Üzüm ve İnsan


 01 Haziran 2019

İnsan mı önce yaratıldı yoksa üzüm mü tarihi bir kayıt yok. Üzümle dostluğumuz çok eskiye dayanır. Tadı kokusu öyle güzeldir ki vazgeçilmezimiz oldu. Besinimiz, kazancımız, ticaretimiz, zenginliğimiz, mutluluğumuz, bazen şifamız, bazen sarhoşluğumuz oldu. Önce yedik sonra şarap yaptık. Şarabın serüveni devam ederken, kurutmayı öğrendik. Tabi bir de üzüm yaprakları onlar da tenceremizdeki yerini aldı, onu da çok sevdik. Zayıf ince bir çubuktan meydana gelen salkımların bizi getirdiği nokta üzüm bağımlılığına doğru insanı sürükledi. İnsanlığın doğuşu Mezopotamya’dan yola çıkan üzüm ve insan dünyanın her yerine birlikte gittiler. İki sevgili gibi birçok medeniyetler kurdular ve gelişerek yol aldılar.

Kutsal kitaplar üzüm ve şaraptan bahseder. Mevlana mesnevisinde üzüm ve şaraba benzetmeler yapar, bu ikili birlikte tarif bulur. Üzüm şarabı, koruk hamlığı, olgunluk erdemi, sarhoşluk ilahi aşkı temsil eder. Mevlana bilir ki üzüm ve insan, her coğrafyada, bütün insanlık tarihinde tanınan bir ikilidir.

Ömer Hayyam rubaisinde, üzüm ve şaraptan bahseder:

 

Şarap sen benim günüm güneşimsin

Öyle bir dolsun ki seninle içim

Bir bildik beni görürse sokakta

Ne o şarap nereye böyle desin.

 

Mısralarıyla Hayyam, yaratanı, yaratılanı ilahi duyguları felsefi bir deyişle anlatır. Bütün insanlığın ortak dili; üzüm, şarap ve insan. İnanç, duygular, erdem, ilahi aşk ayrılmadan, felsefeye dönüşür. 

Sonunu hiç hayal dahi etmediğimiz, üzüm insan birlikteliği belki de sona erecek. Asrın yeni buluşu üzüm çekirdeği oldu. Şifalar aradık, çeşitli denemeler yaptık ve altın gibi gramajlayıp fahiş fiyatlara satmaya başladık. Mucize diyemesek de üzüm çekirdeği tozu raflardaki yerini aldı. Milyonlarca tonunu şaraba dönüştürürken, üzüm çekirdekleri fıçılarda mayalanırken biyolojik yapısı değiştiğinden tohum olarak kullanılamıyor, artık.

Belki birkaç yüzyıl sonra üzüm yetiştirmek imkânsız olacak. Yıllar sonra belki de terk ettiğimiz bağları özlerken, İzmir, Manisa, Arapkir ve Ankara’nın bağlarının hayali içimiz de buruk hatırası gözümüzde canlanırken tadı damağımızda, kokusu burnumuzda, dilimizde bir türkü,  pencere kenarında bir saksıda üzüm çiçeğini büyütmeğe çalışırken bulacağız kendimizi.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 150. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 150. Sayı