HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
Ece Türköz Oğuz 4
HİDAYET ORUÇOV 5
İSMAİL DELİHASAN 6
RAHMİ ALİ 7
Bir varmış bir yokmuş ile başlar Anadolu’nun irfan yüklü masalları. Ne büyük ne derin anlamlar barındırır içinde. Bir varmış bir yokmuş! Hay vahhh dedirtti yine bana.
Bu satırları yazarken tarifsiz hüzün içindeyim. Dilim varmıyor, aklım kabul etmekte zorlanıyor. Gönlüm ise ince, derin bir sızı içinde. Çare arıyorum. Aklıma Dede Korkut’ un yüzlerce yıl öncesinden seslendiği “Gelimli gidimli dünya. Son ucu ölümlü dünya!” sözü geliyor. Evet ölümlü dünya bunu hepimiz biliriz. Biliriz ama yakınlarımıza, sevdiklerimize, kıymet verdiklerimize ve kendimize yakıştırmayız, yaklaştırmayız. Oysa en sadık, en gerçek olan ölüm değil mi? Söyledikçe içim ürperiyor, nasıl da soğuk ve mat bir gerçek.
Çok şükür inancımız var. Yakup Ömeroğlu’nun ifadesiyle “Göçünü yükledi.” Göçünü yükleyenler Hakka yürüyor da… Peki geride kalanlar? Son ucu ölümlü dünyanın enteresanlıklarla dolu devranında günü güne ekliyorlar. Göç gününün yakın olduğunun farkında olmadan beyhude ömür geçiriyorlar.
İşte o zaman kimine çare, kimine bela olan ÖLÜM’e kızıyorum. Kavga ediyorum. Deli Dumrul gibi kılıç çekip meydan okumak istiyorum. “Al” diyorum “Al” işe yaramazı, soysuzu, arsızı, edepsizi, haini, düzenbazı al. “Ne istiyorsun abidelerden ne istiyorsun hal ehlinden, emektardan, ne ne? Sonra tövbe ederek teslim oluyorum yaratana. Yoksa nasıl çekilir ölümün kahrı.
Kurban Bayramının son günüydü Yakup Hocamı aradığımda, biraz sohbet ettik. “Hocam sesiniz yorgun gibi iyi misiniz?” dedim. “Biraz rahatsızım, sebebini arıyorlar. Hayırlısı bakalım.” dedi. “Arasınlar Hocam, kocaman bir yürek, aslan gibi gayretten başka ne bulacaklar.” Dedim, gülüştük.
Ne kadar konduramasam da içime bir huzursuzluk çöktü. Aradan biraz zaman geçti tekrar aradım. “Tedaviye başladık.” dedi. O an sadece kardeşimi aradım. “Yakup Bey hasta.” dedim. İkimizde hiçbir şey demeden bir müddet sustuk. Sükût ile boyun eğmiştik takdire. Konuşmadan telefonu kapattık. Ağustos ayının deli sıcağı bir anda zemheri olmuştu. Üşüyordum. Nasıl ki babamı kaybettiğimde güneşin atında buz kesmiştim. Sırtımı yasladığım dağlar devrilmişti. Yine aynı şekilde üşümüştüm. Bu sefer bütün Türk dünyası üşümüştü, yaslandıkları dağ yıkılmak üzereydi. Ne çok işini ne çok dostunu kimsesiz, gül gibi narin ailesini yetim bırakacaktı.
Sözlerinin arkasında olan, hayallerini gerçek kılan, engellerden aşan, yol açan, imtina etmeden yolunda yürüyen, karanlığa kızmayıp ışık yakan, beklenen, özlenen, kıymet bilen, hal ehli, Turan sevdalısı, memleket emektarı, gönüllü diplomat, bir uçtan bir uca köprüler kuran bir yiğit adamdır Yakup Ömeroğlu.