HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
FATİH SULTAN YILMAZ 2
KEMAL BOZOK 3
NIKA ZHOLDOSHEVA 4
Bayram Bilge Tokel 5
Mustafa İsen 6
MUHİTTİN GÜMÜŞ 7
“Dağın öteki yamacına karanlık basmadan varmalıyız, haydi kardeşlerim!” diye bağırıyordu babam. Kafile olarak ilerlediğimiz bu yol, bana etrafımda olup biteni idrak etme mücadelesinden dolayı bir hayli zor geliyordu. Günlerdir yollardaydık. Anacığımın üzüleceğini bilmesem haykırırcasına evimize dönelim diye ağlayacaktım. Nasıl olsa henüz dokuz yaşındaydım. Ağlasam ayıplamazlardı fakat işte, annemin yol boyu bizden gizleyip akıttığı gözyaşları beni tutuyor, onun zaten hepimiz adına ağladığını hissediyordum. Ben ise ancak uslu durarak onu koruyabildiğimi düşünüyordum.
Dedelerimiz, nenelerimiz, babalarımız, annelerimiz, ağabeylerimiz, ablalarımız, biz çocuklar ve kardeşlerimiz, bebekleri de saydığımda epey kalabalıktık. Neredeyse bizim kasabadan köye kadar uzanan yol kadar ilerlemiştik. Usulca annemin yanına yaklaşıp kafileyi saydığımı söylediğimde “Bir şeyi unutmuşsun.” diyerek tebessüm ettiğini hâlâ hatırlarım. Neyi unuttuğumu sorduğumda “Biraz düşün bakalım.” dedi. Sabahtan tekrardan çıktığımız bu yolda havanın kavrukluğu artık başımı döndürmüştü. Bir yandan kimi unuttuğumu düşünüyor bir yandan da hızlı adımlarla kafilenin sonuna doğru yürüyordum. Sonlardan ortalara doğru geldiğimde bir de baktım ki acı içinde karnını tutan komşumuz Tunay abla zor yürüyor, iki kadın kollarına girmiş onu teselli ediyordu. İşte, eksikliği bulmuştum. Anne karnındaki bebekleri de saymalıydım. Koşup annemin yanına gittim. Tunay ablanın ağlayıp inlediğini söyledim. Bana: “Koş babana haber ver, Tunay abla doğuruyor de!” dedikten sonra alabildiğine koşmaya başladım. Ömrümde o günün telaş ve heyecanını hiç unutamam. Göğsüm koşarken heyecandan ve anlamını veremediğim korkudan adeta yanıyordu. Nihayet babamın yanına vardığımda durumu anlattım. Babam kafileye doğru döndü ve gayet yüksek bir sesle: “Kardeşlerim, dağın yamacında görülen ağaca kadar ilerleyin. Hikmet efendi, sen kafileyi götür orada konaklayacağız.” dedi. Benimle kardeşim Hasan Ali’yi de aldı, gerisin geri annemlerin olduğu yere götürdü. Kalabalık kadın ve az sayıda erkek kafilenin gerisinde kalmıştık. Uzun ve sancılı bekleyişten sonra tüm sessizliği bir bebeğin ağlama sesi bozmuştu. Herkesin gözlerinde sevinç gözyaşları vardı. Konaklayacağımız yere yaklaştığımızda birkaç çadırda tüten dumanlar bize doğru geliyordu. İçimde bir büyük bahar sevinciyle babamın elini bırakarak çadırlara doğru koşuyor, bir yandan da “Kız bebek geliyor, kız bebek geliyor!” diye yeri göğü inletiyordum!
O gece, çadırlarımıza çekildikten sonra gece yarısı su içmeye uyandım ki bir nefes, ağlamaklı bir şekilde fısıltılarla birlikte kulağıma çalındı. Dışarıya doğru yarı uykulu çıktığımda annemi bir taşın başında ateşin önünde otururken buldum. Fısıltılara kulak verdiğimde kardeşim Hasan Ali’nin annemin kucağında olduğunu, annemin ise ona bir şeyler anlattığını fark ettim. Öyle güzel muhabbet ediyorlardı ki bölmek istemedim ve merakla çadırın önüne çöküp onları dinledim. Hikâyenin ortasında olduğumu fark edince daha da meraklandım. Şöyle söylüyordu annem: “İşte, bu kadın çocukları ve kocasını alarak yanında köylülerle birlikte yola çıktı. Korkuyordu ama belli etmek istemiyordu çünkü kötü kimseler onların peşinden her an gelebilirdi fakat Ay ona her zaman ümit veriyordu. Köyde, geride kalan kız kardeşlerine üzülüyordu ama bir yandan da seviniyordu çünkü kardeşleriyle ayrılmadan önce kavuşmanın yolunu bulmuşlardı.” Henüz dört yaşına yeni basmış olan Hasan Ali araya girip “Nasıl bulmuşlar?” diye sorunca annem, kardeşimin başını okşayıp gülümseyerek: “Ay ve onun parlak ışığıyla” dedi. Anlatmaya devam ederek: “Ay, şimdi gördüğümüz gibi tam yuvarlak yani top gibi olduğunda bu kardeşler gece yarısı söylemek istediklerini anlatacak, ay da ışığıyla onlara iletecekti. Böylece birbirlerini hiç unutmayacaklardı. Ayrılıklar, unutulunca ayrılık olur.” diyerek tekrardan öptü kardeşimi. Kardeşimin öksürükleri artınca annem onu sarıp çadıra doğru yöneldiğinde ben çoktan yatmıştım.
Şimdi ne zaman aya baksam o günden sonra hastalığı yollarda artan kardeşimin ölümü aklıma gelir. Bilirim ki ben onunla böyle haberleşiyorum. Onu ve sürgün edildiğimiz vatanı unutmadığımı şimdi dolunaya her baktığımda anımsıyorum.” derken gözlerindeki yaşlar kelimelerine engel oldu. Dedesinin anlattıklarını yazan genç kız, bir an durdu, hüzünlü gözlerle baktı ve dedesinin elini tuttu.
“Dedeciğim, iyi ki beni yaşadıklarımızla yetiştirdin. Şimdi ayrılıkları vuslata erdireceğiz. Türk illerine eserlerimizle nefes olacağız. Daima yazacağız ki işte o zaman unutulmayacağız.” diyerek dedesinin ellerini öptü. Bir yandan titrek elleriyle çay getiren anneannesi kapıdan göründü. Yaşadıklarımız unutulmasın, tarih bize şahit olsun evladım diyerek usul usul geliyordu. Yaşlı adamın gözlerine derin derin baktı. Genç kız, anneannesine dönerek: “Kimseye nasip olmaz böyle bir sevda Halime Sultan’ım. Dedem senin doğumunu göç yollarında müjdeleyen bir kahramandır.” dedi. Dedesi; bugün çalışmamıza ara verelim çocuğum, dedikten sonra çaylarını alıp yazın tatlı serinliğinde balkona geçtiler. Ay da onlarla beraberdi.”
AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi Şubat 2024