HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
Ercan Argınbayev 2
Anonim Folklor 3
KEMAL BOZOK 4
NIKA ZHOLDOSHEVA 5
İSMAİL DELİHASAN 6
MEHMET ALİ KALKAN 7
«Atışma (Aytıs) Kürsüsünde Özgürlük Sesi: Bekarıs Şoybekov Atışmaları Örneğinde»
Özet
Bu makalede, günümüz Kazak atışma sanatında özgürlük düşüncesinin görünümü, Bekarıs Şoybekov’un atışmaları örneğinde ele alınmaktadır. Âşığın sanatında toplumsal eleştiri, ulusal bilinç ve manevi bağımsızlık meselelerinin; aytıs kürsüsünde dile getirilen sanatsal düşüncenin merkezine nasıl yerleştiği incelenmektedir. Aytısın yalnızca bir söz düellosu olmadığı, aynı zamanda halkın özgür düşüncesini ve yurttaşlık sesini yansıtan toplumsal bir kürsü olduğu ortaya konulmaktadır.
Âşık, özgürlüğü hazır hâlde sunulmuş bir armağan olarak değil; her gün yeniden ispatlanması gereken bir değer olarak kavrar. Bu, Bekarıs şiirinin temel özelliklerinden biridir. O, hem halkı hem de yöneticileri birlikte sorumluluk almaya çağırır. Egemen bir ülke olmanın yalnızca bağımsız bir devlet adını taşımakla sınırlı olmadığını; asıl meselenin, bu bağımsızlığa layık bir karakter ve duruş geliştirmek olduğunu açıkça ortaya koyar.
Anahtar Kelimeler: Aytıs, özgürlük düşüncesi, ulusal bilinç, Bekarıs Şoybekov, yurttaşlık şiiri, manevi bağımsızlık
* * *
Atışma, Kazak halkının yüzyıllar boyunca şekillenmiş manevî ve kültürel mirası, toplumsal düşüncenin aynasıdır. Belirli bir dönemin sosyal atmosferini, halkın dertlerini, beklentilerini ve ideallerini estetik bir dil aracılığıyla yansıtan özgün bir türdür. Özellikle bağımsızlık yıllarında atışma sanatı eskisinden çok daha serbest bir nefes almış, özgür düşüncenin açıkça dile getirildiği bir kürsüye dönüşmüştür.
Aytıs yalnızca şiirsel bir rekabet değildir; aynı zamanda toplumsal kanaatin kürsüsü, ulusal bilincin aynası ve özgür düşüncenin sahasıdır. Bu bağlamda günümüz aytıslarının önde gelen temsilcilerinden biri olan Bekarıs Şoybekov’un sanatı özel bir ilgiyi hak etmektedir. Âşığın atışmalarında ulusal çıkarlar, toplumsal adaletsizlik, dil, din, toprak meselesi ve manevî esaretten kurtuluş gibi konular cesaretle gündeme getirilir. Özellikle bağımsızlıktan sonraki dönemde aytıs sanatının içeriği yenilenmiş; onun yurttaşlık ve toplumsal ağırlığı geçmişe kıyasla daha da artmıştır. Bu açıdan bakıldığında, çağdaş Kazak atışmasında özgürlük, egemenlik ve manevî bağımsızlık düşüncelerini sistemli biçimde dile getiren Bekarıs Şoybekov’un atışmaları birçok yönüyle değerlidir.
Bu makalede, Bekarıs Şoybekov’un atışmalarında özgürlük sesinin ve yurttaşlık duruşunun nasıl tezahür ettiği incelenmektedir.
Aytıs, özgür düşüncenin kürsüsüdür. Tarihsel açıdan bakıldığında, aytıs her zaman halkın serbestçe düşüncesini ifade edebildiği bir alan olmuştur. Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği dönemlerinde dahi atışma âşıkları, ima yoluyla da olsa, toplumdaki eşitsizlikleri ve ulusal meseleleri gündeme taşımaya çalışmıştır. Bağımsızlığın kazanılmasının ardından ise atışma sanatı, daha önce hiç sahip olmadığı bir özgürlüğe kavuşmuştur. Aytıs sahnesi bugün:
Bu manevî alanda, Bekarıs Şoybekov’un sesi açık ve net biçimde duyulmaktadır.
Bekarıs Şoybekov’un aytıslarındaki özgürlük düşüncesine bakıldığında, onun yurttaşlık duruşunu gizlemeden, gerçeği doğrudan dile getiren şairlerden biri olduğu görülür. Şairin aytıslarında özgürlük sesi birden fazla boyutta kendini gösterir:
1. Ulusal bilinç ve manevî bağımsızlık
Âşık, aytıslarında ulusal kimliği tehdit eden meseleleri sıkça gündeme getirir. Dilin yozlaşması, ulusal değerlerin zayıflaması, Batı merkezli modellerin ölçüsüz biçimde yaygınlaşması şairin eleştirisinin odağındadır. Bu tutum, manevî bağımsızlığa yönelişin açık bir göstergesi niteliğindedir [2, s. 12].
2. Toplumsal adalet ve halkın çıkarları
Bekarıs Şoybekov, halkın sosyal durumunu, geçim sıkıntılarını ve gençlerin geleceğine dair kaygıları açıkça dile getirir. O, yönetime karşı çekingen davranmadan, aytıs kürsüsünü halk adına konuşulan bir alan olarak kullanır. Bu tutum, aytısın geleneksel demokratik niteliğinin günümüzdeki güçlü bir devamı niteliğindedir [3, s. 65].
3. Özgür düşünce ve cesur söz
Âşığın özgürlük sesi, onun cesur benzetmelerinde ve keskin imgelerinde açıkça hissedilir. Sansürden ya da toplumsal baskıdan çekinmeden, iç dünyasında biriken gerçeği dile getirmeye çalışır. Bu nitelik, aytıs sanatının doğasına uygun olduğu gibi, çağdaş şairden beklenen temel özelliklerden biridir.
Bekarıs Şoybekov’un aytıslarındaki özgürlük düşüncesi, yalnızca içerik düzeyinde değil, estetik ve sanatsal araçlar yoluyla da derinlik kazanır. Âşık; metafor ve sembolizmi, ironi ve istihzayı, tarihsel karşılaştırmaları ustalıkla kullanır. Bu sayede onun aytısları, dinleyici üzerinde yalnızca duygusal bir etki bırakmakla kalmaz; aynı zamanda düşündüren ve toplumsal kanaat oluşturan güçlü bir işleve sahip olur.
Taldıkorgan doğumlu Jandarbek Bulgakov ile kutsal Otırar yöresinin evladı Bekarıs Şoybekov arasında gerçekleşen, derin öğretici niteliğe sahip söz düellosu; 2010 yılında Astana’da düzenlenen Uluslararası âşıklar atışmasında yaşanmıştır. Bu karşılaşmadan alınan kesitin en çarpıcı yönü şudur: Astana, egemenliğin sembolüdür. Burada, bağımsız bir devletin kaderi geniş bir çerçevede ele alınmaktadır.
Tarihi ilmek ilmek dokuyorsun ya halkım,
Her zaman şuurlu ve okuryaraz oldun.
Astana hakkında bir söz söyleyelim,
Gözlerimden okuyorsunuz ya zaten halkım.
Doğrudur, bizde başkent az olmadı,
“Çoktu” diye ben neden pişman olacağım?
Âşık, Kazak tarihinde başkentlerin çok kez değiştiğini hatırlatarak, bağımsızlık koşullarında Astana’nın yeni ve farklı bir anlam kazandığını vurgular.
Almatı başkentimiz olduğunda,
Harika başarılara imza atmıştın.
Ancak siyasetteki soğukluklar yüzünden,
Millî birliğini zedeledin.
Almatı, tarihî ve manevi bir dayanak olarak; Astana ise yeni egemenlik döneminin simgesi olarak karşılaştırılır.
Astana tüm dünyaya gösterdin ya,
Sorunları çözebilme kabiliyetini.
Avrupa, gel de kendi gözlerinle gör,
Yurdumuzda bereket olduğunu.
Öğrenen bir halktan Kazakların,
Öğreten bir halka dönüştüğünü. – diyerek Bekarıs âşık, Kazakistan’ın dünya karşısındaki bağımsızlığını, uluslararası arenadaki itibarını ve başka ülkelere örnek olmaya başlamasını dile getirir.
Dilin durumunu dert edinen iyi insanlara,
Yaradan’ın kendisi yardım etsin.
Kazakça bilmeyenler bizim ülkede,
Ekmek bile bulamayacak hâle gelsin [4].
Aytıstaki en keskin mesele bağımsızlık düşüncesidir; dil ise manevi bağımsızlığın özüdür. Âşık, devlet dili meselesini ulusal güvenlik ve manevi egemenlik düzeyinde ele alır. Dilsiz bir bağımsızlığın olamayacağı açıkça dile getirilir.
Bu aytıs, bağımsızlık dönemindeki aytıs sanatının içerik ve düşünsel düzeyini daha da belirginleştirmiştir. Jandarbek ile Bekarıs Şoybekov’un aytısı, bağımsız Kazakistan aytısında yurttaşlık ruhunun, devlet bilincinin, millî ve özgür düşüncenin estetik bir yansımasıdır.
2011 yılında Astana’da düzenlenen ulusal aytısın bir başka anlamlı örneği de Özbekistanlı âşık Kulmahan Düysenov ile Türkistanlı Bekarıs Şoybekov arasında gerçekleşen atışmadır. Bağımsızlığın 20. yıl dönümü kutlamalarında âşıklar, kişisel durumlarından ziyade halkın ruh hâlini öne koymayı temel ilke edinirler. Bu, özgür düşünceli ve sarsılmaz bir yurttaşlık duruşuna sahip âşığa özgü bir niteliktir. Âşık için egemen bir ülkede yaşamak, halkla birlikte sevinmek ve sorumluluğu birlikte omuzlamaktır.
“Albanya’da (Arnavutluk) Albanlar yaşıyor” denince,
“Sadece bir şakadır” diye güler idim.
Arjantin’de Argınlar var” dediğinde,
Neşelenip sevinerek gezer idim
Bizden gibip yabancı ülkeyi yöneten,
Şöhretli Baybars’ı bilir idim.
Bu dizelerde Bekarıs âşık, Kazak halkının tarihî şahsiyetlerini gururla yâd eder. Sultan Baybars’ın şahsiyeti, ulusal özgürlüğün ve küresel ölçekte Kazak etkisinin sembolü olarak öne çıkar.
Obama’nın Kıpçaklardan geldiğini,
Duymamış olduğum için pişmanım.
Kurban olduğuk Kazaklarım sırasaıyla,
Fethediyorlarmış ya her yerini dünyanın.
Burada âşık Bekarıs Şoybekov, mizah yoluyla Kazakların dünya tarihindeki yerini daha da genişleterek ulusal ruhu yükseltir.
Halkın birliğinden söz eden,
Bekarıs, insansın gerçekten has.
Dostluktan söz et, kurban olduğum,
Ağabeyinin dediğine kulak as.
“Özbek ile Kazak yoldaştır” diye,
İki halkı Tanrı kollasın!
Dünyaya Allah nurunu saçıp,
Dünyada savaş olmasın!
Kaderi ortak iki halkız biz,
Yoldaşımızı yolda bırakmayız sakın.
Sizin gülmenizi sağlayan,
Halkın dostluğunu yırlayan,
Kurban olduğum, milletim,
Aytıs’ın gülü solmasın!
Kulmahan âşık, millet birliğini en yüce değer olarak öne çıkarır. Bağımsızlığın yalnızca siyasî bir kavram olmadığı, asıl olarak iç dayanışma ile ölçülen bir manevî bütünlük olduğu açıkça ortaya konur.
Bekarıs’ın Şiirlerindeki Azatlık Fikri;
Töle Biy il Ayteke’nin yattığı mekân,
Kazaklar için kutsal birKerey ile Janibek hanlık kurup,
Halkı derleyip toplayarak düzene soktu.
Kasım Han’ın fethettiği toprakları,
Türk boylarının tam yarısı mesken tuttu.
Ondan sonra Abılay, Kenesarı,
İtibarına daha da artırdı, yüceltti.
Jeltoksan’da gencecik gençlerimiz,
Baskıcılığın kurbanı olup eziyet çekti.
Gözyaşı buz olup donsa dahi,
Ateşli yüreğii Vatanını hep sevdi.
Sonunda azatlığı elde edeceklerini
Şuuruyla hissedip bilerek gitti.
Azatlığı uğrunda azapları onlar çekip
Rahatlarını bizim için bozup gitti. tör (başköşe) gibidir.
Kazaklar ile Özbeklerin dostluğuna,
Üşenmeden katkı sağlayan yiğit gibidir.
İki ülkenin birliği bozulmaz hiç,
Büyük köprü var iken senin gibi bir.
Bu dizelerde Kazak halkının hanlık döneminden başlayıp Aralık (Jeltoksan) Olayları’na kadar uzanan özgürlük mücadelesi sanatsal bir bütünlük içinde özetlenir. Özgürlüğün kolay kazanılmadığı, aksine ağır bedeller ve fedakârlıklar sonucu elde edildiği açıkça vurgulanır.
Töle Biy il Ayteke’nin yattığı mekân,
Kazaklar için kutsal bir tör (başköşe) gibidir.
Kazaklar ile Özbeklerin dostluğuna,
Üşenmeden katkı sağlayan yiğit gibidir.
İki ülkenin birliği bozulmaz hiç,
Büyük köprü var iken senin gibi bir.
Âşık, Kazak-Özbek dostluğunun bölgesel istikrarın teminatı olduğunu, bağımsız devletler arasındaki manevi ve kültürel bir köprü işlevi gördüğünü ortaya koyar. Bu bağlamda aytıs yalnızca ulusal bir söz kürsüsü değil, aynı zamanda bölgesel barış ve kardeşliği yücelten bir alan olarak karşımıza çıkar.
2011 yılında Türkistan şehrinde düzenlenen “Bağımsızlığa Saygı” adlı ulusal âşık atışmasında, Türkistanlı Bekarıs Şoybekov ile Semeyli Rinat Zaitov karşı karşıya gelir.
Bekarıs, bu aytısta Sovyet dönemi ile bağımsızlık sürecini karşılaştırmalı bir biçimde dile getirir:
Dağıldığından beri Sovyetlerin kapkara karanlığı,
Hiç kimseden beklemiyoruz ilgi, destek.
Kıymetini bilerek bağımsızlığımızın,
XXI. asra doğru ilerliyoruz gelişerek. - diyerek âşık Bekarıs, Sovyet dönemini “kapkara bir karanlık” olarak nitelendirir. Bu, ruhsal ve ulusal özgürlüğün baskı altına alındığı bir dönemdir. Bağımsızlık kazanıldıktan sonra ise Kazak halkının kimseye boyun eğmeden, kendi değerini bizzat kendisinin belirleyebilecek bir düzeye ulaştığına dair güçlü bir inanç vardır. Bağımsızlık, geçici bir olgu değil; XXI. yüzyılda da gelişerek derinleşen tarihsel bir süreç olarak sunulur. Burada şair, egemenliği tarihsel adaletin yerini bulması şeklinde yorumlar.
Bizim ülke barışı geleneğe dönüştürüp,
Herkesi toplamıştır başlarını biriktirip.
Boyun da eğmişiz biz pek çok yerde,
Ülke için içimizden kendimizi kemirip.
Toplum denilen yapının sükûnetini,
Bozmadan korumak için çabaladık
Yoksa biz de komşularımızın durumunu,
Kendi içimizde çoktan yaşamış olurduk.
Özbeklerle Kırgızlar radikallere,
Kaşlarını çatıyor, yüzünü buruşturuyor.
Komşumuz Rusya’nın işine bak,
Ruslarını Çeçenlerle çatıştırıyor.
Kışkırtıp Kafkasya’daki Türkleri,
Onları da kendi aralarında kavga ettiriyor.
Çok fazla Müslümanın kanını döktü,
Moskova’nın yapmakta olduğu arabozuculuk.
Yüzleri tertemiz, pak görünse bile,
İçlerinde çoktur onların fesat ve pislik.
Kazakların kazançlı çıktığı yer bu oldu,
Barışı eşsiz bir geleneğe dönüştürerek.
Birliğimiz olmasaydı biz de çoktan
İçimizden parçalanır yok olurduk çürüyerek. - diyerek Bekarıs, egemenliğin en temel güvencesi olarak iç birliği öne çıkarır. Diğer ülkelerde yaşanan çatışmaları örnek göstererek Kazak halkının nerede kazandığını açıkça ortaya koyar. Özgürlük, yalnızca dış bağımsızlık değil; aynı zamanda iç bölünmelerden uzak durabilme başarısıdır.
Âşık Rinat Zaitov ise bağımsızlığın anlamını, sömürgeci geçmişi gizlemeden dile getirmek üzerinden açımlar. Sovyet ideolojisinin tarihi çarpıttığını eleştirir; milleti ezenleri “ata” diye yüceltmenin ruhsal bir kölelik olduğunu gösterir. Sovyet yönetiminin gerçek yüzünü ortaya koyarak, Kazak gençliğinin bağımsızlığa olan inancını daha da güçlendirir.
Yetmiş yıl bağımlı kaldık Rusya’ya,
Gelenek, dil, dinimiz kilitlendi.
“Atamız” diye neşeyle övüyorduk,
Abay’a bile kamçı kaldıran büyükleri.
Jeltoksan’da gençlerini katletti,
O zaman bizim içimizde bir şüphe uyandı.
Bütün herşeyi mahveden Gorbaçev de,
Bir şeyleri gizleyip bizden sakladı.
Müslümanlardan şüphelenen İngilizler,
Onlar da bir kurnazlık bize yaptı.
O zaman feryat eden Kazaklarda,
Birlik ve dayanışma ümidi kaldı.
Yayılan Akarıs’tan, Janarıs’tan,
Bekarıs’tan doğan bir aslanım ben.
Bağımsızlık kazanmaktı amacım,
Yüzyılarca kan döküp can da aldım.
Şenliğin kutlu olsun soylu halkım,
Yanında belirmesin yeni düşman.
Her iki âşık da bağımsızlığın temel şartı olarak ulusal birlik ve beraberliği öne çıkarır. Bekarıs, birliği “emsalsiz bir gelenek” olarak değerlendirirken; Rinat ise birliğin bozulması hâlinde ülkenin içten içe çürüyeceği endişesini dile getirir.
Bekarıs ile Rinat şairlerin ortak düşünsel zemini şudur: bağımsızlığın özü dil ve ruhtur. Her ikisi de devlet dilinin hak ettiği saygın konuma yerleşmediği sürece, bağımsızlığın tam anlamıyla gerçekleşmiş sayılmayacağı görüşünü paylaşır.
Bekarıs:
Şimdi de dilimizin hâl ahvali,
Meseledir birinci sıradaki.
“Dil Yasası” hakkında kendin söyle,
Güneydekilerden başkası umursamış mıydı?
Soyuna çekse ne olurdu soydaşlarım,
Olsa bile milletler arası sebepleri.
Elbaşımız “Öncelikle iki Kazak,
Kazakça konuşsunlar” dememiş miydi?
On yıl boyunca Rusça konuşacak kadar,
Parlamento’ya, Allah’ım, ne yetmedi?
Bu mudur yetmiş yedi seçilmişin,
Halkına yapmakta olduğu yardımları.
Resmî işleri Kazakça yürütmeye,
Güney’den başkaları neden geçmedi?
Rinat:
Konuşsun dersen Kazaklar,
Kendi Kazak dilinde,
Öncelikle başkanlar,
Kazakça konuşmayı öğrensin.
Semey denen tam bir Kazak yurdu idi,
Doğurmuştu Şahkerim ile Ulu Abay’ı.
Bu yüzden de Kazakça konuşmak için
Hiç kimseden de almayacak buna izni.
Bekarıs ile Rinat birbirine karşı değildir; aynı düşüncenin iki farklı yüzünü temsil ederler. Bekarıs, “Bağımsız bir ülke olduk, şimdi buna yakışır şekilde yaşayalım” der. Rinat ise, “Bağımsızlık kâğıt üzerinde kalmamalı; adaletli ve örnek bir biçimde karşılığını bulmalı” diye vurgular. Aytısın değeri de tam burada ortaya çıkar: bağımsız bir ülkede tek bir ses değil, birbirini tamamlayan iki sivil duruş yan yana var olabilir. [5, s.82-96]
Sonuç olarak, Bekarıs Şoybekov’un aytısları, çağdaş Kazak aytısında özgürlük düşüncesinin parlak bir yansımasıdır. Onun sanatı, aytısın yalnızca bir sanat dalı olmadığını; toplumsal bilinci etkileyen ruhsal bir kurum niteliği taşıdığını açıkça ortaya koyar. Aytıs kürsüsünde dile getirilen özgürlük sesi; halkın özgür düşüncesinin, ulusal bilincinin ve ruhsal bağımsızlığa yönelişinin ifadesidir.
Bu açıdan bakıldığında, Bekarıs’ın aytısları, bağımsızlık dönemindeki Kazak toplumunun ruhsal durumunu yansıtan önemli bir kaynak niteliği taşır. Âşık, aytıs aracılığıyla; ulusun kendini tanımasına, özgür düşünmesine ve ruhsal bağımsızlığını güçlendirmesine hizmet eder.
Bekarıs Şoybekov gibi âşıklar sayesinde aytıs sanatı, geleneğini koruyarak çağın gereklerine uygun biçimde yenilenmekte; halkın sesi olan güçlü bir araç olarak gelişimini sürdürmektedir. Böyle yaratıcı şahsiyetler var oldukça, aytıs ulusal ruhun canlı damarı, özgür düşüncenin açık alanı olmaya devam edecektir.
KAYNAKÇA
[1] Doç. Dr. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk Kazak Üniversitesi, Türkistan / KAZAKİSTAN
gulzhamal.zhoraeva@ayu.edu.kz https://orcid.org/0009-0003-9737-8770