Unutulmamak


 15 Nisan 2025

O sabah, evin içinde heyecanlı bir koşturmaca vardı. Gelinler, kızlar mutfaktan yemek masasına durmadan bir şeyler getiriyordu. Tatlılar, sarmalar çeşit çeşit kahvaltılıklar sofranın baş köşesini süslüyordu. Yasin Bey eşine dönerek:

“Hanım yeter! Bunların hepsini yersek ağırlıktan bayram gezmesine çıkamayacağız.” Oradaki bulunanların hepsi güldü. 

“Otuz gün oruç tuttuk bey, birlik beraberlik içinde kahvaltılarda buluşmayı özledik.” dedi. Evin hanımının birlik beraberlik ifadesinden sonra salondaki herkesin yüzü birden değişti. Eşi kızar gibi ona baktı. Kötü niyetle ya da saygısızlık yapmak için söylememişti. Evlatları ve torunlarıyla bu güzel bayram sabahında beraber olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Şadiye Hanım oturduğu baş köşeden usulca kalktı. Gelininin yanından geçerken buruk bir tebessümle yüzüne baktı. Gelini:

“Özür dilerim anne!” diyebildi. Şadiye hanım pardösüsünü giydi. Torunu Aybüke’ye seslendi.

“Kahvaltıdan önce ziyaretimizi yapıp gelelim. Sen de benimle gel bakalım.”

Büyük kızı ayağa kalktı.

“Anne yine aynı şeyi yapıyorsun! Kahvaltımızı yapıp hep beraber gideriz diye konuşmuştuk neden caydın?” Şadiye Hanım kapı eşiğinden dönüp kızına baktı.

“Duramıyorum evde! Kızım beni beklerken burada oturamıyorum. Beni affedin. Ben önce bayramlaşayım sizinle de gideriz inşallah.” Bu laf üzerine başka kimse bir şey söylemedi. Biliyorlardı ki anneleri bu konuda bir karar verip yerinden kalktıysa onu oturtmak mümkün olmazdı. Şadiye Hanım içten içe biraz alınmıştı. Her bayramda önce kızının yanına gidip onunla bayramlaşılırdı. Bu bayram çocukları önce kahvaltı yapalım demişti. Yıllar onların önceliklerini unutturmuş muydu? Biraz sitemli ve gözleri dolmuş vaziyette dış kapıya yöneldi.

Aybüke babaannesinin koluna girip aşağı indirdi. Arabaya binip yola çıktılar. Mahallenin sokakları cıvıl cıvıldı. Çocuklar tertemiz bayramlıklarını giymiş koşuşturuyor, büyükler komşulara bayramlaşmaya gidiyordu. Kızına hediyesiz gidiyor olduğunu son anda fark etti. Mahallenin çıkışındaki çiçekçi aklına gelince rahatladı.

“Bayramlar artık neden eski bayramlar değil kızım biliyor musun? Her insan güzel günlerini hatırlarken sadece o güzel ânı değil kişileri de hatırlar. O kişilerden birisi ya da birkaçı eksildiyse o zaman geçmiş özlemle hatırlanır hâle gelir. İşte benim için de bayramlar artık hiç eski bayramlar gibi değil.” dedi gözyaşları yanaklarından akmaya başladı.

“Halam ve dedem gidince böyle oldu değil mi?”

“Onlar hiçbir yere gitmedi aslında. Bedenen yanımda olmasalar da hep benimle birlikteler. Anılarımda ve kalbimde yaşıyorlar.”

“Halamın şehit olduğu yerden geçelim mi babaanneciğim?” 

