Vişne Ağacı Olsa Sarardı Yaralarımı


 01 Nisan 2024

“Sıkıldım buralardan, beni anlamayan ailemden, ağabeyimin burnumla dalga geçmesinden, kardeşimin kıyafetlerimi izinsiz giymesinden, annemin sürekli bir yerlere seyahate gidip, evin işini bana kilitlemesinden, babamın evde ruh gibi gezinmesinden hepsinden her şeyden sıkıldım. Kaçıp gideyim de görsünler. Ne zaman kaçsam acaba? Neyse şimdi çok sınavım var, bitsin sonra kaçarım.”

Ergen günlüğüme bunları yazalı yıllar olmuş. Başka bir yerde hayata yeniden başlamanın her şeyi düzeltebileceğine inandığım masum yaşlarımdan hangisinde yazdım acaba bu satırları.

Rüyalarımda sürekli uçurumdan düşüyorum. Zihnimde yankılanan son sözleri “Düşüncemin dedi Leila düşüncemin tam ortasındasın, duyguların bir yıldırım gibi parlıyor gözbebeklerinde ve ben sana neden hep kırgınım?” Öfkeyi özlemle saran bir duyguyla uyanıyorum. “Sen bana neden hep kırgınsın? Çiçeğe özenle bakıyorum işte! Sığınakta biraz soldu ama burada güneş var, belki yeniden açar. Söyle şimdi neredesin?”

Yüzünü unutuyorum ondan mı bana kırgın acaba? Geçenlerde ellerini hatırlayamadım, kalbim korkudan hızla çarpmaya başladı ama sonra uzun ince parmaklarını, tırnaklarını, sol elinin üzerinde başlayan koluna doğru devam edip giden dövmesini hatırladım. İnsan birine bu kadar hasret kalmamalı. Onu görmeyeli yedi ay mı oldu? Yedi ay bu kadar uzun olamaz yoksa yedi sene geçti de zamanın göreceliğinde mi kayboldum. 

Kulağımda patlama sesleri, babam “Yapacak bir şey yok,” diyor. Annem “Bu sığındığımız kuytuda ölüp gitmeyeceğiz.” diye direniyor. Kardeşim hep ağlıyor. Ağabeyimden haber yok. Günler karanlık bir kömürlükte farelerle birlikte geçiyor. Fareler ilk defa bizden korkmuyorlar. Kimsenin aklına onları öldürmek gelmiyor ama ölüm zaten gök gürültüsüyle yağıyor tepemize. Bir farelere bir bize. Sonra haber geliyor: İnsani koridor açılmış, bazı yerlerden tünel kazılmış. Meğer dünyaya güneş hâlâ doğuyormuş. Çiçek…  O da gelmeli benimle. 

İşte başka bir gökyüzünün altında uyanıyorum. Patlama sesleri yok. Göğe yükselen ruhlar kayıp. Mevsim güz de olsa huzurlu bir sessizlik var. Çocuklar… Bunlar bizim oraların çocukları. İşte yine gülüyor, oyun oynuyorlar. Saksıdaki çiçek başucumda. Bir kadın geliyor “Merak etmeyin, artık biz varız. Yaraları beraber saracağız.” diyor. Annemle sarılıyorlar. Aklıma bahçemizdeki vişne ağacı geliyor,  ne zaman düşsem annem onun altında sarardı yaralarımı. 

Komşu ülkeye bitmeyecek savaşı beklemeye gelmişiz. Burada sağır, dilsiz ve hissiz gibiyiz. Misafiriz işte. Bayramlarına candan sevinemiyoruz, başlarına bir şey geldiğinde derinden üzülemiyoruz. Yemeklerin tadı yok. Eminim güneş bizim oralara daha güzel doğuyor. Boşlukta gibiyiz. Alışamıyoruz. Bizim oraların dolmasını özlüyoruz, o yüzden alışamıyoruz bence. Ekmekleri de farklı onun da etkisi büyük. 

Annem, ağabeyimden haber aldı. Yaşıyormuş, sağlıklıymış. Kardeşim yeniden okula başladı. Babam hep susuyor. Sahi en son ne zaman görmüştüm onu? Saksıdaki çiçek yine solgun. 

Ülkeye daha kolay uyum sağlayabilelim diye bizi eve çıkarttılar. Çiçeğimi güneşli pencere kenarına özenle yerleştirdim, “Bizim oraların güneşi gibi değil ama idare et.” dedim. Annem, kardeşimle okula gidiyor, dili daha kolay öğrenebilmek ve arkadaş edinmek için galiba. Babam susmaya devam ediyor. Ağzında sigara evde dolaşıyor; çok sıkılırsa televizyonda kanalları geziyor, en son hep çizgi filmde karar kılıyor. Ağabeyim bitmeyecek bir savaşın son mermisi olamayacağını anladı, başka bir ülkeye yerleşiyor. 

Bazen uçağa binip ülkeme gitsem diyorum, savaş çıkmamış ama ben kaçmış olsam. Sonra vazgeçsem ve geri dönsem, meydanda otobüsten insem, palmiye ağaçlarının uzandığı sahilde koşsam, onunla karşılaşsam… Kalbim yine ilk gördüğüm anda attığı gibi atsa, heyecandan gözlerimi kaçırsam… Tekrar otobüse binip evin önündeki durakta insem. Komşumuz yine köpeği Çaça’yı gezdirmeye çıkarmış olsa, Çaça beni görünce heyecanla yanıma gelse… Bahçe kapısını açtığımda meyve ağaçlarını görsem, en çok vişneyi gördüğüme sevinsem… Annem surat assa, babam biraz kızıp odasına çekilse, kardeşim çok özledim deyip sarılsa… Balkondaki sedire ayaklarımı uzatıp yatsam, gece yıldızları saysam… Sonra o gelse, yanıma otursa, bana yine “Gökteki yıldızlara benziyor bakışların.” dese… Ben içimden var gücümle bu an donup kalsın Allah’ım diye yalvarsam, o sırada bir yıldız kaysa, ben yine aynı şeyi dilesem, vatanımda diye eklesem. 

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Ocak, 2024)

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı