Şiirler


 01 Eylül 2019

İpek Yolu

Pencereden ufku gözlüyorum

İpek perde okşar yüzümü.

Her bir surat düşte görülmüşçesine

Bize kervan nasıl gelsin ki!

 

Sihirli nurlar saçan Çin’den gelen süslü kumaş

Soktu birden canı ısıtıp.

Bolgar’ımın asil bel bağlarını

Yere seriyorum uzun bir yol şeklinde.

 

Bozkırın yıpranmış otları

Dokunmuş gibi oluyor yanağıma;

Yumşan kokusu geliyor bir yerlerden

Etrafıma bakıyorum.

 

Buzlu dağların nefesini üflemekte

Perdenin gümüş ipleri.

Kırmızı halıya nasıl sinmesin ki

Tehlikeli geçişlerin rüzgârı, karı.

 

Yüzüme yumuşak bir şekilde dokunmakta

İpek perdelerin dalgası.

Buğulu gözde yer edinir gibi

Alevli kül savurarak yanan çöl kumu.

 

Sabi gibi ipek kenarını gözlüyorum

Neyi bekleyerek… kervan hala yok…

Birden bire ülkeler yolunu kaybederken

Feryat eder son kılavuz.

 

Kavga etmek dünya sahnesinde

Yeni etiketler oluşturmakta.

İpek perde inince 

Acı ve utanç var oyunlarda.

 

Duyulmakta yılan tıslaması

Аh! diye ses vermekte taş sinem

Neden böyle içten sızarak

Güpegündüz sayıklıyorum uyanık halimle.

 

Sahralarda susayıp serap görmek gibi

Almaya başlıyorum kanın ve yaşın zevkini

Yaramı diken ipek ipler gibi

Kımıldamakta bedenim yürek gibi.

 

Pencereden büyük yolu gözlüyorum

Hindibanın başını kesiyor rüzgâr

Oysa ben perdelere dokunarak

Bir hoş olmak istemiştim ki.

 

 

Kucaklama

Kinli insan bağrında yaşar zehirli gücü gizleyerek

Neler yapmıyor ki münafık bizi dost gibi özleyerek.

 

Kollarını açıp atlamakta, sanki uçuyor

Gülümseyip selam verince, karnına teperek yoluna devam ediyor.

 

O kucaklayınca canına aziz olan gömleğinde leke kalıyor

Münafık tarafından ezilerek ah, Peygamber çiçekleri soluyor!

 

Gülen münafığın boğazında öd duruyor 

Kucaklarmışçasına o, boğarak öldürüyor.

 

Şeytani zatın gönlünde şüphesiz yalan ant yatıyor

Kirli yeninden aniden tabanca çıkıyor.

 

Kara düşünceler düşünen karanlık dolusu kucakta

Kendisini özgür hissetmekte kana susamış bıçak da.

 

 

Dur kalem, iradesizce kâğıdın yüzünü kaşıma,

Yeni yürümeye çalışan torunum karşıma geliyor.

 

 

Ceza

Canı acıtan böyle bir cezanın varlığını

Şeytanın kulağına kim söylemiş?

Elimden düşürmediğim bembeyaz kâğıt

Kim söylemiş de parmağımı kesmiş?

 

Kendimden geçip acı çektim

Sessiz kaldım bir an.

Bir savaşta alınan nasip yara

Sızlar mıydı bu kadar?

 

Sağa sola vuran acılara

Eklendi vicdan azabı da.

Çeşitli emeli bulan Yazgı Hanım

Neden böylesine öç almakta?

 

Gecikmeden acı uyarmaya

İstemiştir benim gibi mahlûku

İman nuru sinen kâğıt yüzünü

Kirletecek günah kaldı mı?

 

Susamıştır belki yüreğimden

Dökülmeden kalan şiirler

Tesadüfe mi inanarak avunayım?

Oysa kırk tane var şüphem.

 

İşaretli günaha

Karşı koyma yolunu bulan mı var?

Elimden düşmeyen kâğıt parçası

Parmağımı kesti aniden.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 153. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 153. Sayı