HaftanınÇok Okunanları
AYSUN DEMİREZ GÜNERİ 1
VILAYET GULIYEV 2
HİDAYET ORUÇOV 3
KEMAL BOZOK 4
İSMAİL DELİHASAN 5
BURHANETTİN ÇAKICI 6
Ece Türköz Oğuz 7
Onu tanıdıktan sonra “Balkanların Kültür Çınarı İlhami Emin” başlığı ile uzun bir biyografi yazmıştım. (Kardeş Kalemler. Sayı 145, Ocak 2019) Yayınlamadan önce bu yazıyı kendisine gönderdiğimde çok memnun olmuş, küçük düzeltmeler ve eklemeler yapmıştı. Ayrıca daha sonra karşılaştığımızda o nazik üslubu ile bana teşekkür etmişti.
Vefatından sonra bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmemişti. Üzüntüm sanki birçok kelimeyi yiyip bitirmişti. Ne yazabilirim diye düşündüm. Biyografisi ve hakkında yazılanlara isteyen herkes ulaşabilirdi. Bunun için ben hayatında dört önemli dönemi yaşamış Tarih İnsan İlhami Emin ile ilgili bazı anılarımı, düşüncelerimi kısaca yazmaya karar verdim.
Onu önce eserleriyle tanıdım; şiirleri, anıları ve romanıyla. Biraz mistik, biraz mitolojik olayları anlatan Yürüyen Duvar adındaki romanını okumuştum. Bizlerin pek fazla alışılageldiği gibi romanda büyük harf, noktalama işaretleri gibi işaretlere yer verilmemişti. Önce yadırgamama rağmen romanı zevkle okudum. Aslında romanda yazarın yaşadıkları ve ruh dünyası da bir nebze olsun satır aralarına serpiştirilmişti. Bana biraz da biyografik roman gibi geldi. Daha sonra Tarih İnsan’ın Balkanlar ve Türkler adıyla oğlu Rifat Emin Sipahi tarafından yayınlanan anılarını okudum. Bu eser onu tanımamda daha faydalı oldu. İnternette yazı ve şiirlerini yayınladığı Blogu da onu önceden tanımamda çok yardımcı oldu. Ona Balkanların Kültür Çınarı, Gül Şairi denildiğini biliyordum. Fakat anılarını okuduktan ve kendisini yakından tanıdıktan sonra kendisine Tarih İnsan da denilebileceğini düşündüm. Çünkü ilki Yugoslavya krallık idaresi olmak üzere hayatında dört tarihi dönem, dört farklı yönetim söz konusu olmuştu. Ömrü boyunca; Makedonya’da Yugoslavya Krallığı’na, Bulgar ve Alman işgaline, Sosyalist Federal Yugoslavya ve Bağımsız Makedonya Cumhuriyeti’ne kadar dört devlet düzeninde yaşamış olan İlhami Emin bu bakımdan da bir Tarih İnsandı.
Tarih İnsanla yüzyüze gelmeden önce aramızda bir kitap alışverişi başladı. Ben İstanbul’dan Üsküp’e elimde mevcut olan bazı kitaplarımdan ona gönderdim. O da önce GÜLDİN adındaki şiir kitabını imzalayarak oğlum vasıtasıyla bana göndermişti. Ona kitaplarımı imzalarken şimdi ne yazdığımı pek hatırlayamıyorum ama onun bana gönderdiği kitabı “Sayın İhsan Kurt, Dost insanları hiçbir sınır uzaklaştıramaz. 31.10.2017 Üsküp.” Diye imzalamış.
Aynı yıl (2017) Üsküp’e gitmek ve İlhami Emin ile yüzyüze tanışmak nasip oldu. Oğlumla beni evinde kabul etti. İçeri girdiğimizde kütüphanesinde oturuyordu. Sıcak, güler yüzlü ve samimi bir ilgiyle karşıladı. Sanki yıllarca tanışıyormuşuz gibi bir hava vardı. Nasıl oldu bilemiyorum ama hemen tatlı bir sohbete başladık. Daha doğrusu ben sadece merak ettiklerimi soruyordum. Yaşından beklenmeyen canlılık ve heyecanla konuşan İlhami Emin’di. Dolu dolu, göçlerle, ayrılıklarla, acılarla, mücadelelerle dolu bir hayat. Şiir, tiyatro, gazetecilik, tercümanlıktan sonra kültür çevreleri ile devlet adamlarıyla çok yakın ilişkileri, anıları uzayıp gidiyordu. Sohbetini şimdiki gibi hatırlıyorum, beni sanki alıp anlattığı zamanlara götürmüştü. Onu dinlemekten büyük bir zevk almıştım. Gece yarısı olmuş, daha fazla yormamak için, başka zaman görüşmek üzere izin alıp ayrılmıştım.
İlhami Emin çok nazik olduğu kadar hassas ve vefakâr bir kişiliğe de sahipti. O, Yeni Akıncı adıyla yazılarını yayınladığı Blog’unda hem Abdurrahim Karakoç adındaki kitabımla ve Karakoç’la ilgili bir yazı yayınladı, hem de adıma ithaf ettiği bir şiirini yayınladı. “Mihriban” Şairinin Kitaplarını Okuduk Mu? Başlıklı yazısını (13 Aralık2017) “Bana Abdürrahim Karakoç’u sevdiren İhsan Kurt kardeşe içtenli selamlar” ithafı ile başlatmış. 2018’in 4 mart’ında yazdığı şiirin adı Gülmasalımız. “Ankaralı İhsan Kurt dosta muhabbet ile” yazarak, şahsıma ithaf etme inceliğini ve samimiyetini göstermiş, bu şiiri kendi Blog’unda da yayınlamıştı.
Onun bu anlayışına, dostluğuna ve hassasiyetine o kadar çok duygulanmıştım ki. Öyle ya şimdiye kadar birçok yazar ve şaire kitaplarımı imzaladığımı, bir ikisi hariç çoğundan hiç geri bildirim almadığımı biliyordum. Gerçi böyle bir beklenti içerisinde olmamıştım. Fakat İlhami Emin’den böyle bir karşılık görmem bana bunları hatırlattı.
Daha sonraki yıllarda (2018, 2019) Üsküp’e her gittiğimde bir fırsat bulup İlhami Emin’le buluşurduk. Benim geldiğimi haber alınca bazen evine davet eder, bazen de bir çayhanede görüşür, güzel sohbetler yapardık. Daha doğrusu o konuşur, ben dinlerdim. Gerçekten de adına yaraşır bir kültür çınarı olan İlhami Emin’i dinlemek, aynı zamanda Balkanlardaki acıları, göçleri, Türk tarihini dinlemek gibi bir şeydi. Kendisini son ziyaretimle ilgili notumu telefonuma birkaç cümle ile kaydetmiştim. Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, sıcağı sıcağına yazdığım bu notlarımı aynen aktarıyorum:
4 temmuz 2019 akşamı oğlumla birlikte İlhami Emin’in evine davetliydik. Bizi her zaman olduğu gibi yine sıcak ve samimi karşıladı. Altı yedi ay öncesine göre biraz daha yaşlanmıştı. Fakat konuşmasından hiçbir şey kaybetmemişti. Henüz oturmuştuk ki konuşmaya başladı. Elbette Balkanların yakın tarihi, edebiyat, sanat, şiir üzerinde de konuştuk. Ayrıca Ankara Yalnızlığı adındaki romanımı Makedonca’ya çevirmeye devam ettiğini, kitabı yarıladığını, çalışmalarını göstererek devam etti. (Ne yazık ki bu çeviri yarım kaldı)Konuşmalarını kayıt altına aldık. Üsküp için anlattığı çok önemli ve ilginç anıları dikkate değerdi. Zamanı gelince yazılacak inşallah. Oğlu Rifat da Makedonca basılmış Bela adındaki şiir kitabını imzaladı.
Oğlu Rifat Emin’in, Yunus Emre Enstitüsü’ndeki şiir kitabının tanıtımı ile ilgili programdan çıktıktan sonra Üsküp’ün Meydan adını verdikleri çarşıda akşamüzeri yemeğe davet etti. Yine hep o konuşuyor ama ben de dinlemekten zevk alıyordum. Anılarını anlatırken bir genç gibi heyecanlı heyecanlı, el kol hareketleriyle anlatıyordu. O esnada eli masada bulunan ayran dolu bardağa çarptı ve bardak devrildi. Bir kısmı da benim pantolonumun üzerine dökülmüştü. Ben pantolonumu silerken İlhami Emin’in çok mahcup olduğunu gördüm. Üzülmüş, ne yapacağını şaşırmış bir durumdaydı. Beyefendi bir insan olan İlhami Emin’e böyle şeylerin olabileceğini, lekeleri sildiğimi, üzülmemesi gerektiğini defalarca tekrar etmeme rağmen üzüntüsünün yüzünden gitmediğini görmüştüm. O, yazdığım uzun biyografiyi de hatırlatarak, bak işte sen beni çok övmüşsün, görüyor musun bir yemek yemeyi bile beceremiyorum. Sen bunları da yaz, dediğinde gülüşmüş, işi tatlıya bağlamıştık.
Burada şunu da yazmalıyım. İlhami Emin İle ilgili sohbetlerimizin bazıları, kendilerinin de izniyle kayıt yapılmıştır. Eğer nasip olursa bir gün bunları çözümleyip yayınlamayı da düşünüyorum.
2017 yılında Üsküp’e ilk gittiğimde çarşılarını, mahallelerini gezerken İsa Bey Caminin avlusunun bir kenarında kelimenin tam anlamıyla asırları heybetli varlığında taşıyan bir çınar beni çok etkilemişti. Ey insanlar, ey zaman, ey tarih ben buradayım, dercesine gelişmiş, dal budak salmış. Cami avlusunun nefes alıp vermesini sağlayan, nice canlara ve olaylara şahit olmanın gururu ve ihtişamı ile dimdik ayakta bir çınar. O zaman bu çınar 550 yıllık geçmişini düşünürken 89 yıllık ömre ulaşmış olan İlhami Emin’in de aynı zamanda Balkanların bir kültür çınarı olduğunu düşündüm. Hakkında birçok bilgiye sahip olduktan sonra bu ismin ona çok yakışacağını biliyordum. Ancak daha yakından tanıdıktan sonra ona hep Tarih İnsan gözü ile baktım.
Allah Tarih İnsanın üzerinden rahmetini eksik eylemesin. Nurlar içinde yat Balkanların Kültür Çınarı.