1926 Yılı: Yakutlar Bakü’de Bakü Türkoloji Kurultayı’nın 100. Yılı Üzerine


 15 Eylül 2026


1926 Yılı: Yakutlar Bakü’de Bakü Türkoloji Kurultayı’nın 100. Yılı Üzerine[1]

Utum Zaharov

AKT: Hasan Hayırsever

26 Şubat – 5 Mart 1926’da dönemin Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’de, tüm Sovyetler Birliği’ni kapsayan Birinci Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı düzenlendi. Sovyetler Birliği’nin dört bir yanında yaşayan Türkçe konuşan halkların temsilcileri ve Türkoloji araştırmacıları bu anlamlı olay için bir araya geldi. Oy hakkına sahip 131 delege bulunuyordu; ayrıca SSCB Bilimler Akademisi, Sovyetler Birliği Şarkiyatçılık Derneği, Moskova Şarkiyatçılık Enstitüsü, Kazan, Bakü, Taşkent ve Leningrad üniversitelerinden yaklaşık 600 kişi kurultay çalışmalarına katıldı. Toplantının bir diğer özelliği de Türkiye, İran, Macaristan, Almanya, Fransa, İtalya ve Finlandiya gibi yabancı ülkelerden Türkologların katılımıydı. Kurultayda Türk dilleri, tarih, etnografya ve sanatı kapsayan yaklaşık 40 bildiri sunuldu. 

Yakut Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti’nden (Yakut SSÖC) kurultaya delege olarak dönemin Yakut SSÖC parti komitesi sekreteri, devlet ve siyaset adamı İsidor Nikiforoviç Barahov; Yakut halkının manevi önderleri – Yakut yazılı edebiyatının kurucusu, şair ve araştırmacı Aleksey Yeliseyeviç Kulakovskiy– Öksöküleeh Ölöksöy; Yakut yazılı edebiyatının kurucularından, Yakut tiyatrosu ve basınının banisi Anempodist İvanoviç Sofronov–Alampa seçildi. Ancak Moskova’ya vardıklarında Öksöküleeh Ölöksöy hastalandı. Bu nedenle onun yerine, o dönemde Moskova’da SSCB Halkları Merkez Yayınevi’nin Yakut bölümünde çalışan araştırmacı ve yazar Aleksey Andreyeviç İvanov–Künde delege olarak Bakü’ye gitti.

Bu yazıda, Bakü Türkoloji Kurultayı’nın 100. yıldönümü vesilesiyle sizleri Yakut delegasyonunun kurultaya katılımını belgeleyen nadir belgelerle tanıştıracağız. Ayrıca, İsidor Nikiforoviç Barahov’un kurultaydaki konuşmasını ilk kez geniş bir kitleyle paylaşacağız.

26 Şubat, Bakü, İsmailiye Sarayı’nın büyük salonu. Delegeler kaydediliyor, isimleri, meslekleri, uyrukları, nereden geldikleri ve güncel ikamet adresleri yazılıyor. İsidor Nikiforoviç’in hanesinde şu bilgiler bulunuyor: ilk hanede meslek belirtilmemiş, ikinci hanede Yakut, üçüncüsünde Yakut SSÖC, dördüncüsünde Moskova yazılmış. Aleksey Andreyeviç için: gazeteci, Yakut, Yakut SSÖC, Moskova. Anempodist İvanoviç için: edebiyatçı, Yakut, Yakut SSÖC, Moskova.1

Akşam saat yedide kurultayın açılış töreni başlıyor. Kurultayın açış konuşmasını, toplantıya başkanlık eden Azerbaycan ve Sovyetler Birliği’nin siyaset ve devlet adamı, Azerbaycan SSC Merkez Yürütme Komitesi Başkanı Samet Ağa Hasanoğlu Ağamalıoğlu yapıyor. Hemen ardından başkanlık divanı üyelerinin seçim prosedürüne geçiliyor. Katılımcılara 22 aday sunuluyor ve oylama sonucunda İsidor Nikiforoviç Barahov başkanlık divanına seçiliyor.

Kurultay Başkanlık Divanı Seçimleri

Kurultay başkanlık divanına şu kişiler seçiliyor: Ağamalıoğlu, Ahundov Ruhulla, Akademisyen Bartold, Baytursun (Kazakistan), Barahov (Yakut Cumhuriyeti), Prof. Borozdin (Şarkiyatçılık Derneği), Habib Cabiyev, İbrahimov (Tataristan), İdelguzin (Başkurdistan), Köprülüzade (Türkiye), Korkmasov (Dağıstan), Naganov (Özbekistan), Nagovitsın (RSFSC Halk Komiserliği’nden), Akademisyen Oldenburg, Mih. Pavloviç (Şarkiyatçılık Derneği), Prof. Samoyloviç, Tınıstanov (Kırgızistan), Prof. Çobanzade, Verdiev (Türkmenistan), Akçokraklı (Kırım), Aliyev Ömer (Kuzey Kafkasya), Prof. Mentsel (Almanya).2

Ardından beş yetki belgesi komisyonu üyesi onaylanıyor. Bunların arasında Künde’nin adı da geçiyor.3 Daha sonra sekreterler ve yayın kurulu üyeleri seçiliyor. Yakutların Sovyetler Birliği genelini kapsayan böylesi yüksek seviyeli bir etkinliğin yönetimine seçilmesi şaşırtıcı gözükebilir. Ancak, görünüşe göre bu sorunun bir yanıtı var. Birçok kaynakta kurultayın düzenlenmesi düşüncesinin, 1924’te Bakü’de düzenlenen Birinci Azerbaycan Bölgesel Araştırmalar Kongresi sırasında SSCB Bilimler Akademisi ve Sovyetler Birliği Şarkiyatçılık Derneği’nin girişimiyle ortaya çıktığı belirtilir. Ardından SSCB Halk Komiserleri Konseyi (SNK SSSR) bir karar alır. Bu bilgiler doğrudur, ancak kurultay düzenlenmesi fikrini ortaya çıkaran nedenler tam olarak netliğe kavuşturulmuş değildir. Durumu açıklığa kavuşturmak için arşivde bulunan bir materyali bilgilerinize sunuyorum:

Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı ve Türk Halkları

Bilimsel Şarkiyatçılık Derneği Başkanı Yoldaş Pavloviç ile Söyleşi

«Birinci Türkoloji kurultayının toplanması girişimi tamamen yerel yönetimlere aittir. 1923 ve 1924 yıllarından itibaren Azerbaycan, Tataristan, Başkurdistan ve Yakutistan bölgelerinin temsilcileri hem kendi bölgelerinde hem de merkezde en kısa zamanda bir Türkoloji kurultayının toplanması fikrini yaymaya başladılar.

