HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
Ercan Argınbayev 2
Anonim Folklor 3
KEMAL BOZOK 4
NIKA ZHOLDOSHEVA 5
İSMAİL DELİHASAN 6
MEHMET ALİ KALKAN 7
ANAR JAPPARKULOVA[1]
Bugün olduğu gibi yoğun ve telaşlı bir dönemde, yapay zekânın kanatlarını iyice açtığı küreselleşme çağında zamanla birlikte çağın akışına ayak uydurmak bile kolay bir iş değildir. Hele ki sanat insanlarına yüklenen beklentiler bundan da yüksektir. Alacalı, göz alıcı şeylerin her yanı sardığı bir zamanda, yüzyıllardan yüzyıllara aktarılarak günümüze ulaşan millî sanatımızın özünü bozmadan onu daha da geliştirip gelecek kuşaklara emanet etmek, her yeteneğin harcı değildir.
İlçeden gelen yazıya istinaden, sınıf öğretmeninin görevlendirmesiyle 6. sınıf öğrencisi ve sınıf başkanı Bekarıs Şoybekov, okul içi bir aytısta komşu sınıftaki Meruyert’le atışır ve ilçe çapında düzenlenecek olan öğrenciler aytısına katılma hakkı kazanır. Annesinin yazıp verdiği şiirleri ezberlemiş olan Bekarıs, “İlçede bir kez atışıp gelsem herhâlde öğretmenimin verdiği görev de bitmiş olur” diye düşünürken; ilçeden gelen yazı da, sınıf öğretmeninin görevi de, Ulbazar Annemizin yazıp verdiği şiirler de onu aytıs meydanındaki yüksek zirvelere taşıyacak ilk basamaklar olmuştur. Marifetli âşığın röportajlarında aytıs sanatına attığı ilk adımı anlattığı bu olay, aytısları kadar ilgi çekicidir. Okulun beyaz gömleği, kırmızı fuları ile sahneye çıkan öğrenci çocuğa halkın gösterdiği ilgi daha baştan farklı olmuştur. 1990 yılında Şımkent şehrinde düzenlenen Orta Asya Cumhuriyetleri âşıklarının aytısında Büyük Ödül’ü kazanır. Büyük ödül olarak kendisine verilen atı, üstadı Kanıbek Sarıbayev’in tavsiyesiyle Kırgızistanlı âşık Aşirali Aytaliyev’e hediye eder. Genç şairin bu saygı dolu davranışından son derece memnun kalan Kırgız âşık Aşirali Ata, Bekarıs’a bol bol hayır duası eder ve aytıstaki yolunun açık olmasını diler. “Yağmurla yer yeşerir, duayla il yeşerir” atasözünün anlamı büyüktür. Bekarıs, daha en başından böylece dua alarak yetişmiş, büyük bir âşıktır. Ordabası ilçesinde Köpbay Omarov anısına düzenlenen âşıklar atışmasında Altıngül Kasımbekova ile atışırken, “Otrar’da ne gibi yenilikler oluyor?” sorusuna irticalen, anında söyleyerek…
Yapılan iyilik çoktur Otırar’da,
Hiçbir zaman kalmış değilimdir darda.
Her sene bir traktör bindiriyoruz,
Senin gibi boyunu güzel hanımlara. –diyerek aytısın konusunun dışına çıkmadan kendisine sorulan soruya bu şekilde cevap verebilmesi sekizinci sınıf öğrencisi için büyük bir zekiliktir.
Edebiyat tarihini, özellikle de aytıs sanatını en ince ayrıntısına kadar araştıran bilim insanı Muhtar Avezov, “Aytıs Şiirleri” adlı makalesinde irticalen şiir söyleme sanatının doğasını ve ortaya çıkış sürecini derinlemesine incelemiştir. Avezov, “Aytıs sözlerinin bolluğuna ve yaygınlığına bakıldığında, Kazak halkı âdeta bir âşıklık denizi gibi görünür. Başka milletlerin edebiyat tarihleri şiir türlerine ayrıldığında, ‘aytıs şiiri’ diye bir bölüm ya hiç yoktur ya da çok seyrek rastlanır… Kazak halkının, eski akıncı batırlardan sonra ortaya çıkardığı ikinci tür batırı, söz ustası olan âşıklardır” diyerek [M. Avezov, Edebiyat Tarihi, Almatı, “Ana Tili”, 1991, s. 172-173 / 240 s.] âşıkları, vatanını ve toprağını koruyan kahramanlarla bir tutar.
