“15 Aralık Türk Dili Ailesi Günü”


 15 Aralık 2025

EKREM ARIKOĞLU [1]

UNESCO’nun 3 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen 43. Genel Konferansı’nda alınan kararla 15 Aralık  “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan edildi. 

15 Aralık  “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından önerildi ve uluslararası düzeyde destek buldu. Karar, 43. UNESCO Genel Konferansı kapsamında, Semarkant’ta alındı ve Türk dili konuşanların dil, kültür ve tarih ortaklığının uluslararası düzeyde tanınmasını simgeleyecek bir adım olacak.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan da bu girişime ortak oldu. Karar, toplam 26 ülke tarafından, Türkiye ve Türkmenistan dâhil olmak üzere onaylandı. Türkçe, ortak tarih ve kültürel değerler çerçevesinde 250 milyondan fazla insan tarafından konuşuluyor. 

15 Aralık tarihinin önemi nedir? 

1893’ün 15 Aralık tarihinde Danimarkalı bilim insanı Vilhelm Thomsen, VIII. yüzyıla ait Orhun Bengütaşlarını çözdü. Orhun yazılarının çözümü Türk tarihi ve kültürü açısından paha biçilemez kıymette bilgilere ulaşmamızı sağladı.

Aslında bugünkü Tuva, Hakas ve Altayların yaşadığı Güney Sibirya’da taşlar üzerinde yazıların bulunduğu 1730’lu yıllardan beri biliniyordu. Daha geniş metinler içeren taşlar bugünkü Moğolistan sınırları içerisinde iki farklı bölgede bulundu.  Bugün Tonyukuk ve Kültiğin-Bilge Kağan taşları olarak bilinen bu taşlardaki yazının çözümü Türk tarihi, dili, siyaseti, bütün kültürü açısından en önemli bilim keşiflerinden biri oldu. 

Millet; tarih, inanç, dil, kültür, ortak coğrafyada yaşamak gibi pek çok ortak unsuru paylaşan insanlardan oluşur. Fakat bu unsurlar içinde dilin varlığı veya yokluğu tek başına milletin varlığını veya yokluğunu belirleyen yegâne unsurdur. Dilini kaybeden bir ulus millet olma vasfını da kaybetmiştir. Biz Türkler tarihin çeşitli dönemlerinde, farklı coğrafyalarda farklı dinlere girerek varlığımızı devam ettirdik. Varlığını devam ettiren Türklerin ortak özelliği dilini kaybetmemiş olmasıdır. Çin içlerine giden Türkler orada dillerini kaybederek yok oldular. Hunlar zamanında Avrupa’ya gelen Türk toplulukları zamanla dillerini kaybederek Türk olma vasfını da kaybettiler, Slavlaştılar. Bugün Çuvaşlar, Gagavuzlar, Tuvalar, Altaylar, Hakaslar ve Sahalar gibi Türk toplulukları Müslüman olmamalarına karşılık dillerini korumaları sayesinde Türklüklerini de koruyorlar.

Orhun Bengütaşları, Divanu Lugatit Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler bugünkü Türk boylarının tarihe bıraktığı ortak eserleridir. Bu eserlerin dillerine bakarak bugün “tarihimiz ortak, kültürümüz ortak” diyebiliyoruz. Başta dil olmak üzere tarihimizin, coğrafyamızın ortak olması milletimizin,  kültürümüzün de ortak olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor. 

Zirvesini 14-16 yüzyıllarda yaşayan Türk dünyası 20. yüzyıla gelindiğinde Doğu’da ve Batı’da çöküşü yaşadı. 20. yüzyılın başında Osmanlı Tanzimat hareketiyle kendini kurtarmaya çalışırken Doğu da Cedidcilik hareketiyle aynı şeyi yapmaya çalışıyordu. Osmanlı’dan Kurtuluş Savaşı ile Türkiye Cumhuriyeti kalırken Büyük Türkistan’da bütün Türk illeri esaret altında kaldı. Bu kalış 1991 yılında SSCB’nin dağılmasına kadar sürdü. Sovyetlerin dağılmasından sonra esaretten kurtulan Türk illeri ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yakın ilişkiler kurulmaya başlandı. Bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerini ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti tanıdı. O günden bu yana geçen 35 yılda ilişkilerimiz artarak gelişti. Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, TÜKSOY, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlar aracılığıyla ekonomik, kültürel, bilimsel iş birlikleri geliştirdik. Kazakistan’da Ahmet Yesevi Üniversitesi, Kırgızistan’da Manas Üniversitesi ortak üniversiteler olarak açıldı. Başlangıçta duygusal bağlılıklarımız zaman içinde tanışıp bilişme ile gerçekçi zeminlere oturdu.

İskitlerin, Hunların, Göktürklerin, Karahanlıların ortak torunları olan Türkler en azından tarihî ortak köklerden geldiklerini, ortak dillerinin Türkçe olduğunu kabul ediyor bugün. Uzun zamana yayılan politik ve coğrafi ayrılıklar zamanın getirdiği teknolojik imkânlarla birliğe dönüştürülmeye çalışılıyor.

Her dil konuşulduğu coğrafya, etkileşime geçtiği farklı kültürler, teknolojik gelişmeleri karşılama gibi etkenlerden dolayı zamanla farklılaşır. Konuşurlarının bir ucu Kuzey Kutbu’nda diğer ucu Hindistan içlerinde, Doğusu Çin Seddi’nde Batısı Adriyatik Denizi'nde olan bir dilin farklı ağız ve lehçelerinin bulunması gayet normal bir durumdur. Dildeki farklılaşma zaman ve mekân uzaklığı arttıkça çoğalmaktadır. Bugünkü Türk lehçeleri arasındaki farklılıklara baktığımızda bunu açıkça görebiliyoruz. Birbirleriyle komşu olan Kazak ve Kırgızların dil farklılığı son derece azdır. Aynı şekilde “iki devlet bir millet” olarak adlandırılan Türkiye Türkleri ile Azerbaycan Türklerinin birbirleriyle anlaşabilmeleri son derece kolaydır.  Her ülkenin kendi içindeki coğrafi bölgelerinde de dilin birbirinden farklı ağızları konuşulur. Türkiye’de Rize ağzını konuşan biriyle Muğla ağzını konuşan birinin ne kadar farklı kelimeler ve ses yapılarını kullandıklarını hemen anlarız. Bu ağız farklılıklarından kurtulmak için belli bir bölgenin konuşma dili yazı dili olarak alınır ve bu bütün yurttaşların yazıp konuştuğu resmî dil olarak kabul edilir. Bu, ülkemiz için İstanbul ağzı olmuştur. Bizde olduğu gibi diğer bütün Türk devlet ve toplulukları için de geçerlidir. Belli bir bölge veya şehrin konuşma dili yazı dili haline getirilmiştir. Böylece 20. yüzyıla kadar Doğu ve Batı olmak üzere birbirini anlayan iki yazı dili bulunan Türkçenin bugün en az 20 yazı dilinin olduğu kabul edilmektedir. 

Bugün yazı dillerimizin farklı olduğunu kabul etsek de bu yazı dillerinin kökeni ortak bir Türkçeye dayanmaktadır. Dilde özellikle kültürle taşınan kalıcı kelimeler kolayca değişmez ve binlere yıl yaşar. Yeni teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan yeni kavramların değişik olması daha yaygındır. Tarihî bir temele yaslanan Türkçenin, bu dilin konuşurları tarafından ortak bir alfabe geliştirildiği ve kullanıldığı takdirde paydaşlar tarafından daha kolay anlaşılacağı şüphesizdir. Bu yüzden son yıllarda yapılan ortak alfabeye geçme çalışmaları çok kıymetlidir. Ortak alfabe ortak değerlerin daha kolay öğrenilmesini, bilinmesini sağlayacaktır. 

İletişim dili ve yazı dili kavramlarını birbirinden doğru ayırmak gerekir. Son 30 yılda gerek ticari ve kültürel ilişkiler, gerekse ülkemizin Türkistan illeriyle kurduğu bağlar, okullar sayesinde Türkiye Türkçesini öğrenenlerin sayısı artmıştır. İlişkilerimizin daha da sıklaşması, politik kararlılık, bu konuda yapılan çalışmalara devlet kurumlarımızın vereceği destekle Türkiye Türkçesini konuşanların daha hızlı  artmasını bekleyebiliriz. Türk dizi filmlerinin bütün dünyada olduğu gibi bütün Türkistan’da Türkiye Türkçesinin öğrenilme isteğini artırdığını vurgulamak gerekir. Unutmayalım ki Amerika kültürünün dünyaya yayılmasının en önemli unsurlarının başında Amerikan sineması gelmektedir. 

Yazı dilleri bulunan Türk boylarına “siz yazı dilinizi bırakın, Türkiye Türkçesini öğrenin” şeklindeki bir yaklaşım doğru olmaz. O yazı dilleriyle oluşturulmuş en az yüz yıllık bir edebî gelenek vardır. Bu gelenekte çok kıymetli edebiyat metinleri vardır. Kardeşlerimiz bizim kıymetli yazarlarımızı öğrenecek biz de onların edebiyat metinlerini okuyacağız. Onlar bizden Türkçenin yapısına uygun kelimeleri alacağı gibi biz de o lehçelerden güzel Türkçe kökenli kelimeleri almalıyız. Yabancı dillerden kelimeler almak yerine Türk lehçelerinin birbirinden kelime ödünçlemeleri dilimizi karşılıklı zenginleştirecektir.

Rahmetli Yakup Ömeroğlu kardeşim bütün ömrünü Türk dünyası kardeşliğinin geliştirilmesine harcadı. 15 Aralık’ın Türk Dili Günü olması fikrini de ilk o dillendirmişti. 20. yüzyılın başında “dilde, fikirde, işte birlik” düsturunu geliştiren Gaspıralı’nın 21. yüzyıldaki temsilcisi olarak çalıştı. Avrasya Yazarlar Birliği, gerek Kardeş Kalemler dergisinin Türkçenin bütün yurtlarına ulaşmasıyla gerek Bengü yayıncılıkla Türk dünyasının bütün değerli kalemlerinin Türkiye’de tanıtılmasıyla en az yukarıda adlarını sıraladığım devlet kurum ve kuruluşları kadar etkili oldu. Onun zamansız kaybıyla Ufuk Tuzman kardeşimin başkanlığında aynı görevi aksatmadan devam ettiren Avrasya Yazarlar Birliğinin bu birlik-beraberlik, kardeşlik duygusunun geliştirilmesi çalışmalarını takdirle anmak gerekir. 

Şüphesiz, 15 Aralık Türk Dili Ailesi günü vesilesiyle her yıl yapılacak olan toplantılar, dilimizin zenginlikleri, ortaklıkları, tarihî derinlikleri ile ilgili bir bakış açısı sunacak; ortak değerlerimizi bilmemize, daha yakından tanışmamıza, bilişmemize, kardeşlik bağlarımızı geliştirmemize katkı sağlayacaktır.
 

[1] Prof. Dr. Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri Ve Edebiyatları Bölümü, Kuzey-Doğu Türk Lehçeleri Ve Edebiyatları Anabilim Dalı

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 228. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 228. Sayı