Bu fikrin hayata geçirilmesinde yerel yönetimlere en büyük yardımı, kurultayın organizatörü olan Azerbaycan’ı Tetkik ve Araştırma Cemiyeti ile Türk halklarının kendi kültür ve bilim kurumlarının talimatıyla bu konuyu yasal düzlemde sonuçlandıran Sovyetler Birliği Bilimsel Şarkiyatçılık Derneği sağladı. Dolayısıyla kurultay, kelimenin tam anlamıyla, delegeleri kurultayda bulunan yerel yönetimlerin kendi girişimidir; bu ilk birlik geneli Türkoloji kurultayının sonuçları ne kadar verimli olursa olsun, hayatlarında bu ilk kurultayın büyük rol oynayacağı SSCB Türk halkları, bir süre sonra, bir yıl ya da iki yıl içinde, hayatın ortaya çıkardığı Türk dünyasının yeni sorunları üzerinde çalışmak zorunda kalacak ikinci bir kurultay meselesini gündeme getireceklerdir».4

Dolayısıyla, Birinci Birlik Geneli Türk Halkları Kurultayı’nın düzenlenmesinin başında genç Yakut Cumhuriyeti’nin olduğunu söylemeye hakkımız var. Yukarıda ayrıca kısa süre sonra ikinci bir kurultay düzenlenmesinden bahsedilmesi dikkatleri çekiyor. Buna tekrar döneceğiz, çünkü Yakutlar bu konu ve kurultayın düzenlenmesi hakkında özel bir görüşe sahipti.

Şimdi 1926 yılının ocak ayına dönelim.

 

                                                                                       TUTANAK No. 1

A.Y. Kulakovskiy, A.İ. Sofronov ve İ.N. Barahov’dan oluşan
Yakut Delegasyonu’nun Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı Toplantısı
16 Ocak 1926, Moskova.

 

DİNLENDİ: Delegasyon sekreteri hakkında.

KARARLAŞTIRILDI: Tutanakların herkes tarafından sırayla tutulması.

DİNLENDİ: Yakut Yazı Konseyi’nin Yakut alfabesi hakkındaki yönlendirmelerine yönelik tutum.

KARARLAŞTIRILDI: Yakut Hükümeti tarafından Kurultay’da sadece S.Y.P.’nin (Saha - Yakut Cumhuriyeti – U.Z.) görüşünün savunulmasına yönelik kesin talimatların olmaması ve delegasyon içinde Yakut Alfabesi’nin niteliğine dair farklı görüşlerin mevcut olması göz önünde bulundurularak – delegelerin kendi görüşlerini korumalarının; bu görüşleri hem kendi aralarında hem de mümkün olduğu ölçüde S.Y.P.’nin kararlarıyla uyumlu hâle getirerek hareket etmelerinin uygun olduğunun kabulü.

DİNLENDİ: Tüm Türk alfabelerinin birleştirilmesi hakkında.

KARARLAŞTIRILDI: Açık bırakılması.

Yakut alfabesinin esası hakkında.

KARARLAŞTIRILDI: Rus alfabesinde Yakut seslerine karşılık gelmeyen harflerin diğer alfabelerden alınması şartıyla, Yakut alfabesinin temeline Rus alfabesinin konulmasının en uygun olduğunun kabulü.

Rus alfabesinin, özellikle Latin alfabesi olmak üzere diğerlerine tercih edilmesinin gerekçeleri:

a) Yakut alfabesinden Rus alfabesine geçiş kolaylığı,

b) Farklı işaretlerin birbirine karıştırılmasının söz konusu olmaması,

c) SSCB dahilindeki tüm azınlık milliyetlerin Rusça öğrenmelerinin kaçınılmaz olması.

DİNLENDİ: Yakut alfabesi işaretlerinin yazımının teknik ilkesi hakkında.

KARARLAŞTIRILDI: Aşağıdakilerin uygun görülmesi:

1. Her işarete, onu diğer işaretlerden keskin bir şekilde ayıran, Rus ve Yakut alfabelerindeki çeşitli işaretlerinin karışmasına izin vermeyecek karakteristik özellikler verilmesi.

2. Alfabede, mümkün olduğunca stenografi ilkesine bağlı kalınması (üst ve alt işaretlerin bulunmaması, her kelimenin mevcut işaretleri veya bunların tasarlanmış biçimleriyle el kaldırmadan yazılabilmesi, bunlardan çizim biçimleri bakımından en basit olanların alınması vb.).

3. Öğrencilerin alfabeyi öğrenmesini kolaylaştırmak ve ayrıca gereksiz matbaa harcamaları ve diğer masraflardan kaçınmak amacıyla Yakut alfabesindeki harf sayısının, mümkün olduğunca azaltılması. 

Noktalama işaretlerinin kesinlikle gerekli sayılması.

Büyük harflerin de gerekli olduğunun kabulü; büyük harfler konusunda, hem küçük harf işaretlerinin mekanik olarak büyütülmesi önerisini hem de yalnızca ilgili alfa3. Elizaveta Migalkina şiirler Saha Cumhuriyetindeki mevcut büyük harf biçimlerinin kullanılmasını öneren yaklaşımın eşit şekilde reddedilmesi; bunun yerine yalnızca pratik gerekliliğin ve harf yazım kolaylığının esas alınması.

Harflerin basılı biçimlerinde, büyük ve küçük harfler için farklı yazılış biçimlerinin kullanılmasına yalnızca gerekli durumlarda izin verilmesi; el yazısı harflerinde ise bu konuda aynı katı yaklaşımı benimsememesi.5

Sonraki tutanaklarda delegeler hangi harflerin değiştirilmesi veya çıkarılması gerektiğini tartışır ve alfabede mümkün olduğunca az harf bulunması gerektiğini savunurlar. Konu hakkında detaylı bilgi için Lyudmila Kulakovskaya’nın Öksöküleeh Ölöksöy’ün çalışmalarına dayanarak hazırladığı «Trudı po yakutskomu yazıku» “Yakut Dili Üzerine Çalışmalar” (2017) adlı kitaba başvurulabilir.

Bu tutanağın içeriğine bakılırsa, Yakutlar Latin alfabesine karşı gibi görünüyor. Kurultaya bu düşüncelerle katılmışlardı...

Kurultay, plana göre daha ilk günden başlayarak bir konudan diğerine çok yoğun tartışmalarla devam etti. Konuşmacılar – saygın akademisyenler, büyük tarihçiler, dilbilimciler – dönemlerinin en acil sorunlarını ele aldılar. Görüş ayrılıkları çıktığında hemen çözüldü. Materyalleri incelerken, delegelerin kendilerini nasıl «geri kalmış halklar» olarak adlandırabildiklerine şaşmamak mümkün değil. Kurultaya katılanlar, gelişmiş halkların gerisinde kaldıklarını belirterek «dünya halkları seviyesine çıkma zamanının geldiğini» söylüyorlar.

