HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Tahircan Muhammed, Mukaddes Mirza 2
Coşkun Haliloğlu 3
Fatih Sultan Yılmaz 4
MEHMET ALİ KALKAN 5
ELMİRA ACIKANOAVA 6
NURBEK NURZHAN 7
Sultan Otu - Kara Mürver Otu
(Bir Şifalı Otun Hikâyesi)
Dr. AHMET HASAN CEBECİ
***
Kırk atlı Deliorman’ın ortasındaki DEMİR BABA Tekkesine yaklaşmışlar, Büyük Kokarca Köyü’nün kenar sokağının ucuna varmışlardı. Köy kenarında tozlu yolun üzerinde ‘’Bostancılık’’ oynayan üç erkek çocuğun bir birini adları ile çağırması, kırk süvarinin başındaki kafile başkanının dikkatini çekmişti. Sağ elini yukarıya kaldırarak ‘’Durun!’’ işareti ile kafile, atlarının yularlarını çekerek durdu. Kafile başı, biri 10, biri 8, biri de 6 yaşlarında görünen çocukların en büyüğüne dönerek:
- Oğlum, senin adın ne? Dedi. Oğlan cevap verdi:
- Neidim!
- Pekii, bu çocuklar senin kardeşlerin mi?
-Kardaşlarım, elbet de! Bu ortanca kardaşımın adı ’’Neoldum’’, bu en küçük kardaşımın adı da ‘’Neolacam’’!...
- Bunlar ne biçim ad böyle! Kim vermiş bu adları size?
- Anam, bubam vermiş! Dedi çocuk ve kafile başkanına dönerek:
- Abba (Ağa Baba), siz nereden geleesiniz?
- İstanbul’dan!
- A-a! İstanbol mu? Orası paytaat diilmi? Pâdışââ bubamız da ordan dünyayı idare eder! Üüyle diiğil mi Ağa Buba?
- Evet çocuğum, evet! Pekiyi, sen o Pâdişah Baba’yı hiç gördün mü? Kim olduğunu bilir misin?
- Nerden bileyim Bey Buba, ben iç İstambol’a gitmedim ki!..
Bu arada arkasındaki kişi soru soran kafile başkanını (Padişahı) arkasından parmağı ile işaret ederek ‘’Bu bu!’’ demeye çalıştı, ama çocuk o tarafa bakmadığından anlayamadı.
Bu arada kafile başkanı (Padişah) sordu:
- Şu köy kenarındaki küçük ev Abba! Gel götüreyim. Dedi çocuk.
Evin kapısına varınca, çocuk anasına seslendi:
Genç kadın gayet rahat ve gülümseyen bir yüzle:
Sultan Gelin, yayık ayranından taslara koyarak sıradan atlılara ikram etti. Bu sıcakta soğuk ayran avcı kafilesinin pek hoşuna gitti.
Kafile Başkanı, Sultan Gelin’e dönerek:
Sultan Kız:
Bu sırada Neoldum ile Neolacam, kafile Başkanının yanına geldiler. Neoldum, birden bire sordu:
Kafile Başkanı irkildi ve çocuğa dolu gözlerle ve şefkatle bakarak:
Çocuk adama iyice sokulunca, adam kolu ile çocuğu sardı, küçüğün yani Neolacam’ın da sol koluna yaslandığını görünce, onu da kucaklayarak ve gözlerini yumarak kendinden geçti.
Bu manzarayı gören Sultan Kız da heyecanlandı ve gözleri doldu. Başındaki beyaz yaşmakla gözlerini sildi. Tam bu esnada Sultan Kızın kocasını almaya giden iki atlı ile birlikte ‘’Küçük Osman’’ da geldi ve attan indiği gibi çocukları Neoldum ile Neolacam’a sarılan Kafile Başkanı’nın önünde saygı ile eğilip:
‘’Dokuz yaşındaydım. Demir Baba Tekkesi yakınında kuzu güderken tikenli çalıların arasından ağlayan bir uşak sesi duydum ve hemen o tarafa gidip aramaya koyuldum. Tikenlerin altına girip bakınca küçük bir kız uşağını bulup çıkardım. Elbiseleri sırmalı parıl parıldı amma yüzü gözü yaralarla kaplıydı.
Aradan on sene geçti. Ben 19 yaşına geldim, Sultan da 15 yaşına geldi. Üç senedir anam sultan kızı evde bırakıp kendine çırak yaptı. Ona her türlü ilaçcılığı, otacılığı üüretti. Üç yıldan sonra ilaçlama işi çıkınca, ‘’Hadi kızım sen de otacı oldun artık, benim yerime sen gidiver, ben ihtiyarladım, yaşım yetmişi geçti, takadım kalmadı’’ demeye başladı.
Bir gün anam beni çağırdı: ‘’Bak oğlum, yaşın artık 19, evlenecek yaşa geldin. Seni artık evlendirmem lazım. Sana başka kız arayacağımı sanma. Şu senin ormanda bulduun kızı sana Allah kısmet göndermiş. Kızın aazını aradım, senden başkasını istemez. Seni çok sevdiğini senden başkasıyla evlenmeeceeni süüledi. Ne dersin? Diye sordu. Ben de: “Sultan Kızla aynı şeyi düşünürüm, Ana’’, dedim. Yatalak olan inmeli (Felçli) Bubam da beş sene önce ölmüştü. Anam bize komşuların en çok da küü kâhyası Reşit Ağa’nın yardımıyla davullu zurnalı düün yapıp evlendirdi. On senedir evliyiz. Karım Sultan Kız, on yıldır küümüzün bütün otacılık, ilaçcılık işlerini yaptığı gibi, ebelik işini de yapar. Bütün bebekleri o doğurtur ve ilaçlamasını yapar. On senede üç uşaamız oldu. Rahmetli anam uşakların ilkine ‘’Neidim’’, ikincisine ‘’Neoldum’’, üçüncüsüne de ‘’Neolacam’’ adını verdi. ‘’İbret i âlem’’ olsun derdi. Anam bıldır (Geçen yıl) öldü. Ben otuz karım da yirmibeş yaşına geldik. Sualinize cevabım budur Padişahım.
Padişah IV. Mehmet’in gözleri yaşla dolmuştu. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sultan Kız’a dönerek kollarını açtı ve:
O gece köyün sipahi kethüdası (Muhtarı) olan Reşit Ağa Padişahı ve adamlarını o gece köyün misafir odalarına paylaştırarak sofralar kurdu ve ağırladı. Ertesi gün de üç at arabası (Taliga) koşarak Küçük Osman’ın ve Sultan Kızın eşyalarını yükleyip Edirne’ye ulaştırdılar.
Padişah IV. Mehmet çok sevinçliydi. Damadını Edirne’deki Padişah sarayının at ahırına ‘’Emir-i âhur’’ (Ahır Müdürü) tayin etmiş ve Paşa rütbesi verilmişti. Osmanlı saray görevlilerini kaydeden ‘’Sicill-i Osmanî’’ adlı saray görevlileri kitabında (Küçük Osman Paşa) adı ile kayıtlıdır. Bu hikâye yaşanmış bir serencam (yaşanan bir olay) olarak kaydedilmiştir. Bugün bile yalnız Büyük Kokarca da değil, ‘’Kemâller’’ (İsperih) ve Razgrat köylerinde canlı bir hatıra olarak anlatılmaktadır. Bu kasabanın (Kemâller) hastanesi 1912 yılında kurulmuş ve bu hastane üzerine söylenmiş bir halk türküsünde ‘’Otacı Ninem’’ şeklinde anılan Sultan Otu ilacı, hikâyede adı geçen Sultan Kızın adını taşımaktadır. Türkünün metni şöyledir:
Kaynak Kişi : Adil Reşit (1943-Büyük Kokarca Köyü-Kemaller(İsperih) Belediye Başkanı
Yöresi : Kemaller(İsperih)-Razgrat/DELİORMAN
Türküyü Derleyen: Dr. Ahmet Cebeci
Derleme Yılı : 2002
I
Hastanenin lambaları parleyor
Doktor gelmiş yârelerim (aman) bayleyor
Anam Bubam başucumda ayleyor
Söyle be doktor söyle ölecek miyim?
Ölmeden yârimi görecek miyim?
II
Hastanenin bahçesinde kavaklar
Hazan gelmiş solmuş o al yanaklar
Ben doymadım doysun kara topraklar
Söyle be doktor söyle ölecek miyim?
Ölmeden yârimi görecek miyim?
III
Söyleyin Otacı Ninem gelsin
Sultanotu ilaç arasın bulsun
Gül sinemi ilaçlayıp bir yusun
Söyle be doktor söyle ölecek miyim?
Ölmeden yârimi görecek miyim?
IV
Mezarımı yol boyuna kazsınlar
Etrafına lale güller dizsinler
Görenler Fatiha ihsan etsinler
Söyle be doktor söyle ölecek miyim?
Ölmeden yârimi görecek miyim?