ŞİİRLER


 01 Eylül 2023



Gece. Tren odası. 

Dört yer vardır

Biz ikimiz. 

Takır tukur, takır tukur,

Atılır demir tulpar

Dışarda kar. 

 

Sırt aşağı dökülen çift örgü saç, 

Öykünür birbirine dört yaylı kaş. 

Dört elin on parmağı yan yanadır,

Dört göz de büyülenmiş yanmaktadır.

Dört kulak dikkatlice fısıltıyı, 

Büyük hazla dinliyorlar. 

Burunlarda sıcak nefes, 

Demir yol, tren gibi 

Sen, bir de ben… 

Dört dudak arasında 

İki dil 

titreşiyor… 

 

Şafak söküp, güneş doğar,

Sırt vermiş ahşap, kerpiç duvar. 

Yakıyor kudretli aşkla humar. 

 

Üç, dört, beş, çok…

Tren sallar beşik gibi, 

Göğüste od. 

 

Gece. Tren odası. 

Dört yer vardır

Şimdilik biz ikimiz.

 

 

 

GÜZ BESTESİ

 

Kaysılar sağda solda, 

Örtünmüş “kızıl” örtü. 

Genç yiğit gelir yolda

Yârine olan dürtü,

Heyecan verir bolca. 

 

Bir bozkır kucağına, 

Duruyor sığmayarak

Bozkırlar kavun yüzlü; 

Kocaman sanki kabak. 

 

Karpuzun dilimini 

Ya pişmiş olgun narı

Andırır şu bozkırlar

Kıpkızıl kızıl yarı. 

 

Kokusu genzi yakar, 

Tokluk var, hasat vakti. 

Çeşmeden bir kız vakar

Su aldı, gönül aktı. 

 

 

 

 

MUTLULUK

 

Ne mutluluk… muştu ile koşturdu, 

On yıl çocuk doğurmamış şu yengem, 

Yüz akıyla,

doğurarak oğlan çocuk coşturdu.

 

Güneş mutlu dizlerine konarak,

Gülümserken, aldı bebek sevgisi. 

Değil oğul gün doğurmuş gibi de

Kamaştırdı gözü güneş övgüsü.

 

…Çıktı öne işte biri. O abim, 

 “Düşmüş benim burnumdan ha, bu sabi.” 

dedi sonra kalpağını kaldırıp, 

Yârini, 

Oğlunu, 

Odayı da

Dünyayı da

Yüzünden

Sevinç ile öptü resmen saldırıp. 

 

 

 

***

 

Canımı bırakmayan rahatına, 

Hoş gelir gülmesinin ses sedası.

İlgimi çeker kızın yanık yüzü, 

Hem perde ardındaki her edası.

 

Yüz yüze gelsek yolda apansızın,

Coşar kan, yürütmez kar sisi gibi. 

Kaçınır o da ben de çekiniriz, 

Kızarır yüzümüz de pişi gibi.

 

Kararsız, hâlsizlikten edemezsem

İçteki taşan aşkın ilanını,

Tomurcuk açamamış lâle gibi 

Bekleme şu baharın ilamını… 

 

Canımı bırakmayan rahatına, 

Hoş gelir gülmesinin ses sedası.

İlgimi çeker kızın yanık yüzü, 

Hem perde ardındaki her edası. 

 

 

 

 

KIRGIZ

Tulumdan kımız doldurdu, 

Kâseye zehir koyuldu.

Mezara gömdük dese de 

Ölmemiş şanı duyuldu.

 

Atılıp uçsa Miñ-Kuş’tan, 

Taş değdi hedef şaşırtan. 

Öldürdük gayrı dediler,

Üredi Kırgız kışırdan. 

 

Ayağın Kırgız kayınca, 

Terazi yıldız çıkınca.

Bitirdik artık dese de 

Suyundan çıktın sıkınca. 

 

Kınından kılıç çekildi, 

Kırıldı Kırgız, kırıldı. 

Ufuktan güneş çıkanda, 

Lalezar oldu, dirildi. 

 

Azaptan tekrar bilendi, 

Argımak ata bağlandı, 

Yüzünde oynar alev, od, 

Yıldızca hayat sağlandı!

 

 

 

 

 

ÖVÜL ATAYURT’UNDA

 

Suyun sultan, havan emir asil yer, 

sırrın, sihrin bilmeceli bir kudret. 

sevimlice güzelliği an, virt et. 

 

Kayalarda gördüm görklü kalpağın

Atalardan miras kalan balbalım. 

Sana ait ben bir avuç toprağım. 

 

Kıvanç, kaygım sinmiş bütün boyuna

Göbek kanım gözyaşımla çıkandım. 

Arılanıp Ay-Kölü’ne yıkandım. 

 

Bin bülbüllü ovan da var bin pınar 

Her köşende yaşanıyor an, dirlik, 

Avazını yücelterek at bindik. 

 

Aziz, kutlu görklü talih kuşumsun

Âlemlere uç göklere, durma hiç. 

Ay da sevip Güneş gülsün, sorma hiç. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 201. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 201. Sayı