı bu; sefil, divâne olsun bu sancak

 

Nabzında vuruşurken cengâverler âheste

Hem mestâne, he mi merdâne olsun bu sancak

 

Kavgâdan dönen atlar Şehsuvar’dan haberdir

Serden geçene can, rindâne olsun bu sancak

 

III

Toprak suya kavuşsun, feyezanlarla taşsın

Her damlada zerefşan, turbân olsun bu sancak

 

Umman suya sağır, damla huzurdan donarsa

Zindanları yarıp buzkıran olsun bu sancak

 

Ardından akarak deryâya, dünyaya bolluk

Versin, geri dönüp buğleğen olsun bu sancak

 

Aşk olsa da buhurdan gibi yıllarca tütse

Cennet kokularından ceryân olsun bu sancak

 

Meydanlara nîşan, yolda kalanlara fermân

İlhanlara vezîr, tercüman olsun bu sancak

 

Gâzî ruhuna sâbit kılınıp her savaşta

Kuffâra inecek bozdoğan olsun bu sancak

 

Söz servetini sunsun Şehsuvâr’ın dilinde

Al sancağıma bir tamlayan olsun bu sancak

 

IV

İnsan bu, neme lâzım der, olur yerle yeksân

Kalkıp düştüğü yerden toygar olsun bu sancak

 

Hayfa ki ne zamandır bütün yollar kapanmış

Bir yolcuya bugün mihmandar olsun bu sancak

 

Bir kez de bana dön, bir göreyim pâk yüzünde

Şahlar kıskandıran tâcidâr olsun bu sancak

 

Deryâlar ötesinden nizamat verenden

Pişman olup özünden buyruk alsın bu sancak

 

Kalbinde acı, vicdânında bin bir muhasip

Nefsiyle yağılıp tövbekâr olsun bu sancak

 

Ardında Oğuz’un burcuyla yükselsin arşa

Binsin Burak’a heyy Şehsuvâr olsun bu sancak

 

V

Çalsın mayayı çalsın hep kutalmış nesiller

Sağlam ve ezelî teminât olsun bu sancak

 

Hodgâmlığı fedâkârlıkla örmek saadet

Dervişlere ebedî vasiyet olsun bu sancak

 

Gâzî alperenlerden tövbekârlar seçilsin

Zîşân, ziyâfeşân, ziyâret olsun bu sancak

 

Ehl olmayana vermezler emanet ki elHakk

Bir tek ehliyetten tâlimat alsın bu sancak

 

Beş noktasıdır aşkın, aşkın üç harfidir bu

Yâ Râbb! Fakiri tutsun, tutsun a

                              Tutsun da sarssın

                                            …aşka mûtemet kılsın bu sancak! 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 145. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 145. Sayı