Yazarlığım, Heyecânım ve Bitmeyecek Dersim


 01 Nisan 2024

İki bin yirmi ocak ayında Avrasya Akademi Çevrimici (Online) Kuray  Hikâye Atölyesine katıldım. Tabii bu benim için kolay olmadı, çünkü ben çocukluğumdan beri sâdece şiir yazıyordum. Gerçi bir iki öykü denemem oldu ama şiire daha çok odaklandım. 

Bir gün Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı sayın Murat Gedik’ten vatsap (Whatsapp)’ima mesaj geldi. (Maalesef mesaj silindiği için aklımda kalanı yazabiliyorum.)

Şu şekildeydi sanırım, “Kardeş, Avrupa için Hikâye Atölyesi düzenleniyor. Katılmanı tavsiye ederim.”

Birileri bunu sıradan tavsiye olarak anlayabilir, ama benim için çok önemli idi. 

Dedim ya, katılıp katılmamakda zorlanıyordum. Birincisi “Şiir yazıyorum, kalemim bu anlamda fena değil ama, öykü bambaşka bir şey yapabilecek miyim? Başarabilecek miyim?” 

Sonra hayatım da bana özgüvensizlik aşılayan olumsuzlakları düşündüğümde, “Ben bu atölye’ye katılayım. Hiç olmazsa ileride ‘katılmadım, elimden geleni yapmadım’ demem.” diye katılmaya karar verdim. Çünkü bu fırsatı değerlendirmeliydim. Benim için bir dönüm noktası olacaktı. Kendi hayatımın geleceğini belirleyecek ilk önemli kararımı kendim alacaktım.

 

İlk dersimizde çocukluğumda olduğu gibi heyecan içindeydim. Sayın Hocamız Osman Çeviksoy’un harika Türkçesiyle öykü ve edebiyat üzerine ders anlatımını dinlerken içimden, 

Ben ödevlerimin yanı sıra kitaplarıma daha çok odaklanmalıyım, Türkçemi daha da geliştirmeliyim.” dedim. Her ne kadar edebiyat ve sanata meraklı biri olsamda, aslında uzun bir yol katetmem gerektiğini anlıyordum. Ödevlerimin yanı sıra okuduğum kitapları tekrar okumaya başladım ve özellikle edebi eserlere daha çok yoğunlaştım. 

Bu sefer öykü ve romanları okurken yazarların yazma tekniğini inceledim. Misal, nerde diyaloğu kısa ve nerde uzun tuttuklarını, ayrıntıları, derinliği nasıl işlediklerini anlamaya çalıştım. Çünkü yazarken ayrıntı ve derinlik konusunda sıkıntı yaşıyordum. 

Bir de şunu da paylaşmak istiyorum. Yazarlık yolunda hevesimi, heyecânimi, ümidimi diri tutmak ve kendimi mecbur hissettiğim için, sayın Doç Dr. Yakup Ömeroğlu Hocamızın Kültür Söyleyişlerinin dışında edebiyat dünyasının yazarlarını, tarihini, kültürünü okuyor, izliyor, araştırıyor ve üzerinde kafa yoruyordum. Çünkü sadece ilgi, heves yetmiyordu bilgi de gerekiyordu. Yazarın hayatlarını okuyup ruh ve düşünce dünyalarını anlamalıydım. Ayrıca özgüvenim için bu şart idi… Bunu doğru yaptığımı zamanla gördüm. 

Elbette her şey tamam, oldu diye bir şey yoktu. İlk öyküm Kardeş Kalemler dergisinde yer aldığında, “Oğlum Erkut senin dersin asıl şimdi başlıyor.” dedim. Çünkü öykümün yayınlanması aynı zamanda sorumluğu da berâber getiriyordu. Şiir yazarken de bu sorumluluğumu hissediyordum. 

Sonra Türkiye-Kuray 2020 adlı ortak kitabımızda öykülerim yer alınca yine, “Yok bence asıl şimdi dersim başlıyor.” dedim. 

Nihayet İÇ DÜNYAM / ÖYKÜLER adlı müstakil kitabım yayımlanınca ve birkaç tanıtım ve kültür etkinliklerine katılınca, kendime espri yaparak, “Ah Erkut hem dersin devam ediyor, hem de müthiş bir imtihâna tâbi tutuldun. Kaleminle, kelâminla, sazınla demirden dağları erit bakalım.” diyerek o günden beri kendimi geliştirmeye devam ediyorum. 

Aslında bu bölümü yazmayacaktım ama, yazmaya gönül veren kardeşlerime belki bi nebze faydası olur düşüncesiyle paylaşmak istedim. 

Her ne kadar dersimiz çevrimici olsa da, sanki birbirimizi kırk yıldır tanıyormuşuz gibi sıcak, samîmı ortam vardı. Hocalarımız sayın Ataman Kalebozan, sayın Nurhan Buhan, Sayın İsmail Zorba, Aşkın Çakır ve birlikte ders aldığım sayın Gülnur Akıncı, Sayın Binnur Tüzün, sayın Gülsad İbrahim, sayın Elmaz Yunusova, tabii sayın İdris Asılkan Sünbül ağabey gibi nice gönül dostlarımla birlikte güzel ve heyecanla çalıştık. 

Şiir, adı üstünde belli çerçeve de tutman gerekiyor. Yâni estetik ve ritmi bozmamak için duygularını, düşüncelerini sınırlamak zorundasın. Öyküde de yine abartıya kaçıp konuyu dağıtmamak için dikkat etmelisin. Fakat şiire göre daha özgürsün. Meselâ  okuyuculara büyük bir resim tablosu gösterir gibi, ya da ufuktan doğan güneşi işâret eder gibi konuyu geniş vaziyette anlatabiliyorsun. Bu duygu dünyasıyla dolup taşanlar için önemli bir fırsat. Ben de böylelikle yaşadıklarımı, toplumda gözlemlediklerimi yazıyorum.

Hollanda Türklerinin toplumsal yaşamlarını anlatırken sâdece gurbet hikâyelerini değil, özellikle son kırk yıldır, en çok da ikibinli yıllardan bu yana yozlaşmaya varan, kendi etik değerlerinden uzak yaşanılan hayatları yazmakta Hollanda’da doğmuş, büyümüş bir Türk olarak kendimi sorumlu hissediyorum. 

Zaten bir gün, belki ders veya sohbet esnasında Hocalarım ve arkadaşlarımla paylaşmışımdır. Bu yönde bir amacımın olduğunu, çoğu insanımızın dile getiremediği konuları öykülerimde, romanlarımda işleyeceğimi söyledim.

Tabii yazarken neticede işin sanatını dikkate alarak edebi yanını muhafaza etmeye gayret gösteriyorum. Osman Hocamın dediği gibi öykümün verdiği mesajı anlamayı okuyucuya bırakmam ve meseleyi nutuk atmaya çevirmemem gerekiyordu. İtiraf etmeliyim bu konuda da çok zorlandım. Yazdıkça insanlarla o kadar çok paylaşacak hatırâlarım,duygularım varmış ki… Kendi hâlime şaşırmadım desem yalan olur. 

Hâlâ düşünürüm. “Bu bir şey mi, ben ne yaşadım ki?” derken meğer ne çok şeyler yaşamışım… 

Böylece Osman Çeviksoy Hocamızın “Yazmak Yaşamaktır.” sözünü bizlere neden hep hatırlattığını daha iyi anlıyorum. 

Belki de “Yazmak yaşamaktır” derken, bir anlamda iç dünyanda unutulmaya yüz tutmuş anılarını kaleminle açığa çıkarmaktır? Yaşadığın hayatta insanların farketmediğin yönlerini görmektir. Yine itiraf edeyim, şuur altımda saklı kalan acılarımın, mutluluklarımın, özlediklerimin olduğunu farkedince doğrusu ruhen sarsılıyorum. 