Büyük bilgin Muhtar Avezov’un bu tespitine uygun biçimde, Bekarıs Şoybekov da Kazak halkının akıncı batırlarından sonraki ikinci tür batırı, söz ustasıdır. XIX. yüzyılın ikinci yarısı, irticalen şiir söyleme sanatının en hızlı geliştiği ve doruğa ulaştığı dönemdir. Ardından XX. yüzyılın başlarında aytıs sanatı çeşitli evrelerden geçmiştir. XX. yüzyılın seksenli yıllarında unutulmaya yüz tutan millî sanatımızın yeniden canlanmasında Rahmankul Berdibay, Tursınbek Kakişev gibi bilim insanlarıyla birlikte, günümüz aytısının pîri kabul edilen Jürsin Erman’ın emeği son derece büyüktür. Bekarıs’ın uluslararası bir aytısta ilk kez at kazanıp bunu kardeş Kırgız âşığa hediye ettiği aytısı hakkında, Güney Kazakistan Gazetesi’nin 17 Mart 1990 tarihli sayısında özel bir yazı yayımlanır. Makalenin yazarları Karim Ükibayev ile Kuandık Orazbekov’dur. “Leninist milliyetler politikasının çarpıtıldığı dönemlerde millî örf ve gelenekler yok olmaya başladı. Ancak Kazak halkı arasında bu millî özelliklerimizi unutmadan, onları yüreğinin derinliklerinde saklayan insanlar az değilmiş” sözleriyle başlayan bu yazıdan, daha doksanlı yılların başında bile halkın millî sanata susamış olduğunu, aytıs sanatının toplum içinde henüz tam anlamıyla kanatlarını açamadığını, yaygınlaşamadığını anlıyoruz. Aradaki sessiz duraklamalardan sonra Aselhan Kalıbekova, Konısbay Abilov, Asiya Berkenova, Esenkul Jakıpbekov gibi irticalen şiir söyleme sanatının usta isimleri sahneye çıkarken, onların ardından gelen on yıl içinde yalnızca bir ilçeden Jaken Omarov, Marjan Esjanova, Aygül Asanova, Bekarıs Şoybekov gibi genç yetenekler art arda ortaya çıkar. 1990 yılındaki Nevruz aytısında, kendi ilçesinden (o dönemde Kızılkum, bugün Otrar ilçesi) atışmaya çıkan ağabey-dostu Jaken Omarov’la karşı karşıya gelen çocuk Bekarıs:
Kardeş değildir o, ağabeyini özlemezse,
Bu tür sözleriyle yaramazlık etmezse.
Planı biz nasıl yerine getirelim ki,
Atışacak bir âşık kız bulunmazsa.
Bir gerçek varsa gizleyip ne yapalım,
Neden biz bugün burada hayıflanalım?
Beni böyle bir seviyeye ulaştıran kişi,
Kanıbek Sarıbayev adlı üstadım.- diyerek, aynı hocadan ders almış iki öğrencinin uyumlu atışmasını gözler önüne serer ve en yüksek puanı kazanır. “Hocası iyi olanın tutumu da iyidir”, “Hoca konusunda nasiplidir” gibi sözler Bekarıs için gönül rahatlığıyla söylenebilir. Çünkü genç âşığın ilk öğretmeni olan Ulbazar Annemiz, daha en başından itibaren yetenekli çocuğun ruhuna, karşısına ne kadar güçlü bir âşık çıkarsa çıksın yılmayan bir metanet, geri adım attırmayan bir cesaret işlemiştir. Sınıf öğretmeninin “atışacaksın” şeklindeki görevinin bir noktada sona ereceğini umarak itiraz ettiğinde, annesinin “Kiminle atışacaksın? Falancanın kızıyla mi? Ondan mı korkuyorsun?” demesi, bugün bin motivasyon konuşmacısının bile veremeyeceği ölçüde büyük bir cesaret aşılaması olmuştur. Daha ilk anda gururuna dokunan bu sözler, onu aytısa fırlatan onur ve bilenme duygusunu doğurmuş; işte o namus ve azim, Bekarıs’ı bugünkü zirvesine taşımıştır.
Genç âşığın, henüz çocuk yaşta âşıklık temelinin sağlam biçimde atılmasına samimi katkı sunan hocası ise “kaplan şair” Kanıbek Sarıbayev’dir. Kanıbek ağabey, Bekarıs’a yalnızca âşıklık ustalığını, aytısçıya özgü meziyetleri öğretmekle kalmamış; aynı zamanda çoğu kişinin fark edemediği, başkalarının sezmediği “aytıstaki karate hamlelerini” de belletmiştir.
Bekarıs Şoybekov’un katıldığı aytısların sayısını tek tek hesaplamış değiliz; ancak niteliklerini değerlendirmek için fazlasıyla imkân vardır. Atışma âşıklarına özgü yüksek sorumluluk duygusunun en seçkin örnekleri, onun her atışmasında açıkça görülür. Nitekim, aytısta ilk kez kıpkırmızı bir otomobilin ödül olarak ortaya konulup sahnede parlatılması ve söz ateşinin harlanması hâlâ halkın hafızasındadır. O kırmızı “Nexia”yı kazanmak için günlerce süren ve televizyonda gösterilen bir atışma yarışması düzenlenmişti. Sonunda finale birlikte kalan Bekarıs ile merhum Orazalı Dosbosınov’un aytısında, yerinde söylenmiş tek bir cümle koskoca bir aytısın kaderini belirlemiştir.
Esen misiniz yurdumun güçlü halkı,
İtibarı beş çeşit silah gibidir duvarın dibindeki.
Bayramınız bugünkü mübarek olsun,
İyi niyetin çözülsün düğmeleri.
Bekjan sağ salim geldin mi sen?
Jambıl’daki atışmanın ödül sahibi.
Tabanın delinmiş gibi görünüyor,
Jambıl’ın büyük ödülünü taşıyalı.
Allah’ın sevdiği kullardan biri idin,
Sallayıp beşiğinde sevmiş idi.
Şimdi ben ervah diye bağırırsam,
Tolgalı bahadırlar çıkar ileri.
Esen misiniz şakakları ağarmış ninelerim,
Han kızı gibi kıymetli faytondaki.
Keskin dilli Orazalı’nın bu son karşılaşmaya büyük bir hazırlıkla, büyük bir yürekle geldiği, belirleyici mücadelenin daha başında kendini açıkça belli eder. İlk selamlaşmasının kendisi bile halkı sarsar, coşturur, güç ve cesaret aşılar. Ne var ki bu ilk dörtlükte Bekarıs’ın adını karıştırıp “Bekjan” diye hitap etmesi, onun ilerleyen söz meydanında tökezleyip temposunu düşürmesinin başlıca sebebi olur. Muhtar Avezov’un ifade ettiği gibi, uzaktakini bile gözden kaçırmayan bir kartalın keskin sezgisiyle Bekarıs bu anı ıskalamaz, sımsıkı yakalar. Aytısın en kritik safhasına her yönüyle hazırlıklı çıkan Bekarıs, daha selamlaşma bölümünde bile ülkede altı yıl boyunca süren toplumsal sıkıntıyı bir dörtlüğe değil, tek bir heceye sığdırıverir.
Kardeşler, bayramınız kutlu olsun,
Ölcelikle sağlığınız güçlü olsun.
Pars yılında doğuran yengelerin,
Oğulları cesur, cesaretli olsun.
Sana da diyeceğim Oraz Ağabey,
Evdeki yengemiz yüklü (gebe) olsun.
Pars yılında bütün işlerin rast gidip,
Halkın sevinci çifte katlansın.
Altı yıl boyunca ağızından mahrum bırakan,
Hükümetin ineği sütlü olsun!
Bu, genç delikanlı Bekarıs’ın Almatı halkıyla selamlaşırken söylediği ilk dörtlüklerden biridir. Son iki dizeyi dile getirdiği anda, salonu dolduran dinleyiciler fırtına gibi alkış koparır. Çünkü aytısçı, halkın gönlündeki sözü tam yerinden yakalamıştır.
Bugünkü insanın aklı fikri hep pazar,
Âşığın durumu onlara ne yazar?
Madeli, Maylı ile Kulınşak’tan
Fakiri de zengini de dinlemiştir gazel.
Aselhan, Kanıbek ile Dağşenlerim,
Şiiriyle düğününe renk katar.
Onların izini takip ediyoruz biz de,
Tulparı kazanan yörenin tayı da aynısını yapar.
Sanki tam da bu dörtlük, delikanlı Bekarıs’ın ağzından dökülerek onun sıradan bir gençten “seçkin” Bekarıs’a dönüşmesinde büyük rol oynamıştır. Şaire özgü nitelikler arasında önceden planlayabilme, durumu doğru değerlendirebilme, hatta geleceği sezip öngörebilme yeteneği de bulunur. Gerçekte ise Madeli, Maylı, Kulınşaklardan kök alıp Aselhan, Kanıbek ve Dağşenlere uzanan, oradan da Bekarıs’lara emanet edilen aytıs sanatının hem manevî gücü hem de değeri son derece özeldir.
Orazjan, olur daha nice büyük aytıslar,
Âşığa büyük ümitle bakarlar onlar.
Ervahlardan bahseden sözler söylüyorsun,
Fareleri korkutmak için işe yarar onlar.
Bekarıs’ı, geldin de Bekjan dedin,
Âşık dediğin sözlerine dikkat eder,
Mesela, senin adın Oraz imiş,
Oraz’ı Horoz dersem nasıl olur?– diyerek tam yerinde söylenen bu söz, söz konusu aytısta Bekarıs’ın talih yıldızının parlamasında başlıca etken olur. “Kulmambet’ten kalan kulunum” diyerek daha ilk andan dağdan akan bir pınar gibi coşup gürleyerek atışan Oraz Aşık kolay lokma değildir. Ancak bu aytısta, Jürsin ağabeyimizin de dile getirdiği gibi, zafere mutlak bir inançla, gözü pek bir cesaretle gelen “ümitle dolu âşık” Orazalı, atışmanın orta yerini geçtikten sonra rakibini kabullenir ve giderek onun rüzgârına kapılıp geri çekilir.
Bekarıs’a bakarsam, kendisi bir bahadır imiş,
Sözlerine bakarsam, sözleri birer inci imiş.
Âşık isen halkın kederini omuzlaman,
Her zaman atışmadaki bilgeliğin imiş.
Peki, sizin memlekette ne var ne yok?
Belediye başkanınız değişiyor imiş,
Kırılan eternitlerini yerinden söküp,
Milletin çatısını tamir ediyor imiş. – diyerek eski âşıkların geleneğine uygun biçimde halkın ve yurdun hâlini sorar, sözü karşısındakine bırakır. Oraz’ın her sözünden süzülüp gelen derli toplu düşünceyi, özgün ifadeyi seyreden kalabalık bunu hemen fark eder. Halk edebiyatının cevherlerini kulağına doldurup benliğine sindirmiş böylesi bir rakibe üstün gelmek, iki âşıktan birinin değil, yüz söz ustasının bile kolaylıkla başarabileceği bir iş değildir. Tam da bu noktada Bekarıs’ın içinde hem âşıklık kudreti, hem yılmaz bir cesaret, hem de arkasında Karadağ dağları gibi dimdik duran bir halkın kendisine yüklediği ağır sorumluluk ve güven duygusu birleşerek onun onurunu biler, iradesini daha da güçlendirir. Kadir Mırza Ali ağabeyimizin söylediği gibi, “Şaire lazımdır çokça akıl, Asilik gerekir birazcık” sözünde ifadesini bulan niteliklerin tamamı, bu anda bir arada kendini gösterir.
Duyuyoruz, yeni başkanı cesur diye,
Feraset, anşayışı sağlam adam diye.
Gelir gelmez aydınlarla görüşeceğim diye,
İtibarı arttı ve delikanlılık yaptı cok.
Güney’e iyilik yaptığından dolayı,
Kötü olan başkanı gördüğüm yok.