En önemli konulardan biri bilim meselesiydi. Arkeolojik kazılar, kültür anıtlarının korunması ve derinlemesine incelenmesi konuları hararetle tartışıldı. Yerel tarih ve kültür çalışmaları da göz ardı edilmedi. Şaşırtıcı bir şekilde, birçok konuşmacı Yakutları örnek göstermişti: küçük bir halkın, merkezden uzakta yaşamasına rağmen, kendi dillerini, tarihlerini, kültürlerini ve folklorlarını incelemek için büyük bilimsel keşif gezileri düzenlediğini ve düzenlemeye devam ettiğini belirttiler. Sahalara benzer şekilde bazı halkların doğru biçimde örgütlenerek verimli çalışmalar yürüttüklerinden bahsedildi. Örneğin, ünlü arkeolog Sergey İvanoviç Rudenko şöyle demişti: «Size Yakut Cumhuriyeti’nde, maddi yaşam konularının incelenmesine gereken önemin verildiği büyük araştırmaların yapıldığını bildirebilirim. Kazakistan’da da toprak düzenleme konularıyla bağlantılı olarak benzer araştırmalar planlanmıştır ve orada ekonomik yaşam çalışmaları önceliklidir».6

Beşinci günün konuşmasını yapan Türkolog, Akademisyen Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç: «En kuzeydoğuda, kahverengi renkte işaretlenmiş olarak, bildiğiniz gibi özerk Yakut Cumhuriyeti’ni oluşturan Yakut halkının yerleştiği bölgeyi görüyorsunuz. Çağdaş medeniyet merkezinden en uzak bölgede bulunmalarına rağmen, Yakutlar dil yönünden büyük ölçüde incelenmiş durumdadırlar. Sovyet Bilimler Akademisi’nin Leningrad’daki yayınları arasında, bilindiği gibi, Yakut halk edebiyatı örneklerinden oluşan birkaç cilt bulunmaktadır. Bahsi geçen akademi, Eduard Karloviç Pekarskiy ve çalışma arkadaşları tarafından hazırlanan Yakutça sözlüğün basımına devam etmektedir. Yakut dilinin gramerine gelince, Türk dilleri gramerleri arasında en iyi çalışmalardan biri bizzat Yakutlara aittir. Bu, akademisyen Böhtlingk’in grameridir. Ayrıca, Yakutlar arasında hem geçmişte hem de günümüzde, kendi dillerini ve halk edebiyatlarını inceleyen bir dizi araştırmacının bulunduğunu biliyoruz. Yakutça üzerine şimdiye dek yapılmış çalışmalara dayanarak, yakın gelecekte bu çalışmaları derinleştirerek, Yakut bölgesinin ayrı ayrı yörelerinin incelenmesine; Yakut dili içinde bulunabilecek lehçe ve ağız özelliklerinin araştırılmasına dikkat etmek gerekmektedir...».7

Delegeler ayrıca Türk halkları arasında terminoloji oluşturulması konusuna da değindiler. Daha sonra ana dil öğretim yöntemleri üzerinde durdular ve bu andan itibaren dil üzerine yapılan çalışmalar diğer tüm konuları kapsadı. Kurultay sonucunda özel bir komisyon tarafından kabul edilen yirmi kadar kararın yarısı tamamen dile ayrılmıştı.

Ve işte, okuyucularımız için özel olarak, kurultaydan sonra yayınlanan ilk materyallerde yer almayan İsidor Barahov’un konuşmasını sunuyoruz:

Barahov. Biz Yakutlar, Latin alfabesinin hayata geçirilmesi konusunda zengin bir deneyime sahibiz. Ne yazık ki, bu Kurultay’da kendi bildirimizi sunma fırsatımız olmadı, ancak şimdi bu konudaki tezlerimizi sunuyoruz ve umuyoruz ki bunlar kurultayın bülteninde yayımlanacaktır. Bu deneyimden bazı noktaları üzerinde kısaca duracağım.

Öncelikle, biz Yakutlar için Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş sorununun var olmadığını belirtmeyi gerekli görüyorum. Bunun nedeni, daha önce Arap alfabesini kullanmamış olmamızdır. Tarihin cilvesiyle Sibirya’nın en kuzey ucuna savrulduk ve böylece yaşam tarafından geride kalan genel Türk kitlesinden koparıldık, diğer Türk halklarıyla dil yönünden bütünlüğümüzü birçok yönden yitirdik. Genellikle Arap alfabesini beraberinde getiren İslamiyet’i benimsememiştik. Bu nedenle devrimden önce, Yakut dilinin özelliklerine göre uyarlanmış Rus alfabesini kullanıyorduk. Devrim öncesinde Rus harflerine dayanan dört ayrı Yakut alfabemiz vardı. Bunlardan ikisi misyonerlik amacıyla, diğer ikisi ise daha çok bilimsel ihtiyaçlar için kullanılıyordu. Bunlardan biri akademisyen Böhtlingk tarafından geliştirilmiş, Bilimler Akademisi tarafından kabul edilmişti. Akademi bugün dahi Yakutça kelimeleri yazmak için bu alfabeyi kullanmaktadır; devrim öncesinde Yakutça kitaplar daha çok bu alfabeyle basılmıştır. Yakut halkına 17. yüzyılda Rus dinini zorla kabul ettirmişlerdir. Burada, bu Kurultay’da ve başka yerlerde bir yanlış anlaşılmayı önlemek için şunu belirtmeliyim ki, Türk halklarıyla karşılaştığımızda, genellikle «İvan», «Sergey», «Vasiliy» gibi adlarımız yüzünden bizi Rus sanıyorlar. Ama yüzümüze baktıklarında, Türklere benzeyip benzemediğimiz konusunda kimsenin bir şüphesi kalmıyor. Bunu olası yanlış anlamaları önlemek için söylüyorum. Her ne kadar dilimiz diğer Türk dillerinden kopmuş ve farklılaşmışsa, Azerbaycan Türkçesini anlayamasak da dillerimiz ortak bir köke sahiptir. Biz, bu Türkoloji Kurultayı’na son derece büyük bir ilgiyle yaklaşıyoruz. İmla, terminoloji ve özellikle de alfabe konuları, tüm Türk dilleri ailesi ve dolayısıyla da diğer Türk dilleriyle aynı kurallara tabi olan Yakutça için aynı öneme sahiptir. Devrim öncesinde kullandığımız alfabeye gelince, bu alfabenin bir dizi ciddi eksikliği vardı. İlkin, çok sayıda satır üstü işaret barındırıyordu, hatta bazı harflere üç farklı aksan işareti gelebiliyordu. Bu durum el yazısında hızı azaltıyor, basım sırasında bir dizi teknik zorluk yaratıyordu. Baskıda işaretler sık sık siliniyor, metinler dizgi hatalarıyla dolu oluyordu. Ayrıca bu alfabe aramızda yaygınlık kazanmamıştı. Devrim öncesinde Yakut çocukları Rusça eğitim alıyordu, Yakutça eğitim yasaktı. Yakut millî aydınlarının en ileri gelen temsilcileri Yakutça ile kendi imkânlarıyla bireysel olarak ilgileniyorlardı, ancak bu da yaygın değildi. Münferit dergi yayımlama girişimleri, çarlık yönetiminin çıkardığı engeller nedeniyle kısa sürede akamete uğruyordu. Bu sebeple, 1917 devriminden sonra, Yakut çocuklarını okullarda ana dillerinde eğitme görevi gerçek anlamda önümüze çıktığında, yeni, daha gelişmiş bir alfabe oluşturma sorunu da ortaya çıktı. Bu problem, görüldüğü gibi yine Rus soyadlı Yakut dilbilimci S.A. Novgorodov tarafından çok başarılı bir şekilde çözüldü. Novgorodov, Yakutça kelimeleri yazmak için “uluslararası fonetik transkripsiyon” adı verilen ve esas olarak Latin harflerine dayanan sistemi temel aldı. Buradaki başlıca ve en temel ilke, yazının stenografik niteliğe sahip olması, satır üstü işaretlerin tamamen ortadan kaldırılması ve böylece her kelimenin el kaldırılmadan, tek hareketle yazılabilmesiydi. Bu amaç gerçekleştirildi. Novgorodov alfabesinde büyük harfler ve noktalama işaretleri de yoktu. Bu kararın gerekçesi, bütün Türk dillerinde cümledeki yüklemin sonda yer almasıydı, bu özellik bilindiğinde cümlenin nerede sona erdiğinin kolayca belirlenebileceği öngörülmüştü. Yakut çocukları, bu alfabeyle sekiz yıldır eğitim görüyor ve Yakut Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1922 yılından beri yetişkin Yakutlar da okuma yazma öğreniyorlar. Bu alfabenin yaygınlaşması yerelde son derece olumlu karşılandı.  Gerçek anlamda kitlesel bir okuma-yazma seferberliği başladı. Halk Eğitim Komiserliği’nin bu amaçla açtığı okullar kitlenin talebini karşılamıyordu, okuma yazma öğrenen Yakutlar, okuma yazma bilmeyen arkadaşlarına ders vermeye başladılar. Böylece, devrimden önce Yakutça okuma yazmayı bilen insanların sayısı birkaç düzineyi geçmezken, bugün yaklaşık 30.000 yetişkin ve çocuk, bu alfabe ile okuyup yazabilmektedir. Bu alfabeyle ayrıca bir dizi ders kitabı, dergi, gazete vb. yayınlanmaktadır. Ancak yine de bu alfabenin birtakım eksikliklerine göz yumuyor değiliz. İki temel eksikliği belirteyim. Büyük harflerin ve noktalama işaretlerinin olmaması teorik açıdan doğru görülse de pratikte bir dizi rahatsızlığa yol açtı. Bu konu birçok toplantıda, konferansta ele alındı, yerelde müzakere edildi ve oybirliğiyle bu iki kuralın yeniden tesis edilmesi gerektiği kanaatine varıldı. Yakut hükümetinin bir kararnamesiyle bu iki unsur artık yeniden yürürlüğe konmuştur. Bunun dışında bir dizi teknik düzeltme de bulunmaktadır, ancak bu düzeltmeler Türkoloji Kurultayı sona erene kadar hayata geçirilmeyecektir. Umut ediyoruz ki Türkoloji Kurultayı’ndan sonra önümüzdeki görev, Latin veya Arap alfabesinin üstünlüğü tartışmaları değil, diğer dillerin yanı sıra Yakutça için de uygun olacak tek bir Türk alfabesinin oluşturulmasına yönelik dağınık deneyimlerin birbiriyle uyumlu hâle getirilmesi olacaktır (Alkışlar).8

3 Mart’ta delegeleri Azerbaycan Devlet Opera Tiyatrosu’nda bir gösteriye götürdüler, ardından bir ziyafet verildi.

Birinci Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı çalışmalarını sekiz gün boyunca, ara vermeden, çok yoğun bir tempoda sürdürdü. Etkinliğin en ilginç özelliklerinden biri yabancı bilim adamlarının katılımıydı. Ayrıca, kurultayda Ermenistan’dan da delegelerin bulunması ve etkinliğe katılım sağlaması da ilgi çekiciydi. Ermeniler, geçmişte Türklerin egemenliği altında yaşadıkları için dillerinde Türkçe kökenli kelimeler bulunduğunu belirttiler.

Şimdi kurultay katılımcısı Alampa Sofronov’un etkinlik hakkındaki izlenimlerini aktaralım:

Bütün Türk Halklarının Kurultayı

Bu yıl, şubat ayında, Bakü şehrinde bütün Türk halklarının kurultayı düzenlendi. Bu kurultaya Yakut Cumhuriyeti’nden üç delege davet edildi. Biz de Türk kökenli halklarla aynı soydan geliyoruz, onlardan ayrılarak gelip bu memlekete yerleşmişiz. 

Kurultayda, farklı adlarla ve farklı dillerle, Türk olarak bilinen çok sayıda halk toplandı. Ayrıca, yüksek öğrenim görmüş kimseler - Rus profesörler ve diğer halkların temsilcileri de orada hazır bulundu.

Kurultayın çalışma düzeni, kısaca şöyleydi: Biz, aynı kökenden ve soydan gelen insanların, birbirimizi tanımadan ve birbirimizin dilini anlamadan yaşamamız iyi değildir, bu nedenle toplanıp dillerimizi birleştirmeliyiz. Kurultayda eğitimle ilgili 17 konu tartışmaya sunuldu. Tüm bu sorunların nasıl çözüldüğünü burada anlatmaya yer yetmez, kaldı ki bazıları bizi ilgilendirmiyor. Şimdi bizim için önemli olan üç konunun nasıl çözüme kavuşturulduğunu kısaca anlatayım:

1) Kendi dilimizde yazmak için alfabemiz hangi prensibe göre belirlenmeli?

2) Yazıda hangi kurallar olmalı?

3) Kendi dilimize diğer dillerden kelimeleri nasıl almalıyız?

