Akvaryumdaki Aşk


 15 Mart 2026


1

Evimizde özel siparişle, büyük bir özenle yapılmış büyük bir akvaryum var. Şehirdeki ünlü ustalar acele etmeden düşünerek, içini hayali bir masal kasabası gibi süslediler. Oldukça yer kaplayan, geniş bir alanın bir köşesine kırmızı mermerden yontulmuş görkemli bir saray yaptırdık. Burada çeşitli güzel balıkların özgürce, endişesiz yaşaması için her türlü konfor düşünülmüş.

Akvaryum; ilginç olaylar ve çekişmeli kaderlerle dolu, kendine has bir dünya. Burada da yüce Yaratıcı'nın dileğiyle sabah oluyor, akşam oluyor. Gün boyu huzur bulmayan balıklar gece derin bir uykuya dalıyor. Yine sabah oluyor. Hayat yeniden başlıyor. Kısacası, ölmeyen can için sabah oluyor, yaşam devam ediyor.

İnsanın kaderi Allah'ın elinde... Bizim akvaryumdaki balıkların kaderi ise küçük Ayşe'nin elinde. Çünkü onların bakıcısı – o en küçük kızım. Günlük yemlerini veren, her hafta suyunu değiştiren, balıklar huzursuzlandığında etraflarında pervane olan o.

Aslında balık beslemek – koyun gütmekten bile daha zor bir iş gibi. Yemi koyunun azığından pahalı. Koyunu çevirip bırakırsın gider, ama bu balıklarla her gün konuşmak gerekiyormuş. Ayşe öyle diyor. Her biriyle ayrı ayrı konuşuyor. “Dilsiz” balıklar dediğini yapmazsa sinirlendiği de oluyor. “Onlar her şeyi anlıyor” diyor.

Fakat Tanrı mahlukatı da karakteriyle yaratıyor işte. Beş parmağın beşi bir değil. Balıkların biri nazik, biri inatçı, biri akıllı, biri aptal. Hatta insanlar gibi onlarda da sevgi ve kıskançlık duyguları varmış gibi görünüyor. Bunu duyduktan sonra ben de Ayşe ile birlikte balıkların hayatını gözlemlemeye başladım.

Akvaryumdaki pek çok küçük balığın arasında; zarif duruşuyla, doğal güzelliğiyle dikkat çeken ve herkesin gözünü üzerine çeken üç balık var. Onların ikisi altın, biri gümüş renkli. Alfa ve Beta isimli altın balıklar aynı türden oldukları için sürekli beraber geziyorlar. Alfa – serpilip büyümüş güzel bir genç kız ise, Beta – hırçın karakterli, kıskanç bir erkek. Gümüş balığın ismi ise – Gama. Bu diğerlerinden farklı bir türden, yakışıklı bir beyefendi.

Yakışıklı beyefendi türü farklı olsa da Alfa'yı ölesiye seviyor. Gözü kara bir aşık desek yeridir. Kalbini çalan sevgili güzel ne zaman görünecek diye kırmızı mermerden yapılmış çok katlı süslü sarayın önünde bekleyip duruyor.

Alfa çoğunlukla kırmızı sarayın içinde oluyor. Sarayın dışını kıskanç Beta'nın kendisi bekliyor. Onu kendi sözlüsü saydığı için Alfa'yı bir adım bile dışarı attırmıyor. Yakışıklı beyefendiyi sarayın yanına yaklaştırmıyor.

Aslında işin aslına bakılırsa, Alfa'nın gönlü yakışıklı beyefendiye pek uzak değil. Ne de olsa o bir dişi. Kadınlara özgü merak burada da var. Sürekli beraber oldukları için kavgacı Beta'dan sıkılmış da olabilir. Gece gündüz gözünün önünde dolanıp duran şeyin kıymeti mi olur? Son zamanlarda Alfa yalnız kaldığında, fırsatını bulup Gama ile dudak dudağa gelmeye başlamış.

Bugün iki âşık, sarayın dışındaki sık sazlıkların arasında öğle vakti öpüşüyordu. Onların bu hâlini gören Beta küplere bindi. Kuyruğundan ısırıp Alfa’yı saraya doğru kovaladı. “Erkek değil mi?” Peri gibi peşine düşüp Gamma’yı acımasızca dövdü. Başkasının nişanlısına göz diken çapkın delikanlı kana bulanıp uçurumun dibine yuvarlandı. Aşk dedikleri şey işte… Acının dibinden bile haz almak isteyen o asi yüreğe ne dersin?

Gamma bir süre baygın yattı. Alfa ise Beta’nın bu kadar zalim olduğunu görünce ondan iyice soğudu. Hatta nefret etmeye başladı. Ama nereye gidecek? Bu akvaryumun içinde Beta’dan başka kim var ki? Tipi ortada. Kaba saba. Onu adeta kendi malı gibi sahiplenmiş ama kalbinde zerre merhamet yok. Kuduz köpek gibi azgın bir şey.

Alfa’nın gidecek başka yeri olmadığını, dünyada onun adına konuşacak kimse bulunmadığını Beta çok iyi biliyordu. Bu yüzden tepeden bakıyordu. O an Alfa altın balık olduğuna pişman oldu. “Böyle altın balık olacağıma batsın!” diye bağırmak istedi. Ama ne çare? Balıklar bağırmaz.

Beta’nın gözünden kaçar kaçmaz Alfa Gamma’ya doğru fırladı. Canını dişine takıp girdap gibi uçtu. Zavallının canı sağ mı acaba? Sevgilisini suyun dibindeki yosunların arasında buldu. Sanki ölmüş gibiydi. Hareketsiz yatıyordu. Alfa’nın yüreği ağzına geldi. Gözyaşlarını tutamadan sessizce ağladı. Birden, sırtüstü yatan gümüş giysili delikanlının hafifçe kımıldadığını görünce içinde umut kıvılcımı doğdu. Balığın dili yok. Olsa âşık delikanlıya kim bilir neler söylerdi. Ne yapsın? “Âşığın dili dilsiz dil” demişler.

Çapkın delikanlı yavaşça gözlerini açtı. Aman Tanrım! Dünyadaki ay yüzlü sevgilisi, erişilmez güzeli başında eğilmiş ağlıyordu. Bedenine sıcak bir nefes doldu. Kendine gelip karnının üzerine döndü. Gerçek duygu ne büyük şeymiş!

Az önce ölümün eşiğinde yatan Gamma’nın yaşama isteği geri geldi. Ona göre hayatın özü yalnızca gerçek sevgiydi. Hakiki aşkın tadını tadanlar ancak “yaşadım” diyebilirdi. Bu düşüncesinden hiç dönmemişti. Onun için hayatın en büyük kuralı sevebilmek ve sevilebilmekti. Bu yüzden Alfa’yı delicesine seviyordu.

Akvaryumun içinde Alfa’dan başka bakacak kim var ki? Seçip sevecek biri mi var? Dikkatle bakıldığında Alfa’nın da kusurları az değildi. Ama körkütük âşık bunu görür mü? Mecnun’dan beter aklını yitirmiş bir âşık işte.

Duygularını dizginleyemeyip köküne kadar dayak yiyen Gamma’nın göğsüne yeniden can geldi. Bedenini yavaşça oynatıp omurga ve kaburgalarını yokladı; her şey sağlam gibiydi. Alfa’nın masum bakışlarına dalınca dünyayı unuttu. Korku, dehşet, tehlike hepsi bir anda silindi. Çünkü Alfa yanındaydı. Bundan büyük mutluluk olur mu? Başını döndü mutluluğun.

“Baba, gördünüz mü? İkisi birbirini ne kadar seviyor, değil mi?” - dedi Ayşa. Delikanlıya acıyordu. “Şu Beta tam bir kötü! Öyleleri kimseyi sevemez. Bak yine geliyor.

Gerçekten de Beta, gözü dönmüş bir boğa gibi yaklaşmıştı. Çapkın delikanlı aşkın ateşiyle güç bulmuş, iyice cesaretlenmişti. Artık korkan o değildi. Alfa’yı yanına alıp Beta’ya karşı yürüdü. İki erkek yüz yüze geldi. “Elinden geleni yap! Artık öldürsen de dönmem!” der gibi Gamma burnunu rakibine dayadı. Kimin yüreği daha güçlü? İkisi böyle ne kadar duracaktı bilinmezdi ama az önceki kavgadan ödü patlayan Ayşa dayanamadı. Elindeki uzun pipetle Beta’nın burnuna dürtüp onu kovaladı. Büyük bir kavgadan daha kurtulan iki âşık, birbirlerini teselli eder gibi yan yana yüzüp başka köşeye gittiler.

“Ben Beta’yı Tomiris’e veririm. Herkesi bıktırdı!” - dedi Ayşa. Tomiris onun arkadaşıydı. Onlarda da küçük bir akvaryum vardı.

“Olmaz. Ölür o,” - dedim kızımın yüzüne bakarak. “Böyle balıklar ancak eşiyle yaşar. Tek başına çoğalamaz. Yavrusu olmaz.

“Beta’nın yavruları da kendisi gibi zorba olur. Elma ağacından uzağa düşmez.”

“Nasıl olursa olsun, kendi yavruları değil mi? Yavruları olursa belki Alfa’yla barışıp huzur içinde yaşarlar. Beta’ya da kendini gösterme fırsatı vermek gerekir. Ama şu Gamma’nın yaptığı doğru değil. Soyu başka. Düzenli giden hayatın tadını kaçırdı… Pat diye ortaya atıldı. Alfa da sütten çıkmış ak kaşık değil. Beta varken yabancı bir erkeğe göz süzmesi ne demek? Duygu dediğin gelip geçicidir. Parlar, sonra söner. Hayat bir günde bitmez. Doğanın kanununa karşı gelinmez.

“Şimdi ne yapacağız? Bunlar Alfa yüzünden her gün kavga edecek. Sonunda biri ölecek. Ben onların öldüğünü görmek istemiyorum,” - dedi Ayşa.

Balıklar için onun içi yanıyordu. Kızım için benim içim yanıyordu. Hemen karar verdim.

“Tomiris’e Beta’yı değil, şu Gamma’yı verelim. Bu uysal balık. Her şeye katlanır. Göreceksin, Gamma olmazsa her şey düzelecek.”

“Ya Alfa?” - dedi Ayşa üzülerek. “Beta’nın zulmüne boyun mu eğecek?

“Onun kaderi bu, kızım! Günler geçince her şeyi unutur, her şeye alışır. Zaman büyük bir hekimdir. Aşk ateşinde yanıp kül olmaktansa, bu aşk destanının böyle bitmesine daha sonra sevinecek.”

Ayşa’yla konuşup bu kararda anlaştık. Ertesi gün, aşkın peşinde Mecnun kesilen çapkın delikanlı Gamma, Tomiris’in evine gönderildi.

2

Alatav’nun ak doruklarını altın ışığıyla aydınlatarak güneş yükseliyordu. Ayşa mışıl mışıl uyuyordu. Uykusunu alsın diye kalın kadife perdeleri çekip odasını kararttım.

Son günlerde kızımın uykusu bozuk. İçinde büyük bir endişe var. Onu kaygılandıran, balıklarının kaderi.

Akvaryumu alırken onun omuzlarına bu kadar büyük bir sorumluluk yüklediğimi düşünmemişim. Şimdi içten içe buna üzülüyorum. Kızımın tasasız olması daha iyiydi.

Ayşa’nın odasından sessizce çıkıp girişteki geniş holde duran akvaryumun yanına gittim. Gece akvaryumun ışığını kapatıyoruz. Balıklar da insanlar gibi karanlık olmadan uyuyamıyor.

Akvaryumun içi loştu. Lambasını yakıp oksijen veren cihazı çalıştırdım. Balıklar uyanmıştı. Sağ salim bir sabaha daha ulaştıklarına şükreder gibi ileri geri yüzmeye başladılar. Onlara bakarken derin düşüncelere dalmışım:

Hayat varsa gece de gerekir, gündüz de gerekir. Yeryüzünü hep gece kaplasa ne olurdu? Düşünmesi bile ürkütücü.

Hep güneş parlasaydı… O da zor. Yüce Yaradan on sekiz bin âlemi büyük bir dengeyle yaratmış. O denge bozulursa her şey yok olur. Yaratıcı için küçük şey yoktur. Yeryüzündeki, su altındaki büyük küçük bütün canlılar O’nun için birdir. Hepsinin kaderinden sorumludur. Tanrı olmak ne zor şeymiş desene!

3

Milyonlarca canlıyı çift çift yaratan, onların kendi kendine çoğalmasına, soylarını sürdürmesine imkân veren Kudret sahibi akvaryumdaki balıkları da unutmamış. Onları da birini erkek, birini dişi yaparak eşleştirmiş.

Kırmızı mermer sarayın alt katından çıkagelen Beta düşüncelerimi böldü. Sanki sabahın doğuşuna, aydınlık nura sevinmiş gibiydi. Oldukça dinç görünüyordu.

Çapkın delikanlı Tomiris’in evine gittikten sonra Beta çok değişmişti. Onu zalim gibi gösteren meğer kızgınlık denen o kızıl itmiş. Gamma gideli beri mermer sarayı gece gündüz beklemiyor. Herkes gibi geceleri uyumaya başladı. Öfkesi de yatışmış, kuzu gibi uysal bir hâle gelmiş.

Ama Alfa ona yüz vermiyordu. Onun yüreğinde ağır bir keder vardı. Zavallı dört gündür ağzına lokma koymamıştı. Dört gündür kırmızı sarayın üst katındaki odasından çıkmıyordu. Yüreğine tarifsiz bir sevinç veren o çapkın delikanlının ansızın kaybolmasına içi parçalanmış, kahroluyordu.

Dün Ayşa bana:

“Alfa açlıktan ölmez mi?” - diye sormuştu.

“Zavallı âşık, kederden ölmezse açlıktan ölmez,” - dedim. “Balık tokluktan ölür. Bunlar on güne kadar yemeden dayanır. “Devenin dikeni gerekirse boynunu uzatır.” Gerçekten acıkırsa kendi çıkar. Sen merak etme.

“Yine de çok acıyorum ona. İçim parçalanıyor,” demişti Ayşa.

“Sen onu bırak da söyle, Gamma’nın durumu nasıl? Tomiris’le konuştun mu? Yeni ortama alışmış mı?

“Öğle vakti konuştum. O da üzgünmüş. Gece gündüz kımıldamadan yatıyor, yem de yemiyormuş. Onu boşuna mı verdik acaba?” - diye Ayşa derin bir iç çekti.

“Beta’yla her gün kavga ediyordu, böyle de olmadı. Biri ölse daha kötü olurdu. Alışır belki… Biraz sabredelim.

Altıncı gün Alfa kaderine boyun eğmiş gibiydi. Açlık da mı zorladı, kim bilir… Şu boğaz derdi de zor şey…

Balıklara yem verdiğimizde o da sürünerek dışarı çıktı. Su yüzünde yüzen lezzetli tanecikleri birer birer iştahla silip süpürdü. Karnını doyurduktan sonra sakinleşti ve yanına gelen Beta’yla yan yana yüzüp gitti.

Beta artık eski Beta değildi. Ona şefkatle bakıyordu. Altın kanatlarıyla okşar gibi yanından geçiyordu. Böyle bir ilgiyi kör bile fark eder. Ne de olsa Alfa’nın da kalbi taştan değildi. Beta’nın içinde de ince bir duygu, tertemiz bir gönül olduğunu anladı. Onu kıpkızıl kıskançlık ateşine atıp çılgına çeviren, zalim gibi gösteren aslında kendisiydi. Çapkın delikanlıdan tamamen ümidini kesen Alfa, kaderine razı olup Beta’nın dediği gibi yaşamaya karar verdi.

Aslında Alfa akılsız bir balık değildi. Beta’nın yanında yüzerken bazen derin düşüncelere dalıyordu. Dünyayı unutup kendinden geçercesine âşık olmanın zayıflık belirtisi olduğunu balık aklıyla seziyordu. Aşk dediğin, coşkun yüreğin işidir. Ama herkes gibi düzenli yaşayıp yaşlanmak, hiç değilse eceliyle ölmek için akıl gerekir. Akla boyun eğen kalp, elindekine kanaat getirip huzur bulur.

Ah Alfa! Alfa! Balık aklıyla böyle felsefi sonuçlara varan birine nasıl aptal dersin? Bunların hepsi Alfa’nın düşüncesiydi. Ama yürek gerçekten severse gemi azıya alıp aklın dizgininden çıkacağını nereden bilsin?

Dokuzuncu gün Tomiris eve geldi.

“Balığınızı geri getirdim,” - dedi utangaç bir sesle. “Annem geri ver dedi. Bizim balıklarla anlaşamıyormuş.

Tomiris’in sözlerinden anladığıma göre çapkın delikanlı onların akvaryumundaki balıklarla hiç uyuşamamış. Yedinci gün, aşkın zehirli acısı biraz hafifleyince Gamma kendine gelmiş. Ama gelmesiyle birlikte ortalığı birbirine katmış. “Ölmek ister gibi çırpınıp başını duvarlara vurdu, yer gök sığmadı” diyor. Özellikle son gün delirmiş gibi zıplayıp akvaryumdan dışarı fırlamış. Yerde çırpınırken zor zapt etmişler. Sanki “Sevgilimden ayrılıp gurbet elde perişan olacağıma öleyim daha iyi” demiş.

Ayşa’yla birbirimize bakakaldık. “Geri gelen malda hayır vardır” derler. “Ne olursa olsun sürüsüyle” deyip Gamma’yı kendi akvaryumumuza geri saldık.

O sırada çapkın delikanlının hayatta olduğunu unutmuş olan Beta ile Alfa (balığın hafızası kısa olur) aralarında tuhaf bir uyum yakalamış, mutluluk içinde yan yana yüzüyorlardı.

İşte o an! Gamma’nın suya şap diye düştüğünü gören Alfa ilk anda bayılacak gibi oldu. Böyle bir şeyin olacağını iki dünyada da beklemeyen Beta’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Sevindi mi, sıkıldı mı, yoksa utandı mı bilinmez; Alfa göz açıp kapayıncaya kadar mermer saraydaki odasına zıplayıp girdi. Dile dökülmez bir duygu onu sanki cin çarpmış gibi telaşa sürükledi; yüreği ağzından fırlayacak gibi çarpmaya başladı.

*     *     *

Balıklara yem almak için şehrin merkezindeki özel bir pet shopa uğradım. Burada balığın her türü satılıyor. Evdeki balıkları da buradan almıştım. Dükkânda Maksat adında bir danışman genç var. Güler yüzlü, iyi bir çocuk. Gerekli tabletleri ve yemleri aldıktan sonra Maksat’la epey sohbet ettik. Akvaryumdaki aşk hikâyesini anlattım. Ondan tavsiye istedim.

“Böyle durumlar balıklar arasında sık görülür,” - dedi Maksat. “Her birinin kendi eşiyle yaşaması gerekir. Gamma’nın eşi nerede?

“O daha başta yemi aşırı yiyip patlayarak öldü. O zaman tecrübemiz yoktu. Öleceğini bilmiyorduk.”

“Demek ki Gamma sizde yalnız. Erkek değil mi?”

“Evet, işte zor olan da bu. Tam bir mesele.”

“O mutlaka eşini arar. Kendi türünden balık olmadığı için tabii başkalarına dadanır. Ama başka türlerle kalıcı eşleşmesi zor. Eşleşse bile onlardan asla yavru alınmaz.”

“Yavrusu bir yana, Beta’yla her gün kapışıyorlar, kızımın da yüreğini sızlatıyor. Çocuk işte, her kavgalarında perişan oluyor. Bu benim canımı yakıyor.”

“O zaman şöyle yapalım,” - dedi Maksat düşünceli bir hâlde. “Gamma’ya eş olacak kendi türünden bir balık bulayım. Tam onun gibisi lazım.”

“Alfa varken başka balığı beğenir mi sence?”

“Beğenmez olur mu! Bizde “Kometa” adında bir balık var. Tam size göre. Erkek düşkünü bir tiptir. Herhangi bir erkeğin aklını başından alır,” - diye Maksat bembeyaz dişlerini göstererek güldü.

“Yani satamadığın balığı bana kakalamıyorsun ya?” - dedim şakayla.

“Yo, yo ağabey! Ben bu dükkândaki her larvayı bilirim. Size gereken tam o balık. Pişman olmazsınız.

Maksat öve öve bitiremeyince “Kometa” adlı bir “yosma/çuka” balığı satın aldım.

4

Kometa yeni mekânı ağır ağır dolaştı. Özenle süslenmiş akvaryumun içi hoşuna gitmişti. Tabanına döşenen taşlara kadar her şey güzeldi. Süs yaprakları ve kamışlar dalgalanıyordu. Deniz dibinde yetişen egzotik dekor bitkileri göz alıyordu. Hatta kırmızı mermerden yapılmış zarif bir saray bile vardı.

Kometa bir an kendini masalın içindeymiş gibi hissetti. Çok huzurlu bir yerdi. İçini sevinç kapladı.

Şimdi mesele, komşularının kim olduğuydu. Kimlerle birlikte yaşayacak, kimlerle görüşecekti? Bunu anlamak için akvaryumdaki balıkları tek tek süzmeye başladı.

Sürü hâlinde gezen küçük yavrular epey fazlaydı. Onların kendisine ne faydası ne zararı olurdu. Herkes kendine denk olanı arar; hayatın tadı da buradadır. Acaba kendi türünden kim vardı?

Gözü hemen Gamma’ya takıldı. Kendi türünden bir erkeğin varlığı onu öyle sevindirdi ki yanına gitmek istedi. Ama insanın – ya da balığın – kendi değerini düşürmemesi için ölçülü olması gerekir. Bu düşünceyle kendini tuttu. Üstelik yabancı delikanlının yanında altın elbiseli genç bir kızın durması Kometa’yı düşündürdü.

Bu kimdi acaba? Hem narin hem güzel. Gümüş yelekli delikanlının omzuna başını yaslamış nazlı nazlı bakıyordu. Delikanlı da onu şefkatle okşayıp durmadan yüzünden öpüyordu. Âşıklar! Sanki dünyayı unutmuşlardı. Kometa’ya dönüp bakmadılar bile. Kometa bir an kendi türünden erkeği kıskanmış gibi oldu.

Bu arada o görkemli sarayın sahibi kimdi? Kometa o tarafa yaklaştı. Mermer sarayın alt katında kederli düşüncelere dalmış Beta’yı gördü.

Beta da onu fark edip “Bu yabancı güzel nereden çıktı?” der gibi şaşkın şaşkın baktı. Kometa selam verir gibi bir işaret yapınca altın yelekli balık selamını alıp yanına geldi. Yabancı genç kızın saraya hayranlıkla baktığını, içini görmek istediğini Beta hemen anladı. Kometa’yı baştan kuyruğa dikkatle süzdü, sonra kısa bir duraksamadan sonra “Peşimden gel!” der gibi sarayın içine girdi.

İkisi sarayı dolaştı. Başka kimse yoktu. Kometa, kadına özgü sezgisiyle üst kattaki odanın sahibinin az önceki altın elbiseli kız olduğunu hemen anladı. Aklını türlü sorular kurcalamaya başladı.

Bu nasıl kaderdi? Beta neden yalnızdı? Alfa neden yabancı bir erkekle sarmaş dolaştı? Kometa zeki biriydi; meseleyi hemen çözdü. Beta’nın Alfa’yı kovduğunu da isabetle anladı.

Sarayda dolaşırken bile yarınını düşünmeye başlamıştı. Her ne kadar çevresi ona “yosma” dese de Kometa soğukkanlı bir akla sahipti. Durumu doğruya doğru değerlendirir, her adımını hesaplayarak atardı.

Demek akvaryumda birbirine denk dört balık vardı. Aynı türden olanların iki çift oluşturması gerekirdi. Ama öyle olmamıştı. Doğa yasasına göre Gamma’nın eşi Kometa olmalıydı. Fakat o Alfa’ya kapılmıştı.

Başka ne seçenek vardı? Beta’nın başı boştu. Türü farklıydı ama… Şimdi tür mü düşünecek zaman? Türü farklı olsa da geniş bir sarayı vardı. Beta’yla olursa ortalıkta sürünmezdi. Aşktan önce hayatı düşünmek gerekirdi.

Kometa’ya göre gerçek aşk diye bir şey yoktu. “Yandım, bittim” laflarının hepsi boştu. İnsan kendi kendini aldatıyordu. Geçici bir oyalanmaydı. Hayatı düzgün olanların ayağına aşk zaten gelirdi.

Eninde sonunda aşk dediğin karşılıklı anlayış ve saygıydı. Evi barkı olmayanların aşkı uzun sürmezdi. Onlar sadece zorluklara katlanarak kısa ömürlerini tüketirdi.

Aşkın kalıcı olması için gönlün de sağlam olması gerekirdi. Peki ya anne olmak, evlat büyütmek meselesi?

Bu konuda Kometa’nın kendi hesabı vardı:

“Hayat bir kere verilir. Onu dolu dolu yaşamak gerekir. Her çocuk hayatına pranga vurur. Nesil sürdürmek, bitmeyen yükleri sırtına almak demektir. O çocuklar nasıl büyür? Hangi zamanda yaşar? Sana anıt mı dikerler? Sen köpekler gibi sürünüp öldükten sonra o anıt kime lazım? O yüzden kendin için yaşa. Keyfine bak, zevkini sür.”

Kometa bütün bunları saraydan çıkana kadar düşünmüştü. Beta’nın gönlünü çelmek onun için zor değildi. Çünkü Kometa, yaşı genç olsa da erkeklerin kalbini fethetme sanatının ustasıydı.

Erkek dediğin nedir ki? Beyinlerinin öbür yarısı çalışır. Aldatılmaya çocuk gibi inanırlar. Gözüne güzel görünüp sırtını sıvazlayıp biraz övdün mü tamam” - önünde pervane olurlar. Onların dikkatini çekmenin bin bir yolu vardı. Gerektiğinde gül, gerektiğinde ağla; yeter.

İlk tanışma için bu kadarı yeter der gibi Kometa, Beta’yla sıcakça vedalaşıp ayrıldı. Ama öyle sıradan gitmedi; cilveli bir bakış fırlatıp Beta’nın yüreğinin bir iki telini titretti.

Alfa’dan iyice soğumuş olan Beta, Kometa’nın arkasından hayranlıkla bakakaldı. Ansızın gökten inmiş bir peri gibi gelen bu zarif kızın türünün farklı olduğunu bile düşünmedi.

Kometa’nın kırmızı mermer saraydan çıktığını gören Alfa’nın yüreği hop etti. Bu da kimdi? Bu mekânda yabancı bir kızın belirdiğini yeni fark etmişti. Daha çok gençti, adeta pamuk gibi. Onları görmezden gelir gibi süzülerek geçiyordu.

Onun Gamma’yla aynı türden olduğunu fark eden Alfa’nın içine kurt düştü. “Gamma bu güzeli görmese bari” diye kıskanç bir düşünce zihnini kesip geçti.

Alfa daha önce böyle bir duygu yaşamamıştı. Kıskançlık boşuna doğmaz; rakibin yoksa kimi kıskanacaksın? Kendinden genç, kendinden güzel bir rakibin geldiğini, bugünden sonra huzurunun kaçacağını Alfa aklıyla değil, yüreğinin derinliğiyle hissetti.

Genç kızın mermer saraydan çıkması onu iyice çileden çıkardı. Bizim evde ne işi var bunun? Zavallı Beta nerede? Bir an gururunu bir kenara bırakıp gidip Beta’ya sormak istedi. Ama balığın da gururu vardı. Gururu izin vermedi. Zaten Beta’nın yüzüne bakmaz olmuştu. O hayırsız ona neler yapmamıştı ki! (Alfa kendi suçunu bilse ya… Kendini sütten çıkmış ak kaşık sanıyor. İnsan hep başkasını suçlamaya meyillidir.)

Gamma ise Alfa’ya sarılmış hâlde duruyordu. Kometa’yı görmedi değil, gördü. Uzaktan fark edip göz ucuyla uğurladı. Sadece Alfa’ya belli etmedi. Güzel görünce erkeğin içgüdüsü elbette harekete geçer. Gamma da erkekti. Üstelik aşk peşinde koşan bir serdengeçti. Böylesi bir güzeli görünce yüreği titremese olur mu?

5

Ertesi gün Kometa yeniden kırmızı mermer saraya gitti. Yapayalnız kalıp içi daralan Beta’nın zayıf noktasını bulmuş gibiydi. Zavallı Beta’nın gönlünde bir yara vardı. Alfa ile Gamma’nın davranışları onun kalbini acımasızca yaralamıştı.

Kometa’nın istediği de tam buydu. Gururu incinmiş, aşağılanmış bir erkeğin kalbine yol bulmak zor değildi. Erkekler de çocuk gibidir. Kaderden darbe yediklerinde, hayattan tokat yediklerinde çevreden destek aramaya başlarlar. Birinden şefkat beklerler. İçlerine bakılıp acınmasını isterler. Biraz sıcak konuşsan ağlayacak hâle gelirler.

Kometa acır gibi gözlerini nemlendirip narin kanatlarıyla Beta’nın başını okşadı. Bu davranış Beta’nın yüreğini yumuşattı. Kendi türünden görmediği iyiliği başkasından görünce içi ferahladı. Taptaze genç kızın kendisiyle ilgilenip ruhunun derinlerindeki kederi anlayabilmesine içten içe memnundu.

Kometa’nın kendi eline konmak üzere olan bir talih olduğunu hisseden Beta türlü hayallere kapıldı:
“Ay gibi güzel, körpe bir kadınla mutluluk içinde yaşasam, beni küçümseyip giden dalgın Alfa ile sümüklü Gamma’nın içi yanardı. Bana yaptıklarını karşılarına çıkarıp onların da canını yaksam, kıskançlıktan kavrulsalar, kalbimde düğüm olan öcümü almış gibi olurdum.”

Beta’nın kötü düşüncesi böyle diyordu.

O, Kometa ile huzurlu bir hayat sürmeyi değil, ne pahasına olursa olsun o ikisinden intikam almayı düşünüyordu. Aklı fikri düşmanlarından öç almaktaydı. Hayatın anlamı intikam almak mıdır? Oysa insan geçmişteki kötülükleri zihninden silip yeni mutluluğa, yeni sevince kapı açmaz mı? Kamçı sapı kadar kısa ömrü anlamla doldurup saygı ve güzel duygularla geçirmez mi? Ah balıklar! Bunların yüreğinde şefkat ışığından çok öfke ve kine yer verilmiş. Ne çare…

Evet, çok geçmeden Beta ile Kometa istediklerine ulaştılar. İç amaçları ne kadar zıt olsa da anlaşarak birlikte yaşamaya başladılar. İkisi sık sık sarayın dışına çıkıp dolaşıyorlardı. Alfa ile Gamma’nın içini yakmak için özellikle onların tarafına uğruyorlardı. Onlar da bunların yaklaştığını fark edince görmezden gelip sırtlarını dönüyorlardı.

Beta ile Kometa birlikte gezip eğlenmeye başlayalı Alfa’nın başından neler geçti neler… Hayır, o Beta’yı kıskanmıyordu. Aksine ondan daha çok nefret etmişti. Alfa kırmızı sarayı kıskanıyordu. Bal gibi tatlı çocukluğunun geçtiği evde Kometa denilen sinsi yaratığın kaygısızca keyif sürmesine yanıp tutuşuyordu.

Kırmızı sarayın içi insana ne kadar huzur verirdi! Oysa şimdi Gamma ile birlikte köşe bucak dolaşıp duruyorlardı. Onun tek tesellisi, sevdiğinin yanında olmasıydı. Sıcakta da soğukta da birlikte olmak” - aşkın değişmez yemini değil miydi? Öyleyse neden üzülüyordu? İşte bu düşünce Alfa’nın çalkalanan gönlünü yatıştırıyordu.

Kometa iyi hayata iyice alışınca Beta’dan sıkılmaya başladı. Şimdilik hesabı tamamdı. Ne yerim ne içerim diye düşünmüyordu.

Beta tam bir uykucuydu. Ne zaman baksan karnını doyurup uyuyordu. Kometa’nın gençliği onun uykusunu beklemekle geçip gidiyordu. Yemek, uyku. Yemek, uyku. İki üç günde bir dışarı çıkıp tekrar uykuya dalıyordu. Kometa’nın hayal ettiği bu muydu?

Hayır, o gençti. Onun için hayat daha yeni başlıyordu. Ona duygu lazımdı, heyecan lazımdı. Yaşamak lazımdı. Uykuyla geçen gün – ölü geçen gündür. Beta’nın yanında yatıp kalsa koca bir balon gibi şişip semirecek gibiydi. Şişmanlamak Kometa için ölümle birdi. Kendini şişman hâlde hayal etmeye bile korkuyordu. Ne olursa olsun formunu korumalıydı. Bu düşünceye varan Kometa saraydan sık sık çıkmaya başladı. İleri geri yüzüyor, egzersiz yapıyor, çevrenin güzel doğasını seyrediyordu. Yoruluncaya kadar dolaştığı oluyordu.

Bir gün ilginç bir şey oldu. Kometa her zamanki gibi tek başına dolaşıyordu. Birden Alfa’ların yaşadığı uzak köşede birinin telaşla sağa sola yüzdüğünü gördü. Yaklaşıp baktığında çırpınanın Gamma olduğunu anladı. Gamma sanki onu yardıma çağırıyordu. Kometa şaşkınlıkla yanına gitti.

Sebebi bilinmez, Alfa bayılıp kendinden geçmişti. Su dibinde hareketsiz yatıyordu. Ne yapacağını bilemeyen Gamma paniğe kapılmıştı. Kometa, Gamma ile nazikçe selamlaştıktan sonra baygın yatan altın balığın kalbini dinledi. Zavallının kalbi zayıf zayıf atıyordu. Gamma ona “Bir şey yap” der gibi yalvaran gözlerle baktı.

Kometa akvaryum dükkânında bunun gibisini çok görmüştü. Alfa’nın temiz havaya ihtiyacı vardı. Gamma’ya hafifçe işaret etti, o da hemen anladı. Burunlarıyla iterek Alfa’yı oksijen verilen cihaza doğru sürüklemeye başladılar. O cihaz kırmızı mermer sarayın arkasındaydı. Epey uzaktı.

Alfa’nın solungaçları yapışmış, ölü balık gibi hareketsiz yatıyordu. Gamma’nın ödü patladı. Kıpırtısız bedeni alttan kaldırıp hedefe daha hızlı ulaştırmaya çabaladı.

Kometa da geri kalmadı. İkisi birlikte nihayet oksijen borusuna ulaştırdılar. Bir süre sonra Alfa’nın solungaçları açılıp çalışmaya başladı. Ama kendisi hâlâ baygındı.

Kometa Gamma’ya bakıp “Artık korkmayın, her şey düzelecek” der gibi işaret etti ve vedalaşıp kırmızı saraya girdi. Gamma’nın Kometa’ya minnettarlığı o kadar büyüktü ki nasıl teşekkür edeceğini bilemeyip durmadan başını salladı. O anda fark etti: Kometa gerçekten çok güzeldi. O derin sırlarla dolu gözleri! Aynı türden balık olduklarından mı bilinmez, Gamma’ya çok yakın biri gibi göründü. Göreni büyüler gibi kendine çekiyordu. Gençti, hem de çok genç! Gençlikte her şey güzeldir.

Alfa güçlükle hayata tutundu. Ne olup bittiğini kendi başına kavrayamıyordu. Gözlerinin önünde dünya dönüp duruyordu. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Bedeni bitkin düşmüş, söz dinlemiyordu. Sanki kendinin değil gibiydi. Akciğerleri iki yandan sıkılmış gibi nefesi daralıyordu. Dikkatle bakınca yanında Gamma’nın olduğunu gördü. Onu destekleyip ayakta tutuyordu. Alfa onun varlığına şükretti.

Yavaşça hareket edip yaşadıkları köşeye doğru ilerlediler. İkisi de olan bitenin gerçek sebebini anlayamamıştı. Daha önce böyle bir şey görmemişlerdi.

Yalnız Kometa, kendine özgü sezgisiyle Alfa’nın hamile olduğunu fark etmişti. Gerçek şu ki Alfa gebeydi. Hem de karnındaki yumurtalar, Gamma’yla karşılaşmadan önce Beta’nın kanından oluşmuştu.

*     *     *

Alfa bayıldığı günden beri Kometa’nın içinde tarif edemediği bir özlem uyanmıştı. Yatsa da kalksa da o özlem zihninden çıkmıyordu. Gamma’nın yakışıklı görünüşü gözünün önünden gitmez olmuştu. Hatta her gece rüyasına giriyordu. Onun kendisine arzu dolu bakışlarını düşündükçe göğsündeki tutku daha da alevleniyordu.

Yaşını doldurmadan ihtiyarlamış gibi duran Beta’nın sıradan hâli Kometa’ya artık hiç cazip gelmiyordu. Zaten hesapla birlikte oldukları için Kometa, Beta’nın şahsına eskiden de ilgi duymamıştı. Onun her hareketine yüzünü ekşiterek bakıyordu. Hayatı böyle mi geçecekti? Olmaz.

Kometa kaygısız bir hayat için yaratılmamıştı. Aslında genetik olarak gümüş balıklar ateşli tabiatlı olur. Onlar ağır, tekdüze yaşamı sevmez. Sakin hayat onlara göre değildir. Çoğu macera arayıcısıdır.

Mesela Kometa, “Aşk aldatıcı bir duygudur” diye düşünüyordu. Ama tekdüze hayatta, geçici de olsa aşk heyecan vericidir. Hayat unutulmayacak şekilde yaşanmalı. Balıkların hayatında aşk zevkinden daha üstün ne olabilir? Ah aşk! Kimi kendinden geçirmedin? Kimi yolundan saptırmadın? Aşkın alevinden güç alıp yoldan çıkmak bile gerçek hayat demekmiş.

Kometa’nın tatlı hayallerini Ayşa böldü. Akvaryumun kapağını açıp balıklara yem verecekti. Her zamanki gibi balıklar su yüzüne doğru üşüşüp burunlarını uzattılar.

Kometa ile Beta önce yetişti. Çiftlerini bozmadan Gamma ile Alfa da gelmişti. Bugünkü menü harikaydı. Sığır yüreğini özel sosla karıştırıp pişirmişti. Mis gibi kokusu burnu dolduruyordu.

Kometa haşlanmış yüreğin büyük bir parçasını tam ısıracakken Alfa göz açıp kapayıncaya kadar kapıp götürdü. İkinci parçaya hamle etti, onu da çekip aldı. Japon balıkları obur olur. Özellikle et görünce kendilerinden geçerler. Beta’dan bilirdi; o, etten başka şeyi yemek saymazdı.

Bir dişi olarak Alfa’nın yaptığı da buydu işte. Kometa’nın onu bir ölümden kurtardığını bilmiyordu. Bilse ne yapardı? Alfa üçüncü parçayı da kapınca ağzı bembeyaz kesilen Kometa’nın öfkesi kabardı.

“İyiliğin kıymetini bilmeyen biriymişsin. Bundan sonra işim seninle!” diye içinden kötü bir niyet geçirdi.

6

Gamma’nın davranışlarında tuhaf bir değişim olduğunu Alfa, kadına özgü hassas sezgisiyle fark ediyordu. Gamma ise kendindeki değişimin farkında bile değildi.

Bir süredir Kometa’nın gülümseyen beyaz yüzü ve dünyada eşi olmayan berrak gözleri gözünün önüne gelince Gamma’nın iç dünyası birden aydınlanıyordu. Alfa’yı kucaklayıp gözlerini kapadığında, sanki kollarında Alfa değil de o nazlı güzel varmış gibi hissediyordu. İçinde neler döndüğünü Alfa’nın anlamadığını sanıyordu.

Kadın sezgisinin, insanın sadece aklındakini değil, damarlarındaki akışı bile hissedebildiğini Gamma gibi çapkın nereden bilsin?

Dünden beri ağır bir düşünce içini kemiriyordu: ezeli düşmanı Beta’nın yine şanslı çıkması. Güzel olan herkesi önce Beta’nın sevmesi, kendisinin de ondan artakalanla yetiniyor gibi hissetmesi içini yakıyordu.

Gamma, Alfa’nın hamile olduğunu daha dün öğrenmişti. Buna pek sevinmedi. Birkaç yıl daha gençliğin tadını çıkarıp çocuksuz özgür yaşamak istiyordu. Ama o hayal olmayacak gibiydi. Alfa’nın karnı yuvarlaklaşmaya başlamıştı.

“Başa gelen çekilir” diyerek kadere boyun eğmişti. Ancak gece yatmadan önce gün hesabı yapıp Alfa’nın karnındaki yumurtaların Beta’dan olduğunu anlayınca öfkeden patlayacak gibi oldu. Yine de bunu Alfa’ya açmadı. Her ne kadar delicesine sevdiğini söylese de Gamma’nın içi buz kesmişti.

Kometa o gün de kırmızı saraydan tek başına çıktı. Çevredeki güzel doğa ruhu okşayacak kadar huzurluydu. Gamma’yı görmek isteyip onların yaşadığı uzak köşeye baktı. Ne Gamma ne Alfa ortada yoktu.

Şaşırıp o tarafa doğru yaklaştı. Yaklaşınca karşı köşedeki geniş kayanın arkasından Gamma’nın kuyruğunu gördü. Bir şeylerle telaşla uğraşıyor gibiydi.

Kometa görünmemeye çalışarak kayanın arkasından yukarı süzüldü. Güvenli bir yerden dikkatle baktı.

Gamma, Alfa’yı kayanın gölgelik tarafına yerleştiriyordu. Alfa’nın çok dinlenmesi gerekiyordu. Vücudu rahatsız olmasın diye Gamma çakıl taşlarını ayıklıyor, kumları düzeltiyor, adeta kuş tüyü yatak hazırlıyordu.

Kometa bunu görünce sevindi. Demek Alfa bir süre gölgede dinlenecekti. Gamma yatağı hazırlayınca buraya çıkacaktı. Böylece baş başa kalma ve Alfa’dan intikam alma fırsatı doğacaktı. Fark ettirmeden uzaktan izlemek için Kometa geri çekildi.

Bir süre sonra Gamma kayanın arkasından çıktı. Dikkatini çekmek için Kometa vücudunu kıvırıp oyunlar yapmaya başladı. Gamma onu hemen fark etti. Genç dişilerin arzuları kabardığında böyle davrandığını iyi bilirdi. Doğruca ona doğru yüzdü.

Kometa gözlerden uzak çalılıkların arasına doğru süzüldü. Yakışıklı erkeği doya doya okşamak istiyordu. Güzellerin iç arzusunu iyi tanıyan çapkın Gamma, pusuda bekleyen Kometa’ya ulaşır ulaşmaz hiç vakit kaybetmeden üzerine atıldı. Birbirlerine sarılıp tutuşan ikili hemen işe koyuldu. Ruhlarını ateşe saran aşk oyunu uzun sürdü.

Beta uykudan uyandığında öğle olmuştu. O kadar çok uyumuştu ki bütün bedeni uyuşmuş gibiydi. Karnı acıkmış, midesi guruldamaya başlamıştı. Ayşa’nın yem verme vakti de yaklaşıyordu. Tam yemek saatinde uyanmasına memnun oldu.

Kometa’nın nerede olduğu belli değildi; evde kimse yoktu. Uyanmasına rağmen gözlerini açmadan bir süre daha yattı. Düşünmeye başladı. Yatan balık düşünmeyecek de ne yapacak?

Beta bu dünyaya balık olarak geldiğine şükrediyordu. Hem de sıradan değil, akvaryum balığı olduğuna memnundu. Sıcak yuvan hazır, yatacak yerin hazır. Yemeğin hazır.

İnsanlar gibi geçim derdiyle koşturmuyorsun. İnsanlar çalışıp para kazanmazsa açlıktan ölür. Geçim telaşıyla gece gündüz koşturup duruyorlar. Yiyecek arıyor, çare arıyor, birbirleriyle kavga ediyor, birbirlerini vurup satıyor, günaha batıyorlar.

Bütün bunlar ne için? Boğaz için! Nefsinin kölesi olup rüşvet alıp hapse düşseler bile ders çıkarmıyorlar. Çünkü yiyip içmek zorundalar.

Oysa Beta’nın hayatı rahat! Onun gibi düşününce insanın balık olası geliyor.

Bilge Beta yine düşündü:

“Şu dünyadaki uçan kuşlar, koşan hayvanlar, okyanus ve denizlerdeki irili ufaklı balıkların hepsi bir tek mide peşinde. Hepsinin derdi bir lokma.

Güçlüler zayıfları yiyerek yaşar. Ama insan denilen varlık obur bir canavar. Karada, havada, suda ne varsa hepsini yiyor. Yine de doymuyor. Bir gün hırsları yüzünden kendilerini de yiyip bitirecekler.”

Beta Kometa’yı uzun süre bekledi. Nerede kaldı? Yem vakti de gelmişti. Kometa yoktu. Açlıktan sabırsızlanmaya başladı.

Sarayın önüne çıkıp bakınca Kometa, inişe geçen bir uçak gibi süzülerek yaklaşıyordu. Beta’ya bakmadan saraya girmek istedi. “Bu da ne?” diyerek Beta onu kuyruğundan ısırıp durdurdu.

Kometa büyük bir sır saklıyormuş gibi Beta’nın gözlerine bakamadı. Gamma ile olanları Beta anlayacakmış gibi ödü koptu. Hırsız misali bakışlarını kaçırıp durdu. Korkanlar sırrını gözleriyle ele verir.

Beta Kometa’nın yüzüne dikkatle baktı. Üzerinden yabancı bir erkeğin kokusu geliyordu. Ağzı ve dudakları biri emmiş gibi morarmıştı.

Uzak köşede Gamma’nın bunlara bakıp hızla uzaklaştığını görünce Beta olup biteni anladı. Öfkeden kudurup Kometa’yı acımasızca dövmeye başladı.

Kometa kendini savunmaya çalıştı ama Beta daha da kudurup vurdu. Beta’dan böyle bir vahşet beklemeyen Kometa güçlükle kurtulup kaçabildi.

 “Bir kızın hilesi kırk eşeğe yük olur” derler. Kadında kurnazlık eksik olmaz. Gamma ile Kometa aşk oyunundayken Alfa da boş durmamıştı.

Gamma’nın uzun süre ortadan kaybolması onun içine şüphe düşürmüştü. Zaten “Gamma gözden kaybolsa Kometa’yla buluşur mu acaba?” diye içi huzursuz olurdu.

Gamma’nın hazırladığı rahat yatakta duramadı. Onu aramaya çıktı. Öğle vakti tam bu aşk sahnesinin üstüne geldi. İçinde uzun süredir dolaşan şüphe gerçek olmuştu.

Ama o, Beta gibi kaba kuvvet sahibi değildi. Kadın böyle bir durumda gözyaşından başka ne yapabilir? Gördüğü gerçeğe dayanamayıp arkasını döndü.

Aşkından vazgeçemeyip içi yanarak hıçkıra hıçkıra ağladı. Eteği gözyaşıyla dolup ağlarken, Beta’nın Kometa “yosmayı” fena dövmesi sanki onun intikamını almış gibi geldi. Ama güpegündüz kendisini aldatan Gamma’dan artık Beta’dan bile daha çok nefret ediyordu.

Bir süre perişan hâlde dolaştıktan sonra Alfa, artık kendi ve doğacak yavrularının kaderini düşünmeye başladı. Sonunda bir karara vardı.

Ne olursa olsun, geçmişteki hataları için pişman olduğunu söyleyip Beta’dan af dilemeye karar verdi.

… Beta uzun uzun düşündükten sonra Alfa’nın kırmızı mermer saraya girmesine izin verdi. Balık aklıyla o da kendi soyundan gelecek yavruların geleceğini düşünmüş olmalıydı.

Böylece altın balıklar ile gümüş balıklar eşleşti. Doğanın değişmez yasasına göre her biri kendi hayatını sürmeye başladı.

Hayat, sonunda her şeyi yerli yerine koyuyormuş.

[1] Uluslararası «Alaş» Edebiyat Ödülü Sahibi.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 231. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 231. Sayı