Ülkeyi yöneten, sorumluluğu omuzlarında taşıyan bir şahsiyet olan belediye başkanı hakkında söz söylemenin de kendine özgü bir adabı ve ölçüsü vardır. Ölçüyü kaçırıp körü körüne övgüye boğarsan sözünün ağırlığı kalmaz; dayanağı olmadan sürekli eleştirirsen bu kez kendi itibarını zedelersin. Henüz yirmili yaşlarını yeni aşmış, ateşi ve coşkusu taze bir âşık olan Bekarıs’ın, bu iki uç arasında zarif bir denge kurabilme becerisi; ustalığı ve hitabet gücüyle birbirini tamamlamaktadır. Son iki dize ise Güney bölgesini yönetmiş valilerin tarihine dair önemli bir bilgiyi aktaran anlamlı bir mesaj taşımaktadır.
Yakışır, durumu biz dile getirirsek,
Yapılmasını sağlar hepsini dizersek.
İş yapmaya çalışan yiğitler de var,
Halkın emanetini yerine getireceğiz diyerek.
Gericilik yapan yobazlar da var,
Başkanların gözünden düşeriz diyerek.
Pek çok defa büyük pişmanlıklar duyduk,
Hastalığı içimizde gizleyeceğiz diyerek.
Bize gelen başkanların talihi de vardır,
Yaşarken gözünün önünde överiz direkt.
Talihsizdir de, çünkü öldükten sonra
Sövüp sayarak rezil kepaze ederiz hep.
Doksanlı yıllarda söylenmiş bu dizelerin, aradan otuz yıl geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruması insanı hayrete düşürüyor. Doğaçlama şiir sanatının diri ve kalıcı oluşu da herhâlde tam burada gizlidir. Şairin dile getirdiği toplumsal atmosfer, halkın yönetime ve yöneticilere bakışı için “bugün de neredeyse doksanlı yıllardakiyle aynı” desek, abartmış sayılmayız. Zira günümüzde de göreve gelen yöneticiyi sorgusuz sualsiz övme, görevden ayrılanı ise topluca yerme hastalığından kurtulmuş değiliz. Toplumun genel hâlini, halkın ruh durumunu bir nabız yoklar gibi isabetle tespit edebilen âşıklık meziyetinin en açık tezahürü de işte budur. Altı ay boyunca göz kamaştıran, sahnede parlayan; âşıkların tüm iç dünyalarını ortaya dökerek atışmasına vesile olan Büyük Ödül -“Nexia” otomobili- Bekarıs tarafından açık bir üstünlükle kazanılır. Atışma sanatının inceliklerini derinlemesine inceleyen M. Avezov, M. Jarmuhamedov, R. Berdibay gibi bilim insanlarının da vurguladığı üzere, atışmada yalnızca âşığın kişisel gücü sınanmaz; onun doğup büyüdüğü yurdun, toprağın ve halkın onuru da tartıya konur. Bekarıs’ın atışmalarının büyük bir kısmında, işte bu vatan ve memleket meselesi atışmanın temel eksenini oluşturur. İnce söz oyunlarından ziyade, gerçek bir söylev ustasına yakışır biçimde iri konuşan, net ve keskin hükümler veren mizacıyla; pek çok mücadelede halkının onurunu savunmuş, hiçbir yarışta birinciliği başkasına bırakmamıştır.
Bekarıs’ın Mels’le, Aynur’la, Sara’yla, Jansaya’yla, Muhtar’la, Aybek’le, Tilegen’le yaptığı atışmaların hangisine bakılsa; geçmişte Süyinbay ile Tezek Töre’nin, Janak ile Tübek’ün, Birjan ile Sara’nın, Maylıkoja ile Madelikoja’nın atışmaları gibi, klasikleşmiş örnekler karşımıza çıkar.
Bekarıs’ın 2015 yılında Aybek’le yaptığı atışma ise apayrı bir yere sahiptir; usulü ve havası farklı, başlı başına bir söz savaşıdır. Doğup büyüdüğü yurdun bağrında söze başlayan Bekarıs:
Memleketim, sen berrak bir pınar mısın?
Merhametli, susuzluğu gideren suvat mısın?
Bazen sadece benimdir diye düşünürüm,
Varsa eğer seni seven bir kişin.
