Sınıfa Yirminci Öğrenci Aranıyor!


 15 Ocak 2026

Tanrı Dağları’nın eteklerinde, geniş Çüy Vadisi’nin verimli toprakları üzerinde kurulan ilçenin nüfusunun büyük çoğunluğu farklı milletlerdendi. Çarlık Rusya’sının işgalinden itibaren başlayan ve SSCB döneminde de devam eden göç ve mecburi yerleşim politikası gereği buraya sürgün gelenler, bölgedeki yerli halktan yani Kırgızlardan daha çoktu. Bundan dolayı da resmî dilin yaygın olarak kullanıldığı bu ilçedeki insanların ortak anlaşma dili de Rusçaydı. 

Asel'in okuduğu lisede eğitim dili Kırgızca olan 3 sınıf dışında okulun kahir ekseriyetinin eğitim dili Rusçaydı. Asel ve arkadaşları lise son sınıfa (11. Sınıfa) geçtiklerinde eğitim dili Kırgızca olan sınıf sayısı 1'e, öğrenci sayısı da 14'e düşmüştü. Böylece 20'den az öğrencisi olan sınıfın öğrencileri başka okullara dağıtılacak ve geçmişte 10 yıl birlikte okuyan pırıl pırıl gençler beton zemine saçılan bir avuç pirinç gibi dağılacaklardı. Öğrenciler çok üzgün olsa da azmedip bu sınıfı yeniden 20 kişiye çıkararak dağılmayı engellemek, kendilerinden sonra eğitim dili Kırgızca olanlara da örnek olmak istiyorlardı.  Eğitim dili Rusça olan sınıflara geçen öğrencilerden ikna ettikleri 5 öğrenci gelince sınıf 19 kişiye ulaşmıştır. Kurallara ve talimatlara göre 20'den az olan sınıf kapanacaktır hükmü varken 19 da yeterli değildir. Okul Müdürü bu hususta asla inisiyatif kullanamamaktadır. Bir hafta içinde yirminci öğrenciyi bulamazsanız hepiniz başka okullardaki eğitim dili Kırgızca olan sınıflara gitmek zorundasınız diye son kez hatırlatmıştı. 

Asel, 9. Sınıfın sonuna kadar aynı sınıfta okuduğu ve devamında Teknik Lisede okumak üzere başkente giden arkadaşı Cengiz'i durumdan gözyaşları içinde haberdar etti. “Yirminci öğrenciyi bulamadık. Ne olur, senin baban tesirli adamdır. İlçede uzun yıllar eğitim müdürlüğü ve kaymakamlık yaptı. Sözünü geçireceği bir ailenin çocuğunu ikna etsin de bizim sınıfı dağılmaktan kurtarsın!”, der.

Cengiz üç gün sonra eski sınıfına gelir... Asel ve sınıftaki arkadaşları şaşkındır. “Bize yirminci kişiyi baban bulsun dedik ama sen bizi ziyarete geldiğine göre iyi bir haber getirmiş olmalısın” dediklerinde:

-Babama söylemedim ki...

-Neden?

-Onun bir sürü işi var. Başkentteki okulların hepsinden o sorumlu, bana iki dakika zaman ayırmaya bile fırsat bulamıyor. Büyük şehre alışamadım. Bizim 50 bin nüfuslu ilçedeki huzur ve rahatlık başkentte yok.

-Bişkek’teki okulundan mı kaçtın yoksa Cengiz? Sahi şu koltuğunun altındaki belgeler de ne?

-Bunlar 10. sınıfı bitirdiğime dair tasdikname... Teknik Liseden ayrıldım ve geldim buraya. Üstelik sizleri de özlemiştim. Bir yıllık ayrılık bana ağır geldi. Babamdan habersiz babaannemin desteğiyle döndüm bu okula...

-Eee...

-Asel! Ben bu sınıfa yirminci öğrenci olmaya geldim. Bu sınıf dağılmayacak. Senin için geldim ben Asel! 

Asel'in gözyaşları pınar olup akarken diğer 18 öğrenci arkadaşı ise sevinç çığlıkları içinde okulu ayağa kaldırmışlardı. 

Hepsi birden büyük bir özgüvenle Okul Müdürünün kapısına dayanmışlardı. O esnada eğitim dili Rusça olan sınıflara geçen eski sınıf arkadaşları da kıyıdan köşeden onları izliyorlar, “Acaba ne yapacaklar?” diye merak ediyorlardı. Bir taraftan da onlara görünmeye çekiniyorlardı. Müdür başka bir odadan çıkarak kapısının önündeki 20 öğrenciyi de görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Yine niye geldiniz? Artık yapacağım bir şey yok çocuklar. Bir an önce gidin başka okullara…

Öğrencilerden Aybek:

-Hayır Hocam! Biz hiçbir yere gitmiyoruz! Biz artık 20 kişiyiz. Lütfen 20 kişilik şu listenin altına imzanızı atın ve mührünüzü basın. Sınıf defterimizi de alıp gidelim. Mümkünse ilk derse de siz de gelin. Sizlere sürprizlerimiz de olur, dedi...

Müdür ise ağır hareketlerle imza attı ve mührü bastı... Duygularını gizlemeye çalışsa da aslında o da bir Kırgız olarak çok sevinmişti bu duruma…  

-Merak ettim yirminci öğrenci kim çocuklar?

 -Eğitim Bakanlığının yeni başmüfettişinin oğlu, önceki yıl Teknik Liseye giden Cengiz Akcoltoyoğlu... 

-Öyle bir okulu bırakıp da yeniden bu okula dönmesi akla, mantığa ve Eğitim Bakanlığı Başmüfettişinin anlayışına aykırı yahu... Nasıl oldu bu Cengiz? Baban izin verdi mi?

- Babaannemle bu küçük şehirde daha mutluydum. Yine onunla birlikte kalacağım. Babam, annesinin bir sözünü iki etmez. Bu hususta bana hiçbir uyarısı ya da telkini olmadı. 

 -Babaannenin gönlünü çalan sen misin, yoksa kızlardan biri mi?

Cengiz ve Asel başlarını öne eğmişler ve yürekleri kıpır kıpır ediyordu...

Müdür Bey yüksek sesle:

- Asel'e olan aşkın hatırına sana kimse bir şey demez evladım... Hadi bakalım! Gidin de okuyun hem de okulun yüz akı olarak liseyi bitirin de üniversiteyi kazananların başında da sizleri görelim...

Bu coşku ve motivasyonla gençler Bişkek’teki en iyi üniversiteleri kazandılar... Asel ile Cengiz üniversiteyi de birlikte okudular... Mutlular... İki çocukları var... Üçüncüsü ise yolda...

20 kişilik Kırgızca grubundan beş kişi okudukları lisede öğretmenlik yapıyor. Kubanıç, şimdilik müdür yardımcısı, yakında müdür olacak...

Okulda son yıllarda Kırgızca eğitim alan sınıf sayısı yarıyı geçti. 

Kıyal ile Nazgül Kırgızca öğretmeni... Diğerlerinin de her biri bir baltaya sap olmuşlar ve güzel işlerde güzel kazançları var. Özellikle Aybek ve Azim yüksek lisans eğitimini Türkiye’de tamamlayıp döndüler. Şimdi ise devlette çok iyi birer görevde çalışmaktalar... Ümit vaat eden gençler onlar.

Sevgi ve fedakârlık ne güzel değil mi?

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 229. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 229. Sayı