HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
MARUFJON YOLDAŞEV 3
İSMAİL DELİHASAN 4
SEYFETTİN ALTAYLI 5
ZEHRA TAŞDEMİR 6
NIKA ZHOLDOSHEVA 7
SELAM
-Muhammed Mirzabala kardeşime katkı-
Emel kuşu gündoğuya uçarken
Tan vaktinde murat suyu içerken
Seher yeli Altun Dağ’dan geçerken
Turan ellerine selam söyleyin!
Bir güzel görünce göğün elinden
Öpün dalgalanan ipek telinden
Od yurdunun yavruları dilinden
Turan ellerine selam söyleyin!
Baykal’da görünce ördek izleri
Hatırlayın söylediğim sözleri
Mavi göğün turnaları, kazları
Turan ellerine selam söyleyin!
Hasretli gözlerle Hazar sağ oldu
Kalbimiz hasretle yanardağ oldu
Dillerimiz “Turan!” diye yoruldu
Turan ellerine selam söyleyin!
Yıldızlı bir gök, taç; ay, üstte pare
Şu al yağlığımı götürün yâre
Turnalar, turnalar bizden bin kere
Turan ellerine selam söyleyin!
ÜLKEM
Zirveleri bulutlara dayanan
Dağlarında buzları var ülkemin
Gökyüzünden ipek göynek giyinen
Tarlaları, düzleri var ülkemin
Verimli toprağı, geniş çölleri
Çalışkan erleri, yiğit elleri
Büyük gemileri, demiryolları
Geçitleri, gizleri var ülkemin
Kızgın deniz oynar ayaklarında
Işık saçar petrol, topraklarında
Tarihlerin altın yapraklarında
Tatlı tatlı sözleri var ülkemin
“Yanardağlarında alev coşarmış
Ona kulluk için eller koşarmış
Bir zamanlar ülkem özgür yaşarmış!”
Bu yollarda izleri var ülkemin
İpeği kızların başında perde
Özgürlük dilerler hem de her yerde
Bu vatanı cümle cihan sever de
Yalnız bizde gözleri var ülkemin
SEVDİĞİM
-Azerbaycan bayrağına-
Altın göğsü hilal, yıldız ışıkları öpünce
Zirvesinden Şah Dağı’nın gün doğuşu görülür
Merhametli güzellikler Tanrısı tek, pek ince
Bir narayla gönüllere selamları kurulur
O yerlerde gardaşları, yâran kullar bekliyor
Yeşil donlu, mavi gözlü, al yanaklı sevdiğim
Can alıcı bir görkemle dağ başında durunca
Sevdiğinde bahar yeli dağıttığın telleri
Nazlı elin omzundaki saçlarına vurunca
Birer birer seviyorsun bütün Turan elleri
Altaylardan, Altun Dağ’dan doğan seller bekliyor
Yeşil donlu, mavi gözlü, al yanaklı sevdiğim
Güneş ile dört bir yana ışık saçmak istiyor
Ara sıra dalgalanıp göğe uçmak istiyor
Kollarıyla Türkistan’ı bütün koçmak istiyor
Yeşil donlu, mavi gözlü, al yanaklı sevdiğim
DÜN O GÖZLERDE
Dün o gözlerde inleyen sevgi
O bakışlarda titreyen hülya
Gülüşünden uçan samimiyet
Varlığından gülümseyen sevda
Ruhunu sararak esirin eylerdi
Utanıp da al gül gibi kızaran
Şu yanaklar bahara benzerdi
Gül dudaklar eser, susar, utanır
Gözlerin bildirirdi her derdi
Hem de pek şairane söylerdi
Saçlarından öpünce aydınlık
Dudağından gülümsüyordu hayat
O zaman ben senin esirin idim
Çünkü masum idin fakat heyhat!
Şimdi her şey havaya savruldu
Büyüdün, bir kederde şen oldun
Dille “Sevdim!” diyorsun şimdi fakat
Dinmemiş gözlerinden anladığım:
Aşk yok, zevk yok; yeter, git, git!
Nerededir gördüğüm samimiyet,
Niye yavrum riyaya çevrildi?
KARA GÖZLER
Bugün oldu beş yıl tamam
Oruç tutmam, namaz kılmam
Sabah akşam yalnız duam:
Gözler, gözler, kara gözler!
Göklere etmem itibar
Beş yıldır gönlüm ahu zar
Tanıdığım bir Tanrı var:
Gözler, gözler, kara gözler!
Dileklerim erken soldu
Gönlüm feryattan yoruldu
Ne istedim, neler oldu…
Gözler, gözler, kara gözler!
Siz bir güzellik Tanrısı
Bense kadersiz birisi
Gönlümün ilham perisi
Gözler, gözler, kara gözler!
MUHABBET ÂLEMİ GAMDIR
Muhabbet ülkesi, gam diyarıdır
O diyarda ağlayan çok, gülen yok
Böyle parça parça gönül çırpınır
Ağlıyor mu, gülüyor mu bilen yok
Felek beni öyle güne saldı ki
Bilmiyorum yaşasam mı, ölsem mi?
Yazık gönlüm öyle hâle geldi ki
Bilmiyorum ağlasam mı, gülsem mi?
Muhabbet ülkesi, gam diyarıdır
O ülkeyi dolaşırım bilerek
İçin için aşk kalbimi yandırır
Yanıyorum sevinerek, gülerek
Gözüm ağlar, dudaklarım gülümser
Bilmiyorum yaşasam mı, ölsem mi?
Yaşamak isterim, ölüm beklerim
Bilmiyorum yaşasam mı, ölsem mi?
Denizler ardında güneş nur saçar
Bahar gülümsüyor, çiçekler açar
Hayat oynaşıyor, dirilik uçar
Geçmiş zamanlarım gözümden geçer
Çocukluğum, oynadığım, güldüğüm
İğne gibi yüreğimi delerek
Gözüm ağlar, dudaklarım gülümser
Bilmiyorum ağlasam mı, gülsem mi?
Yaşamak da ister gönlüm, ölmek de
Bilmiyorum yaşasam mı, ölsem mi?
OLMASIN
Pek az süren baharımın canlı çiçeği, sevimli
Suna’ma, gönderdiği çiçeklere karşı yadigârım
Bülbülünden ayrı düşmüş kızıl gül
Bu hicrana kimse düçar olmasın
Keşke yavrum son günlerin sevinci
Böyle kısa, böylesi dâr olmasın
Sensiz gönlüm feryatlardan dert yanmaz
Çaylar dursa gözyaşlarım dayanmaz
Gülşen olsa dünya, gönül uyanmaz
Sensiz yavrum artık bahar olmasın
Dünkü gülşen, yarın hazan; bekle, bak
Dünkü insan, yarın yerde boz toprak
İlkbahardan kalmış birkaç gül, yaprak
Sakın yavrum son yadigâr olmasın
Belli şey ki hayat beş kara gündür
Bensiz gül, ağlama, gönlümü dindir
Cismim toprak olsa ruhum senindir
Sevgimize yokluk mezar olmasın
EY DAN YILDIZI
Karanlık gecede seni gözleyip
Durmaktan yoruldum ey Dan Yıldızı!
Uzak ufuklara göz gezdirmekten
Nerdeyse kör oldum ey Dan Yıldızı!
Öksüz kaderim de geciktin neden?
Kervankıran doğdu, görünmedin sen
Benzedim, yanıldım, gönül verdim ben
Bilmeden vuruldum ey Dan Yıldızı!
Ardın sıra koştum sonsuz bir yola
Her adımda denk gelince bir kola
Karanlıkta çok bakındım sağ sola
Her yana buruldum ey Dan Yıldızı!
Büsbütün yorulup yıkılırken ben
Bir yıldız parladı ufukta birden
Bu görünen sendin, artık geldin sen
En son seni buldum ey Dan Yıldızı!
