Sessiz Çığlık


 01 Mart 2025

Koşuyor…

Süratle koşuyor ekinlerin arasında. Toprağın sarı saçları eskisinden daha uzun, daha gür şimdi. Zaman, ayaklarının altından kayıp gidiyor. Rüzgârın uğultusu dengesini bozuyor, yalpalıyor. Tekrar hızlanıyor. Ardına dönmüyor. Gözyaşlarını silmiyor. Tökezliyor. Doğruluyor. Kanayan dizlerini ovalamıyor. Alabildiğine ilerliyor. Vakit yok. Siyah bir duman kovalıyor. O, sadece koşuyor. 

Tık tık tık!

Köy öğretmeninin gece gece kapısını kim çalardı?

-Kim o?

-Benim azizim, Kemal. 

Kapı sonuna kadar açıldı. Ev sahibinin kısa şaşkınlığının ardından iki arkadaş şöyle bir kucaklaştı. Uzun süredir görüşemiyorlardı. En son ortak hocaları için düzenlenen vefa gecesi vesilesiyle buluşmuşlardı. Kemal de öğretmendi, edebiyat öğretmeni. 

- Yahu nereden estin de geldin buralara? Zordur yolları, nasıl buldun? 

Ali, arkadaşını içeriye buyur etti.

- Sen bir hafta önce arayıp yeni görev yerine gitmek için hazırlık yaptığını söylemedin mi? E, aracın yok! Nasıl götüreceksin eşyalarını? Arasam yok derdin. Nasıl olsa dönem sonu ben de aldım izin, çıktım geldim. Nasıl bulduğuma da karışma orası benim hünerim, bilirsin.

- Bilmez miyim? diye gülerek mutfağa gitti elinde iki çayla geldi. 

- E, anlat bakalım. Nasıl geçiyor günlerin? Buralardan ayrılık vakti geldi çattı, çok özlersin. 

- Pek iyi gitmiyor Kemal. Özleyeceğimi de sanmam, hatta bir an önce buralardan gitmek için gün sayıyorum. Geldim geleli sevemedim ki. Bir şeye ihtiyacım olsa hemen gidip alamıyorum. Köyden birisinin yolu merkeze düşecek de beni de götürsün diye ricacı olacağım. Hadi kabul etti diyelim, bu sefer şehir merkezine gitmek için iki saat süren engebeli yollar bekliyor beni. Köylüyü desen, cahiller! Hiçbir ortak yanımız yok. Bizim gibi düşünen eden insanlar değiller. Varsa yoksa malları, tarlaları. Çocuklarıyla da pek ilgilenmezler. Başıma atıp giderler. Eğer bir şikayetleri olursa ancak o zaman yanıma gelirler. 

Kemal Ali’nin köylüleri cahil diye etiketleyip hepsini aynı kefeye koymasına şaşırdı. 

- Öğrencilerinden bahset bakalım onlarla nasılsınız? Şimdi bıcır bıcır peşinde koşuyorlardır.   

- Yahu nerde! Doğru düzgün okula geldikleri bile yok. Bir iki okumaya meraklı, notu yüksek öğrenci var ben onlara dersi anlatıp çıkıyorum, diğerleriyle uğraşmıyorum. Kimi dersi dinlemez, pencereden dışarıyı izler kimi bağırır çağırır ders işletmez. Kimi defter kitap getirmez. Bu yaramazlara ceza veriyorum, atıyorum sınıftan. Bunlara bu lâzım.

- Ah, Ali! Sen onlar için çok kıymetlisin. Çeksen kenara tek tek konuşsan, dertlerini dinlesen… 

- Ne dertleri olacak Kemal! Her derdi olanla biz ilgileneceksek kendime ne zaman vakit ayıracağım? Sen gel iki gün dur burada, bakalım dayanabilecek misin?

Kemal bu konuda ne dese Ali’de etkisinin olmayacağını anlayıp, sustu. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar iki dost geçmişi yâd edip hasret giderdiler. 

Sabah Ali okula gidince Kemal de köyü dolaşmak için dışarı çıktı. Köydekilerin çoğu bağ bahçeye gittiği için ortalıkta tek tük insan vardı. Gezecek pek bir yer de yoktu. Köy okuluna doğru giderken kapısı aralık bir avludan kesik kesik hıçkırışlar duydu. Bir çocuğun ağlamasına benziyordu. Başta tereddüt etse de Kemal gönlündeki huzursuzluğa sığamayıp kapıyı tıklatarak içeri girdi. Sızlanış aniden kesildi. 

- Merhaba, kimse var mı? 

Bir süre ses gelmedi. Sonra sabinin burnunu çekişi kendisini ele verdi.  Kemal sağındaki küçük ahırın önüne yöneldi, onu gördü.

- İyi misin, düştün mü yoksa bir yerin mi acıyor? 

Cevap yine gelmedi. Tahmini dokuz yaşlarındaydı. Esmer, yeşil gözlü, çelimsiz bir çocuktu. Yüzü ıslanmış, kolları sıkı sıkıya kendini sarmış, bacakları diz kapaklarından kenetlenmiş, ellerinde yarısı yanmış bir gri defter. 

- Annen baban nerede, kimse yok mu?

Başını kaldırmadı, karşısına geçmiş sorular soran bu yabancıya kaçak bakışlar atmakla yetindi. Kemal ürkütmemek için biraz uzağına tabureye oturdu. Sabırla çözülmesini bekledi fakat çocuk omzundaki yükü bırakamıyordu. Sakladığı bir şeyler var gibiydi. 

Acaba oyuncağı mı kaybolmuştu, arkadaşları oyuna mı almamıştı? Kemal, dertlerinin bunlarla sınırlı kalmış olabileceğini ümit ediyordu. 

- Benim adım Kemal, buraya sizin öğretmeninizi ziyarete geldim. Biliyor musun ben de öğretmenim, senin gibi çok tatlı bir sürü öğrencim var. 

Kemal, çocuğun ilgisinin çekmeyi başarmış gibiydi. En azından çocuğun birbirine kenetlenmiş kolları biraz olsun gevşedi, nefes alışverişleri sakinleşti. Kemal yerinden kalkıp çocuğun yanına gitti.

- Ne güzel bir defter böyle, biraz yanmış sanırım yoksa ocaklığa mı düştü o yüzden mi üzgünsün? Üzülme bak yanımda birkaç sayfası yazılmış defter var sana hediye olarak verebilirim.

Defteri eline alan çocuk, sakladığı sır gün yüzüne çıkmış gibi bir anda haykıra haykıra ağlamaya başladı. Ne dediği tam anlaşılmıyordu ama derdinin büyüklüğü aşikârdı. Sabinin başını göğsüne bastırdı. Kemal elleriyle onun yüzünü okşarken parmaklarının arasından hüzünle karışık iri damlalar birbiri ardına yuvarlanıyordu. Kemal sormadı. Yitirdiği her neyse üstelemedi. Sadece yalnız olmadığını hissetmesi için sıkı sıkı sarıldı. Bir müddet sonra minik bedenin çelimsiz kolları da yavaş yavaş onu sardı. Hıçkırıklar azaldı, hızla çarpan kalp sakinledi. Çocuk kafasını kaldırıp tam gözlerinin içine baktı. Kemal “Çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış insanın insana rapt olduğu cevher.” diye geçirdi içinden.

Dönüş yolunda Ali’ye o çocuğu sordu. Kimsesizmiş zaten, nasıl çıktığı anlaşılamayan yangında birlikte yaşadığı ninesi de ölmüş. Kemal, misafir olarak gittiği köydeki o çocuğun korku ve suçluluk duygusuyla dolu gözlerinde ışıldayan puslu umudu hiç unutmayacaktı. 

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Kasım, 2024)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 219. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 219. Sayı