HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
HUDAYBERDİ HALLI 3
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 4
İSMAİL DELİHASAN 5
Cabbar Eşankul 6
Ülkü Taşlıova 7
İpek Yolu
Pencereden ufku gözlüyorum
İpek perde okşar yüzümü.
Her bir surat düşte görülmüşçesine
Bize kervan nasıl gelsin ki!
Sihirli nurlar saçan Çin’den gelen süslü kumaş
Soktu birden canı ısıtıp.
Bolgar’ımın asil bel bağlarını
Yere seriyorum uzun bir yol şeklinde.
Bozkırın yıpranmış otları
Dokunmuş gibi oluyor yanağıma;
Yumşan kokusu geliyor bir yerlerden
Etrafıma bakıyorum.
Buzlu dağların nefesini üflemekte
Perdenin gümüş ipleri.
Kırmızı halıya nasıl sinmesin ki
Tehlikeli geçişlerin rüzgârı, karı.
Yüzüme yumuşak bir şekilde dokunmakta
İpek perdelerin dalgası.
Buğulu gözde yer edinir gibi
Alevli kül savurarak yanan çöl kumu.
Sabi gibi ipek kenarını gözlüyorum
Neyi bekleyerek… kervan hala yok…
Birden bire ülkeler yolunu kaybederken
Feryat eder son kılavuz.
Kavga etmek dünya sahnesinde
Yeni etiketler oluşturmakta.
İpek perde inince
Acı ve utanç var oyunlarda.
Duyulmakta yılan tıslaması
Аh! diye ses vermekte taş sinem
Neden böyle içten sızarak
Güpegündüz sayıklıyorum uyanık halimle.
Sahralarda susayıp serap görmek gibi
Almaya başlıyorum kanın ve yaşın zevkini
Yaramı diken ipek ipler gibi
Kımıldamakta bedenim yürek gibi.
Pencereden büyük yolu gözlüyorum
Hindibanın başını kesiyor rüzgâr
Oysa ben perdelere dokunarak
Bir hoş olmak istemiştim ki.
Kucaklama
Kinli insan bağrında yaşar zehirli gücü gizleyerek
Neler yapmıyor ki münafık bizi dost gibi özleyerek.
Kollarını açıp atlamakta, sanki uçuyor
Gülümseyip selam verince, karnına teperek yoluna devam ediyor.
O kucaklayınca canına aziz olan gömleğinde leke kalıyor
Münafık tarafından ezilerek ah, Peygamber çiçekleri soluyor!
Gülen münafığın boğazında öd duruyor
Kucaklarmışçasına o, boğarak öldürüyor.
Şeytani zatın gönlünde şüphesiz yalan ant yatıyor
Kirli yeninden aniden tabanca çıkıyor.
Kara düşünceler düşünen karanlık dolusu kucakta
Kendisini özgür hissetmekte kana susamış bıçak da.
Dur kalem, iradesizce kâğıdın yüzünü kaşıma,
Yeni yürümeye çalışan torunum karşıma geliyor.
Ceza
Canı acıtan böyle bir cezanın varlığını
Şeytanın kulağına kim söylemiş?
Elimden düşürmediğim bembeyaz kâğıt
Kim söylemiş de parmağımı kesmiş?
Kendimden geçip acı çektim
Sessiz kaldım bir an.
Bir savaşta alınan nasip yara
Sızlar mıydı bu kadar?
Sağa sola vuran acılara
Eklendi vicdan azabı da.
Çeşitli emeli bulan Yazgı Hanım
Neden böylesine öç almakta?
Gecikmeden acı uyarmaya
İstemiştir benim gibi mahlûku
İman nuru sinen kâğıt yüzünü
Kirletecek günah kaldı mı?
Susamıştır belki yüreğimden
Dökülmeden kalan şiirler
Tesadüfe mi inanarak avunayım?
Oysa kırk tane var şüphem.
İşaretli günaha
Karşı koyma yolunu bulan mı var?
Elimden düşmeyen kâğıt parçası
Parmağımı kesti aniden.