ŞİİRLER


 01 Eylül 2023


***

Penceremden;

Dağ görürüm uyuklayan,

Gök görürüm üşüyen,

Işık görürüm yetmeyen,

Elimi uzatırım

... anlarım.

Yağıyor tekrar kahverengi kar,

Annemi görürüm özleyen,

Kirpiğim dokundu mu ki?

Yıldızlar görürüm düşen.

Göğünü görürüm yurdumun, 

Gözümden akıp gidiyor...

Geçen hayatım kar yığını gibi,

Pişmanlık görüyorum, gözbebeğim...

   

Benim önümde boş bir bardak

Dişlenmiş elma dilimi

Ve yalnızlık,

Morali bozuk

Köşede otur hȃla gece.

Hepsi de benim kaybım

Hepsi de benim suçum...

Terliğin yorulan sesi,

Alkış verir tabanda.

Havaya asılı durur ışık,

Bütün gece bekler tavanda

Parmaklarım sarardı

şişeler düşüp elimden,

Atlayıp iner yere.

...Yalvarırım, yakarırım tekrar.

Kalbimi asmıştım 

                           güneşe,

Sabah yıkamıştım,

Kurumamış halde hȃla,

Durur göğsümde damlayarak...

 

 

 

Ardahan

 

Kız, gözünün beyazı gibi kar, 

Gözbebeği gibi gece, bakıyor

Göçen bulut ile tarlaya...

Gökyüzünün gözleri bulanıktı.

... Ardahan’a benziyorum, onun dağ ile Kura’sına,

O da bana benziyor, duruşuma, bakışıma, 

Ağır bastığım adımıma,

         Neşem ve kederime;

Ardahan yalnız yürür, koltuk altına geceyi gizleyip,

Ardahan, bazen evimin yanından geçer üzülerek,

         Gözünden Kura akıp,

Ak düşer mevsimsiz kara saçına,

Ardahan sigara içer, dudağı kuruyup,

Yolcuları bekler ve yolcu eder elini sallayarak...

Ardahan’ın omzuna kargalar konarak uyur,

O yürüdüğü an paçalarından karını silkeleyerek yolda durur.

Her gün sırtını gece rahatsız eder, yuvarlanır, uyuyamadan sabahı arar,

         (Gecikmeden gelseydi...)

Dolaşan köpeklerle yürür, kedileri okşar,

Çay içer vurarak kadehini

         kadehine ay’ın. 

 

Ardahan’ı aramaz, Almatı ile İstambul,

Onun donan gönlünü ne yapsın, Aralık’ta kışlarken...

Ardahan, evimin yanında duruyor şuan, sessiz koridorlar.

Gelin üşümeyin çay koyarım,

Sabah gelene kadar geceyi içeriz...

 

 

DERT

 

Annesi kızmış çocuk gibi öfkelenen buluta, 

Gözünü batırarak, yalandan gülen şair

canı yorularak, susadı... dua et, bir yudum...

Oturursa – sandalye, kalkarsa – ağaç...

                                                          Ah, tövbe!

Kalemi kanayıp, damlayan mürekkep gibi kaderi...

Şiiri dua, ince kağıdı ise açılan avuçları...

Elif gibi, kalemi ile gölgesi, bükük, üşüyerek

yazı dizelerine basmaya korkar, kan damlar mı diye 

Mecnun yürüyüşlü kalemin tabanından...

Aradı, 

      Arayacak,

Bulur aşkını, can yarini,

Şemsiye kirpiğini yağmura açıp, bekler...

Ecelin, görmek olarak bilir aşkının yüzünü...

Vatanına acele eden çocuğun adımı gibi vakit

koşarak, düşerek, omuzumu iterek gidiyor. 

Arkandan yetişemiyorum hey, baht!

Ben bugün, acele eden saatin upuzun yoluyum,

kalbimin musluğundan her an kırmızı kan durmadan damlar, koyu karanlığa,

Her gece rüzgar sinmiş camda, öter durur can kuşum, 

Aşkım, sendeki yol sonsuz; bendekiyse kısa,

Nereye baksam, tek sana ait bir mühür...

Kurtar, tükendim;

       Yüreğimde okyanus, gözümde deniz...

Leylek gibi kağıtlarım ancak

derdime derman olarak

Yusuf gibi kuyuda kalan kalbime 

Gökyüzünü göstererek uçarlar kirpiğime konarak...

Ey meyhanenin hizmetkarı, yorulan garibe şaraptan doldur lütfen,

Zaten, dertliyim halkımın hasretini bana ver, alıp gideyim... 

Kara eldivenim ile kara başlığımı çıkarıp,

Tüfeğimi kaybederek, 

Kara yazılarım dönüşüp kuğu kanadına,

Keşke sarhoş olsaydım;

Yıldızlar büyüyerek annemin kaynak gözleri gibi,

Gökyüzü berraklanıp,

Keşke, ay alnını öpseydim, ak saçlı...

Biliyorsun, kendinin kainat olduğunu,

Dikkat et,

Evinde kalırken, yatağın, bulaşıkların ile masan 

içine sinip gitmesin diye, dikkat et...

Her şey parmak ucunda, yüreğin dokunmasın,

Hatta, sokakta yürürken 

birisi sigarasını bıraktığında yüreğine düşebilir.

Dizilerek gözün kıyısına gemiler,   

durduğu anda yolcular damlayıp düşebilir,

O an, aç yüreğini aşk nuru yağar gökyüzünden...

Her şey kendi lisanıyla konuşur, 

Mesela,

Kağıtlar, tozlar ve hava zerreleri

Hepsinin diyeceği aynı, hakikat...

Evimin köşesini gezen örümcekler

Rüyama girerek, kıştaki sisin nefesinde

uyuyan çıplak ağacın dalları olarak,

Gerçekte ise, onlar ayaklarımın altında ezili kalır... 

“Ölümden korkar mısın?” dedi bir dostum,

Bedenim, vatanımın toprağı,

Ruhum, bir yudum nefesi,

Kemiğim, Tanrı dağının bir taşı ise,

niye korkayım!.. 

 

 

 

***

Abim sigara içiyor.

Ben; gökyüzünü, dağı, şubatı...

Kirpiğim külünü düşürdü,

Yollar yolcusunu arıyor.

Karşılıyorum geçmişi,

Kucaksız, gülsüz, ışıksız...

Dönüştüm bugün Şubata,

Kalbim ışıksız seherlerden...

Buharlaşan aynada ben varım,

Çizebilirsin soğuyan yüreğin resmini.

Yıldızdan yağan pırıltı

Çırıl çıplak olan gözümü yıkar...

Deniz gibi canımı örten gece,

Beyaz sabahtan beri neyi 

ve kimi bekler?

Yalnızlık değil, o uğuldayan kapıdır,

Yüreğim değil, gece soğuk...

Benim vaktim dondu soğuk camda, 

okşayarak hayatı;

Baharı uzak, kışı upuzun...

Ben kar değilim...

Sadece, canım üşüyor azıcık. 

 

 

***

Gece – sakin, sessiz.

        Hayal kokuyor.

Yüzüme yumuşak kar dokunur,

        Kar öper narince.

Kuruyan kitap harf kokuyor,

Yazarak ölseydim,

        Severek ölseydim,

Bükük – koyu ışık gözünü alamadan 

Bakıyor kar desenlerine...

Gece – derin,

        Gece – uzun, uzak...

Tanırım beyaz nuru, sökülmüş bulutlardan,

Nem emen gökyüzü – ezilmiş,

Düştü kurumuş kar;

Acıdan uzak,

       Gariplikten uzak,

               Benden de...

Yağan kar harfe benzeyip,

Konuyor bembeyaz şiire...

 

 

Nefes

 

Dona kaldığım, üşüdüğümden değil,

Ayaz ısırıyor pantolonumu tutup.

Ben sadece buz tutmak istedim

Kederlenmek istedim hiç amaçsız.

 

Hiç kimsenin suçu yok bunda,

Hayatın da yok bununla ilişkisi.

Karın yağışını izliyordum,

Suretini okşayıp dualı mührün...

 

Üşümek istedim, üzülmek istedim

Korktum, ürktüm çoğunluktan.

Derviş bakıyor bugün yine

İnsan hayatına köpeğin gözünden.

 

Dondu, üşüdü tüm yaratılış

Evrenin kucağına soğuk gam girdi.

kara kedi gibi gece çıktı aniden karşıma

Okşamak istedim, ısıtmak istedim.

 

Ak görünümlü ışıldıyan kristaller,

Kış resmini çizmiş midir?

Üşüyen ağacın eline üfledim 

Ben niye ayazında kalmadım kışın...

 

Hasta mı olmak istedim yoksa iyileşmek mi?

Bence gökyüzünden kanatlar düştü.

Bilmiyorum, bugün donduğum hȃlde

Sezmek istedim kışın yüreğini...

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 201. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 201. Sayı