Serdar’ın Eşek Batırdığı Yer


 01 Mayıs 2026


  - Ay bala, yaz bitti, bugün yarın okul açılacak. Sanki tatil falan olmamış, okul da kapanmamış gibi; okudun, yattın, uyandın, yine okudun. Komşuları görmüyor musun? Onlar da senin yaşındalar. Şu Gülnazar’a bak, koyunları için ağıl yapıyor. Maşallah, sanki koskoca adam olmuş. Kitap okuma demiyorum, her şeyin bir zamanı var. Görüyorsun ya, deden gün doğmadan evden çıkıyor, gecenin bir vakti dönüyor. Zavallı ot biçip yığın yapıyor. Bari üstünü sen ört. Yarın kar, yağmur başlayacak. Yığın ıslanır, çürür. Kışın da hayvanlarımız açlıktan ölür. Genire teyze ne kadar sakin konuşmaya çalışsa da sonunda öfkesini bastıramadı:

“Hüseyin’in oğlu âlim olacak. Oku!” deyip elindeki kovayı doldurmak için arka tarafa yöneldi.

Babası hep derdi ki: “Oğlum, çalış oku. Bizim çocukluğumuz çileyle geçti. Gençliğimizde de bir gün yüzü görmedik. Hep okumadığıma pişman oldum. İşimin ustasıyım. Ziraat mühendisi Ferhat’tan da çok şey bilirim. Ama ne fayda, diplomam yok.”

Serdar yerinden kalktı, içinden hesap kitap yaparak Kür Nehri’ne doğru yürüdü. Kıyıda çocuklarla birlikte olta atan sınıf arkadaşı Kalender’ e yaklaştı. Yığınların üzerini örttükleri kamışı nereden kestiklerini öğrenip geri döndü.

Her sabah erkenden azığını, oraklarını alıp akmaz’ a gidiyordu. Akmaz’ ın suyu çekilmiş kısmından istendiği kadar kamış biçmek mümkündü. Tam üç gün Serdar sabah uykusundan vazgeçti, hayatında çekmediği zahmeti çekti; avuç içleri su topladı, yüzü sıcaktan kapkara oldu ve sonunda yeterince kamış biçip demetledi. Hava sıcak olduğundan kamışın suyu çabuk çekildi.

Her şey yolunda gidiyordu. Serdar yaptığı işten zevk alıyordu. Şimdi asıl mesele kamışı arabaya yükleyip getirmekti.

Ne eşekleri vardı ne de arabaları. Kapı komşuları Sedulla’ nın oğlundan izin alıp eşeğini ve arabasını aldı, akmaz’ a doğru yola çıktı. Doğrusu, eşek de sanki yolu biliyordu. Hiç zorlamadı.

Rahatça akmaz’ a ulaşıp kamış demetlerini düzenli şekilde arabaya yükledi. Kaymaması için yanına aldığı iplerle demetleri sıkıca bağladı. Evet, artık geri dönebilirdi. Akşam yaklaşıyordu. Eşeği değnekle dürtüp “Hoşş!” dedi.

Yük o kadar da ağır değildi; eşek arabayı rahatça çekiyor, yol üzerindeki Sünbüllü köyüne doğru ilerliyordu. İnsanlar tarlalardan dönüyordu… Serdar onlarla selamlaşıp yoluna devam etti. Daha 300 metre gitmemişti ki yolun ortasında küçük bir gölet belirdi,  suyu da neredeyse kalmamıştı. Eşek göletin kenarında durdu. Serdar çubukla vurdu. Hayvan kımıldamadı, sanki yere çivilenmişti. Ne kadar vursa da aldırmadı; ayaklarını toplayıp başını eğerek arabadan çıkmak istedi, bunun mümkün olmadığını görünce yere çöktü.

