Şiirler


 01 Mayıs 2020



Ey Dan Yıldızı

 

Karanlık gecede seni gözleyip

Durmaktan yoruldum ey Dan Yıldızı!

Uzak ufuklara göz gezdirmekten

Nerdeyse kör oldum ey Dan Yıldızı!

 

Öksüz kaderim de geciktin neden?

Kervankıran doğdu, görünmedin sen

Benzedim, yanıldım, gönül verdim ben

Bilmeden vuruldum ey Dan Yıldızı!

 

Ardın sıra koştum sonsuz bir yola

Her adımda denk gelince bir kola

Karanlıkta çok bakındım sağ sola

Her yana buruldum ey Dan Yıldızı!

 

Büsbütün yorulup yıkılırken ben

Bir yıldız parladı ufukta birden

Bu görünen sendin, artık geldin sen

En son seni buldum ey Dan Yıldızı!

 

 

benim tanrım

 

Ben bir zaman kendimden çok uzaktım

Dün bir ışık buldum, ruhuma taktım

Bütün eski tanrıları bıraktım

Şimdi artık bir tanrım var: Güzellik!

 

Bütün eski tanrılara darıldım

Hep mecazi sevgilerden yoruldum

Bir hakikat buldum, ona vuruldum

Dünyada tek şiarım var: Güzellik!

 

Yeni tanrım, sev de beni sevindir

Artık fikrim, ruhum, duygum senindir

Eski dünya, çık gönlümden sonundur!

Çünkü yeni bir yârim var: Güzellik!

 

 

düşkün dünya

 

Tarihlerde öksüz gibi göründük

Yıllar boyu karalara büründük

Yeter artık, ayaklarda süründük

Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!

 

Tarih cellat, kan içmekten yorulmaz

Durduk yere kara zincir kırılmaz

Yazık artık, bu dertlerle durulmaz

Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!

 

Koy kırılsın artık cellat bıçağı

Koy yıkılsın ölüm ve kan ocağı

Dünya olsun özgür ana kucağı

Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!

 

Her bir kanun özgürlüğe bir yağı

İnsanoğlu olmuş insan tutsağı

Silkin, uçsun köleliğin toprağı

Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!

 

 

teller oynadı

 

Bir ben idim, bir sen idin, bir de yamaçlar

Orman yolu, yaprak dolu yeşil ağaçlar

Oralarda omuzlara döküldü saçlar

Esti yaprak, coştu ırmak, güller oynadı

Yüreğimde keman gibi teller oynadı

 

Bir biz idik, bir düz idi, bir de al boya…

Dağ başında uçan kuşlar indiler çaya

Sen dedin ki: “Bütün dünya koy dönsün toya!”

Çaldı kaval, uzak köyde eller oynadı

Yüreğimde keman gibi teller oynadı

 

Duman sarıp örttü gibi dünya karardı

Ara sıra esen bir yel, saçın tarardı

Rüzgârda gezen saçların boynumu sardı

Çaktı şimşek, coştu sular, seller oynadı

Yüreğimde keman gibi teller oynadı

 

 

o nedir?

 

Senden haber alam hak bilen âşık

O nedir ki, sözü vardır, özü yok?

Cevap söyle bu soruya muvafık

O nedir ki özü vardır, sözü yok?

 

O nedir ki, bizlemezsen yarışmaz?

O nedir ki, barıştırsan barışmaz?

O nedir ki; hayra, şerre karışmaz?

O nedir ki, hak görmeye gözü yok?

 

O nedir ki, vakti geçmiş ölmüyor?

O nedir ki; çok ağlıyor, gülmüyor?

O nedir ki; yahşi, yaman bilmiyor?

O nedir ki; tek kendi var, bizi yok?

 

O nedir ki, Allah’ına pul diyor?

O nedir ki, ağasına kul diyor?

O nedir ki, olmaz şeye ol diyor?

O nedir ki; eğrisi var, düzü yok?

 

O nedir ki, söz söylesen alınmaz?

O nedir ki; iğne satar, ip anmaz?

O nedir ki, istediğin bulunmaz?

O nedir ki; arşını var, bezi yok?

 

O nedir ki, ayda kırk gün bağlanır?

O nedir ki, bir haftada yağlanır?

O nedir ki, kapısında ağlanır?

O nedir ki, “Yok!”tan başka sözü yok?

 

O nedir ki, gün boyunca işliyor?

O nedir ki, işlemeden dişliyor?

O nedir ki, her gün bir kul boşluyor?

O nedir ki; oğlan sever, kızı yok?

 

O nedir ki; bir hasırdır, dört duvar?

O nedir ki; bir çağırır, bir kovar?

O nedir ki, gördüğünü boş savar?

O nedir ki, içinde bir izi yok?

 

O nedir ki; defteri çok, işi az?

O nedir ki, bahaneden kurtulmaz?

O nedir ki; okur, duymaz yüz bin yaz?

O nedir ki, kışın gitsen buzu yok?

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı