Seyyad Aran ile Röportaj


 01 Kasım 2020



27 Eylül 2020’den beri devam eden hak savaşımız, Vatan muharebemiz herkesi Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ali Başkomutan Sayın İlham Aliyev’in etrafında birleştirdi, bütün halkın yalnız Karabağ’dan gelen zafer haberlerine bağlanmasına sebep oldu.

Aydınlar ve halk figürleri de bu konudaki görüşlerini dile getiriyor.

Yazar, gazeteci, Devlet Dini Kuruluşlarla Çalışma Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Seyyad Aran’la da bu konuda konuştuk.

***

- Seyyad Bey, Azerbaycan’da ki mevcut vaziyeti, ruh halini nasıl değerlendirirsiniz?

- Azerbaycan, tarihinde belki de, kendisinin en şanlı, şöhretli sayfalarını yazıyor. Biz artık mağlup halktan galip halka döndük. Ülkemizin Cumhurbaşkanı, Ali Başkomutan İlham Aliyev bu gün dünya seviyesinde büyük lider olarak tanınıyor. Rusya, Türkiye, Fransa, Japonya, İngilizce televizyon kanallarıyla yaptığı röportajlarda olduğu gibi, hem ulusal bir lider hem de çok keskin bir mantığı ve görünümü olan bir başkan olarak tanımlandı. Onu aynı zamanda halkının edebiyatını, folklorunu, milli ve manevi değerlerini derinden seven ve kullanan bir devlet başkanı olarak görüyoruz. O, halkın 30 yıldır yaşayan arzusunu bir anın içerisinde gerçekleştirmeğe başladı. Ama bu başarıya, bu neticeye birden bire değil, yıllarca emek vererek, babasından kalma siyasi okuldan beslenerek geldi. O, modern siyasi süreçler hakkında derin bir bilgiye, gözlemlere ve kapsamlı bir analize sahip olduğunu kanıtladı.

Şimdi onun halk konuşmasından, folklorundan beslenerek söylediği sözler cemiyette deyim ve atasözü gibi kullanılıyor. Bu, liderin milletine ne kadar yakın olduğunun ıspatı, aynı zamanda milletin kendi liderini nasıl yürekten sevdiğinin parlak ifadesidir.

Yıllarca Azerbaycan’ın başına çok oyunlar geldi. Benim şöyle bir kanaatim var ki gariptir, Sahl Sunbat’tan bu yana 1300 yıl geçti, aynı yere düşmüşüz. Nede mi? Ermeni meselesinde. Halkımızın güzel bir ifadesi var, kör aynı yerde iki kez düşer. 1300 yıldır, biz aynı çukura neredeyse iki bin defa düşmüşüz, ama yene de düşünüyoruz ki, belki düzeldiler. Tarih ve Ermeni ise her defasında düzelmediğini ispat ediyor. Onlar asırlarca Azerbaycan halkına karşı defalarca yüzsüz hareketlerde bulunmuş, arkadan vurmuştur.

Mesela, Andranik Türkiye’de general rütbesine kadar yükselmişti. Ama Birinci Dünya Savaşında Türklere ihanet etti. Türkler kendi adetlerine göre onu öldürmediler, en alçak ceza vererek kulağını kestiler. Yani bundan başka hakaret yoktu. Ama o kadar “kırmızıyüzlü” millettir ki, o, bununla akıllanmadı gelip Karabağ’da, Nahcıvan’da, İran’da Azerbaycanlıların kütlevi katliamını teşkil etti. Ermeniler defalarca Azerbaycanlılara karşı en vahşi hareketlerle soykırımlar yaptılar.

Zori Balayan Hocalı’ya ilgili hatıralarında duvara çivilenmiş Azerbaycanlı çocuğun derisini soyduğunu ve ölümünü izlediğini hazla yazıyor. Genellikle, zeki bir yazar daha insancıl ve iyi kalplidir. Bir milletin ki, aydını, yazarı bu kadar gaddar, kan içen ise, bu halkla hiçbir zaman yola anlaşmak mümkün olmaz.

- Bazı liberallar, humanistler Ermenilerle barışa çağırıyor, artık düzeldiklerini, tarihten ders aldıklarını söylüyorlar. Sizce, bu, mümkün olabilir mi?

- Bir vatandaş olarak diyorum ki, Ermeni’yle yeniden samimi münasebetle yaşamak katiyyen mümkün değil. Bu şansın üstüne onlar yani kendileri manalı bir şekilde çizgi çektiler. Onlar Karabağ savaşında insanlarımızın başına çok kötü şeyler getirdiler. Ne yapmışlardı ki, günahları neydi onca insanın? Sokratın dediğini esasen kabul ediyorum ki, dünyada pis millet yokdur, pis insan var. Ancak mesele buradadır ki, Ermenilerde balans dehşetli derecede kötüye doğru bozulmuş.

Onlarda kötü düşünen, kötü huylara malik insanlar haddinden çoktur. Bizde Ermeni iyidir demezler, bu Ermeni o Ermeniden biraz daha iyidir derler. Dehşete düşüyorum, karşısındakini bu kadar iyi tanıyan insanlarımız, niye yeniden hata yapıyorlar.

- Ermeni yalnız bize değil, dünyaya karşı da her zaman hain olmuş. Peki dünya niye yine de Ermeni'nin tarafını tutuyor?

- Ne zaman Türklerle Ermeniler savaşsa dünya devletleri her zaman Ermenilerin tarafını tutuyor. Dünyada Ermeni soykırımıyla ilgili efsane uydurulmuş. Güya 24 Nisan da Türkler Ermenilere karşı soykırım yapmışlar. Halbuki onların Türklere ihanetine, Rus Çar ordusundan silah alıb Türklere karşı savaşmasından dolayı 24 Nisan da ferman verildi ki, Ermeniler Osmanlı’nın merkezine doğru çekilsin ve eli kana bulanmış adamlar bu araziden sınır dışı olunsunlar. O göçte, yolda ve muharebede ölenler oldu, Ermeniler bunu dünyaya Ermeni soykırımı gibi takdim ettiler. Onlar diyor ki, aynı gün bir yarım milyon insan öldürülmüş. Bilim adamları arşivleri açıp bakmıyorlar. 1915 yılında Türkiye genelinde ne kadar Ermeni yaşıyordu ki, bunun yarım milyonu öldürüldü? O kadar Ermeni yoktu orada. Ama Ermeni bu mantıksızlığı dünyaya yayıyor ve nasılsa buna da inandırıyor. Kendisini oldukça mazlum, masum gösteriyor. İnsanlığı aldatıyor ve merhamet dileniyor. 

Onlar o kadar ahlaksızdır ki, Hocalı katliamına ait fotoğrafları, rahmetli Cengiz Mustafayev’in çektiklerini bütün dünyaya Ermeni soykırımının görüntüleri gibi yayıyorlar. Hele de bu günlerde Gence’de ki terörde yaralanan, yüzünden kan aka aka gülümseyen dört yaşındaki küçük çocuğun fotoğrafını paylaşarak “Ermeni çocuğu barbar Azerbaycanlıların vahşiliğine gülümsüyor ve diyor ki, siz bizi bir halk gibi mahvedemezsiniz.” diye yazmışlar.

- Ermenilerin elindeki Azerbaycan toprakları Karabağ ile bitmiyor. Diğer toprakların kaderi ne olacak?

- Azerbaycan’daki sorunların çoğu o dönemdeki iktidardakilerden kaynaklanıyordu. Örneğin 1929’da Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin ilk sekreteri Levon Mirzoyan kimseye danışmadan Mehri bölgesini Ermenistan’a bağışladı. Gör, dünya ne güne kalmıştı ki, Azerbaycan’ın başında Ermeni duruyor, o da torpaklarımızı kendisinin dede malı gibi paylaştırıyordu. Böylece Nahçıvan ile kara sınırımız tamamen kesildi. Sinsi Ermeni komplolu bir ülke olarak bizi parçaladı ve Nahçıvan’ı bu güne kadar bizden ayırdı. Bu yara daima kanadı. Sonra Zengezur ve Nahçıvan’ın da onlara verilme konusu konuşuldu. Ama Neriman Nerimanov ve diğer aydınlarımızın sayesinde Nahcivan bizde kaldı. Zengezur’u ise benimsediler.

Biz artık galip halkız, inşallah yakın zamanda diğer topraklarımızı da geri alacağız. Dünya tecrübesindeyse galip gelen ülke dikte etme hakkına sahiptir. Fikrimce, biz en az Nahçıvan’a kara yoluyla serbest gidip, gelebilmek için Mehri den arazi almalıyız. Bu acayib coğrafi bölge aradan kalkmalıdır. Hem millet bunu talep etmeli, hem de alakadar organlar bu konuda düşünmelidirler. 

İkinci olarak katiyen muhtar vilayet meselesi gündeme gelmemelidir. Ve bu yerlerde hem Azerbaycan ordusunun hem de polisin sayısı çok olmalı, hukuk muhafaza organları o yerlerde ciddi şekilde muhkemleştirilmelidir, özellikle sayı itibariyle. Ermeni faşizmi yırtıcı huylu, yılan tabiatlıdır. Eline fırsat düştüğü an intikam almaya çalışır. Buna göre gelecekte de onlara karşı uyanık olmalıyız.

- Son günlerde Ermenistan hakimiyetinin kendi içinde de parçalanma, fikir ayrılığı ortaya çıkmış. Sizce, bu, onları nereye götürür ve savaşın neticesine nasıl tesir edecek?

- Bu parçalanma halihazırda Ermeni hükümetinde siyasi bir kriz yarattı. Onun öncekilerle şimdiki lideri arasında soğuk ilişkiler var. Paşinyan aslında, siyasi şizofrenikdir. Onun dövlet tecrübesi yoktur ve hakimiyete sokaktan gelmiş. Eski cumhurbaşkanları Koçaryan ve Sarkisyan ona özellikle sert davranıyor. Levon Petrosyan ise 1997 yılında demişti ki, Dağlık Karabağ’a şimdi muhtariyet verilmesi kafidir. İşkal edilmiş araziler geri alınmalıdır. Biz Azerbaycan topraklarını uzun müddet işkalde bekletemeyiz. Eğer biz bunu şimdi yapmasak, zaman gelecek, onların dediği şartlara yalvarıp razı olacağız. Şimdi onların hepsi bu söze inanıyorlar. Onlar son derece hilekar insanlardır. Muayyen kurumlar ve bazı tanınmış şahıslar (bazı devlet liderleri de dahil) onları destekliyorlar. Ancak Ermenistan siyaseti bu gün öyle bir girdaba girmiş ki, çıkış yolu yoktur. Ordusu mahvedildi, teknolojisi darmadağındır. Bugün askerleri, subayları ilk hamlede meydandan kaçıyorlar. Askerler kaçmasın diye, topa zincirliyorlar. Onların yüksek rütbeli subayları da anlıyorlar ki, Azerbaycan galip taraftır. Bu yenilgiden sonra onlar hiç bir talep ileri süremezler ve teslim olmaya mahkumdurlar. Ermenistan da hakimiyet çöküyor ve elbette bu, bizim hayrımızadır. Bırak, başları kendi dertleriyle karışsın ve başkasının toprağına girerek, orayı zapt etmenin nasıl acı neticeler getirip çıkardığını anlasınlar.

Ermeniler her tür vasıtalardan istifade ederek Azerbaycan’ı günahkar çıkarmaya çalışıyor. Birkaç kez bunu dinler arası bir çatışma olarak sunmaya çalıştılar. Ama dünyayı aldatamadılar. Bazı politikacıları hala bu konuyu Hıristiyan, Müslüman düzeyine getirmeye çalışıyor. Bu günlerde “Işıklı Ermenistan” partisinin başkanı Edmon Marukyan beyanatında “Gürcistan Ermenistanla hiristiyan dayanışması gösterebilir. Emenistan’a karşı satkınlıkları gelecekde Ukrayna ve Gürcistan’ın karşısına çıkacak.” dedi. Bunlar hayasızca her tür vasıtadan istifade etmeye çalışırlar. Ama hiç bir şey netice alamayacak.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı