Yeni Bir Başlangıç


 01 Nisan 2020


Bizler yeni bir başlangıç yaptığımız zaman ya çok heyecanlanırız ya da korkarız. Yeniliklerin bizlere neler getireceklerinden bihaberizdir. Ben ise yeni başlangıçlara karşı her daim meraklı ve heyecanlı olurum. Liseye ilk başladığım günün heyecanı ile yeni bir yer keşfetmenin heyecanını yüreğimde taşırım. Arkadaşlarımla gezilere katılmanın heyecanıyla güne başlarım. Fakat başlangıçlardan korkmam. Başlangıçlar benim için her zaman merak nüksettmiştir.

Bundan bir kaç ay önce Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenim Avrasya Akademi online Yazarlık Atölyesinden söz ederken içimde sıcacık bir heyecan hissetmiştim. Daha küçük yaşlardan yazarlığa olan ilgimi bu atölye ile ilerleteceğimi düşünüyordum. Bu konuda da çok haklıydım. Ders çıkışı atölyeye katılacaklar listesine ismim ilk yazdıranlardandım.  Gün gelip de atölye başlayınca birkaç küçük sorun yaşamış olsam da çabucak üstesinden geldim. 

Doğrusunu söylemek gerekirse bu teknoloji çağında yaşamama rağmen, maalesef teknoloji ile aram çok iyi değildir. Atölyelerimiz online olduğundan ilk hafta, katıldığım için pişmanlık duydum dersem yalan söylemiş sayılmam. Zira teknoloji ile ilgili sıkıntılarımı çözemeyeceğimden kaygılanıyordum. Lakin kısa sürede her şeyin üstesinden geldim. Atölye ortamına, ödevlere, arkadaşlarıma, hocalarıma zamanla alışmaya başladım. 

Ödevlerimi gönderdikçe hocalarım ve arkadaşlarımın eleştirileriyle karşılaştım. Fakat bunları hiçbir zaman kötüye yormadım. Hem hocalarımın, hem de arkadşlarımın eleştirilerini dikkate alarak kendimi geliştirmeyi amaçladım. Bana her zaman ‘zamanla ilk yazdıklarımla dönemim sonuna doğru yazdıklarım arasındaki farkı anlayacağımı’ söyleyen hocalarımı hayretler içerisinde dinliyordum. Aradaki farkı anlayacağımı aklım havsalam almıyordu. Sonuçta ben buydum. Bugün ne düşünüp yazarsam, yarın da onu düşünüp yazacaktım. Fakat yanılıyordum. 

Bütün bunlar bir yana, ben yazılarımı yazıp hocalarıma düzenli bir şekilde göndermek için çabalıyordum. Bir yandan da hocalarımın dediklerini her hafta hiç bıkmadan tekrar tekrar not ediyordum. ‘Umutlu olmalıydım, zarif olmalıydım, fazlalıklardan kurtulmalıydım.’ Bunlar not ettiklerimden bir kaçıydı.

Dönemin sonuna doğru hedeflerimi gerçekleştirebildiğimin farkına varmıştım. Kağıtlarımın arasında tekrar tekrar not ettiklerim kağıtlardan çok zihnime yerleşmiş durumdaydı ve ben bu not ettiklerimi dikkate alarak yazılarımı yazmaya çalışır vaziyetteydim. 

Artık hocalarımın sıkça tekrar ettiği ‘ilk ve son yazdıkların arasındaki farkı anlayacaksın’ sözünü hayretler içerisinde değil de, yüzümdeki söylenileni anlamanın getirdiği tebessümle dinliyordum. 

Ben bu atölye ile hamlığımın ne kadar toy olduğunu anlamış ve pişmek için daha da hamlaşmıştım. Düşüncelerimin belirli bir olgunluğa ulaştığını fark etmiştim. En çok da bütün fikirlere açık olmamız gerektiğini, benim düşüncelerimin her zaman doğru olmayabileceğini, herkesin bir fikri olduğunu zihnime kazımıştım. 

En büyük amacımın eski yazılara bir yazı daha eklemek değil de, okuyuculara yeni bir bakış açısı kazandırmak olduğunu öğrenmiştim. Fakat her şeyin başının çalışmak olduğunu bir kez daha kanıtlamıştım. Mühim olanın çok çalışmak değil de disiplinli çalışmak olduğunu hatırlamıştım. Zira ben disiplinli be düzenli çalışarak kendimdeki ilerlemeyi fark ettim.

Hem ne demiş Necip Fazıl: ‘Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak gerekir.’

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 160. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 160. Sayı