Atışmaya (Aytıs’a) Heybet Kazandıran Şair


 01 Şubat 2026


ASKAR DÜYSENBİ[1]

Sanatta da hayatta da insana verilen en yüce değer onun samimiyetidir. İnsan ancak samimiyetiyle değerli, saygın ve kalıcı olabilir. Bu bağlamda bir Fransız yazarının, “Bir insana doğuştan yetenekli demekten daha büyük bir övgü yoktur” sözü ister istemez akla gelir. Bu tespiti aytıs şairi Bekarıs Şoybekov için büyük bir güvenle söylemek mümkündür. Onun aytıs sanatındaki belirgin yolu ve ulaştığı yüksek mertebeler bunun açık kanıtıdır.

Ben Bekarıs’ı otuz beş yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Geçmişe kısaca dönecek olursam: 1991 yılında, eski Güney Kazakistan ilinin Ordabası ilçesine bağlı Temirlan yerleşiminde, Hacımukan Munaytpasoğlu’nun 120. yılı dolayısıyla cumhuriyet çapında bir âşıklar (akınlar) aytısı düzenlenmişti. O şiir şölenine ben de katılmıştım. Aytısa Otrar bölgesinden tanınmış şair, “kara fırtına Kanagan” lakabıyla bilinen Kanıbek Sarıbayev, iki öğrencisini yanına alarak gelmişti. Onlardan biri bugünkü kahramanımız Bekarıs Şoybekov, diğeri ise şair-ozan Jäken Omarov idi.

Bu büyük sanat bayramında, bugün isimleri ülkede tanınan Akmaral Leubayeva, Marjan Esjanova, Bekjan Aşirbayev gibi daha nice şairle tanışma imkânı bulduk. O zamanlar Bekarıs 7–8. sınıfta okuyan bir ortaokul öğrencisiydi. Ağzını açtığında, ön dişlerindeki tek altın dişi bir anda parıldardı. Yaşı küçük olmasına rağmen doğuştan yetenekli, şakaya yatkın, nüktedan, atak ve çevik bir delikanlı olarak dikkat çekiyordu. Ağabeyimiz Kanıbek, hem onu hem de Jäken’i yanından ayırmaz, özenle yetiştirirdi. Bu, bizim ilk tanışmamızdı.

İkinci kez 1993 yılında, Türkistan şehrindeki Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’ne okumaya geldiğinde yeniden buluştuk. O günden bu yana abi–kardeş gibi bir yakınlık ve kopmaz bir dostluk kuruldu; pek çok cumhuriyet ve uluslararası aytısta birlikte sahne aldık. Hayatımızın o parlak anları, gönül günlüğümüzde altın harflerle saklı kaldı desem abartmış olmam.

İnsan, insandan üç özelliğiyle öne çıkar: doğuştan yeteneği, yetiştiği çevresi ve aile terbiyesi. Bu üç özellik de Bekarıs’ın şahsında bütünüyle mevcuttur. Babası Aksakal ağabeyimiz; sözüne sadık, dostuna vefalı, bölgesinde tanınan bir kökbörici, gerektiğinde yerinde ve etkili söz söyleyebilen biriydi. Annesi Ulbazar ablamız ise gençliğinde düğünlerde, toplantılarda doğaçlama şiir söyleyen, halk türkülerini coşkuyla seslendiren sanatkâr bir kadındı. Böyle bir ortamda yetişen Bekarıs’ın yetenekli bir sanatçı olarak şekillenmesi son derece doğal bir durumdur.

Kazakların “Üstadı iyi olanın duruşu da sağlam olur” sözündeki gibi, Kanıbek Sarıbayev, Bekarıs’ın sanat yolunda şekillenmesinde özel bir rol oynadı. Öğrencisine dombrayı ustalıkla çalmayı, şairlik, aşıklık yönünü geliştirmeyi sürekli hatırlatır, ona yol gösterirdi. Biz öğrencilik yıllarımızda çeşitli kültürel geceler, atışmalar düzenler, Kanıbek üstadı sık sık davet ederdik. Onun bize karşı bir ağabey olarak ilgisi ve koruyuculuğu gerçekten çok özeldi.

Ah Kanıbek ağabeyim, bizi hiç ayırt etmeden bağrına basardı. Onunla arada şakalaşırdık da. Bir gün Bekarıs evlenmişti; Kanıbek ağabey, yengemiz ve ben üçümüz trene binip Temir istasyonunda indik, oradan taksi tutup tan ağarırken Bekarıs’ın köyüne vardık. Herkes henüz uykudaydı. O sırada Kanıbek ağabeyin doğaçlama söylediği şu dörtlük hâlâ aklımdadır:

“Tam 1 Ekim’de, 

Vardık sabahtan tanda, 

Meğer yatıyormuş Bekarıs, 

Sarılmış beyaz sazana.”

Bunu dostlar arasında uzun süre gülerek andık. İşte biz böyle ağabeylerin önünde, onların hayat tecrübelerini dinleyerek birlikte büyüdük. Zaman zaman Abdikerim Manapov ağabeyimizin de çevresinde bulunurduk. O da bize şakayla “Bekarıs hoca”, “Askar hoca” derdi. Bölgedeki çeşitli düğün ve toplantılarda karşılıklı olarak söz düellolarında birbirimizi iğnelerdik. Bu tür örnekleri sıralamaya kalksak vakit yetmez. Ama yine de bir iki tanesine değineyim.

Bekarıs’ın şairlik gücünü açıkça ortaya koyan parlak örneklerden biri, Türkistan bölgesindeki Baltaköl köyünde yapılan aytıstır. Bu arada, burası aşık Tavşen Äbuvova ablamızın köyüdür. O köyden 2–3 kilometre ötede, ılgınlı kum tepeleri arasında, Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisi İbrahim Şeyh Kavğani adına aş verilmişti. Küçük çaplı bir atışma yapıldı. Atışmanın hem süsü hem ateşi, her zamanki bizim şair çevremiz, yani eski dostlar; Jäken Omarov, Bekarıs, Dosay ve diğer şairlerdi. Atışma gece yapıldı. Bekarıs ile Dosay eşleşti.

Halkı biraz coşturmak isteyen Dosay, Bekarıs’ın dış görünüşünü şakaya vurup şöyle dedi:

Bir zamanlar ağabeyindim ders veren,

Haberin vardır, oğlum, senin her işten.

İki gözün kısılarak oturuyorsun,

Komşuların çoktu herhalde Korelilerden.

Halk birden coştu. Etrafını sarıp Dosay’ı alkışlayarak tebrik ediyordu. O sırada Bekarıs dombrasını çalarak:

Bu Dosay şairim diye milleti kandırıyor mu?

İçindeki heyecanını yenemiyor mu?

Sizin eve zenciler geliyorken,

Bizim eve Koreliler gelemiyor mu? – diyerek beklenmedik ve zekice bir karşılık verdi. Açık havada atışma izleyen halk bir anda kahkahalara boğuldu. Bu an, Bekarıs’ın doğaçlama ustalığının, sözdeki isabetinin ve kılıç gibi keskin zekâsının açık bir göstergesi oldu.

Bekarıs’ın atışma sanatındaki en belirgin ayırt edici özelliği; sarsılmaz kararlılığı, azmi, zekice mizah anlayışı ve Kazak mantığına dayanan soğukkanlı zekâsıdır. Rakibinin zayıf noktasını bulur, bunu kabalığa kaçmadan, estetik ve zarif bir üslupla dile getirmeyi bilir. Bu yüzden de çağdaşları onu “aytısın aslanı”, “ölümcül şair” olarak nitelendirir.

Kazakistan’ın Halk Şairi Asiya Bekenova, tanınmış aytıs şairi Muhammedcan Tazabekov, batının önde gelen ismi Mels Kosımbayev ve merhum Orazalı Dosbosınov ile yaptığı atışmalar Bekarıs’ın söz sanatındaki zirveyi açıkça gösteren önemli dönüm noktalarıdır.

Mesela Kostanaylı Asiya Bekenova ile aytısında Bekarıs:

“Pazardan dönerken rastladın sanırım, Pazara giden çocukla” diyerek, rakibinin yaşının ilerlediğini ince bir mizahla, Kazak mantığı içinde, estetik ve anlamlı bir şekilde ima eder.