Bu konular kurultayın ana gündemini oluşturuyordu. Şu an bu sorunlar bizim için de çözüm bekliyor. Bunlar değerlendirilip çözüldüklerinde, Yakut yazısının artık temellerine oturduğu söylenebilir.

Birinci konuyla ilgili çok sayıda bildiri sunuldu ve tartışmalar yapıldı. Halkların tümünün henüz alfabelerini tam olarak şekillendirme işini tamamlamadıkları görülüyor. Yapılan konuşmalara kulak verildiğinde söylenenlerle mutabık kalmak mümkün. Bildirilerin özü, kısaca şu şekilde: Doğuda yaşayan Türk-Moğol halkının torunları olarak, ortak kökene sahip olduğumuzdan, dillerimiz farklı olsa da köklerimizi ve birbirimizin yaşantısını bilmeli ve tanımalıyız. Köklerimizi yansıtan yazı, tek bir alfabeye dayanırsa, herhangi bir okuma yazma bilmeyen halk için gelişme ve birlik aracı hâline gelecektir. Bu nedenle, kan bağıyla bağlı Doğulu halklar olarak, farklı alfabelerden vazgeçmeli ve ana dilimizde yazmak için tek bir ortak alfabeyi kabul etmeliyiz. Tartışmalar ve diğer alfabelerin savunucularıyla yapılan çekişmelerin ardından, ses sistemimize elverişli olan Latin alfabesi konusu oylamaya sunuldu ve 130 delegeden 123’ü Latin alfabesinin temel alınması yönünde oy kullandı. Böylece bizim kullandığımız alfabe resmen onaylanmış oldu.

Kurultay ek bir karar daha aldı, oy çokluğu olsa da cumhuriyetlerin kendi içlerinde yapacakları değişiklik ve eklemeler serbest kılındı.

İkinci tartışmanın sonucu şöyle: Modern eğitimde hatasız yazmanın dört kuralı vardır, ancak Türk halklarının yazısı için fonetik prensip (yani konuştuğun gibi yazma) uygundur. Ancak herkesin konuştuğunu yazması karmaşık bir konudur. Bu nedenle eğitim açısından tekdüzeliğe (köken bilgisine) dayanan bir kural belirlenmelidir.

Köken bilgisine dayanan kural, bir halkın dilinin diğerlerinden ne kadar ayrıldığına veya yakın olduğuna bağlı olarak uygulamaya konacaktır.

Hatasız yazmak için tek bir (etimolojik) kural benimsenmelidir.

Kabul edilen bu fonetik kural konuşma seslerini yazıya geçirme esasına dayandığından, dilin özellikleri, seslerin sayısı, ünsüz seslerin sözcüğün başına, ortasına ve sonuna nasıl girdiği incelenmeli ve belirlenmelidir.

Edebî dil tek bir kuralla yazılmalı ve bir halk kendi içinde farklı sözcükler ortaya koymamalıdır.

Yazımda tekdüzelik için doğru yazım sözlüğü (imla kılavuzu) oluşturulmalıdır.

Kurultay; tüm cumhuriyetlerde, eğitim bakanlıkları tarafından, Latin alfabesi temel alınarak ve eğitsel amaçlar göz önünde bulundurularak bütün Türk-Tatar dillerine uygun, hatasız yazımı sağlayacak bir fonetik imla kuralı oluşturulması temennisinde bulundu.

Üçüncü mesele: Türk halklarının dillerinde daha önceden bulunmayan, diğer dillerden giren yeni sözcükler (terimler) alınırken, bunları öncelikle ana dile çevirmeye çalışmak gerekir. Dilde çeviri için uygun bir sözcük yoksa, akraba halkların dillerindeki sözcükler kullanılabilir. Bu da mümkün değilse, kelimeyi söylendiği şekliyle almak, ancak ana dilin seslerine uyarlayarak telaffuz etmek, alınan sözcüğün seslerini kendi dilimizin sesleriyle değiştirmek gerekir.

Daha önce alınmış ve tüm halk tarafından anlaşılır hâle gelmiş yabancı sözcükler olduğu gibi bırakılabilir.

Eğitim dilini halkın diliyle kurmak ve eğitim terimlerini açık, anlaşılır hâle getirmek için eğitimli kişi dilinin, eğitimsiz kişinin dilinden farklı olmayacak şekilde oluşturulması sağlanmalıdır.

Dile yeni giren, anlaşılmayan sözcükleri, yeni sözcük oluşturma kurallarına göre, herkes tarafından anlaşılacak şekilde iki sözcükle ifade etmek mümkündür.

Yeni terimler oluştururken kelimeler kısaltılmamalı, okuyucu için zahmetsizce anlaşılır hâle getirilmelidir.

Her cumhuriyette ayrı bir terim oluşturma komisyonu olmalıdır. Bu komisyon çalışmalarını diğer komisyonlarla koordineli yürütmelidir. Komisyonlardan birinin daveti üzerine, zaman zaman çalışmaların sonuçlarını değerlendirmek için toplantılar yapılmalıdır.

Sözü edilen konular hakkındaki tartışılmalarla ilgili özet olarak bu bahsi geçen kararlar alındı. Her ne kadar kurultayın aldığı karar ve hükümler bağlayıcı yasa gücüne sahip olmasalar da eğitim ve yaşamın gerçek ihtiyaçlarına ve geçmiş deneyimlere dayandıklarından bu kararların gerekli ve yararlı olduklarını düşünüyorum.

Binlerce kilometre ötede yaşayan halkların kurultay kararlarının bize pek de gerekli olmadığı düşünülemez. Bizden uzak olmalarına, söylediklerini anlamamamıza, yazı stillerinin farklı olmasına rağmen konuşmaları tıpkı bizim dilimize benziyor, ancak onların çoğunluğunu eğitimli insanlar teşkil ediyor. Bu nedenle, onlarla bağlantımızı koparmamamız, yazım kurallarını nasıl belirlediklerini takip etmemiz, bize uygun olanları alıp kullanmamız uygun olacaktır diye düşünüyorum. (Anempodist Sofronov, 4. cilt. 2011)

Burada İsidor Barahov’un kurultay sonrası görüşünü de eklemek yerinde olacaktır:

Kurultayın Önemi

Sonuç olarak, kurultayın yalnızca SSCB’de yaşayan Türk-Tatar halkları için değil, aynı zamanda Türkiye, İran ve Afganistan için ve tüm bilim dünyası için ne kadar büyük bir kültürel-tarihsel öneme sahip olduğunu birkaç sözle açıklamak gerekir; nitekim SSCB Merkez Yürütme Komitesi Başkanı ve Azerbaycan Halk Komiserleri Konseyi Başkanı Yoldaş Musabekov açış konuşmasında bu hususu şöyle vurgulamıştı: «Yıllar süren çalışmaların sonuçlarını özetleme ve Türkolojinin gelecekteki gelişim yollarını belirleme fırsatı ortaya çıkmıştır».

Kurultayın asıl önemi, Türk-Tatar halklarının temsilcilerinin ilk kez kendi kardeşlik kurultaylarında bir araya gelme ve uzun zamandır çözüm bekleyen kültürel meselelerini çözme imkânına kavuşmuş olmalarıdır. Kurultayın toplanması için oluşturulan Teşkilat Komisyonu ve Azerbaycan Merkez İcra Komitesi Başkanı yoldaş Ağamalıoğlu kurultayı açarken şu sözleri söylemişti: «Yeni ve özgürleşmiş insanlığın yaratılması yolundaki büyük davaya Kurultay, şüphesiz kendi katkısını sunacaktır. Zira, Doğu’nun eşiğinde, insanlığın büyük bir kısmının yabancı baskısı ve kendi önyargılarıyla altında yaşadığı o Doğu’da, milyonlarca insanın kültürel gelişimine sağlam bir bilimsel bir temel vermek, işte bu Doğu’yu sarsmak anlamına gelir.»

Kurultayın en aktif katılımcılarından biri olan genç Türk bilim adamı, Profesör Çobanzade, kurultaydan çok önce şunları yazmıştı:

«Kurultayın temel önemi şudur: Bugüne dek Batılı emperyalistlerin elinde, Doğu’nun geri kalmışlığından yararlanarak sömürü ve sömürgecilik politikası aracı olarak hizmet veren Türkoloji, bundan böyle, insanlık medeniyeti tarihinin en bilinmeyen ve aynı zamanda en ilginç belgeleri üzerinde birlikte çalışan dürüst ve ciddi insanların değerli düşüncelerinin ürünü hâline gelecektir.

Türkoloji Kurultayı, insanlığın geri kalmış kesimini modern uygarlığın en ileri kesimiyle birleştiren, enternasyonalizme doğru atılmış yeni bir adım niteliğindedir ve insanlık kültürü tarihinde önemli bir yer edinecektir.»

Nitekim, kurultayda yabancı bilim adamlarının bulunması kurultaya sadece içerik değil, aynı zamanda biçim açısından da uluslararası bir renk katıyordu.

Kurultayın, kuşkusuz, önemli ölçüde akademik bir nitelik taşıması kaçınılmazdı. Ancak muazzam bilimsel öneminin yanı sıra, aldığı kararların büyük pratik önemi de vardı. Türk-Tatar nüfusunun yaşadığı Sovyet cumhuriyet ve bölgeleri şu anda eşi benzeri görülmemiş bir kültürel yükseliş yolundadır. Açıktır ki, böyle bir durumda alfabenin, terminolojinin, imlanın, öğretim yöntemlerinin vb. yetersiz ve kusurlu oluşuna ilişkin meselelerle kaçınılmaz olarak karşı karşıya kaldılar. Tüm bu sorunların yerelde var olan zengin deneyime ve bilim insanlarının bilimsel değerlendirmeleri ışığında ortaklaşa çözülmesi gerekiyordu ve bu görev kurultay tarafından yerine getirilmiştir.

Uygulama, bu çalışmaların Türk-Tatar halklarının acil ihtiyaçlarını ne ölçüde karşıladığını gösterecektir. Ancak şurası kesindir ki, yalnızca SSCB içinde değil, Sovyetler Birliği sınırlarının ötesinde de tüm Türk-Tatar halklarının yakınlaşması yolunda büyük bir kültürel çalışma yapılmış ve geri kalmış Türk-Tatar halklarının kültürel hayata doğru yöneldiği ve ilerlemekte olduğu bu güçlü değişimin sağlam temelleri atılmıştır. Son olarak, Sovyetler Birliği Bilimsel Şarkiyatçılık Derneği Başkanı yoldaş Pavloviç’in birkaç kez vurguladığı şu husus: «Akademisyen Bartold, Oldenburg, Krimskiy gibi en büyük temsilcilerinin ve öncü isimlerinin, emekçi kitlelerin temsilcileriyle bir araya gelmesi, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir olaydır ve ancak Sovyetler Birliği’ndeki yaşam koşullarında mümkündür.» Özellikle alfabe konusuna gelince, belirtmek gerekir ki bu mesele, kongrenin tek ve asıl meselesi olmamakla birlikte, Türk-Tatar halklarının kültürel hayatı için kuşkusuz büyük bir öneme sahiptir. Kurultay, elbette, bu konuda herkes için bağlayıcı bir karar çıkaramazdı, çünkü bu, bu halkların ulusal kendi kaderini tayin hakkına aykırı olurdu; kurultay yalnızca bilimsel açıdan Latin alfabesinin Arap alfabesine göre teknik üstünlüğünü tespit etti, Azerbaycan’ın ve diğerlerinin deneyimlerinin başarısını kabul etti ve yeni alfabenin hayata geçirilmesinin «her cumhuriyetin ve her halkın kendi meselesi» olduğunu vurguladı.

Eski Arap alfabesinin kusurları, bilim ve bilginin yalnızca üst tabakanın, yani günümüzün kendine özgü “rahipler kastının” tekelinde kalmasına yol açmıştı. Doğal olarak, tüm gelişmenin emekçi kitlelerin yaratıcılığına dayandığı Sovyet cumhuriyetlerinde, böyle bir durumun sürdürülmesi düşünülemezdi: Bu kitlelerin kültürel gelişme çalışmalarına katılımını kolaylaştırmak için alfabede köklü bir değişime ihtiyaç vardı.

Yazımı Profesör Çobanzade’nin şu sözleriyle bitiriyorum: «Yeni alfabenin kabulüyle Türk halkları Avrupa kültür ailesine katıldı. Düşüncenin aktarımında Avrupa araçlarına sahip olan Türk-Tatar halkları, SSCB’nin kültürel ve devrimci fikirlerini Doğu’ya aktarma rolünü üstleneceklerdir.»

İsidor BARAHOV

 

19 Mart 1926, Moskova9

Aynı yılın sonbaharında Yakutlar, bu kurultaya dayanarak kendi toplantılarını düzenlerler.

Birinci Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı

Birinci Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı’nın Kararı ve Yakut Transkripsiyon Komisyonu’nun Hükmü

 

TUTANAK No. 1

Yakut Transkripsiyon ve Terminoloji Komisyonu 11.10.1926

KATILANLAR: Komisyon Başkanı Yoldaş Boyarov, Komisyon Üyeleri: Barahov, Leontyev, Afanasyev ve II. Donskoy. 

