HaftanınÇok Okunanları
ELMİRA ACIKANOAVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
Ahmet Kartal 4
Kardeş Kalemler 5
Coşkun Haliloğlu 6
Coşkun Haliloğlu 7
Yarışmalara katılmayı pek de severdi, küçüklükten beri de bir sürü yarışmaya katılmışlığı vardı. Her zaman dereceye girmese bile, çerçevelenmiş başarı ve katılım belgeleriyle doluydu odasının duvarları. Hele ki "istiklal marşını güzel okuma" yarışmasında göstermiş olduğu başarı aklından hiç çıkmıyordu. Nasıl çıksındı ki? Çerçeveler buna, hiç izin verirler miydi ki sanki. Oğlunun çerçevelere ne kadar bakarsa eski başarılarının, yeni başarılar getireceğine inanıyordu çünkü annesi. Bu yüzden çerçeve doluydu oğlunun odası.
Türkçe dersinden, sözlü sınavın olduğu soğuk ama güneşli bir kış gününe uyandı o gün Türker. Heyecanlıydı fakat çalışmanın verdiği rahatlıkla bir an önce okula gidip kendisini göstermek istiyordu.
Annesi çocuğunun hafif dalgalı saçlarını okşayıp uzun kirpiklerinden bulanan gözlüklerini çıkararak ve koyu kahverengi iri gözlerinin en içine bakarak ve gözlerinden öperek: Ah benim canım Yavrum diye söze başladı.
- Hani senin küçüklükten beri izlediğin, Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunu anlatan, hani sen "keşke benim ismim Osman olsaydı, hadi ismimi değiştirin, belki ben de onun gibi güçlü Türklerin adını, sanını ve güzel dilini ebediyen yaşatacak biri olurum" dediğin dizi filmi vardı ya işte orda devamlı "Biz zaferden değil seferden sorumluyuz "diye öğüt verici bir cümle kullanılıyordu ya şu anda tam da senin için geçerli o cümle. Sen elinden geleni yaptın çalıştın, işin sonucunu hiç düşünme, dedi.
Türker biraz olsun rahatlamıştı, kahvaltısını ettikten sonra son bir tekrar edip okula gitti. Türkçe dersini sabırsızlıkla bekliyordu ve nihayet beklenen an geldi, Türker sözlüye kalktı bir soru, beş soru, on soru derken sorulan sorulara jet hızında, adeta bir makine gibi durmadan cevap verdi. En sonunda öğretmeni Asuman Hanım: Maşallah sana Türker, harikasın, sözlüye çok güzel hazırlanmışsın ama en son verdiğim 'hikâye yazma 'ödevini yapmamıştın ve tam not alabilmen için o ödevi de yapman gerekliydi, dedi.
-Türker: Evet haklısınız geçen haftaki ödevi yapmayı unutmuştum ama eğer izin verirseniz, siz diğer arkadaşlarıma sözlü yaparken ben o arada hikâyeyi yazarım.
Türker’in bu derece düzgün çalışması ve devamlı ödevlerini yapan bir öğrenci olması hatırına Asuman Hanım o günlüğüne Türker’in eksik olan ödevini sınıfta, ders sırasında yapmasına izin verdi. Hikâye yazmayı çok seven Türker’e bu ödev hediye gibi geldi. Sınıfta sözlü devam ederken Türker tek kalemde hikâyeyi yazdı hem de ne hikâye.
Asuman hanım: Şimdi tam oldu Türker, 5’i hak ettin, dedi.
Beş on dakika sonra ders zili çaldı, zaten Türkçe son dersti. Herkes okuldan çıktı, Türker’in keyfine diyecek yoktu hoplaya zıplaya evin yolunu tuttu.
Türker eve daha varmamıştı ki öğretmeni Asuman Hanım Türker’in annesini telefonla aradı.
Asuman öğretmen: Selamünaleyküm Yeliz Hanım.
Annesi Yeliz Hanım, Asuman hanımın onu neden aramış olacağını, yoksa okulda Türker’e bir şey mi oldu, kavga filan mı etti düşüncesi ve titrek bir sesle selamına karşılık verdi.
Asuman Hanım: Sizi tebrik etmek için aramıştım, Türker inanılmazdı, sözlüye çok güzel hazırlanmış, hem de kitaptakileri ezber değil de anlayarak çalışmıştı. Kendi sözleriyle ifade etmesine bayıldım. Hele ki on dakikada yazdığı hikâye mükemmeldi, değil beş, on olsa on yazardım, diye Türkeri bir güzel övdü.
Yeliz hanımın ağzı kulaklarına geldi, az önceki tedirginliği yerini, derin bir mutluluğa bıraktı. Mutluluğu tarif edilemezdi. Hangi ana, evladı için takdir dolu sözler duymak istemez ki hem de bir öğretmenden, bırakın ki o Türkçe öğretmeni. Ana oğul Türkçe dersine ayrı bir önem verirlerdi çünkü. Onlara göre her insan başta kendi diline, dil dersine önem vermeliydi çünkü diğer dersler ancak dili iyice bilmekle öğrenilebilirdi. Hem de Türklerin, Türk dilinin o kadar köklü tarihi varken bu ders hiç önemsenmez miydi? Oğlunun adını da bu yüzden Türker koymuştu annesi, Türk gibi düşünsün, Türk gibi yaşasın, Türk dilini, Türkçeyi çok sevsin. Nitekim öyle de olmuştu. Türker, ataları Türkler gibi asil ve çalışkandı. Türkçe gibi naif, zarif ve kibardı.
Yeliz Hanım: Çok teşekkür ederim, beni çok mutlu ettiniz evet çok çalıştı, çalıştığını da göstermiş çok şükür, kendini ifade etmesine de çok sevindim. Ayrıca hikâyeyi güzel yazması Osman Çeviksoy hocadan ders almasından kaynaklıdır, dedi.
Biraz sonra kapı çaldı, gelen Türker’di, daha yukarıya çıkmadan:
-Anne annneeee sana mutlu bir haberim var, Türkçe sözlüm mükemmeldi, diye bağırdı. Annesi kapıya kadar indi ve oğluna dört kolla, tüm şefkati ve sevgisiyle sımsıkı sarılarak, başarısını, daha doğrusu başarı için vermiş olduğu gayretini tebrik etti. Ana oğul yukarıya çıktılar ve oturma odasına geldiler. Televizyon karşısında oturmuş dedesine: Dedeciğim tam puanlı beş aldım dedi. Dedesi de çok sevindi ve onu kucaklayıp: Aferin sana, peki hangi dersten 5 aldın diye sordu.
Türker heyecanla: Tabii ki de Türkçeee, diye cevap verdi.
Dedesinin hemen yüzü düştü; haaa, tamam güzel ama bir matematik dersi olsun, fizik dersi olsun asıl önemli olan onlardır, o dersleri çalışmaya bak, dedi
Türker dedesinin böyle düşünmesine üzüldü ama zaten hemen hemen büyük bir çoğunluk böyle düşünmez mi? Matematikten 5 alan bir öğrenci sanki herkesten en yetenekli olarak görülmez mi? Böyle yapa yapa başka alanda başarılı olanlar küçümsenmez, göz ardı edilmezler mi?
Türker mutluydu ve dedesinin böyle düşünmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü hemen unuttu. O üzüntü yerini başka bir duyguya bıraktı, yarışmaya katılma sevdasına. Bu sefer yarışmaya katılmak, hiç aklında yokken birden içinden katılma isteği geldi.
Bahçe dergisinin düzenlediği "Türkçem geniş bir aile, biz onun çocuklarıyız "isimli şiir hikâye, kompozisyon ve resim yarışmasına bir şiirle katılmaya karar verdi çünkü o anki durumu yarışmanın konusuyla çok uyumluydu ve başladı yazmaya:
Konuş bakalım konuşabilirsen fizikçe. Ya da becerebilirsen konuş matematikçe
İkisini de öğrenebilmen için
Türk’e, gerekli olan Türkçedir Türkçe... ve şiirine bütün diğer dersleri kata kata devam etti. Amacı diğer derslerin önemsiz olmasını göstermek asla değildi, her dersin kendine göre önemi ve değeri olduğunun bilincindeydi ama en önemli ders onun için ana dili Türkçeydi. Çünkü Türkçe bilen Türkçe konuşan, uzak coğrafyalara gitse bile, oralarda yazma okuma bilmeyenlerle karşılaşsa bile derdini anlatabilirdi, çünkü onun dili çok geniş bir dildi. Şiirine şu dizelerle son verdi
Var mı Türkçe gibi bir dil bu dünyada?
Çok geniş bir coğrafya saklı yukarıdaki mısrada.
Türker kendine yeni bir huy edinmişti, hoşuna gitmeyen şeyler ve ya sözlerden iyi şeyler çıkarmak huyu. Türker dedesinin hoşuna gitmeyen sözlerine karşı cevap vermedi çünkü eğer cevap verseydi kırıcı olabilirdi, bunu ne kendisi isterdi ne de annesi. Türker terbiyesini koruyup bir büyüğe laf yetiştirmedi onun yerine duygu ve düşüncelerini şiire döktü, yarışmaya katıldı, birinci oldu. Bu şiiriyle de Türkçenin sanki koruyucularından biri oldu. Türkçe düşünen, Türkçeyi düşünen Türker oldu.
Not: Bahçe dergisinin hikâye yarışmasında “Türkçe Düşünen Türker” adlı hikâye birincilik ödülü almıştır.