BENİM TANRIM
Ben bir zaman kendimden çok uzaktım
Dün bir ışık buldum, ruhuma taktım
Bütün eski tanrıları bıraktım
Şimdi artık bir tanrım var: Güzellik!
Bütün eski tanrılara darıldım
Hep mecazi sevgilerden yoruldum
Bir hakikat buldum, ona vuruldum
Dünyada tek şiarım var: Güzellik!
Yeni tanrım, sev de beni sevindir
Artık fikrim, ruhum, duygum senindir
Eski dünya, çık gönlümden sonundur!
Çünkü yeni bir yârim var: Güzellik!
DÜŞKÜN DÜNYA
Tarihlerde öksüz gibi göründük
Yıllar boyu karalara büründük
Yeter artık, ayaklarda süründük
Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!
Tarih cellat, kan içmekten yorulmaz
Durduk yere kara zincir kırılmaz
Yazık artık, bu dertlerle durulmaz
Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!
Koy kırılsın artık cellat bıçağı
Koy yıkılsın ölüm ve kan ocağı
Dünya olsun özgür ana kucağı
Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!
Her bir kanun özgürlüğe bir yağı
İnsanoğlu olmuş insan tutsağı
Silkin, uçsun köleliğin toprağı
Kalk, kalk, kalk düşkün dünya!
TELLER OYNADI
Bir ben idim, bir sen idin, bir de yamaçlar
Orman yolu, yaprak dolu yeşil ağaçlar
Oralarda omuzlara döküldü saçlar
Esti yaprak, coştu ırmak, güller oynadı
Yüreğimde keman gibi teller oynadı
Bir biz idik, bir düz idi, bir de al boya…
Dağ başında uçan kuşlar indiler çaya
Sen dedin ki: “Bütün dünya koy dönsün toya!”
Çaldı kaval, uzak köyde eller oynadı
Yüreğimde keman gibi teller oynadı
Duman sarıp örttü gibi dünya karardı
Ara sıra esen bir yel, saçın tarardı
Rüzgârda gezen saçların boynumu sardı
Çaktı şimşek, coştu sular, seller oynadı
Yüreğimde keman gibi teller oynadı
O NEDİR?
Senden haber alam hak bilen âşık
O nedir ki, sözü vardır, özü yok?
Cevap söyle bu soruya muvafık
O nedir ki özü vardır, sözü yok?
O nedir ki, bizlemezsen yarışmaz?
O nedir ki, barıştırsan barışmaz?
O nedir ki; hayra, şerre karışmaz?
O nedir ki, hak görmeye gözü yok?
O nedir ki, vakti geçmiş ölmüyor?
O nedir ki; çok ağlıyor, gülmüyor?
O nedir ki; yahşi, yaman bilmiyor?
O nedir ki; tek kendi var, bizi yok?
O nedir ki, Allah’ına pul diyor?
O nedir ki, ağasına kul diyor?
O nedir ki, olmaz şeye ol diyor?
O nedir ki; eğrisi var, düzü yok?
O nedir ki, söz söylesen alınmaz?
O nedir ki; iğne satar, ip anmaz?
O nedir ki, istediğin bulunmaz?
O nedir ki; arşını var, bezi yok?
O nedir ki, ayda kırk gün bağlanır?
O nedir ki, bir haftada yağlanır?
O nedir ki, kapısında ağlanır?
O nedir ki, “Yok!”tan başka sözü yok?
O nedir ki, gün boyunca işliyor?
O nedir ki, işlemeden dişliyor?
O nedir ki, her gün bir kul boşluyor?
O nedir ki; oğlan sever, kızı yok?
O nedir ki; bir hasırdır, dört duvar?
O nedir ki; bir çağırır, bir kovar?
O nedir ki, gördüğünü boş savar?
O nedir ki, içinde bir izi yok?
O nedir ki; defteri çok, işi az?
O nedir ki, bahaneden kurtulmaz?
O nedir ki; okur, duymaz yüz bin yaz?
O nedir ki, kışın gitsen buzu yok?