DİNLENDİ: Komisyon sekreteri seçimi ve Komisyon’un teknik çalışmalarının NKPZdrav (Halk Maarif ve Sağlık Komiserliği) birimine devredilmesi hakkında.

KARARLAŞTIRILDI: Sekreter olarak Yoldaş II. Donskoy’un seçilmesi; Komisyonla ilgili teknik büro işlerinin NKPZdrav’ın büro birimine devredilmesi.

DİNLENDİ: Yoldaş Barahov’un I. Birlik Geneli Türkoloji Kurultayı’nın çalışmaları hakkındaki raporu.

Rapordan, bizim için en önemli kurultay kararlarının alfabe ve terminolojiye ilişkin kararlar olduğu anlaşılmaktadır. Transkripsiyon konusunda, yabancı dillerden ödünç alınan kelimelerin, ödünç alan dilin ses yapısı ve yasaları dışına çıkılmaksızın telaffuz edilmesi ilkesi kabul edilmiştir.

Alfabe konusunda, daha önce Arap alfabesini kullanmış olan Türk halkları için Latin alfabesinin daha uygun ve elverişli olduğu kabul edilmiş, ancak transkripsiyon konusundaki nihai kararın özerk cumhuriyetlerin ve bölgelerin kendi meselesi olduğu belirtilmiştir.

KARARLAŞTIRILDI: Bilgi olarak kaydedilmesi.

III. DİNLENDİ: Komisyonun transkripsiyon meselesinin çözümüne ilişkin çalışmaları hakkında. Görüş belirtenler:

Yoldaş II. DONSKOY:

Şu çalışma planı önerilmektedir:

1. Mevcut Yakut transkripsiyon projelerinin sayısının belirlenmesi ve bunların incelenmesi.

2. Çeşitli transkripsiyonların Yakutça da uygulamaya konulması konusundaki deneyimlerin incelenmesi.

3. Transkripsiyonları özetlemek için, çeşitli Yakutça transkripsiyonları hayata geçirme çalışmalarında bulunmuş veya transkripsiyon konusunda daha önceki tartışmalara katılmış kişilerin belirlenmesi.

4. Novgorodov transkripsiyonunun metodolojik uygunluğunun belirlenmesi.

5. Yakut transkripsiyonu meselesi hakkında komisyon içinde bir tartışma yürütülmesi ve bunun sonucunda söz konusu transkripsiyonun nihai olarak kabul edilmesi.

Madde 5’in gerekçesi şöyledir:

a) Daha önceki tartışmalar, Yakut yazı sistemi meseleleriyle ilgilenen kişilerin görüşlerini tam anlamıyla ortaya koymuştur.

b) Yeni bir tartışma hiçbir yenilik getirmeyecek, hatta yararlı olmaktan çok zarar verecektir; zira en azından resmî olarak kabul edilmiş olan şu veya bu transkripsiyonun sağlamlığına ilişkin yaygın kararsızlığı daha da artıracaktır.

c) Belirli bir transkripsiyonun kabulü ivedi bir mesele olarak görülmelidir, zira biri matbaa, diğeri el yazısı için olmak üzere iki transkripsiyon sistemi ortaya çıkmıştır ve bu durum okul ve yayıncılık çalışmalarını olumsuz etkilemektedir.

d) Konunun ivediliği tartışmayla bağdaşmaz, çünkü tartışma en az altı ay sürecektir.

e) Transkripsiyon konusunda bir Türkoloji kurultayının yakın zamanda toplanacağından emin olunamaz, çünkü önceki yılların deneyimi bu tür kurultayların büyük güçlük ve gecikmelerle toplandığını göstermiştir.

f) Söz konusu kurultay toplansa bile, bizim açımızdan bağlayıcı olacağından emin olunamaz, çünkü esas olarak Arap alfabesini kullanan Türk halklarının transkripsiyon sorununu çözmek için toplanmaktadır.

g) Yakut transkripsiyonunun en kısa sürede kabul edilmesi ve meselenin mahalli olarak çözülmesi uygun olacaktır.

Yoldaş BARAHOV:

Biz, aynı kökenden dilleri paylaşan bir halk grubunun özel bir parçasını teşkil ediyoruz. Kültürel gelişme ve halklar arasındaki bağ açısından bizim için Türk halklarıyla yakın ilişkiler geliştirmek son derece gereklidir. Yakınlaşmanın temel noktası, tüm Türk halkları tarafından tek bir transkripsiyonun kabul edilmesidir. Herkes için tek bir transkripsiyonun kabul edilmesi şu gerekçelerle uygundur: a) Herkes için ortak olan bir transkripsiyon, bütün halklar için bağlayıcı olacak ve bizde mevcut olan tereddütleri ortadan kaldıracaktır b) Türk halkları arasında bilimsel ve kültürel bağ kurmak, üzerinde çalışılması planlanan Türk lehçeleri sözlüğünden faydalanmamıza imkân verecektir; c) kendi transkripsiyonumuz meselesini bir Türkoloji kurultayının kararına sunmak için geniş kapsamlı bir tartışma yürütmek, bu yolla ortak bir görüşe ulaşmak ve tartışmaya işçi muhabirlerini, köy muhabirlerini, konuya vakıf kişileri vb. dâhil etmek gerekir.

Yoldaş LEONTYEV:

Tüm Türk halkları için tek bir alfabenin benimsenmesi, kültürel ve bilimsel açıdan yalnızca birkaç kişi için anlam taşıyabilir, ancak geniş Yakut halk kitlesi için bir anlam ifade etmeyebilir. Meselenin, Türkoloji kurultayının kararının bizim için nihai karar olacağı şeklinde ortaya konulması doğru değildir; böyle bir durumda tartışmaya gerek kalmaz. Daha sonra, transkripsiyon meselesini nasıl ele alacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Genel olarak, yani Rus ve Latin transkripsiyonları sorunu mu tartışmaya açılacak yoksa konu yalnızca Latin transkripsiyonu çerçevesinden mi ele alınacak? 

Yoldaş AFANASYEV:

Biz, Türk halklarından, onların arkalarından ve kültürel etkileriyle gidemeyecek kadar uzaklaşmış durumdayız, ortak bir transkripsiyon oluşturmakla ortak bir Türk halkı yaratılamaz. Ortak alfabenin sağlayacağı yararlar önemli değildir. Tartışma çok zaman alacak, hiçbir yeni ve olumlu sonuç vermeyecektir. Bu tartışma yalnızca şehir çevresini ilgilendirecektir; şehir zaten görüşünü ortaya koymuştur ve bundan sonra yeni bir şey söylemeyecektir.

