Tuva Yolculuğu


 01 Aralık 2020


Kadim Türk boylarının ata yurdu Tuva Cumhuriyeti’nde unutulmaz bir 30 gün yaşadım. Tuva’da 2019 yılının temmuz ayı boyunca bulundum. Tuva Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu’na bağlı Sibirya bölgesinin en güneyinde, Moğolistan sınırının hemen kuzeyinde yer alan özerk bir cumhuriyettir. Tuva’nın kuzeyinde Hakas Cumhuriyeti ve Krasnoyarsk Oblastı, batısında Altay Cumhuriyeti ve doğusunda Buryat Özerk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Tuva Cumhuriyeti; uçsuz bucaksız dağlar, nehirler, platolar ve göller ülkesidir. Tuva Cumhuriyeti, güneyinde Altay Türk Cumhuriyeti’nin Altay dağlarından doğuya doğru yaklaşık 560 km uzanan Sibirya’nın güneyinde bir anlamda Moğolistan ile Rusya arasında coğrafik bir sınır oluşturan Tannu-Uula sıra dağları ile kuzeyinde yine Altay dağlarından doğuda Baykal Gölü’ne kadar uzanan Sayan dağları arasında yer alır. Dünyanın el değmemiş sayılı ekolojik bölgelerinden biri olan Sayan dağları, aynı zamanda dünyanın en büyük on nehrinden birisi olan Yenisey’e de ev sahipliği yapmaktadır. 

Tuva’nın başkenti Kızıl şehrine, Sayan dağlarına ve kutsal Yenisey nehrine ev sahipliği yapan Tuva yolculuğumun hiç de kolay olmayan başlangıç sürecini anlatmak istiyorum. 2016 yılının eylül ayında başladığım doktora eğitimi ile Tuvaca çalışmaya karar vermiş, 2018 yılının haziranında sunduğum tez önerisiyle bu kararımı resmiyete dökmüştüm. Çalıştığım konu ne olursa olsun aklımda, fikrimde ve hayallerimde hep Asya’nın Merkezi Tuva’ya gitmek vardı. Ancak nasıl yapacağımı bilmiyor ve bilinmezlikler içinde pek çok tereddüt belki de bir çeşit korku yaşıyordum. Bu duygular içerisinde Tuvacaya yeni başlamış biri olarak 2018’de Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu’nda Tuvacayla ilgili ilk bildirimi sunmuş ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Tuğba Sarıkaya Aksoy ile tanışmıştım. Tuğba Hoca’yı ismen tanıyor ve Tuvaca çalıştığını biliyordum. Bu sebeple özellikle onun bulunduğu oturuma gidip bildirisini dinledim. Ardından tebrik etmek için yanına gittim ve konuşma fırsatımız oldu. Bu sırada onun Tuva’ya gittiğini öğrendim ve çok heyecanlandım. Bunu yakın zamanda tecrübe eden biri vardı. Hemen telefon numarasını aldım. Tuğba Hoca da bana her konuda yardımcı olmaktan mutluluk duyacağını bildirdi. Aynı sempozyumda değerli hocam Dr. Öğr. Üyesi İlker Tosun’un da Tuva’ya gitmeyi planladığını öğrendim. Ancak benim bunu nasıl yapacağımı öğrenmem gerekiyordu. Sempozyum sonrası Tuğba Hoca’yı aradım, ondan oraya nasıl gidebileceğime, orada kimlerle irtibat kurabileceğime dair bilgiler aldım. Bu vesileyle benim bu ilk adımı atmamda bana çok yardımcı olan ve desteğini hiç esirgemeyen Arş. Gör. Tuğba Sarıkaya Aksoy’a çok teşekkür etmek isterim. İşte benim Tuva yolculuğum böyle başlamış oldu. Kendim de sosyal medyadan birçok Tuvalı arkadaş edinmiştim. Onlara sorarak pek çok şey öğrendim. Birçok araştırma yaptım. Gitmeden önce ve gittikten sonra yapılacaklar şeklinde kimi planlar yaptım.

Derken Tuva’ya gideceğim gün geldi çattı. Heyecanım doruktaydı. Ata yurdu Tuva Cumhuriyeti’ne gidiyordum. Duygularımın tarifi gerçekten mümkün değil. Bu aşamaya geldiğimde daha yolculuk yeni başlamışken çektiğim birçok zorluğa iyi ki demeye başladım. 1 Temmuz 2019’un sabah erken saatlerinde çıktım yola. Yolculuk Ankara-İstanbul-Moskova-Krasnoyarsk-Kızıl sıralamasıyla dört aktarma şeklinde olacaktı. İstanbul-Moskova uçuşunda 10:50’de kalkması planlan uçak havaalanı trafiğinden dolayı 11:30’da gerçekleşti. Sanki direkt Tuva Cumhuriyeti’nin başkenti Kızıl’a inecekmişim de Tuva’ya varışım gecikmiş gibi üzülmüştüm o zamanki halet-i ruhiyem ile… Oysa daha iki aktarma ve her aktarmada saatlerce bekleme süresi vardı. Moskova’dan Krasnoyarsk’a indim. Krasnoyarsk’tan Kızıl uçağına bindiğimde heyecanımı daha derinden hissetmeye başladım. Artık tam anlamıyla Tuva’ya doğru yol alıyordum. Nihayet 1 Temmuzda başlayan yolculuğum 2 Temmuz’da yerel saatle (Türkiye’den dört saat ileri) 9:45’te Kızıl Havalimanı’na inmem ile son buldu. 

Kızıl Havalimanı son derece küçük ve gösterişsiz bir havalimanıydı. Uçuş alanından içeriye girdiğimde Ellada Annay’ın (TİGPİ adlı enstitüde hoca) bana seslendiğini duydum. Böylece Tuva’da iletişim kurduğum ilk kişi Ellada Hoca oldu. Ben hemen valizleri alıp döndüm. O sırada Tuva’da bulunduğum süre boyunca benimle en çok ilgilenen kişilerden biri olan Sayan Saaya geldi ve benimle samimî bir şekilde tokalaştı. Tuva’ya gitmeden önce Sayan’ın evinde kalacağımı kararlaştırmıştık. Ancak Sayan’ın ailesi geldiği için bu plan suya düştü. Kızıl’a inmiştim ancak nerede kalacağım bir belirsizlik içine girmişti. Bu belirsizlik içinde Sayan beni bir kafeye götürdü ki bu kafe sonradan benim sıklıkla gittiğim mekânlardan biri oldu. Sayan sipariş verirken bana yardım etti. Çünkü yardım edilmesi gereken bir şeydi sipariş vermek. Kızıl’da ilk kez sipariş verecektim ve menüdeki her şey bana yabancı geliyordu. Sipariş verdikten sonra Sayan işi olduğunu söyleyerek beni yalnız bıraktı. Kahvaltıda bizdeki erişteye benzer bir çorba ile domatesli yumurta yedim. Ayrıca hayatımdaki ilk tuzlu sütlü çayı da burada içmiş oldum. Kafede benimle ilgilenen küçük bir kız vardı. Tuvacası ne yazık ki pek iyi değildi. Neyse, yedim içtim ve hesabı ödeyip biraz gezinmek için dışarı çıktım. O sırada Ellada Hoca geldi. Bana kalacak yer bulacaktık. Birkaç otel ve hostele girip çıktık. Ben hepsine bir bahane buluyordum. Ya pahalı geliyordu ya da belki de Sayan’la birlikte ev ortamında kalma fikrinden sonra otel ortamı beni cezbetmiyordu. Ellada Hoca son çare kendi ablası Aldınay’ın evinde kalmak isteyip istemediğimi sordu. Kalabilirim dedim. Ablasını aradı, ona sordu. Ablası bizi eve çağırdı. Eve gittik. Beni bir odada yalnız bıraktılar. Bu arada kendi aralarında konuşmuşlar. Sonra yanıma geldiler. Eğer burada kalacaksan odan burası olacak, tuvalet banyo ve mutfak burası diyerek evi gezdirdiler. En son kalacağım odaya geçtiğimizde kaldığım süre boyunca Aldınay Hoca benden günlük talep ettiği ücreti (o zamanın kuruna göre yaklaşık 35 TL’ye denk gelen 350 ruble) belirtti ve kabul edip etmediğimi sordu. Küçük bir pazarlık yapabilirdim ancak buna gerek duymadım. Hem söylediği ücret gerçekten çok uygundu. Hem de ev ortamında kalacaktım. Tuvaca konuşabileceğim biri olacaktı. Yeme içme konusunda mutfağı rahatlıkla kullanabilecektim. Böylelikle kalacak yer konusunu memnun edici bir şekilde çözmüştük. 

Biz ev meselesini görüşürken Sayan gelmişti. Ardından beni Kızıl şehrinde küçük bir geziye çıkardı. Kızıl, yaklaşık 300.000 nüfuslu Tuva Cumhuriyeti’nin başkentidir. Başkentin nüfusu ise yaklaşık 120.000’dir. Şehir, 1914 yılında Belotsarsk (Beyazlar) adıyla Çarlık tarafının ideolojisini yansıtacak biçimde adlandırılarak Rus yerleşimciler tarafından kurulmuş, 1918 yılında şehrin coğrafî özelliklerini yansıtacak biçimde Hem-Beldiri (Nehir Kavşağı) olarak adlandırılmıştır. Hem-Beldiri söz öbeği, Tuvacada Yenisey nehrinin iki kolu olan Biy Hem ve Kaa Hem’in birleşme yeri anlamına gelmektedir. 1926 yılında ise Tuva Halk Cumhuriyeti ile SSCB arasında imzalanan dostluk anlaşmasının bir işareti olarak şehrin adı, Rusça Krasnıy Gorod, Tuvaca Kızıl Hooray (Kızıl Şehri) olarak değiştirilmiştir. Sayan’ın beni götürdüğü ilk yer, Kundustug Arjaan adlı bir kaynak suyuydu. Tuvacada kaynak suları için arjaan sözcüğü kullanılıyor. Tuva’da çok sayıda yer altı su kaynağı bulunmaktadır. Kundustug ise Kızıl’ın en bilindik arjaanlarından birisidir. Tuvalar, doğadaki her şeye önem verdikleri gibi suya da çok büyük önem vermektedirler. Suyun iyesi (ruhu) olduğuna inanırlar ve ona göre saygı gösterirler. Kızıl şehrinin merkezinde Yenisey üzerinden karşıya geçebileceğiniz tek köprü bulunmaktadır. Kundustug Arjaan’a bu köprüden kuzey yönünde ilerleyerek ulaşılmaktadır. Arjaan, Yenisey’in kuzey kısmında nehrin hemen kıyısında yer almaktadır. Burası şehir merkezinin biraz uzağındaydı. Kundustug Arjaan ve Yenisey’in etrafı son derece yeşil ve ağaçlarla kaplıydı. Yenisey manzarası beni gerçekten büyülemişti. Böylelikle Tuvalar için son derece önemli olan Yenisey nehri, ilk günden benim için de çok büyük önem kazanmıştı. Tuvalar Yenisey’e aynı zamanda “büyük nehir” anlamında Ulug-Hem diyorlar. Kaa Hem ve Biy Hem adı verilen iki kolun birleşmesiyle oluşan Yenisey nehri Kızıl şehrinin merkezini oluşturuyor. Yenisey, Tuvalılar için kutsal bir nehir aynı zamanda. O kadar ki Tuva Cumhuriyeti’nin bayrağında nehrin iki kolunun birleşerek Tuva’nın ortasından geçişi resmediliyor. 

Sonra eve döndüm, yol yorgunluğunu atmak için biraz dinlendim. Aldınay Hoca akşamüzeri dört yaşındaki kızı Olga ile geldi. Beni markete götürüp alışveriş yapmayı gösterdi. Neyi nasıl almam gerektiğine varana kadar yardımcı oldu. Tuva’da ilk günün sonunda anlamıştım ki burada çok iyi insanlar var ve bana yardımcı olabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.

İkinci gün sabah Ellada Hoca geldi ve şehir merkezine birlikte gittik. Böylelikle hangi dolmuşu kullanmam gerektiği de öğretilmiş oldu. Sonra sim kart alarak Tuva’da iletişim kuracağım bir numara ve internet paketi edindim. Sonra Ellada Hoca ile Rusya Federasyonu’nda yapması zorunlu olan kayıt işlemleri ile ilgilendik. Akşamüzeri ev sahibimin gelmesi gerektiği için Aldınay Hoca geldi ve kayıt işlemlerini tamamladık. Gün içerisinde ben de Kızıl’da dolaşma fırsatı buldum. 

Kızıl şehrinin en işlek caddesi Koçetova’dır. Koçetova caddesi ile Tuvinskih Dobrovol’tsev caddesi arasında sadece yayaların kullanabildiği Kızıl’ın küçük ama en hareketli sokağı bulunmaktadır. Sokağın hemen girişinde Rusça “Kızıl’ı seviyorum” yazan bir levha bulunmaktadır. Yolun sağında Narodnıy Bank (Ulusal Banka), solunda Nayıral (Dostluk) adlı küçük bir sinema salonu, sonunda ise Tuva pazarı yer almaktadır. Bu pazarda, Tuvaların hemen her ihtiyacını karşılayabilecek kadar ürün bulunmaktadır. Pazarı gezip ürünlere ve fiyatlarına baktım. Açıkçası beklediğimden daha kaliteli ve ucuz ürünlerin olduğunu gördüm.

Yukarıdaki fotoğrafta görülen sokağa göre sağ taraftan Koçetova caddesini takip ettiğinizde Tuva Ulusal Tiyatro Binası hemen sağınızda kalmaktadır. Çok istesem de Tuva’da bulunduğum sürede tiyatro sezonu kapalı olduğu için Tuva dilinde bir tiyatro seyretme tecrübesi yaşayamadım. Tiyatro binasının karşısında ise Tıva Respublikanıŋ Çazaa (Tuva Cumhuriyeti Hükümet Binası) ve iki bina arasında kocaman bir meydan yer almaktadır. Meydanda ise Budizm’in en önemli simgelerinden biri olan Mani Hürtüzü (Mani Tekerleği) yer almaktadır. Mani tekerleğinin içerisinde tariinalar (dualar) bulunmaktadır. Budist Tuvalar, bu duaların döndürülmesi ile Burgan Başkı’nın (Tanrı’nın) öğretilerinin devam ettirildiğine ve isteklerinin gerçekleşeceğine inanmaktadırlar.

Meydanda tiyatroyu sağınıza, hükümet binasını solunuza alarak ilerlediğinizde karşınıza Lenin heykeli ve heykelin de tam karşısında Tıvanıŋ Kürüne Universitedi (Tuva Devlet Üniversitesi) görülmektedir. Üniversite bünyesinde Filoloji Fakültesi, 1952 yılında Rus Dili ve Edebiyatı, Anadil ve Edebiyat ve Tarih alanlarında öğretmen yetiştirmeye başlayan Kızıl Öğretmenler Enstitüsü’nün Dil ve Edebiyat Bölümü temelinde kurulmuştur. Aynı yılın eylül ayında Tuva Dili Eğitim Merkezi açılmış ve bölümün ilk hocası K. H. Orgu olmuştur. Sonraki yıllarda bölümün hocaları arasında G. F. Babuşkin ve E. B. Salzınma yer almıştır. 1963 yılına kadar Tuva Dili Filolojisi, Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün bir parçası olmuştur. Bağımsız bir Tuva Dili ve Edebiyatı Bölümü ise 1964 yılında açılmıştır.  Tuva Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün ilk başkanı, 20 yıl boyunca Ş. Ç. Sat olmuştur. Bölüm, bugün Rusya Federasyonu Halklarının Dilleri (Tuva Dili) adıyla lisansüstü eğitim verecek seviyede Tuvaca ve Tuva kültürü üzerine yapılan birçok çalışmaya ev sahipliği yapar hâle gelmiştir. Bölümün önde gelen hocaları arasında B. İ. Tatarintsev, İ. V. Kormuşin, L. A. Şamina ve M. V. Bavuu Syuryun sayılabilir. Adı geçen hocaların danışmanlığında Tuva Türkçesinin ses bilgisi, antroponimi, Şamanizm sözlüğü, müzik terminolojisi, Sengel Tuvaları ve dili gibi Tuva Türkçesi filolojisi üzerine pek çok doktora tezi ve bilimsel araştırma kaleme alınmıştır. Bölümün en önemli özelliklerinden birisi, eğitim sürecinde tüm öğretim materyalleri ve ders kitaplarının bölüm üyeleri tarafından oluşturulmasıdır.  Günümüzde bölüm, Tuva Dili Filolojisi ve Genel Dilbilim adıyla varlığını sürdürmektedir. 

Tek başıma gezintiye devam ederken daha sonraları sıklıkla ziyaret edeceğim Tuva’nın tek yayınevi olan Tıvanıŋ Nom Ündürer Çeri’nin yerini öğrendim. İlk gittiğimde sebebini tam olarak bilemiyorum ama belki de çantasız çıktığım için taşıma güçlüğü çekerim diye kitap alışverişi yapmadım. 

Sonra Aziya’nın Tövü (Asya’nın Merkezi) anıtının bulunduğu parka gittim. Aziya’nın Tövü anıtı, Tuva’da Kızıl şehrinde Yenisey’in Kaa Hem ile Biy Hem kollarının birleştiği yerin yaklaşık bir kilometre batısında nehrin kıyısında bulunan en önemli turaskaal’dır (anıt). Anıt, Asya’nın coğrafî merkezini temsil eder. 2014’e kadar geniş bir kaide üzerine oturtulmuş 10 metre yüksekliğinde üç taraflı küçük bir kesik piramit biçiminde olan anıt, 2014 yılında Tuva’nın Rusya ile birleşmesinin 100. yıldönümü anısına, Buryat heykeltıraş Daşi Namdakov’un projesi ile sırtında yerküre taşıyan üç aslan ile ucunda geyik mozaiği bulunan bir dikilitaş biçiminde yeniden dikilmiştir. Ayrıca anıtın etrafı Budist burçlarını oluşturan on iki kozmogonik hayvan heykeliyle çevrelenmiştir. Anıtın yerleştirildiği kaide üzerinde Rusça, Tuvaca ve İngilizce olmak üzere üç dilde Asya’nın Merkezi yazısı bulunmaktadır. Anıtı ve Yenisey nehrini karşınıza aldığınızda arkada kutsal Dögee dağı ve Budizmin en önemli mantrası (dinî hece veya şiir) olan Om Mani Padme Hum (Lotus Çiçeğinin İçindeki Mücevher) yazısı görülmektedir. Budistler bu sözcüğü tekrar etmeyi bir ibadet olarak değerlendirmektedirler.

 Daha sonra yorulduğumda bir yere oturup bir şeyler yerken sosyal medyadan tanıştığım Tuvalılardan çevrimiçi olanlara yazdım. Ertine Kuular Kızıl’da olduğumu öğrenince benimle buluştu. Konuşup kaynaştıktan sonra beni bir konsere davet etti. Akşamleyin konsere gittim. Ertine bana bir davetiye buldu. İçeri alınmamda yardımcı oldu. Salonun güzel bir yerinde sahneyi net bir şekilde görebileceğim bir koltuk ayarladı. Daha doğrusu kendi koltuk numarasını bana verdi. Kendisi konserin düzenlenmesinde yardımcı olan kişilerden biriydi. Sahne arkasında ve daha pek çok konuda konseri organize ediyordu. Konserde çocuk şarkıcılar şarkı söylüyorlardı. Burada Denberel Oorjak, Sayın Dorju ve Ay-kıs Kırgıs gibi birbirinden yetenekli çocukların seslendirdiği Tuvaca şarkıları canlı dinleme fırsatım oldu. Aslında konser on üç yaşındaki Denberel Oorjak temelinde organize edilmişti. Denberel Oorjak, Rusya’da bizdeki O Ses Türkiye benzeri bir yarışmanın galibidir. Ayrıca 2019 yılında çocuklar için Eurovision yarışmasında Tatyana Mezhentseva ile birlikte Rusya’yı temsil etmiştir. Ben konseri çok beğendim. Çocukların yeteneklerine hayran kaldım. Minik seslerden yükselen Tıva ır’larının (Tuva şarkılarının) tınısı hâlâ kulaklarımda… 

Akşam eve gittiğimde Aldınay Hoca beni bekliyordu. Bu arada tam adı Aldınay B. Seden-Huurak olan ev sahibim, Tuvaca öğrenmeye başladığım günlerde en sık kullandığım eserlerden biri olan Angli-Tıva Çugaa Nomu (İngilizce-Tuvaca Konuşma Kılavuzu) adlı kitabın yazarıdır. Aldınay Hoca, ilk günlerde benimle bir çocukmuşum gibi ilgilendi. Eve biraz geç kalsam hep arardı. Daha ilk günden geç kalınca hâliyle endişe edip aramıştı. Konserde olduğumu söyleyince de biraz şaşırmış ve benim adıma sevinmişti. Aldınay Hoca İngilizce öğretmeniydi. Dil öğretimi konusunda biraz hassastı. Bu sebeple evinde kaldığım süre boyunca nerdeyse her akşam günümün nasıl geçtiğini bana Tuvaca olarak anlattırırdı. Hatalarımı düzeltir, yeni şeyler öğretirdi. Konser gibi ilgi çekici deneyimleri daha da ilgiyle dinlerdi. Ben de heyecanla ne yaptıysam anlatır, çektiğim resimleri, videoları gösterirdim. Kısacası, Aldınay Hoca’nın evinde kalmamın bir artısı da buydu. Aldınay Hoca, Tuva’nın eğitimli, bilgili ve aynı zamanda yardımsever bir öğretmeni olarak beni de öğrencisi olarak kabul etmişti.  Ben ise seve seve onun öğrencisi olmuş, Kızıl’da kendi imkânlarımla bir şeyler yapabilmiş olmanın sevinciyle bir günümü daha geçirmiştim.

Devamı Sonraki Sayıda

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 168. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 168. Sayı