Şiirler


 01 Mayıs 2020



Dağlar

 

Masal dünyasını yadıma salır

Heybetli, vekarlı, dumanlı dağlar

Deyirem göresin haçandan kalır

Kaçak Nebilerden nişanlı dağlar

 

Kuş konmaz kayalar, uca zirveler

Bulutlar başına yağış sepeler

Bu uzun ömründe görmüştür neler

Yağışlı çiskinli boranlı dağlar

 

Başı bulutlarda yerde ayağı

Laleden köyneği, kardan papağı

Kartallar mekânı, aslan yatağı

Kerem’li Garip’li destanlı dağlar

 

Koca dünyamızın olmuş bezeği

Dertlere dermandır gülü çiçeği

Çıkasın seyrana açar yüreği

Süsenli, sümbüllü, reyhanlı dağlar

 

Kaygan kayalardan töküler sular

Yayılar döşünde koyun-kuzular

Aylı gecelerde ne güzel olar

Ney sesiyle yatan çobanlı dağlar

 

Deve katarları belinde aşar

Dereler içinde yeller uluşar

Kayalar dibinde bulaklar coşar

Kehlikli,marallı, ceyranlı dağlar

 

Bulutlar gürülder ıldırım çahar

Seller köpüklener şarhaşar ahar

Uzaktan boylanıp bir bire bahar

Çevresi dalgalı ummanlı dağlar

 

Biraz geçer geçmez yelden yağından

Bulutlar çekiler arşın takından

Boyun şalı bağlar göy kurşağından

Sefalı, gezmeli, ormanlı dağlar

 

Gece başlarında ay çıhar batar

Ulduzlar bir bire hey gaş göz atar

Deve sürüsü tek yan yana yatar

Kumları incili, mercanlı dağlar

 

Biter yamaçlarda gül, geven, dikan

Yatar zagalarda kurt, ayı, ılan

Verer kalleleri kartala mekan

Kırkılı, kacırlı, terlanlı dağlar

 

Daha tan atarken seher güneşi

Uca zirveleri öper güneşi

Ahşamlar koynuna teper güneşi

Elvan ufuklarda o kanlı dağlar

 

Mecnun’u, Ferhad’ı, dillere saldı

Köroğlu, Babek’i bağrına aldı

Onlardan bize bir hamaset kaldı

Kır atlı, boz atlı, ozanlı dağlar

 

Başında ozanlar kalalar kurmuş

Yağılar karşında bıgların burmuş

Onların ruhudur, belki de durmuş

Göylere yükselen bu şanlı dağlar

 

Tabiat gösterir ne maceralar

Hayrete gark olur baktıkça beşer

Püskürür ağzından kızıl alevler

Bağrı bencileyin volkanlı dağlar

 

Şimdi başlarında kurulup senger

Düşmanla döğüşür koçak askerler

Dalbadal vızıldar kızıl gülleler

Topların sesinden figanlı dağlar

 

Şamî’yem gelmişem yollar uzunu

Ohuram “ey çoban keyter kuzunu

Basmışam bağrıma ilham saznı

Gör neler deyirem boranlı dağlar?..

 

 

şair

 

Her yerinden kalkan şair olamaz

Şairin fikrinde zarafet gerek

 

Tab’ı coşkun ola bakışı derin

Sözünde gül gibi nezahet gerek

 

Rûhu büyük ola, hayâli ince

Yazdığı şiirinde terâvet gerek

 

Sözleri seçilmiş kelamı temiz

Bütün işlerinde asâlet gerek

 

Şairlik san’atın okuyup bile

Gördüğü işinde mahâret gerek

 

İlimden, târihten yaza, danışa

Sözünde gühere şebâhat gerek

 

Şi’rini işiten yürekten coşa

Her ohuyan bula o hâlet gerek

 

Ağlada, güldüre, yandıra , yaha

Şâirde bele bir alâmet gerek

 

Sözleri ağızda su kimi aha

Rûha sefa vere nihâyet gerek

 

Darb’ül mesel ola güzel sözleri

Atalardan ede hikâyet gerek

 

Korhup gizletmeye sözü perdede

Şairde şîr kimi şecâa’t gerek

 

Sözüyle korhuda paşanı, hanı

Cellatlar önünde cesâret gerek

 

İnkılap şâiri, söz bahadırı

Sâbir’le eyleye rekâbet gerek

 

Kalemiyle vura emperyalizmi

Vere âzadlıkdan beşâret gerek

 

Gafletde yatanı uyatmak üçün

Her sözü eyleye kefâret gerek

 

Özgenin şi’rini uğurlamaya

Özünden göstere liyâkat gerek

 

Sözlerin pişire, sonra döşüre

Edebî eyleye riâyet gerek

 

İ’zzetin satmaya mala makama

Hâra gül demeye nihâyet gerek

 

Şairlik bayrakın göye kaldıran

Özünde hissinde risâlet gerek

 

Seve ülkesini, seve elini

Yurduna etmeye ihânet gerek

 

Şâmî’nin sözleri hamı meclisde

Her zaman oluna kırâa’t gerek

 

 

perişan rüzgâr

 

Eğer bir yol sabâ geçse güzel yarın diyarından

Alar öz başına men tek yolun gerd ü gubârından

 

Onu görmek muradıyla güneş de her seher erden

Çıhup hey boylanır bağın bahar gizlin hisarından

 

Bilirsiz çekdiler dâra nece Mansûr-ı Hallac’ı

Menim de gönlümü asmış o zülf-i tabdârından

 

Diyerler bir mesel vardır ki olmaz kefliden hüşyar

Ayılmaz mest olan amma onun çeşm-i humarından

 

Menimle sohbet eylerken gece ay da onu görcek

Utancak kız kimi kaçdı özün gizletti arından

 

Felek ondan cüdâ saldı meni bir ömür ağlatdı

Hemîşe eylerem nefrîn görüm çıhsın medarından

 

Perîşan zülfüne benzer sınık gönlüm perîşandır

Soruş bir âşıkın cânâ perîşan rûzigârınan

 

Senin ol gözlerin zâlim meni mecnûn-ı şehr etdi

Kovar herkes meni görcek daş ile öz kenarından

 

Gönül pervane âşıkdır yanar amma sesi çıhmaz

Alış sen de devâm eyle şikâyet etme yarından

 

Eger o cân alan cânan mezarımdan geçe bir gün

Min il bundan gabak olsa durar Şâmî mezârından

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı