HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Serdar Dağıstan 3
VILAYET GULIYEV 4
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 5
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 6
MARUFJON YOLDAŞEV 7
Eski evin yakınında karaağaç gövdelerinden yapılan kara hamam hâlâ aynı yerde bulunuyor. Alt kısmının dört, üst kısmının iki gövdesini değiştirince mükemmel bir kümes çıktı ortaya.
Ah o kara hamamın unutulmaz hoş kokusu!
Dağın başındaki çiftlik çeşmesinden su getirirken kara hamamın buharı gocuk içine doluyor. Kızağı dağa doğru çekerken koşmak gerekiyor. Önümde giden ağabeyim “Büyümek istiyorsan koş!” diye cesaretlendiriyor.
Dağdan inerken kızağın bağı ağabeyimin eline geçiyor. Fıçı üzerine binip hamamın kapısında duruncaya kadar “iyi atı” kovalama mutluluğu yaşıyorum.
Kara hamamın “dipsiz” kazanı ile döşemesinde dizili duran leğenlerin hepsi nihayetinde suyla doluyor. Pencereden içeriye sızıp ise bulaşmayan bir yer araya araya yorulan donuk ışık, su üzerine çöküyor. Ben ise hemen basamaklı hamam taşına tırmanıyorum.
Ocak ateşini karıştırmak için kullanılan demir alet, faraş ve kulağı kopmuş teneke tas kendi aralarında sürekli bir şeyler “konuşuyor.” Burnumu kül kokusu gıdıklıyor. Kazanın yanında yatarak kemiğe dönüşen kabuğu soyulmuş ıhlamur tomruğu, babamın hayvan kesiminde kullandığı eski bıçağıyla çatır çutur yontulmaya başlıyor. Çırağa ateş iliştiriliyor. Ateşin dili yükselince ağabeyimin yüzü aydınlanıyor ve gülümseme olup dudaklarına, gözlerine gür alev yansımaya başlıyor. Bir süre sonra yanan çıra da ağabey de kayboluyor, hamamın içi karanlığa gömülüyor. Ağabeyin kocaman ocağın içine belden girerek alevi tutturmaya çalıştığını bildiğim için karanlıktan korkmuyorum. Çok geçmez ağabey, gözlerini kısarak öksüre öksüre tekrar ocağın önünde doğrulur ve kızılımsı alevin yansıması, isten kadifeye dönüşen duvara onun resmini çizer.
Ocağın kızgın yerine yerleştirilen kocaman nehir taşlarının arasından yedi başlı ejderha misali duman yükselmeye başlıyor. Ben, isten boğularak oturduğum hamam taşından döşemeye doğru yuvarlanıyorum. Daha sonra emekleyerek hamamın kapısını itiveriyorum. Arkamdan bayağı bir bekleterek her tarafını is sarmış ağabeyim de görünüyor. Gözlerinden yaş gelse de kendisi çok memnun:
– Tutuştu! Çay sofrasından kalkana kadar hamam hazır olur…
Ben, ocağın is çıkarma deliğine yöneliyorum. Oradan uzanan is, omuzlarıma beyaz havlusunu seriyor.
Hamama ilk biz gireceğiz!
Hamamın çatı altı odasından kayın dallarından yapılan süpürgeler “el ele tutuşan” vaziyette hışırtılı bir sesle indiriliyor. Kubbe şeklinde yığılan hamamın taşları alev soluyor; ilk kelepçe su oraya serpilir serpilmez mavi ufuk sisine benzer isi peşine takıp is çıkarma dileğinden dışarıya taşıyor. İs çıkarma deliği deriden dikilen zavallı şapkayla kapatılıyor. Artık olacakları sadece ben değil çıkıntılı hamam taşının altında sessiz sedasız oturan kurbağa da tahmin ediyor; kulaklarımı ve başımı örtmeye çalışarak su dolusu leğene çömeliyorum...
Arada bir nefes almak için ağabeyimle beraber sıcak hamamdan giriş odasına çıkıyoruz. Ben, çıplak vücudumla buzlanan sekiye yapışmaya başlayana kadar ağabeyim yeni uydurduğu bir masal anlatıyor.
Annem, ocağın zehirli kokusunun bize dokunmasından korkarak hamamın etrafını dolaşır durur. Nihayet babamız da gelir:
– Çıkıyor musunuz artık uyuz taylar?
Biz, memnuniyetsiz bir şekilde giyinmeye başlıyoruz. Ne diye şimdi aceleye getiriyor? Bizden sonra zaten hamama giren yok. Hamamın ocağında sıcaklık bitmiş de ondan…
Ak hamam ise elma bahçemizin ortasına inşa edildi. Çünkü ağabeyim istedi ki, kış günleri sıcak hamamdan çıkarak rahatça karda yuvarlanalım.
Hamamın ocağını demirden yaptırdılar. Su damlaları tamamen akıp gitsin diye döşemelerin altına taş döşediler.
“Oğlanlarda umut yok, büyük ihtimal bu hamamı da çürütecekler” korkusuyla olmalı babam, hamamın en alt kısmında bulunan ağaç tomruklarına elektrikli ısıtıcı da yerleştirdi. Bize ebediyete dek hizmet etmesi için yapıldı o ak hamam!
Ancak biz çocuklar, büyüyünce baba evini terk edip kendi yuvalarımızı kurduk. Yıllık izinlerimiz uyuştuğu zaman kara hamamı hatırlayarak demirden ocak yerinden kopana dek kayın süpürgeleriyle yıkanmalar, elma ağaçlarının dibinde karın tek bir tanesini bile bırakmadan yuvarlanmalar, hamamın giriş odasında fıçıdaki acı bal bitene kadar sohbet etmeler, bunların hepsi yaşandı. Fakat bütün bunlar bile ak hamam için çok azdı.
Trafik kazası öncesi ağabeyim ak hamama oğlumu da kucağına alarak gitti. Kim bilir, belki de o gün ona da çocukluğumda bana anlattığı masalları anlatmıştır…
Ağabeyimi toprağa verdikten sonra hamamı hazırladım. Ama hamamın ocağında bulunan taşlara her ne kadar su döksem de içerisi bir türlü sıcaklamadı ve ben, hamam taşının genelde ağabeyimin kendisini kayın süpürgesiyle vurarak yıkandığı, ocağa yakın olan yerine oturdum. Fakat başımdan ayakuçlarıma kadar inanılmaz bir soğukluk hissettim…
[1] Ak hamam: Kazan Tatarlarında hamam yakıldığında tütün-dumanının dışarı çıkmadığı hamama verilen ad. Bu tür hamamlar, kara hamamlardan vazgeçip 1970’li yıllardan itibaren yapılmaya başlandı.
[2] Kara hamam: Kazan Tatarlarında hamam yakıldığında tütün-dumanının dışarı çıktığı ve dumanın ağaç tomruklarından yapılan duvarlara yapıştığı hamama verilen ad. Bu tür hamamlar, Tatar köylerinde geçen yüzyılın 70’li yıllarına kadar faaldi.