Islak gözleriyle onayladı. Aybüke arabayı ilçe lisesinin de bulunduğu ara sokağa doğru sürdü. Bu sokaklar bu yollar o acı günün şahidiydi. Kızının yerdeki cansız bedenini, işte bu kaldırım taşımıştı. Düştüğü taş bile kızını hiç incitmemişti. Şadiye Hanım buraya her geldiğinde kızının müzik tutkusuyla okuyup kendi ilçesine atanmanın kızında yarattığı sevinci hatırlıyor bir de üzerinden daha bir sene bile geçmeden şehit olduğundaki o çehresini… Yüzü tıpkı öğretmen olduğu o ilk günkü gibi gülüyordu. Onlar öldürdüklerini düşünmüştü hâlbuki o, makamların en güzeliyle müşerref olmuştu. Bu caddeyi, sokağı, yolları, kaldırımları, okulu; kızının adım attığı, nefes aldığı her yeri göğsüne bastırmak istiyordu. Tek tesellisi bu okuldan kızı gibi nice Aybükeler yetişecek olmasıydı. Ebediyen kızı hep yaşayacaktı.

Okulun önüne gelince durdular. İkisi de indi. Sokağın ve lisenin adı aynıydı. Şehit Öğretmen Aybüke Yalçıntaş. Tabelalara bakıp ikisi birden ağlamaya başladı. 

“Tam da burada halacığımı şehit ettiler. Hainler yaptıklarıyla kalmadılar onlar da öldü. İçin hep rahat olsun babaanne!”

Şadiye Hanım hıçkırarak konuşmaya çalıştı. “Ruhu şad olsun!” diyebildi. Kaldırım taşına oturdular. Aybüke başını babaannesinin omzuna koydu. Sessiz sessiz gözyaşı döktü. Yerden güçlükle kalkıp tekrar arabaya binip kabristana devam ettiler. Mahallenin çıkışındaki çiçekçinin önünde durdu ama dükkânın kapalı olduğunu gördüler. 

“Bugün dükkânın kapatılacak günü mü kızıma elim boş mu gideceğim?” 

“Yarın tekrar geliriz hediyemizi de yarın götürürüz olur mu?” 

“Kızım elin boş mu geldin en sevdiğim beyaz papatyalardan getirmedin mi demez mi?” Aybüke babaannesinin elini tuttu gözleri dolu yüzüne baktı. 

“Demez o anlar bizi babaanne.” 

Babaanne ve torunu kabristanın girişine vardıklarında sıra sıra dizilmiş servis araçlarından inenleri gördüler. Hepsi aynı yöne hareket ediyordu. Ellerinde beyaz papatyalar doluydu. Arabadan indiler. Hemen arkalarından evdekiler de gelmişti. Hep beraber Aybüke’nin kabrinin başına gittiler. Ay yıldızlı bayrak her zamankinden daha güzel dalgalanıyordu. Toprağının üstü papatyalardan görünmüyordu. Kimi öğrenciler baş ucuna bir tane daha ağaç dikmeye çalışıyordu. Şadiye Hanım çocukları ve kızının arkadaşlarını görünce çok duygulandı. Öğrenciler, şehit öğretmenlerinin annelerini görünce yanına gelip ellerinden öptüler. Şadiye Hanım da onlara sarıldı. Bir kez daha kızıyla gurur duydu. Kabrinin ayak ucuna oturdu seslendi:

“Bayramın mübarek olsun güzel kızım! Bugün herkes yanında. Bak her yer sevdiğin çiçeklerle dolu. Sen öğrencilerine “çiçeklerim” derdin yine yanı başındalar gördün mü?”

Orada bulunan herkes hıçkırıklara boğuldu. Herkes dua edip bir bir ayrıldı. En son kardeşleri ve yeğenleri de vedalaşıp yanından ayrıldı. Aybüke de babaannesinin koluna girip oturduğu yerden güçlükle kaldırdı. Avucunu öpüp kızının resmine, adına ve ay yıldıza ellerini sürdü. Geriye baka baka yürümeye başladılar. Şadiye Hanım kabristanın kapısına yaklaşınca kızına son kez bakmak için geriye döndü. Kabrin baş ucunda duran bayrağın altında elinde bir demet beyaz papatyayla kızının gülümsediğini gördü.

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Kasım 2025)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 232. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 232. Sayı