“Herhalde yük ağır geldi,” diye düşündü Serdar. Sinirle arabayı yarıya kadar boşalttı. Eşeğe bir daha vurdu, yine tepki yoktu. Defalarca hem eşeği vurdu hem de arabayı itmeye çalıştı. Bunun boşuna olduğunu görünce kamış demetlerini tamamen indirdi. Uzun kulaklı sanki bunu bekliyormuş gibi ayağa kalktı ve hızla ilerlemeye başladı. Hava kararıyordu.

- Ulan eşek, yüzün kara olsun, emeğimi boşa çıkardın. Şimdi niye acele ediyorsun, boş arabayla gitmek kolay tabii…

Parmağını şıklatsa kan damlardı. Geldikleri yoldan kederle Armudlu’ ya doğru dönüyorlardı.

Şor kanalının yanından 5–10 dakikalık yol kalmıştı, sonra sola döneceklerdi, yarım saatte köye varacaklardı.

Ama Serdar’ı daha beter bir durum bekliyormuş. Yolu dönüp daha 50 metre gitmeden eşek yine durdu. Karşıdaki küçük çukuru görüp geri döndü.

Serdar var gücüyle arabayı itti, eşeğin umurunda bile olmadı.

Hava kararmıştı, çakallar uluyor, köyden köpek havlamaları geliyordu. Arabayı bırakıp köye gitse eşeği çakal-kurt yer, arabayı da çalarlardı. Onu kınayacak, “beceriksiz” diyeceklerdi. Sonra gel eşeğin, arabanın sahibine hesap ver…

Gece ilerliyordu; yorgunluktan, heyecandan ayakta duramıyordu.

Uzakta gökyüzünde bir ışık hüzmesi belirdi, az sonra traktör sesi geldi. Babasını, komşuları traktörcü Mürsel’ i ve onun laf taşıyan, herkese takılan oğlu Seyyad ’ı görünce kalbini sevinçle karışık bir telaş kapladı.

Babası eşeğe bir kez “Hoşş!” demekle, ne zamandır yerinden kıpırdamayan hayvanı harekete geçirdi. Sanki çukur yok olmuştu; yüksüz arabayı çekmek neden zor olsun ki?

O gece eşeğin eşekliği Serdar’a pahalıya patladı. Köyün coğrafyasına yeni bir yer eklenmişti: “Serdar’ın eşeğinin battığı yer.”

Anne babası yüzüne vurmasalar da Serdar’ın beceriksizliği ve köyün dedikoducu kadınlarının diline düşmesi onları da üzmüştü.

Okul açıldığında Serdar daha ilk günden çocukların alayına maruz kaldı. Zebulla sırıtarak:

- Duyduğuma göre Sünbüllü yolunda kendine toprak kapmışsın,  dedi.
Diğerleri de ona katıldı.

Sanki herkes her yerde Serdar’a yükleniyordu. Dersleri iyi olsa da geçen yıla göre çok zayıfladığını hissediyordu. Kitap okumaya hevesi azalmıştı. O gün okul koridorunda kızlarla karşılaştığında onların kendi aralarında bir şeyler söyleyip Serdar’ a bakarak gülmeleri de gözünden kaçmadı.

*          *          *

Serdar okulu bitirip koleje girdi. Eğitimini tamamladıktan sonra askere gitti. Askerlikten sonra Bakü’de çalışmaya başladı. Ara sıra anne babasını görmek için köye gelirdi. Her seferinde biri ya alayla ya şakayla Sünbüllü yolunun ortasında eşeği batırmasını ima ederdi.

Serdar kendisinden iki yaş küçük Nergül’ü, komşuları Bahadır’ın kızını istiyordu. Köye gelişlerinden birinde okul yolunda ona açıldı ve beklemediği bir cevap aldı:

  - Serdar, iyi biri olduğunu biliyorum ama ne anne babam ne de kardeşlerim, dümdüz yolda eşek batıran Serdar’ a gelmeme razı olur.

Serdar’ın yüzü kömür gibi oldu, neredeyse hayattan umudunu kesti. Yüreğinden kara kanlar aktı. O gün köyden şehre döndü; sanki gemisi batmıştı.

Ama Nergül’ün “hayır” cevabıyla sarsılsa da kendinde güç buldu. Başını eğip çalıştı, yavaş yavaş kendine bir hayat kurdu. Ev aldı, anaokulunda öğretmenlik yapan bir kızla evlendi. Anne babası da karşı çıkmadı; düğününü Bakü’ deki salonlardan birinde yaptılar.

Düğünde Serdar’ın arkadaşları, iş arkadaşları; köyden ise aile bireyleri ve yakın akrabalar vardı. Köy adına konuşmalar yapıldı, iyi dilekler sunuldu. En son Serdar’dan bir yaş küçük dayıoğlu Mülki mikrofonu alıp sendeleyerek konuşmaya başladı:

- Dayıoğlu, tebrik ederim. Seni çok seviyoruz. Köyde “Düz yolda eşek batıran Serdar” denince herkes gülüyor, ben ise utanıyorum. Ama biliyorum ki sen saf bir oğlansın.

Serdar’ın damat masasından fırlaması, Settar’ın üzerine atılıp yumruk atması ve onun yere düşmesi bir an içinde oldu.

Tam dokuz yıldır köylerine ayak basmıyordu. Nergül’den “hayır” cevabını aldığı ve dayıoğlunun onu düğünde alaya aldığı günden sonra kalbi kırılmış, köye küsmüştü. Hem de kulağına hoş olmayan sözler gelir diye çekiniyordu. Evlendikten sonra sadece iki kez evlerine gitmiş, her seferinde de gün ağarır ağarmaz çıkmıştı ki kimseyle karşılaşmasın.

Ama bu yıl köye gideceğine, ailesiyle birkaç gün kalacağına kesin karar vermişti. Şükürler olsun; evi barkı, parası, pahalı arabası, ailesi, iki başarılı oğlu vardı… Bırak köy görsün: Serdar da öyle sıradan biri değilmiş ha! Zaten o eski eşek hikâyesini kimse hatırlamaz herhalde.

Dünden hazırladıkları kıyafetleri, erzak çantalarını, anne babasına aldığı hediyeleri, mangalı bagaja koyup yola çıktılar. Çocuklar çok sevinçliydi; hayatlarında hiç gitmedikleri, babalarının doğup büyüdüğü köye sanki yılların hasretini bitirmeye gidiyorlardı.

Köyün yolu komşu Kovaklı’dan geçiyordu. Bu köy çevredeki köylerin en büyüğüydü. Tanınmayacak kadar değişmişti. Asfalt yollar, modern marketler, yeni evler… Ama köylerine giden yol üzerindeki ne eski kolhoz binası, ne çiftlik, ne de pamuk istasyonu kalmıştı. Her yer yeşillik, meyve bahçeleriyle doluydu. Serdar iyice şaşırmıştı.

 Öğle olmuştu. Arabanın içi serin olsa da dışarıda güneş adeta ateş saçıyordu.

Serdar karşıdan gelen 12–13 yaşlarında bir erkek çocuğun yanında arabayı durdurup selam verdikten sonra:

-Armudlu’ya bu yol gider mi? diye sordu.

-Bu yol uzak düşer. Şu elektrik direğinden sola dönün, sonra şor kanalının yanından geçip Serdar’ın eşeğinin battığı yere varırsınız; oraya çok çınar dikmişler, oradan sağa dönün, dümdüz gidin, köyün üstüne çıkarsınız, diye yüksek sesle cevap verdi çocuk.

Çocuğun cevabını duyan Serdar kıpkırmızı kesildi. En kötüsü de şuydu ki; bu sözleri hem Feride hem de Merdan ile Cesur duymuştu…

Eylül – Ekim 2025

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 233. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 233. Sayı