Terek’in Hediyeleri ve Acele ederek Kuzey’e uzaktan…


 01 Ağustos 2021



Terek’in Hediyeleri

 

Terek, devasa kayalıklar arasında,

Kükrüyor vahşi ve acımasızca 

Adeta fırtına gibi, onun ağlayışı 

Köpük köpük çağlıyor gözyaşları.

 

Coşkun akıyor bozkır boyunca 

Bakarsın, hemen kurnazlar gibi

Hazar’ı selamlar şefkatle

Ve konuşur fısıltıyla: 

 

«Çekil biraz  ihtiyar deniz

Yer ver benim dalgalarıma!

Dolaştım geniş bozkırlarda 

Şimdi dinlenme vakti burada.

 

Ben Kazbek’in bağrında doğdum

Ve bulutların göğsünden emdim 

İnsanın bu bilinmez gücüyle

Hazırım sonsuza dek mücadeleye.

 

Ben eğlensin diye, senin oğullarına 

Bir parçam olan Daryal’ı açtım

Ve şan olsun diye çok sayıda 

Devasa çakıllar sürükledim boğaza.»

 

Fakat, Hazar ipek kıyılarına yaslanarak

Gömüldü sessizliğe, sanki uyur gibi 

Terek ise yeniden  şefkatle 

Fısıldıyor ihtiyarın kulağına: 

 

«Sana bir hediye getirdim!

Sıradan değil bu hediyem 

O Kabardey, savaş alanından 

Koparılmış… bir Kabardey.

 

Cevşen giymiş boydan boya

Ve çelik kolçaklarına

Kur’an’ı-Kerim’den bir ayet

Yazılmış altın sırmalarla. 

 

O çatmış kaşlarını inatla

Ve bıyıklarının kenarı 

Boyanmış, ateş kızılı ve kızgın 

Akan asil kanıyla.

 

Açık gitmiş gözleri… cevapsız kalsa da   

Yine dopdolu ezeli düşmanlıkla;

Uzanıyor ensesine, kıymetli 

Bir tutam örgülü siyah saçı.»

 

 

Fakat, Hazar ipeksi kıyılarına yaslanarak

İç çekip, susuyor;

Terek ise vahşi ve bir daha ihtiyara, 

Anlatıyor heyecanla:

 

«Dinle dayı: İşte, paha biçilmez hediye!

Diğer hediyeler ne ki? 

Fakat, ben herkeslerden 

Gizledim onu, şu ana kadar 

 

Getireceğim sana dalgalarımla 

Genç bir Kazak kadını 

Cesedi solgun, omuzları koyu 

Örgülü, açık sarı saçları 

 

Hüzünlü yüzü, dumanlı

Bakışları öyle sessiz, adeta tatlı bir uykuda 

Açılmış göğsüne bir ince yara

Pembe kanı akıyor hızla, 

 

O ise sızlanmıyor şimdi 

Güzel genç kadın için, ırmak üzerinde 

Tek başına kalmış Greben’de,

Bir Kazak delikanlı; 

 

Eyer vurdu siyah atına

Ve sürdü dağlara, bir gece savaşına

Koydu başını

Acımasız Çeçen’in kılıcı altına».

 

Bitirmişti nehir keskin sözlerini 

Ve saçlar dalgalanmaktaydı akışında

Kadının başı, kar gibi beyaz,

Sallanarak çıktı dalgalar üstüne. 

 

O zaman ihtiyar, parlayan ihtişamıyla 

Kalktı ayağa, heybetliydi fırtına gibi 

Ve buğulanmıştı ihtirasla

Koyu mavi gözleri.

 

O çağladı mutlulukla

Ve açtı kollarını, koşan dalgalara

Bastı bağrına aşk mırıltısıyla.

 

 

1839 

Terek: Türkçede bir  anlamı da “kavak” demek olup, nehrin adı “Terek su” kavak nehri olarak geçmektedir

xxxxxxx

 

Acele ederek Kuzey’e uzaktan…

 

Acele ederek Kuzey’e, uzaktan,

Sıcak ve yabancı diyarlardan…

Kazbek, Doğu’nun bekçisi, sana 

Geldim ben, eğiliyorum saygıyla, 

 

Beyaz sarığın asırlardan beri 

Sarıyor senin çizgiler dolu alnını 

Ve gururlu bir adamın yakınması

Yıkmaz senin gururlu dünyanı. 

 

Ama bu kalbin sessiz duası 

Ulaşsın diyedir, senin kayalarına 

Yıldızlar üstündeki diyara, senin heybetli varlığına 

Allah’ın ebedî tahtına. 

 

Dua ediyorum, insin de birazcık serinlik; 

Bu tozlu yollara ve boğucu vadiye, 

Ben, katvetli çöl ortasında 

Gündüz vakti bir taş üzerinde dinleneyim diye.

 

Dua ediyorum, fırtına gürleyip de,

Yakalamasın beni diye; savaş kıyafetleri içinde, 

Daryal’ın karanlık geçidinde 

Bitkin düşmüş bir atla 

 

Ama bir dileğim daha var!

Ruhum titriyor-korkuyorum söylemeye!

Ya ben, bu sürgün günlerimden sonra

Vatanımda unutulursam tamamen. 

 

Orada bulacak mıyım eski sarılmaları?

Eski dostça selamları?

Tanıyacak mı, dostlarım ve kardeşlerim 

Acılar çekmiş beni, onca yıllardan sonra? 

 

Ya da, benimle gençliğini paylaşmış 

Güzel, ateşli ve asil insanların

Soğuk mezarları arasında 

Adım mı atacağım vatan küllerine? 

 

Ah, eğer öyle olacaksa! Senin kar fırtınanla 

Kazbek, çabuk kapat üzerimi.

Ve geçit boyunca evsiz-barksız küllerimi 

Dağıt, merhamet etme bana!

 

 1837 

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 176. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 176. Sayı