HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Tahircan Muhammed, Mukaddes Mirza 2
Coşkun Haliloğlu 3
Fatih Sultan Yılmaz 4
MEHMET ALİ KALKAN 5
Coşkun Haliloğlu 6
ELMİRA ACIKANOAVA 7
Dr. Elif Başkurt Gürbüz [1]
Alihan Nurmuhammedulı Bökeyhan, 1870 yılında, günümüz Kazakistan’ının Karagandı bölgesindeki Aktogay ilçesi sınırlarında dünyaya gelmiştir. Soyu, kökeni Cengiz Han’a dayanan “töre” grubuna mensuptur. 1888’de Omsk Teknik Okulu’nu, 1894’te St. Petersburg Üniversitesi Orman Teknik Enstitüsü’nün Ekonomi Fakültesi’ni bitirmiştir. Omsk Ormancılık Okulu’nda öğretmenlik yapmış, gazeteciliğin yanı sıra bilimsel çalışmalara dahil olup çeşitli araştırma gezilerine katılmıştır. I. Devlet Duması’na milletvekili seçilmiştir. “İrtiş”, “Omiç” ve “Golos Stepi” gazetelerinde editörlük yapmıştır. Ahmet Baytursınulı ve Mirjakıp Dulatulı ile birlikte milli yayın organı olan “Kazak” gazetesini (1913-1918) kurmuş ve bu gazetede makaleler yayımlamıştır. 1917 Şubat İhtilâli’nin ardından Torgay bölgesi komiseri olarak atanmıştır. Aynı yılın aralık ayında Kazak aydınlarıyla birlikte Alaş Partisi’ni kurmuş ve Alaş Orda Hükûmeti’nin başkanı seçilmiştir. Alaş Orda’nın dağılmasından sonra (1919) Sovyet döneminde bazı yayınevlerinde çalışmıştır. Stalin dönemi baskı ve zulüm rejimi ile 27 Eylül 1937’de Moskova’daki Butırka Cezaevi’nde kurşuna dizilerek idam edilmiştir. 16 Mayıs 1989’da SSCB Yüksek Mahkemesi Askerî Kurulu tarafından resmen aklanmıştır.
Alaş lideri ve bir bilim insanı olarak Alihan Bökeyhan’ın temel çalışmaları, Kazak halkının tarihi, ekonomisi, kültürü, yaşam tarzı ve geçim kaynakları ile boy ve kabilelerin soyağaçları, gelenek-görenekleri ve Kazak topraklarının sömürgeleştirilme süreci gibi konulara odaklanmaktadır. Bu çalışmaları, araştırmacı, gazeteci, edebiyat araştırmacısı ve ulusal kurtuluş hareketinin lideri Alihan Bökeyhan hakkında zengin bilgiler sunmaktadır.
Aşağıda Kazak Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılan metinler, 1914 yılında Orenburg’da yayımlanan ve 20. yüzyıl Kazak fikir hayatının en önemli yayın organlarından biri olan “Kazak” gazetesinde yayımlanmıştır. “Arıs ulı” mahlasıyla kaleme alınan bu makaleler, 20. yüzyılın başında Alihan Bökeyhan’ın sanata ve edebiyata bakışını yansıtan eşsiz birer aynadır. İlk makalede müellif; ezginin, şiirin ve dombranın ruhun derinliklerindeki kökenine inerken; ikinci makalede ise o dönem Kazak toplumu için henüz yeni bir tür olan “roman'” kavramını halka tanıtma gayretindedir. Kazakçadan Türkiye Türkçesine kazandırdığımız bu yazılar, sadece birer çeviri değil, aynı zamanda Türk dünyasının ortak estetik değerlerinin ve modernleşme sancılarının da birer tanığıdır.
Sanatsal düzeyde, özel bir coşkuyla yazılmış olan “Şiir, şarkı ve araçları” (Ән, өлең, һем оның құрылысы) adlı makale (Kazak gazetesi, 1914, Sayı: 67) Alihan Bökeyhan’ın şiirler, şarkılar, küyler ve güzellik üzerine estetik düşüncelerini ortaya koymaktadır. Yazar, heyecanlı, tutkulu ve büyük bir ilhamla yazdığı makalede; Goethe, Schopenhauer, Beethoven, Martin Luther’in sözlerine yer vererek makaleyi Abay’ın “Şiir dilin hâkimi” adlı şiirinden dizelerle sonlandırmıştır.
“Roman nedir?” (Роман не нәрсе?) başlıklı makalede (Kazak gazetesi, 1914, Sayı: 48) ise Alihan Bökeyhan, roman türünün doğuş tarihini, özelliklerini kısaca anlatır ve İngiltere’den Walter Scott, Charles Dickens, William Thackeray; Rusya’dan ise Puşkin, Gogol, Lermontov, Tolstoy gibi ünlü roman yazarlarının isimlerini verir. Sonra, Mirjakıp Dulatulı’nın yazdığı ilk Kazak romanı “Bakıtsız Jamal” isimli eseri inceler. Eserin içeriği ve başkahramanları üzerinde durur. Yazar, roman türünü toplumsal boyut, kahramanların karakterleri, eğitici ve estetik amaçlarıyla yakından ilişkilendirmektedir.
Bahsi geçem çeviri çalışmalarıyla hem Alihan Bökeyhan’ın o dönemki heyecanını bugünün okuruyla buluşturmayı hem de Kazak fikir dünyasının bu kıymetli hazinesini Türkçenin dağarcığına eklemek hedeflenmiştir. Metinleri Türkçeye aktarırken, 1914 yılının kendine has üslubunu ve Kazak Türkçesinin zenginliğini korumaya, özellikle müzik aletleri ve edebi kavramlar üzerindeki terminolojik titizliği yansıtmaya özen gösterilmiştir. Dilimize aktarılan bu makalelerin, karşılaştırmalı edebiyat ve kültür araştırmalarına mütevazı bir katkı sunmasını umuyorum.
Şarkı, şiir ve Onun Araçları [2]
Şarkı (ezgi), insanın tüm damarlarını, iliklerini titretir; her şeyi eritir, duygulandırır. Şarkı söyleyip şiir okuyan birini gözlemlediğinde görmez misin; yüzünün şekilden şekle girdiğini, yanaklarına kan hücum edip kızardığını, gözlerinin ferini, farkında olmadan ağzından dökülen sesin ardından gelen o derin sessizliği...
Yeni doğan bebek, ağlama ezgisiyle, hıçkırık ezgisiyle dünyaya merhaba der. İnsan, canını vermeden önceki o son mücadelede “A-a-a” diyerek bir ezgi gibi dünyayla vedalaşır. İşte bu ilk şarkı ile son şarkı arasında insan; kimi zaman sesini yükseltip kimi zaman uzatarak, şiirler meydana getirip mısraları birbirine bağlayarak içindeki derdini döker, kederini dağıtır.
Şu bir gerçektir ki: Şarkı, şiir, sıbızgı [3], dombra, kopuz; hepsi aynı manadadır. İnsan gönlündekini önce sözle şekillendirir: Şarkı söyleyerek, şiir okuyarak, dombra tıngırdatarak, kopuz çalarak insanın halini, hissini, yüreğini harekete geçirir; dokunup geçerek duygulandırır, terletir, eklemlerini çözer...
Kime malum değildir, kime aşikâr değildir ki; şarkı-şiir ve onun enstrümanları, insan yüreğine ve duygularına her daim hükmeden kudretli bir araçtır. İnsanı sarsar, yüceltir, yatıştırır, huzura kavuşturur. Bir mecliste, bir törende veya coşkulu bir eğlencede insanlar aynı hissi, aynı heyecanı paylaşır; sevinçleri ve neşeleri bir olur.
Kime malum değildir ki; şarkı-şiir insanın ruhuna işler, canı ve hisleri harekete geçirir, etten kemiğe, damardan sinire kadar nüfuz eder, insana güç verir. Çalışırken söylenen bir şiir, bitkin düşen bedenin ve yorulan eklemlerin sızısını hissettirmeden alıp götürür.
Şarkı, şiir ve küy [4]; insanın gerçek dilidir, hakiki dilidir, herkesçe anlaşılan ortak bir dildir. Bu dil ruha hastır; yüreğin dili, duygunun dili, ezginin dilidir. Her türlü huzuru tadan insan bu dille konuşur; çeşitli sesleri bu dille güzelleştirip süsler. Sevinci ve mutluluğu dışarı vurur, insanın meşakkatini ve ağır işini hafifletir, kederini dışarı atar, hasretini dindirir. Bu sebeple şarkı ve şiir, insanın karanlık yer altına (mezara) girene dek ayrılmaz dostu ve yoldaşıdır.
Bu durum sadece tek bir insan için değil, bütün bir boy, bir halk ve bir millet için de böyledir. Her halkın şiirine baksan, kökenine inip kulak versen ayna gibi görürsün: Bazı halklar şiirlerini kederli ve hüzünlü bırakmış, bazıları ise canlı, diri ve neşeyle yükselen bir halde bırakmıştır: Hüzünlü Finler, canlı İtalyanlar gibi.
“Kara dağın başından göç gelir,
Göçtükçe bir deve yavrusu boş gelir.
Kardeşten ayrılmak ne zormuş,
Işıl ışıl kara gözden yaş gelir.” diyen bu şiir, Kazakların geçmişteki zorluklarını, darlıklarını ve düştükleri kederi hüzünlü bir şekilde göstermektedir.
Şarkının insana nasıl tesir ettiğini pek çok şair ve bilge şöyle anlatır:
Goethe der ki: “Şarkı söylemek ve enstrüman çalmak en yüce sanattır. Bir şarkıya ne katılırsa, tellere ne üflenirse o şey yücelir, aydınlanır ve kutsiyet kazanır.”
Schopenhauer der ki: “Şiir, şarkı ve küy; hepimizin hazinesini (hareket, his, heyecan) en üst seviyeye çıkarmak ve yaratmak için çok güçlü bir araçtır. Şarkının gücü öylesine büyük, öylesine derindir ki; bu, varlığın tüm yaşamını gösterir. Diğer sanatlar sadece birer gölgedir. Yüreğe yerleşen lekeyi ancak o ezgi dışarı atabilir. Merhamet, şefkat, huzur, meşakkat, neşe, kırgınlık, gayret, keder, feryat, hüzün; yürekte nasılsa öylece gösterir.”
Beethoven der ki: “Şarkı, şiir ve ezgi öylesine açık ve aydınlık bir dildir ki; bunu ne bir bilge ne de bir filozof o kadar net söyleyebilir. O, insanın yol göstericisidir. Bu yol, o çok yüksekteki bilim alemine çıkan tek yoldur. O alem ki insanoğlu onu hisseder ama bedeniyle oraya gidemez. Şarkı ve ezgi, kudret ilmiyle tam bir sırdaştır.”
Martin Luther: “Şarkı ve enstrüman, insana ibret vericidir. İnsanın aklını uyandıran, çoğaltan ve olgunlaştıran en iyi danışmandır. İnsanı inceliğe, alçakgönüllülüğe, birliğe, barışa ve sevgiye yönelten ilk öğreticidir. Şarkı en güvenilir sestir; bu sesle insan meşakkati, huzuru, gayreti, şefkati ve sevgiyi yönetir; kederini Tanrı’ya teslim eder, ulaştırır. Şarkı, gökteki meleklerin dili, yeryüzündeki peygamberlerin dilidir; Allah’ı tanımaya en büyük vesiledir.”
Martin Luther’in düşmanları şöyle söylenti çıkarmışlar: “Martin bizi ilmiyle kandırıp kendine çekmedi, şarkısıyla bizi eritip kendine bağladı.” Kazak şairleri arasında da hanın gazabından ve ölümün soğukluğundan şarkı söyleyerek, şiir okuyarak ve küy çalarak başını kurtaranlar olmuştur.
Şair Abay der ki:
“Şiir sözün padişahıdır, sözün hasıdır,
Onu zorluklardan bir araya getiren erin dâhisidir.
Dile hafif, kulağa yumuşak gelmeli,
Etrafı pürüzsüz, dümdüz ve yuvarlak olmalı.”
Şarkı ve şiir, sanki insanın kendi sesinden çıkmış gibi dombra, sıbızgı ve kopuza uyarlanır. Bu araçların tümüne “müzik” adı verilir.
Arıs ulı.
“Kazak” gazetesi, 1914, Sayı: 67. Orenburg.
Roman Nedir? [5]
"Roman" kelimesinin anlamı şudur: Bundan yüz yıllar önce İtalya’nın Fransızları yönettiği bir dönemde iki dil etkileşime girmiş ve özgün bir “Roman” dili doğmuştur. Fransız yazarlar, o dönemin eksikliklerini ve darlıklarını göstermek için bu dille kitaplar yazmışlar ve bu kitaplar Roman diliyle yazıldığı için “roman” olarak adlandırılmıştır. O zamandan beri yaklaşık 18. asırdan itibaren her soydan, her dinden halk; kendi yaşamını kendi ana diliyle yazıp gelmektedir. Yazılan bu kitaplara “roman” denile gelmiştir. Romanın başlangıcına 18. asır dedik. O zamandan beri her millet romana büyük değer vermiş, onu el üstünde tutmuş; onu çiçeklendirip gençleştirerek pek çok kitap ortaya koymuştur.
Romanın İçsel Anlamı: Yaşamın aydınlık ve karanlık yönlerini olduğu gibi tasvir edip insanın kendisine göstermektir. Roman; insan ömrünü ve yaşanılan dönemi hatasız gösteren paha biçilemez bir aynadır. Roman ya bir insanın ya aynı soydan ve aynı dilden bir halkın yaşamını; ya belirli bir dönemin sıradan toplumunu ya da türlü türlü devirlerde gelip geçmiş halkların yaşantısını tasvir ederek gösterir.
Romanın Asıl Amacı: İnsanlığın ahlakını (karakterini) düzeltmek; eksikliği ve karanlığı insanlıktan kovmaktır. Bundan murat, insanoğluna öğretici bir örnek ve terbiye vermektir.
Günümüzde roman; insanı üstün veya aşağı diye ayırmadan, dışlamadan ve seçmeden eleştirip yazmaktadır. Yani roman herkese hitap eder; romanda herkes kendi ihtiyacını alır, kendi kusurunu ya da üstünlüğünü görür. Bu devirde romanda şunlar yazılır: Bütün bir halkın, nesil nesil bir milletin, krallığın, meclisin halleri; insanın bilim-sanatı ve ekonomik (geçim) durumu.
Bu minvalde ve bu anlamla 18. ve 19. yüzyılda öne çıkan ünlü romancılar: İngiltere’de Walter Scott, Charles Dickens, Thackeray; Rusya’da Puşkin, Gogol, Lermontov, Tolstoy ve diğerleridir.
Tolstoy, hem dâhiliği hem de bilgelik yönüyle yazdığı “Savaş ve Barış” adlı romanıyla tüm dünya insanlığına nam salmıştır. Burada Tolstoy, çeşit çeşit insanın karakterini birini bile atlamadan gözler önüne serer; insan yaşamının kıl kadar ince noktalarını tasvir ederek gösterir. “Savaş ve Barış” romanında her kesim vardır: Çar da, bakan da, memur da, subay da, asker de, zanaatkâr da, tüccar da, zengin de, hizmetçi de, çiftçi de, öğretmen de, öğrenci de, yargıç da, katip de... Erkek de, kadın da, çocuk da, yaşlı da, genç de. Tüm bunların yaşamı, karakteri, adaleti-zorbalığı, fazlası-eksiği, güçlüsü-güçsüzü; hepsi gözünün önünde canlanıyormuş gibi belirir. Romanı anlayarak okuyan kişi, az önce sayılanların hepsini görür; bu yüzden roman hayatın aynasıdır.
Kazaklarda eskiden roman yoktu. Bizim aramızda Kazakça ilk romanı çıkaran Mirjakıp Dulatulı ’dır. Onun “Bakıtsız Jamal” (Talihsiz Cemile) adlı romanı 1910 yılında basılarak gün yüzüne çıktı. Diğer halklarda, yukarıda söylediğimiz gibi asırlardır kök salmış, günden güne, yıldan yıla ilerleyip olgunlaşmış örneklerin yanında; bizim Kazaklarda ilk kez gördüğümüz bu romanı ileri milletlerinkiyle kıyaslayamayız. Biz bunu kendi halimize uygun bularak Kazak edebiyatı için değerli bir hizmet sayıyoruz.
Mirjakıp’ın “Bakıtsız Jamal” romanında Kazakların bugünkü durumundan kesitler görülür. Burada Kazak yurdunun neresinde olursa olsun; mala veya güce meyil ederek kızlarını erken yaşta evlendirme meselesi, israf ederek para saçıp yakınlarıyla bozuşanlar, kızı sevmediği biriyle evlendirme ve buna dayanamayan kızın kendi dengini arayıp kedere boğulması anlatılır. Romanda anne ve babadan umudu kesince kendi dengiyle kaçması ve sonunda çekilen cefa anlatılır.
Burada yarım yamalak eğitim almış mollalar, yeni öğretmenler; aksakallar, yargıçlar, yöneticiler, tercümanlar, Ruslar ve yalancı şahitlik yapan belgeli mollalar da yer alır. Çeşitli kadınlar, gençler ve eğlence hayatı da anlatılmıştır. Saydığımız kişilerin merhameti, zorbalığı ve Kazak gelenekleri gözler önüne serilmiştir. Parti kavgalarına tutulan hırslı kimseler, halkın arasını bozan kurnazlar ve hayvan hırsızlığı (barımtı) da eserde yer bulur. Kaşları çatık, boynu bükük, kalabalığın içinde kederli bir hâlde Sersembay ilerlemektedir…
Artık anladık ki roman, halka adanmış bir eserdir. Halkın eseri olduğuna göre de her birimize düşen görev; onu dikkatle incelemek, özenle okumak, karakterimizi geliştirmek ve romandan imkânlarımız ölçüsünde ders çıkarmaktır, terbiye almaktır.
İşte bu yüzden bilim ve teknik gerek, ama ondan daha önemlisi terbiyedir. Ne kadar okursak okuyalım, terbiyemiz eksikse, erdemimiz azdır.
Arıs ulı.
“Kazak” gazetesi, 1914, Sayı: 48. Orenburg.
[1] Metinleri Hazırlayan ve Aktaran: Genel Türk Tarihi Uzmanı, PhD, elifbaskurtgurbuz@gmail.com
[2] Makale, Sultan Han Jüsip Akkulı’nın (Alihan Bökeyhan Şığarmaları, VIII. Cillt, Astana, 2018, ss.548-549) derleme eserinden Kril harflerine transkribe edilmiş Kazakça metinden Türkçe’ye aktarılmıştır. Orijinal metin Arap harfleri ile Kazak Türkçesi ile Kazak gazetesinde (sayı:67, 1914, Orenburg) yayımlanmıştır.
[3] Geleneksel üflemeli bir çalgı.
[4] Kazak kültüründe sadece enstrümanla (genelde dombra ile) icra edilen belli bir hikâyesi veya duygusu olan halk ezgisidir.
[5] Makale, Sultan Han Jüsip Akkulı’nın (Alihan Bökeyhan Şığarmaları, VIII. Cillt, Astana, 2018, ss.491-492) derleme eserinden Kril harflerine transkribeedilmiş Kazakça metinden Türkçe’ye aktarılmıştır. Orijinal metin Arap harfleri ile Kazak Türkçesi ile Kazak gazetesinde (sayı: 48, 1914, Orenburg) yayımlanmıştır.