Yoldaş BARAHOV:

Geniş çaplı tartışma korkusu büyük ve temelsizdir. Konuyu birkaç kişiyle sınırlandırıp bürokratik yollarla çözmek mümkün değildir. Kurultayın kararına tabi olacaksak tartışmaya ve kendi kararımızı ortaya koymaya gerek yoktur demek, kadercilik anlamına geliyor. Büyük toplumsal önemi olan bir konunun çözümünde, sorunu bu şekilde ortaya koymak doğru değildir.

Yoldaş BOYAROV:

Önerilen çalışma planı hakkındaki tartışmaya geri dönmemiz gerekiyor. Öncelikle, önerilen çalışma planı konusunda komisyon içinde bir tartışma yürütmek; ancak bundan sonra komisyon dışında tartışmalara başlamak, fakat bu tartışmaları örgütlü bir şekilde yürütmek gerekir. Özellikle, bu meseleyle ilgili özel bir kurultayın toplanması da mümkündür.

Yoldaş LEONTYEV:

Transkripsiyon projemizin bir Türkoloji kurultayında tartışılmasına karşı değilim, ancak kurultay kararının bizim için bağlayıcı olmasına karşıyım. Tartışma yürütülecekse, bunun belirli sınırlar çerçevesinde yapılması gerekir; örneğin, daha önce resmî olarak kabul edilmiş Latin alfabesi temelinde.

Yoldaş BARAHOV:

Yoldaş Leontyev’in ifadesine tamamen katılıyorum, Türkoloji kurultayının kararı bizim için bağlayıcı olmayacaktır.

Yoldaş DONSKOY:

Yakut halkı dil bakımından Türk halkları ailesinden çok uzaklaşmıştır, kültürel açıdan ise Rus kültürünün etkisi altında gelişmektedir ve gelişmeye devam edecektir, coğrafi açıdan ve ekonomik yönelimleri bakımından da Yakutlar, diğer Türk halklarından uzaktır, tarihsel gelişim yolları ve koşulları farklı bir mecrada şekillenmiştir.

Tüm bunlar, tek bir alfabenin benimsenmesinin, gelecekteki bilim insanları için belli bir öneme sahip olacağını, ancak doğrudan Rus halkının kültürel etkisi altında gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmeye devam edecek olan Yakut halkının geneli açısından aynı önemi taşımayacağını göstermektedir. Buna şunu da eklemek gerekir ki, Türk halklarının edebî dili Arapçalaşmıştır ve Yakutçaya, halk arasında konuşulan Türkçeden daha da uzaktır.

KARARLAŞTIRILDI: a) Önerilen çalışma planının ilk dört maddesinin kabulü b) Tartışmaların komisyon dışında organize bir şekilde, geniş kapsamlı ancak belirli bir bitiş tarihi bırakılarak açılması; c) Transkripsiyon meselesinin bir Türkoloji kurultayında görüşülmek üzere gündeme getirilmesinin uygun görülmesi d) Yoldaş Boyarov ve Donskoy’a, tartışmanın faaliyet planını ve yöntemlerini hazırlama görevi verilmesi e) Yoldaş Leontyev’e, mevcut bütün Yakut transkripsiyonu projelerine ilişkin materyalleri komisyona sunma görevi verilmesi e) Latin alfabesinin resmen kabul edilmiş sayılması ve tartışmaların yalnızca Yakut alfabesine dayanan projeler hakkında yürütülmesi.

DİNLENDİ: Terminoloji konusunda bir sonraki çalışma planı:

 

1. Öncelikle, Yakutçaya çevrilmesi ve Yakutçaya ödünçlenmesi gereken terimlerin sayış belirlenmelidir.

2. Bu materyal incelenecek ve belirli kişilere, bu terimlerin Yakutçaya çevrilmesi veya ödünçlenmesine ilişkin kuralları açıklama görevi verilecektir.

3. Bu projeler incelenecek ve onaylanacaklardır.

4. Yabancı kelimeler sözlüğü Yakutçaya çevrilecek; bilimsel, teknik ve toplumsal terimler sözlüğü hazırlanacaktır.

5. Yakutça tarafından ödünçlenmiş ve benimsenmiş terimler hakkında materyal derlenecektir.

KARARLAŞTIRILDI: Kabul edilmesi.

Komisyon Başkanı: Boyarov (imza)

Üyeler: Barahov, Leontyev, Afanasyev, Donskoy. (imzalar)

Sekreter: (imza)

Aslına uygundur: NKPZ (Halk Maarif ve Sağlık Komiserliği) İdari İşler Dairesi (imza)10

Böylece, özetle olsa da, A.Ye. Kulakovskiy–Öksöküleeh, A.İ. Sofronov–Alampa, İ.N. Barahov, A.A. İvanov–Künde’den oluşan Yakut SSÖC heyetinin 1926 yılında Bakü’de düzenlenen Birinci Türkoloji Kurultayı’na nasıl katıldıklarını, çalışmalarının nasıl değerlendirildiğini ve Yakut temsilcilerin nasıl pozisyon aldıklarını açıklamaya çalıştık. Eğer kader farklı şekilde tecelli etseydi ve Öksöküleeh Ölöksöy de bu kurultaya katılabilseydi, belki tarihin akışı farklı bir mecrada ilerlerdi... Zira Aleksey Yeliseyeviç’in Yakut yazısını Latin alfabesine değil, Kiril alfabesine dayanarak oluşturma arzusu ve bugün Yakutların Kiril kökenli bu alfabeyi kullanıyor olmaları dikkate şayandır.

Çolbon. – 2026. – №2

 

 

 

Kaynaklar

1) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, ll. 541–545.

2) NА RS(Ya) f. 118-p, оp. 2, d. 43, l. 3.

3) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, l. 10.

4) NА RS(Ya) f. 118-p, оp. 2, d. 43, l. 6.

5) NА RS(Ya) f. 118-p, оp. 2, d. 42, l. 3-5 ob.

6) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, ll. 12–126.

7) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, ll. 177–178.

8) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, ll. 379–340.

9) Pеrvıy Vsеsоyuznıy tyurkоlоgiçеskiy syеzd. Stеnоgrаfiçеskiy оtçеt. İzd-vа pri BK АKP (b) «Bаkinskiy rаbоçiy», Bаku – АSSR, ll. 379–340.

10) NА RS(Ya) f. 182-p, оp. 1, d. 93, ll. 12-14.

 


4 Mart 1926, Başkanlık Eden: Yoldaş Cabiyev.

Prof. Çobanzade’nin konuşmasının ardından söz Yoldaş Barahov’a verilir. (Alkışlar).

[1] Zaharov, U. (2026). 1926 Sıl: Sahalar - Bakuga: Tüürderi üöretiige anammıt maŋnaygı s’yezd 100 sılıgar. Çolbon, 2026/2 54-66. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 237. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 237. Sayı