Yarim İçin


 01 Ağustos 2025

ERKUT DİNÇ.

Hakkari Yüksekova’da nöbet tutmak, özellikle karda, ayazda, ayakta durmaya çalışmak, terör gruplarının her an gerçekleştirebilecekleri saldırıyı gözünü kırpmadan beklemek. Üstelik sevdiğim aklımda ve kâlbimdeyken zor idi… Gerçi “Sınır nöbetinde duyguya sevgiye yer yok.” derler! Ama benim gibi âşık birine bu sözler ne kadar söylenirse söylensin sevgime mâni olamıyordum.  Nöbette bile… 

Hava zehir gibi soğuktu, nefes alsam boğazım yanıyor, burnumdan almak istesem bile zorlanıyordum. 

Yârimin güzel yüzünü gözlerimin önüne getirip mırıldanırken,

“Kiminle konuşuyorsun birâder?” diye soran sese baktım.

Benimle birlikte nöbet tutan Erdem idi. Matarasından yudum alıp beni süzüyordu.  

Bâzen şakalarına kızsam da cana yakın bir arkadaştı. Aşka karşı hep mesâfeli olduğunu söylerdi. Nedenini sorduğum zaman, “Dünya zâlim bir koridor,  hele benim gibi kimsesizler yurdunda yetişen ve askerlikten sonra geleceği belli olmayan biri için…”  Bunu söylerken gözlerinin nemlendiği dikkatimden kaçmıyordu.

Ama vazife denildi mi akan sular dururdu onun için, fenâ disiplinliydi.

Mûzıp bir bakış atıp, “Kiminle konuşacağım, mektup yazıyorum.” dedim 

“Ha öyle ya, yine aklına neler yazıyorsun kim bilir?” diye cevap verdi gülerek.

“Aklıma değil kâlbime yazıyorum. Nöbetimiz bittikten sonra ilk işim hemen kalem ile kağıda sarılmak olacak.”

“Komutanımız izin verirse tabii…”

“Canım ben de uyumadan önce yazarım. Hem komutanımız babacan adamdır, beni de çok sever, kırmaz.”

Erdem cevap vermeyince dikkatimi ileriye verdim. Bir kıpırdama gördüm sanki.. Fakat uzun süre dikkat çekici başka bir şey olmadı. Yalnız heyecanlanmadım desem yalan olurdu. 

Düşmana olan korkum değil, üzerime verilen sorumluluğun verdiği ağır yükü kaldıramama korkusuydu… Yâni vazifemi yerine getirememek, en çokta adı gibi gül olan yârime kavuşamamak, güzel gözlerine bakamamak, ellerini tutamamak, alnımı alnına koyamamak idi..

İşte bu yüzden lânet ediyordum teröristlere, hattâ onu başımıza musallat edenlere!

“Neden insanlığın mutsuzluğu için düzen kurarlar, neden Türk milletine acı çektirirler?” diye öfkemi haykırıyordum her zaman.

Birden “Sen de gördün mü?” diye seslendi bana Erdem.

Dürbünle inceledim her yeri, kayalıkların arasında sanki birilerinin gizlendiğini gördüm, yine de emin olmak için bakmaya devam ettim. Sınır nöbetinde dalgın olmaya gelmiyordu…  Deyim yerindeyse karşımızda kuş bile olsa tedbirli olmak zorundaydık. 

Sonra Gül ile birlikte bir çay bahçesinde vedâlaşmam aklıma geldi, yüzünde akan gözyaşlarını elimle sildiğim, yüzüne doya doya bakmaktan çayımı soğuttuğum ânımızı düşündüm. Ona tam ağlama diyecektim ki;

“Sana gitmesen olmaz mı desem, bu sözler benim gibi bir Türk kızına yakışmayacak, ama kâlbimin kor gibi yanmasına da mâni olamıyorum. Her gün şehit ve gâzi haberlerini görmek beni kahrediyor!“ 

Erdem’in sesiyle kendime gelip tekrar dürbünle arâziyi, kayalıkları inceledim.

Her şey yolunda olduğunu zannederken, kalabalık bir grubun tepeden indiğini görünce, makineli tüfeğimin kabzasını sıkı tutup gelenlere daha dikkatli baktım. 

Sanki yokuşu tırmanmışım gibi nefes almadan Erdem’e hemen komutana haber vermemiz gerektiğini, zira gelenlerin teröristler olduğunu söyleyince, o da sinirlenerek telsizini alıp, “Komutanım teröristler bize doğru yaklaşıyor.” dedi gözünü onlardan ayırmadan. “Hemen buraya birlik gönderin, tekrar ediyorum yaklaşıyorlar!”

İkimizde makinelimiz ile hazır vaziyette yardımı bekleyip birbirimizle helalleştik. 

Arkadaşım, “Gelin bakalım bataklığın sivrisinekleri!” diye öfkesini dile getirirken, ben de soğukkanlı olması için onu uyarıyordum.

Bize yaklaşan düşman dur ihtarımıza aldırmayıp ateş edince biz de onlara karşılık verdik. Çatışma öyle bir hararetlendi ki buz gibi hava cehennem sıcaklığına dönüşmüştü. 

Ben dayanabilmemiz için tedbir düşünürken, Erdem göğsünden vuruldu. Ayağımın bileğinden tutup, “Sen bâri yaşa, yârin için.” dedikten sonra kelime-i şehâdet getirdi. 

Arkadaşımın şehâdeti o an öfkemi âdeta gözyaşlarımla karıştırmış, ona telkin ettiğim soğukkanlı olma fikrini ben yitirmiştim. Onun acısıyla  her sâniye, “Vatanımın sınırında tek başına da kalsam yârim için yaşayacağım,.” diyerek düşmana haykırdım. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 224. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 224. Sayı