Şömişbay Hakkında


 01 Kasım 2025


SERİK KİYRABAYEV

Edebiyat Araştırmacısı

AKT.: MALİK OTARBAYEV

 

XX yüzyılın 70’li yıllarının başında sanat hayatına atılmış, bugüne dek süren aktif çalışmalarıyla öne çıkan yetenekli kalemlerden biridir Şömişbay Sariyev.

Şömişbay Sariyev, lirik şairdir ve aşkı saf duru bir karakterde yarattığı bilinir. Aşkın her sırrını, aşkın tüm sırlarını büyük bir coşkuyla anlatarak sadece eğlenmekle kalmayıp, okuyucuyu sürekli olarak yüksek bir aşk idealine yönlendirdiği fark edilir. Aşkın bugüne kadar aldığı büyük anlamı, diğer duygulardan daha ayrı tutmayı hedefler, o zaman onu tanımak gerekir. Aşkın sırrı, aşkın simgesi değerlerinden gelir. Şairin şiirleri aşıkların destanıdır. O olmasaydı aşk sıradan bir yapı haline gelirdi.

Şömişbay’ın şiirlerini doğanın yankısı ile sesi oluşturur. Onun şiirlerinde doğanın izleri, ilhamının kaynağı olan engin ruh açıkça görülür. O, “Dağlara benzeyen”, “Gönlü bütün hüzünleri içine çeken” diye anlatır. Böylece, soğukta donmuş, sıcakta eriyen, suyla dolup taşan nehri, sonsuz ufukta bir yol veren, yatan ve kalkıp giden bir gemiyi görür.

Ne mutlu bana,
Daha çok ilham, daha çok sır!
Benim rızkım budur.
Güzellik, doğanın ta kendisidir! - der şair. Doğa, güzelliktir, şairin yüce ideali, hızlı hayallerin sembolüdür. O, doğada büyüyen her bir otun köküyle hayatının ilginç anlarını, gönlünü coşturan anılarını, unutulmaz çocukluk anılarını hatırlayabilir.

Şömişbay şiirlerinin temeli doğa, nur, sır ve sestir. Şair, ilerici eğilimlerle doğayı tanıma estetik idealine dayanır. İdeal, bilinçli, belirli, ahlaki bir yaşam sürdüren güncel zamanla, halkının geleceği için duyduğu endişe ve idealleriyle desteklenmiştir. O, kendi halkının doğasını bilmek, yaşamın çok katmanlı sırlarını anlamakla yükümlüdür. O, her zaman güzel sanatları coşkuyla karşılar.

Gönlü açık, neşeli, ışığa yakın şairin yaşamdaki kalıcılığı, bilgelikte ve duyguda her zaman doğru yolda yürümesiyle bilinir. “Her günüm benim Müşayiram” derdi o. Müşayira, hızlı hayallerle dolu, coşku dolu bir at yarışıdır. Doludizgin koşan, hayalleri coşturan, hayatıyla yarışan şairin emeğinin eşsizliğinin tanınmasıdır.

Şömişbay’ın beklentisi, dünyada adeta at gibi hızlı koşan yaşamın ta kendisidir. “Hayattan al alabildiğine, işte o zaman ömrün uzun olacak” derdi. O, “derin sırlarla dolu yaşam gerçeğine” inanır ve umut eder (Ömür-Jüyrık). Çünkü şairin kalbi oradadır.

“Can yaşıyor”, “Yürekte yaşıyor”, “Gidiyorsun ve geri gelmiyorsun, yüreğim, gönlüm seni nasıl tutsam ki” diye endişeleniyor. O, “gönlüme sığmaz, kalbimi yoran her şeyi: Hayallere nasıl ulaşırım?” diye kaygılanıyor. Bütün bunlar şiirin hızı, ilhamın sırrı demektir. Benim için Şömişbay'ın şiirlerinin temel sırları ve ilhamı kalbin temizliğinde yatmaktadır. Şömişbay, şiirinde kendi görüntüsünü, yani kalbinin durumunu yansıtır. “Benim gönlüm”, “Benim sırrım” vb. şiirlerini görmüyoruz. Sonuç olarak, Şömişbay'ın şiirleri hayallere, ebedi mutluluğa kavuşan kalbin yoluna ve sonsuz, gizemli dünyanın hayat yolunu çizer. “Yüzyıllar boyunca kalbimden çıkan her şey”, “Gölgede kalıp büyüyen her dal”, “Dağlara atan kışkırtmalar”, “Rüyalarla dolu mesafeler”, “Bende yanan parlak duygular” gibi görüntüler şiirlerinde sıkça rastlanır.

Şairin şiirlerinin temeli şudur: “Gönlümde çok sır var”. Onun sırrı kelimelerin gücünde, kelimelerin kalıcı olmasındadır. “Geniş vadilerdeki çatışmaların” sırrını algılamak da önemlidir. “Dağlardaki korkular” adlı şiirinde, Kazakların soyundan geldiğini, Kazakların gönlünden, Kazakların kalbinden beslendiğini anlatır.

Şömişbay'ın ideali ve hayali Kazaklığa, kalpten kopan aşkın gücüne dayanır. O, dostlarla sohbet etmeyi sever. O, Kazak şiirinin "güzelliğini", yani eski şairlerin mirasını, "sırlarla dolu şiiri okuyarak, uyanan eski günleri" sever. Çünkü onun sözleri şairin ağzından çıkan sözler değil, Tanrı'nın kelamıdır, iyilik ve kötülükten beslenen kalpten gelen duygulardır. “Kalbimdeki harikulade ışık, bir gök gürültüsü gibi gürlesin”, “”Aşkın sırları gizlenmesin, o bir filiz değil, bir fidan olsun”, “Şiirin ruhuna layık her Kazak” gibi şiirsel dizelerinde görürüz.

“Ben halkımızın yüreğiyle yarışırım”, diyor Şömişbay. O, engin dünyadaki şairin yaşam enerjisini, onun sevincini ve kederini Kazak şiirinin bir özeti sayar. Cedlerin sesi, Tanrı'nın sesi, "Özgürlüğün sesi seni görüyor", "Dalgalarla dolup taşan denizin ortasında", "Denizin temizliğine ve saflığına", "denizin dalgalarında seni arıyorum", hepsi Şömişbay'ın şiirlerinden esinlenen duyguların yankılarıdır.

Şömişbay, son şiirlerinden birinde “Gönül Ülkesinin Atı Yarışıyor” demiştir. Bunu açıkça gösteren hızlı koşan bir tayın görüntüsüdür. Aydınlık, neşeli, coşku dolu bir ruh hali, yaşamın her anının keyifli olduğunu gösterir. Şair için övünç kaynağı, şiir yeteneği ve şairin kendini ifade etmesidir. Şömişbay'da bu, bir övünç ya da gurur kaynağı değil, "şairin kendini tanıtması"dır. Şairin coşkusu bugünün dünyasını kucaklar, onu gizemli, gizli sırlarıyla tanımaya çağırır. Bunu anlamak, bir elmayı tatmak, bir sırra ulaşmak ve doğanın farklı bir güzelliğini bulmaktır.

"Şair, her şeyden önce zamana ait bir insandır ve daha sonra sonsuzluğun sesidir" derdi meşhur eleştirmen Belinski. Şairin insanlık arayışlarına, benim onu genel olarak anlamama, değerlendirmeme başlamama neden olan tutum budur.

Şömişbay'ın şiirlerinin temeli, insan, doğa, yaşam, emek ve bilgeliktir. O, doğa ve yaşamla olan uyumu çok iyi tanır. Şair, insan yaşamının sonsuzluğunu ve değişmezliğini bir dizi sembol ve sade Kazak atasözleriyle tasvir eder. "İnsandan daha değerli bir varlık yoktur", bu, şairin felsefi düşüncesinin, sırrının temelidir. Şairin bu sade fikri çok derin bir anlam taşır. Bu, insanı küçümsemek değil, aksine "kalbinin sıcaklığı" artan, "damarımdaki kan gibi" akan ve sonsuza dek parlayacak olan aşkın, umudun ve güneşin yazgısını göstermektir. Şairin şiirleri, bu dünyada insandan daha değerli bir şey olmadığını, insanın doğanın bir parçası olduğunu söyleyen bir sonuca dayanır. İnsan yaşamı, insanlık kavramını ifade eden bir manadır.

İnsanı tanımak, onu anlamanın başlangıcıdır. Şairin görevi, "uzun ömür süren", "kuyruğu tutulmuş" insanlardan, yani "Kervansaray" gibi gezen insanlardan bahsetmek değil, yaşamın sahibi olan, "Ebedi yaşamın" sahibi olan insanlardan bahsetmektir.

Şair, yaşamın geçici olduğunu, ölümün kalıcı olduğunu belirtir. Kökleri derinlere inen koca bir ağaç bile zamana boyun eğse, yiğitlikleri ile şanı ebediyen kalan kahramanlar ölümün ötesine geçerler. Çünkü onlar, yiğitliklerini gelecek nesillere miras bırakmışlardır.

Uçurumlardan kalkan kanatlar,
Gerçeğin samimiyetinden doğar.
Sonsuzluktan alınan sözler,
Bugün ve yarın sonsuza dek yaşar.
Kaderin karşısına çıktı, savaştı ve yenildi.
Yaşamın bir sonu var.
Ancak o ebedi yaşamın semasında
Yıldızlar gibi parlayarak kaldı.
Vatandaşlık görevini yerine getiren ve
Halkının sevgisini kazanan dürüst bir adamdır.
Kahraman, ölümden kaçmaz.
Ölümü kucaklayan kahramanlar hakkında düşünceler.
("Savaşta kaza okundan ölen kahramanlar hakkında düşünceler")

İnsan, hayatı boyunca iyilik ve kötülük, zulüm ve merhamet arasındaki mücadeleyle karşı karşıya kalır. Zulüm ve merhamet arasındaki mücadele, "iyilik, kötüye doğru çeker", "kötülük, iyiliğe doğru çeker" biçiminde tasvir edilir ve yaşamın sonuna kadar süren bir çelişki olarak kalır. Bu mücadele, yaşamın bitmeyen bir çatışmasıdır, ancak bir sonuca ulaştırmaz, yalnızca:

Zulüm ve merhamet kazanamaz,
Toprak, şiire dönüşerek uyur,
...otun ucuna değinen anne gibi,
Toprak, sırlar saklayarak uyur, dizeleri, dünyayı rahatsız eden gerçeğin özünü işaret eder. 

“Toprak, şiire dönüşerek uyur, otun ucuna değen anne gibi sırlar saklayarak uyur” ifadesi, günümüzün ikiye bölünmüş dünyasının sarsılmaz bir dayanağıdır.

Şömişbay'ın yaşam hakkındaki şiirleri, günlük yaşamın ve pratik deneyimin gözlemlerinden doğar. Şair, insan yaşamının tüm aşamalarını gördüğü için bir imtihan geçirmek zorunda kalır. Çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ölümle başlayan ve sonu olmayan, yaşamın bir imtihan olduğu fikri belirir. Hayat, ikinci bir kez yaşanmaz. O, yaşamı "Uzak Uçuş" olarak anlar. İnsan yaşamı bir koşudur, yarışmadır, bir maceradır. "Hayali uzakta, mesafeli, yakından geçen" diye tanımlar. Şair, "Ömür" adlı şiirinde yaşamın özünü, onun sonsuzluğunu, coşkusunu ve akıp giden bir suyun görüntüsüyle tasvir eder. Fırtınalı suyun, dağınık taşların ve dağların göğsünü yıkayan sislerin ona hizmet ettiğini belirtir. Şair, yaşamın böylece dolup taştığını ifade eder.

Şömişbay'ın "Ev" adlı şiirinde, insan yaşamının meskeni, ruhunun sığınağı ve yuvası olarak tasvir edilir. Doğduğu yerden başlar, tekrar oraya döner. Yaşam, oradan başlar ve tekrar oraya döner. "Kendin bir çocuk, bir bey olsan bile, kendine ait bir yerin, sana ait bir köşen olmalı" der. Bu, insanın onurunun, saygısının ve güvenliğinin sembolü olarak tasvir edilir.

Şairin gönlünün derinliklerinde, karmaşık duygularıyla "Gönül Sokağı"  şiiri, şiirin estetiğini de anlatır. O, gönlün kendisini bir sokak olarak kabul eder. Bir zamanlar tanıdık biri olan bir komşunun bu sokağa geri döndüğünü söyler. Onun yanına komşularının, tüm ruhların eşlik ettiğini belirtir. Gönlün dar sokaklarında koşarken, atlıların koşan atlarının sesleri duyulur. Gönlün bu karmaşık yapısı, hem eski hem de yeni nesilleri barındıran geniş bir yerleşim yeri gibi görünür.

Şömişbay şiirlerinde vatan sevgisinin ötesine geçer. Benim için vatan, onun geçmişteki acı dolu yaşam yollarıdır, yoldaki anılarımdır, kederli hatıralarımdır. Hepsi Kazakların geçmişteki yaşam yollarının bir özetidir. Şömişbay, Kazak halkının geçmişteki yaşam yollarını "Göç" şiirinde açık, doğru ve özlü bir şekilde tasvir etmiştir. Kalan atlar, eski zamanların bilgeleri, Mahambet'in coşkunluğu, Abay'ın hüzünlü melodisi ve eski göçün kervanı tasvir edilmiştir. Şair, güncel coşku ve keder dolu yaşam yollarını koruyan kalbi geleceğe emanet ettiğini söyler. “Yürekte yanan” yol, yaşamın kıymetini kurtaran geleceğin rehberliğine emanet edilmiş ve teslim edilmiştir.

Şömişbay, Bağımsızlık temasını birçok kez ele almıştır. "Bağımsızlık", "Bağımsızlık mı, Kazak'ım?", "Düşünce", "Yol ", "Ak Bulut", "Yeşil", "Bağımsızlık Anıtı", "Bağımsızlık Dersleri" vb. şiirlerini yazmıştır. Şömişbay'da bu tema, parlak, dolgun bir imajla akıllarda yer alır. Şair, bu imajı her zaman kullanmıştır. Eski çağlardan beri "gözü görmeyen ve kulağı duymayan eski topraklar geri geldi" der. Yeşil toprakların kanıyla sulanmış, atalarının ruhunun koruduğu bu kutsal yerler, Asya'nın ulu oğulları tarafından asırlardır şifrelenmiş sırları açığa çıkarmıştır. Akmola'nın bir zamanlar sadece haritada bir nokta olarak işaretlendiğini ve şimdi Bağımsızlığın ilk başkenti olduğunu anlatır.

Kazak, Kazak halkının ruhu, psikolojisi, Şömişbay'ın vatanı sevdiğinin parlak bir kanıtıdır. O, "Kazak olursam" der. Kendine göre değil, Kazak halkına uygun yer bulmak ister. Geniş bozkırlar, hepsi şairin kalbinde yansır ve canlanır.

Şairin vatan sevgisinin büyük bir sırrını "Ana Toprak" şiirinde açığa çıkarır. Doğanın sonsuz sırları, sonsuz nehirleri ve kuşların yuva yapması sadece bir dekorasyondur. Kalıcı olan şey, sadece doğduğu toprakla bağlantılı olandır. O, yaşamdaki geçici şeyleri, felsefi ve sanatsal temaları sürekli olarak gözlemler, kalıcı olanı anlatır. Kazak felsefesinin ve Kazak halkının atasözlerinin gerçek anlamı onun eserlerinde bulunur.

Şömişbay'ın düşünceleri doğduğu Aral Denizi ile bağlantılıdır. Vatan hakkındaki şiirlerinden bazıları doğrudan Aral'ı hatırlatır, onun şimdiki üzücü durumunu, acısını, kederini ve pişmanlığını anımsatır. Aral, onun anası, ruhu, kederi, sığınağıdır. "Aralımı Dinlemek" adlı şiirinde, Aral'ın bugünkü acısını ve kederini anlatır. “Gemi limana demirlendi” dizesi, bozkırın ortasında yer alan Aral'ın acı dolu halini tasvir eder. “Eğer uzaktan gelirsen, gönlümü yıka, dertlerimi yıka, acımı al” derken, dertlerin ve kederlerin akıp gitmesini, acıların yok olmasını isteyen bir anne ruhunu hissederiz. Aral'ın dalgaları ve göğsünde toplanan bulutlar, kalbin parçalanan, ama tamamen kırılmayan bir güzelliğidir. Soluk alan göl, rüzgâr estiren deniz, bütün bunlar kalbin bir arzusuna dönüşmüştür. Şiirin ana teması budur. "Aral'ımın acısı ateştir", "Aral'ımın acısı beni yaşatır" derken, yürekten gelen bir sevgiyi görürüz. 

Aral'dan bahsederken, denizden esen rüzgârın kalbini rahatlattığını hissederiz. O, “Deniz ruhumdur” der. Kalpteki sıkıntıların ve kederin çözüldüğü, ruhun hafiflediği, hareketin durduğu, kalbin yükseldiği, doğanın kucakladığı her şey, deniz ruhunu geri getirir, kalbi sakinleştirir. Deniz, şairi şiirlerine, toprağa döndürür. Canının derinliklerinde, eski ve yeni zamanın rüzgârları eserken bile, deniz ruhu ona destek olur.

Şömişbay'ın beste için yazdığı şiirler, onun sanatının en üst noktasıdır. O, en çok şiirleri bestelenmiş olan şairlerden biridir. Onun eserlerine E. Rahmadiyev, K. Duyseyekev, A. Korazbayev, S. Bayterekov, T. Muhammedjanov, E. Beyseyev, T. Kazgaliev, V. Pitersev vb. Kazakistan'ın ünlü bestecileri sahip çıklmıştır. Onlar, Şömişbay'ın eserleriyle uzun yıllardır işbirliği yapmaktadır. Şiirlerinin metinleri sade ve kolaydır. Ancak, müzikle uyumu ve etkisi büyüktür. Şömişbay, şiirlerini şarkı sözlerine dönüştürerek sanatsal bir zenginlik yaratmıştır.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 227. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 227. Sayı