Boğazımda hafif bir yumru ve acı hissediyorum. ‘Beşinci Ameliyat’ ve ‘Annem’ adlı öykümü örnek verebilirim. Bir de ‘Sarı Kuşak’ adlı öyküm meselâ… Konusu içeriği hafif aksiyon ve heyecanla bitiyor ama, özünde yalnız benim değil her insanın çocukluğunda yaşadığı duygu dolu bir yaşam var. Sizinle hâlâ yaşadığım duygularımı paylaşmak için üç öykümden örnek vermek istedim. Çünkü bu yazıyı yazarken bile boğazımda tıkanma ve acı hissediyorum.

Tabii başka hayatları yazınca da hissediyorum. Çünkü kadın veya erkek olsun, genç, yaşlı veya çocuk olsun, düşünürken kendimi onun yerine koyuyorum. Bu dünyada her insanın kaderi hemen hemen aynı ama, sâdece bir film gibi farklı versiyon yaşıyorlar. 

Elbette son beş yıl için duygularımı dolu dolu paylaşmak istiyorum , fakat gelecek hakkında da düşüncelerimi yazmasam olmaz. Gelecek yıllarda ne yapacağıma gelince… Elbette yazmaya devam edeceğim. Bu vesileyle sizinle tanışmak, fikir sohbetleri yapmak ve bir gönül bağı kurmak istiyorum. “Sen de gelir misin?” adlı şiirimde dediğim gibi uzun yola çıktım, yeni sayfa açtım. İç Dünyam da sizler olun istiyorum. Çünkü bu kardeşiniz veya arkadaşınız olarak (Nasıl hitap ederseniz.) öykülerimi yazarken zorlandığım zaman sizlerin varlığını hissetmek istiyorum. Belki iyi bir yazar olmak için çalışan birinin böyle şeyleri yazması doğru değildir, ama içimden bu duygularımı, düşüncelerimi yazmak geliyor ne yapayım?  

Geçen yıl Hollanda şehri Dordrecht’de Ayasofya derneğinin düzenlediğ 4. Kitap fuarında yaptığım konuşmamda, “Gelin tanış olalım, birbirimizi anlayalım.” diye seslenmemin nedeni bu idi. 

Dedim ya kitabım olsada dersim devam ediyor, Hocalarımdan olduğu gibi sizlerden de öğreneceğim ve paylaşmak istediğim çok şey var. 

Gelin birlikte bu dünyanın dününü, bugününü ve yârınını soralım, sorgulayalım ve anlayalım.

Özellikle Hollanda Türklerine sesleniyorum. Altmış yıllık gurbet hayatını berâber gözden geçirelim. Birbirimize ve Hollandalılara kendimizi yeterince anlattık mı? Bir düşünelim… 

Nice iç dünyaları, acı gülümseyişleri kendimize ayna gibi tutmanın zamânı gelmedi mi?

Yakınımıza bakarken uzağa göremeyebiliriz belki ama, uzağa bakarken yakınımızda neler olup bittiğini görüyor/görebiliyor muyuz?

Başarabilir miyim bilmiyorum, fakat öykülerimde bunları dile getirmeye çalışıyorum.

Yazmak önceliğim, ama söylem ve eylemde de yapmak istediğim fikirlerim var.

Bunlardan biri ikâmet ettiğim Eindhoven’de kitap sohbetleri düzenlemektir. 

Çünkü Türk toplumunun yıllardır ihmâl ettiği Kültür-Sanat-Edebiyat etkinlikleri hayata geçirmek için elimi taşın altında koymak istiyorum. Bir de bir Roman çalışmam var.

Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar dostlar. 

Kıymetli Hocalarıma, yazar arkadaşlarıma, siz okuyucu dostlarımıza kâlben şükranlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Başka zamanlarda, başka yerlerde birlikte olabilmek dileğiyle…

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı