HaftanınÇok Okunanları
SEYFETTİN ALTAYLI 1
İLKER TOSUN 2
Melek Erdem 3
Muhittin Şimşek 4
NÜŞABE ARASLI 5
ŞEMSETTIN KANDEMİR 6
Uğur Altundaş 7
Dokuz yaşlarındaydım. Okuldan eve her zaman içimde bir umutla koşardım. Belki bir misafir gelmiştir diye. Evin en küçük çocuğu olmak, içimde hep özleyen birinin yaşadığını hatırlatırdı. Merdivenleri dörder dörder çıkardım. Tek odalı evimizde fazla eşya olmazdı. Babam öğretmen, annem ise ev hanımıydı. Annem hep mutfakta mırıldanarak bir şeyler hazırlar, akşamları üçümüzün onun kurduğu sofrada oturmasını isterdi. Bu bile güzeldi.
Babamın eve gelişi bayram gibi olurdu. Ama yemekten sonra annem ev işlerine koyulur, babam yazı masasının başına geçerdi. Ben ise bomboş odada kırık kollu bebeğimle tek başıma kalırdım. Biraz kendi kendime masallar uydurur, öyle uyurdum.
Şimdi bilmiyorum o çocukluk günlerine güzel denir mi denmez mi; insanın hayat yolunda başına ne geldiğine bağlı. Ama o gri, aynı zamanda umutlu ve aydınlık günlerimden küçük bir anı anlatmak istiyorum.
Çocukluğumdan beri uçan halıya inanırdım. Eski bir halımız vardı. Üzerine oturur, gözlerimi sıkıca kapatırdım. Sanki bulutlar ayaklarımın altında erir, kendimi dünyayı aşmış, duygulardan uzak bir yerde hissederdim. Bunu yalnız ben başarabilirdim.
Bir gün yine okuldan eve geldim. Soğuk, buz gibi odama girince gözlerime inanamadım. Oda, dünyanın bütün renklerini üzerinde taşıyan bir halıyla doluydu. Hayır, bu bir halı değildi; sihirli renklerin ışıltısıydı. Bütün odamı kaplamıştı. Gün ışığı içeri süzüldüğü için renkler duvarlarda parlıyordu. Nefesimi kesen bir mutluluk sardı içimi. Yan odadan annemin nefes alışını duyuyordum ama bu mucizenin bitmesini istemiyordum.
Hayalden ayrılmak istemedim. Odayı terk edip anneme koştum, ona sımsıkı sarıldım. “Teşekkür ederim” demeyi bilmiyordum o zaman; ama annemin, benim kendime bile söyleyemediğim sevgimi hissetmesi beni uçuruyordu. Kalbim göğsüme sığmıyordu.
Bir süre sonra odaya döndüğümde annem halıyı yerden topluyordu. Onu büyük bir bohça haline getirip kucağına aldı ve odadan çıktı. Ardından kapıyı açıp dışarı gitti. Bir süre sonra geri döndü, mutfağa geçti. Ben ise bütün bu olanları koridorda, eşikte oturarak sessizce izledim.
O gün uçan halılara inanmıştım. Bir kurtarıcı halı beni hayallerimin kanadında uzaklara, sadece güzelliklerin olduğu bir dünyaya götürecekti.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, annemin başkasının evi için yıkayıp temizlediği halının aslında hiç uçamayacağını bilmek beni artık incitmiyor. Yine o güne döneyim. O akşam yemek de yemedim. Bahçeye koştum. Var gücümle koşup herkesten uzaklaşmak istedim. Sanki artık bildiğim o acı gerçeği mahalledeki bütün çocuklar da biliyordu.
Annemin komşunun evi için halı yıkadığını, temizlik yaptığını anlayınca çocukların yanına gitmedim. Ağaçların arkasına saklandım. Uzaktan işten dönen babamı görünce içim sıkıştı. İlk kez onu görüp de üzerine koşmak istemedim. O gün her zamankinden daha yorgun, daha beli bükük görünüyordu.
Mahalledeki çocukların bana bakışlarına duyduğum öfke biraz daha büyüdü.
Sonraları bütün bu acıları dönüştürebildim. Ama o gün ilk kez büyüdüğümü hissettim. İnsan hayallerini kaybettikçe büyüyormuş.
O gün halıların uçmadığını öğrendim.
Büyüdüm.
Peki sen ne zaman büyüdün?
Bana kendi hikâyeni anlat…