Yaqup Öməroğlu, İki Çinar (Hekayələr), Bakı, Qanun Nəşriyyatı, 2019, 80 s. ISBN978-9952-36-743-0


 01 Mart 2020


Elimde gönülden sızanları yansıtan güzel bir hikâye kitabı var: İki Çinar. Hikâye kitabının yazarı Türk Dünyası yazar ve şairlerini buluşturan Avrasya Yazarlar Birliği’nin Başkanı Yakup Ömeroğlu.

Yakup Ömeroğlu’nu daha çok Türk dünyası ortak edebiyat dergisi Kardeş Kalemler ve ilmî niteliğiyle haklı bir ün kazanmış Dil Araştırmaları dergisinin çıkarılmasında göstermiş olduğu gayretleriyle, yapmış olduğu TV programları ve çeşitli kuruluşlarla birlikte Türk Dünyasının yazarlarının tanıtımları için hazırladığı etkinliklerle tanıyoruz. Yazarın İki Çınar adlı kitabı, Azerbaycan Türkçesine aktarılmış nüshadır. Anlaşılan, Türk dünyası bizlerden önce Ömeroğlu’nun hikâyelerini tanımış, bağrına basmış; hikâyeler Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Türkçelerinde yayımlanmış, Farsça ve Rusçaya çevirilmiştir.

İki Çinar, Azerbaycan edebiyatının genç araştırmacısı ve yazarlarından Pervin Nuraliyeva’nın “Bizim Yaqup Bəy… Və Bizim Hekayələr” başlıklı önsözü ve şair, yazar Naringül’ün “Səssiz Hekayələr (Son söz əvəzi)” (s.74-78) başlıklı değerlendirmeleriyle takdim edilmiştir. Hikâyelerden İki Çinar (s.13), İki Eynifikirli (s.18), Qayğanaq ve Bəkməz (s.21) Eyvaz Zeynalov; Qazax-gördüyün Әzab (s.29), Kantın Hekayəsi (s.46) Təranə Vahid; On Dollar (s.34) Afaq Şıxlı; Oxucunun Səssizliyi (s. 79) Narıngül; Afyon Qaymaq (s.79), Çətin Anlar (s.68) Şahanə Müşfiq; Palatada (s.62) Cavid Qədir tarafından Azerbaycan Türkçesine aktarılmıştır.

Pərvin, hikâyeleri değerlendirirken Yakup Ömeroğlu hakkında şunları ifade eder:“ Məsələ bundadır ki, şəxsiyyət hər zaman iri plandadır. Hansı işlə məşğul olursan-ol,-içini, necəliyini, varlığını, xislətini gizlədə bilməzsən.”(s.5). Gerçekten de hikâyeleri okuyanlar Ömeroğlu’nun hikâyelerinde özü sözü bir, dürüst, duyarlı hikâye kahramanlarına rastlarlar. Ünlü Azerbaycan yazarı Anar da Yakup Ömeroğlu’nun hikâyeleri için “…bu hekayələri oxuduqca Yaqup bəyin nə qədər həssas, hətta kövrək olduğunu bir daha gördüm. Yalnız çox həssas müşahidəçi, çox ciddi qələm adamı belə araqlı əsərlər yaza bilər…” (s.8) ifadelerini kullanır. Pervin, Yakup Ömeroğlu’nun Kazak, Kırgız, Özbek Türkçelerini bildiğine, Tatar, Çuvaş vb. diğer Türk lehçelerine de hakim olduğuna dikkatleri çekerek Yakup Ömeroğlu’nun hikâyelerindeki üslubunun rahatlığını, çok ciddi meselelerin kolaylıkla ifade edildiğini vurgular (s. 10). Azerbaycan Yazarlar Birliği katibi, şair, yazar, basın-yayın erbabı Rəşad Məcid “…Mən Yaqup bəyin hekayələrində onun bu işə, yazmağa xüsusi ayin kimi yanaşdığını görürəm. Bəlkə ona görə də hekayələr sanki bir poema, şeir təsiri bağışlayır…” diyerek haklı övgülerini belirtir. Azerbaycan edebiyatı şair ve yazarlarından Naringül de Səssiz Hekayələr (Son söz Әvəzi) (s.74) adlı bölümde Yakup Ömeroğlu’nun yazmış olduğu hikâyelerin hayatın kendisi olduğunu belirterek, üstelik bu hikâyelerin gerçek hayatın çizgisinden de ayrılmadığını ifade eder (s.74).

Yakup Ömeroğlu’nun hikâyeleri gözlemden hikâyeye dönüşmüştür. Naringül’e göre Ömeroğlu’nun hikâyelerini Azerbaycan Türkçesine aktarmak kolaydır ancak bu kolaylık lehçeler arasındaki yakınlıktan kaynaklanmaz; bu hikâyeler başka bir dile aktarılsa da kolay olacaktır. Çünkü hikâyeler konu, kurgu ve insan duyguları bakımından tanıdıktır. Konudaki yakınlık lehçedeki farklılıkları yok eder; Ömeroğlu’nun hikâyede naklettikleri diğer insanların yaşadıklarından, hissettiklerinden farklı değildir. Yalnızca hikâyelerdeki bu kahramanlar, günlük hayatın içinde tanıdığımız insanlardan daha kaygılı, daha hassas, çevresinde ve dünyada meydana gelen olaylara karşı daha duyarlıdır (s.73-74). Naringül der ki “Yaqup Ömər oğlu’nun hekayələrini səssiz hekayələr də adlandırmaq olar. Bu hekayələrdə dioloqlara az rast gəlinir, yazılanlara eləcə gözünlə toxunursan, hər şey gözlərinin qarşısında film kimi canlanır” (s.77). Pervin de Yakup Ömeroğlu’nun hikâyelerinin Türk kültürünün, medeniyetinin ortak değerlerini taşıdığını ifade eder. Çətin Anlar hikâyesinde tuhaf bir durumla karşı karşıya kalan Ahmet’in ailesinin onunla şakalaşıp, destek olması Ömeroğlu’nun aile ilişkilerindeki ahengi de yansıtmaktadır (s.10). Qayğanaq və Bəhməz hikâyesinin kahramanı nine de savaş zamanı ailesini koruyan memleketindeki Azerbaycanlı ninelere benzemektedir (s.10).

Yakup Ömeroğlu’nun hikâyeleri olay hikâyeleridir. Olaylar bir serimle başlar, ilerler, düğümler çözülür; akılda müşahade olunan gözlem kalır. Gözlem bu hikâyelerin başarılı olmasını sağlayan ana unsurdur. Aslında hikâyelerde çocukluktan yetişkinliğe bizce bir kahraman vardır. Bu küçük kahraman çocukluk günlerinden itibaren çokça çocuk olamamış, erken yaşlarda acıyı deneyimlemiş, sorumluluk sahibi olmuş, hayatı sorgulamış, yaşananları anlamaya, çözmeye çalışmış, toplumdaki acılara, haksızlıklara, yanlışlıklara kayıtsız kalamamış; nasıl çözümlenmesi, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda da kafa yormuştur. Yetişkin olup eli kalem tuttuğunda da zihnindekileri kağıda döker. Yazmak, başkalarıyla bilgiyi, düşünceyi, duygularını paylaşmak her yazar gibi onun için de bir ihtiyaçtır. Kıvranır yazar, niçin yazmak zorundadır “İnsanlar bu yaşanan ağrıacıları öyrənməsinlərmi? Bu ağrıların unudulması zalıma dəstək deyil mi?...”(s.29) diye sorar. Bilim adamları değil, hisseden yürekler paylaşmalıdır acıyı. Her gün gazete haberlerinde, radyoda, TV’ de “ Üç kişi öldü, beş kişi göçtü” diye duyurulur. Çoğunlukla bunlar sayısal rakamlardan başka bir şey ifade etmez; birçok kişide iz de bırakmaz ancak bir yazar düşünür bunu:“Üç milyon insan! Bir insanın, hətta bir canlının aclıqdan ölmesi nə deməkdir?”(s.30) diye, bir yazar yok sayamaz bu bilgiyi. Bir yazar hisseder o kalp ağrısını: “Hansı ana uşaqlarını qurtarmak üçün bir uşağını qurdların ağzına atar? Atar, bəs sonra necə yaşayar? Yaşayarmı?! Belə bir əzaba can dayanarmı?!” (s.31). Bu yaşananlar Stalin’in halkın elinden bütün varlığını aldığı yıllardır. Halk mecburiyetten elindeki avucundakini vermiştir. Bir profosörün anası da çocuklarıyla birlikte akrabalarının yanına gitmeye çalışırken iki çocuğunu kurtarmak için kucağındaki bebeciği fırlatır aç kurtların eline. Bir yazar duyarlılığı da Qazax-gördüyün Әzab (s.29) hikâyesinde “Yaşanan bu ağrılar elmi mətnlərin “ Üç milyon insan aclıqdan öldü!- ifadəsinin içində əriyib, yox olub getsinmu?” (s. 33) diyerek hikâye eder bu sancıyı.

On dollar (s.34) hikâyesinde de toplumları çürüten, kültürler arasında güvensizliğe sebep olan, insan ilişkilerinde samimiyeti yok eden, vereni de öfkelendiren, sinirlendiren toplumsal bir yara olan rüşvet konusu ele alınır.

Ömeroğlu’nun yazmış olduğu İki Çınar hikâyesinde Kültür Bakanlığı’nın, belediyenin ve vakıflar müdürlüğünün sahip çıkmadığı Bursa Muradiye Külliyesi’nde bulunan 500-600 yıllık tarihî Osmanlı çınarına, bir yabancının, Mari Hanım’ın sahip çıkması, onun cebinden para ödeyerek Kanada’nın sembolü olan çınar fidanını satın aldırıp, fidanın dikilmesini sağlaması ve bundan sonraki yıllarda bakımı için para göndermesi konusu işlenir. Yazara göre Mari Hanım’ın sorumluluk bilinci, övgüye değer ve örnek alınması gereken bir özelliktir (s.17). Yakup Ömeroğlu Oxucunun Səssizliyi (s. 79) hikâyesinde de toplumsal bir analiz sonucunu paylaşır bizlerle. Hikâyede yılların gazetecisi, gazete köşesinde yazmaya yeni başlayan Sərdar’a, toplumun beğenmediği yazılar için e-postalar, fakslar çekip, telefonlar ettiğini, beğendiği yazılar içinse sessiz kaldığını açıklar. Serdar böyle öğrenir, yazılarının beğenildiğini, takip edildiğini.