Muhammedcan Tazabekov’a hitaben söylediği sözlerinde ise Almatı’nın toplumsal durumunu keskin bir eleştiriye dönüştürerek:

Yalancı hâkirler ve kurnazlar da çok, 

Eziyet çektiriyorlar kalabalık millete.

Bu tarafta siz varsınız diye güvenirdik,

El âleme alay ettirmezsiniz diye.

Eyvah, güzel bir şehir olan Almatı’mı,

Ne hâllere düşürmüşsün, Tazabekov? - diyerek, yerinde ve etkili bir iğnelemeyle toplumsal bir mesaj verir.Mels Kosımbayev ile yaptığı atışma ise Bekarıs’ın psikolojik üstünlüğünü, sözdeki soğukkanlı ustalığını açıkça ortaya koyan sanatsal doruklardan biridir. Bekarıs, Mels şairin sözünde kusur olmadığını, dökülüp giden tertemiz şiirin gerçek bir ustası olduğunu yüksek bir takdirle dile getirir. Mels ise bu övgüden kuşkulanarak, “Senin kurnazlığına kanacak değilim” diye karşılık verir. Bunun üzerine Bekarıs, “Bir şeyi bil Mels şair, seni öve öve kızını almak gibi bir niyetim yok” der. Buna Mels gerçekten sinirlenir. Bu aytısı izleyenlerin hatırlayacağı üzere, Mels’in coşup, üstü kapalı sözü kendine doğrudan alarak konuyu başka bir yöne çekip öfkeyle konuştuğu bir an vardır. Bekarıs ise burada da kendine özgü sükûnetini bozmadan, ağırbaşlı tavrıyla yerinde ve anlamlı bir cevap verir:

Kartal gibi yamaçlara göz dikmişsin,

Sen bize hem dayanak hem de destekçisin, 

Güzel sözün ustasıdır dedikçe sen,

Hiçbir şeyi anlamadan dolmuşsun.

Ben senin kızını alacağım demedim ki,

Sen artık atasözünün anlamını bozar olmuşsun - diyerek yerinde ve güçlü bir cevap verir.
Onu çağdaşlarından ayıran başlıca özellik; Kazak geleneğine dayanan sarsılmaz gerekçeleri, düşüncedeki netliği ve dildeki keskinliğidir. Atışmanın kılıcı sayılan Orazalı Dosbosınov ile yaptığı bir karşılaşmada, rakibinin onu yanlışlıkla “Bekjan” diye adlandırmasını hemen yakalar ve bunu zekice bir gerekçeye dönüştürür:

... Geldin de Bekarıs’a Bekjan dedin,

Âşık dediğin sözlerine dikkatli olur.

Örneğin, senin adın Oraz imiş,

Oraz’a Horoz desem nasıl olur – diyerek rakibini estetik bir mantıkla durdurur. Bu tür örnekler, Bekarıs şairin üslubunun ve imzasının açık kanıtlarıdır.

Bekarıs Şoybekov bir dönem atışmadan uzaklaşıp toplumsal ve devlet görevlerinde bulunmuş olsa da, yüreğinin derinliklerindeki sanata olan aşk onu yeniden sahneye geri getirdi. Çünkü gerçek bir şair ve aşık için atışma geleneği yalnızca bir söz sanatı değil, aynı zamanda ruhsal bir varoluş ve millî bir sorumluluktur.

Bugün o, geleneksel Otrar-Karatau şairlik okuluna layık bir mirasçısıdır. Maylıkoca, Kulınşak, Ergöbek, Kızıl şair, Kanıbek, Äselhan gibi seçkin ustaların yaratıcı geleneğini sürdüren önemli bir şahsiyettir.

Aytısın olduğu yerde Kazak vardır. Kazak’ın olduğu yerde millî ruh ve söz sanatı sonsuza dek yaşar. O büyük geleneği zenginleştirip yücelten Bekarıs Şoybekov’a uzun ömür ve yaratıcı başarılar diliyoruz. Allah yardımcısı olsun!

[1] Filoloji bilimleri doktora adayı, El-Farabi Kazak Millî Üniversitesi’nde kıdemli öğretim görevlisi.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 230. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 230. Sayı