Yakup Ömeroğlu’nun hikâyelerinden bir bölümü çocukluk dönemine aittir. Bir kısmı toplumsal konulara, bir kısmı hayatın içinde karşılaşılan günlük konulara ayrılmıştır. 

Çocukluk dönemi kişiliğin şekillendiği, karakterin oluştuğu dönemlerdir. O döneme ait bazı nesneler, günler, hatta yenilen içilenler derin izler bırakabilir. Yazar Qayğanaq ve Bəkməz adlı hikâyesinde çocuk kahramanın babasını son görüşünde onun yemeyip bıraktığı kaygana ve pekmeze sevinişini fakat onun ölümüyle kaygana ve pekmezi her görüşünde bu olayı hatırlayıp yemeyerek adeta babasına bağışlayışı anlatılır. Yazar bilir haneye acının düşmesi ne demektir? O acıyı kaldırmak da kolay değildir:“Ah, Məryəm anam! Fatmanı dəfn etdikdən sonra bir mətanət gelmişti ona. Ağlamağı kənara qoyub ailəni toplamağa çalışırdı. Çivini çiviylə çıxardarlar, məsəli, ağrını ağrımı silmişdi?” (s.27). Meryem ana, bir Anadolu kadınıdır; oğlunun yetimlerine de askerden dönmeyen kardeşinin yetimlerine de bakar. Oysaki güçlü kadınlar da ağlar, evlatları öldüğünde… Kolları, kanatları kırılır. Lakin, ailede birinin sahip çıkan, koruyan olması gerekir. Hikâyenin kahramanı “ Məryəm anam Ankaradan döndükdən sonra nəqayğanaq yedim nə də bəkməz. Artıq böyümüşdüm…” (s.31)diye anlatır yaşadıklarını.

İki Eynifikirli (s.18) “İki Kafadar” adlı hikâyede ise Veysel ve Mustafa iyi anlaşan çocukluk arkadaşıdır. Oyun içinde düşülür, kalkılır, canlar yanar ama oyunda mızıkçılık edilmez. Acılar bile“Acımadı ki!” diyerek gösterilmez. Veysel ve Mustafa’nın oynadıkları tehlikeli oyunda canları çok yanar; oyunda ortak oldukları gibi acıda da ortak olurlar. Kantın Hekayəsi (s.46) de bir ortaklık hikâyesidir. Bu kez de aynı yaşlarda sekiz okul çocuğu yoksulluk da ortaktırlar. Son paralarını birleştirerek ısınmak için bir kahveye girip ne olduğunu bilmedikleri en düşük ücretli “kant”ı, şekerli suyu, sipariş ederler. Önlerine konan kant onları şaşırtır ve hafızalarında unutulmaz bir hatıra olarak kalır.

Afyon Qaymaq (s.79) adlı hikâyede mücadelelerle iş kuran bir babanın yaşadığı sıkıntıları tanıdığı, güvendiği bir dosta anlatırken aslında oğluna duyurmaya çalışması konu edilir. Palatada (s.62) çok sevdiği evladını hastaneye getiren bir babanın orada tanıdığı bir hastayla ilgili olumsuz yargılarının hemşirenin yapmış olduğu açıklama ile değişmesi anlatılır.“ Sevdikləri xəstə olanlar xəstələrdən daha təlaşlı olurdular. Mənim kimi.”(s.62) cümleleri duyulan hislerin samimiyetini, duyguların kolayca dile döküldüğünü göstermektedir. Çətin Anlar (s.68) hikâyesinde beklendiği gibi gitmeyen şartlar karşısında Ahmet ve ailesinin tavrı, teknolojik aletlerle sürdürülen iletişim ve bunların yarattığı şaşkınlıklar anlatılır.

Yakup Ömeroğlu’nun hikâyelerini güçlü kılan yazarın gözlem yapma becerisidir. Olay hikâyeleri yazmış olsa da bu olayları kahramanın duyguları ile ustalıkla birleştirir. Çocukluk hikâyelerini I. kişi ağzından “ben” diliyle anlatması bunların hikâye edilmiş anı olduğunu düşündürmektedir. Yazarın üslubu samimi, ifadeleri açık ve yalındır. Söz oyunlarına girmez, sözü dolandırmaz. Üstelik İki Çinar, arı duru bir Türkçeyle Azerbaycan Türkçesine ustalıkla aktarılmıştır.

Türk edebiyatı İki Çınar adlı hikâye kitabıyla güzel hikâyeler ve yeni bir hikâyeci kazanmıştır.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 159. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 159. Sayı