Güney’im ecdadımın mirasıdır,
Terbiye, talim konusunda istikrarlısın.
Evlatlarının namusu, edebi var.
Aydınsın ve evvelden kültürlüsün.
Bizden de zengin bölgeler çoktur belki,
Fakat sen birliğinle kuvvetlisin.
Yüreğimden kopup çıkan sözümdür bu,
Memleketim, sıcaksın, güneşlisin.
Sen benim için güneşin hiç eksilmeden
Işığı saçılan tek yer gibisin.
Hangi dönemde olursa olsun Güney bölgesi, geleneğini yaşatmayı bilmiş; büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi elden bırakmamış, milleti bir araya getiren mübarek bir diyar olagelmiştir. Bekarıs da bu atışmada, doğup büyüdüğü yurda karşı duyduğu evlatlık sorumluluğunu ve tertemiz sevgisini daha selamlaşmasının ilk anından itibaren açıkça yansıtır. İnsan, “Her birey, her âşık memleketini Bekarıs gibi sevebilseydi, bugünün toplumu çok daha erdemli, insanları da daha merhametli olurdu” diye hayal eder insan. Güney halkının bir başka bilinen özelliği de düğünlere ve merasimlere genellikle geç gitmesidir. Oysa bu büyük atışmada durum tam tersine döner; saat on birde başlayacak âşık atışması için herkes daha ondan toplanmış olur. Aslan şair:
Esen misiniz Çimkent’in sakinleri,
Şu mekâna koşturarak erken gelen.
Sekizde düğün var diye davet edersen,
On birde düğün salonuna zar zor gelen.
Ücretsiz aytıs olacak dendiğini duyup,
On birdeki aytısa onda gelen, - diye söze başlayan Bekarıs, halkın büyük bir kesimine özgü olan bir olumsuz davranışı; buna karşılık atışmaya duyulan özel ilgiyi ve coşkuyu ince bir dille ortaya koyarak söze başlar. Aybek de âşıklık kudreti son derece güçlü, Bekarıs’la bire bir mücadeleye layık, aranan niteliklere sahip bir âşıktır. Rakibinin ağzından çıkan tek bir sözü bile anında yakalayıp değerlendiren Aybek:
Karşılartım Bekarıs gibi bir şiir tüfeğiyle,
Her hafta ödül kazanan bir galip ile.
Halkın hepsiyle selamlaştın,
Aytısa çıkar çıkmaz, bir nefeste.
On birdeki aytısa onda gelip,
Selamını kabul etti seyirci hemen.
Başkanına neden selam vermedin ki?
On birdeki aytısa birde gelen? – diyerek Aybek, öğle arasını fırsat bilip âşık atışmasına alelacele yetişen Güney Kazakistan Eyaleti valisini diliyle iğneler. Böyle anlar, valinin çevresindeki yöneticiler için de, onu “bölgenin bir numaralı adamı” olarak karşısında oturup izleyen sıradan halk için de kolay anlar değildir. “Gemidekinin canı birdir” denildiği gibi, herkes Bekarıs’ın Aybek’in bu çarpıcı sözüne nasıl karşılık vereceğini, bu zorlu durumdan nasıl ustalıkla çıkacağını merakla bekler; gözler âşığa çevrilir. İşte tam bu noktada, daha önce de nice çetin soruyla karşılaşmış olan Bekarıs, en ufak bir telaşa kapılmadan, ne haddini aşarak ne de geri durarak; hem kendisini hem de kendisine bakan kalabalık halkı mahcup etmeden, sözü peş peşe yağdırmaya başlar.
Esprili sözler Aybek Bey’in aklında duruyor,
Kendisi bize çapraz sorular soruyor.
Valimiz birde geldiyse bu aytısa,
Omuzunda onun büyük işler duruyor.
Milletin valileri öğlen olunca,
Yemek yeyip, derin bir uykuya dalıyor.
Bizim vali öğlen vakti aytıs izleyip
Manevi azıkla kendini doyuruyor.
Karşılıkla atışıp net cevaplarla anında karşılık vermenin en üst düzey örneğini sergilemek, Bekarıs’ın bütün atışmalarının ayırt edici özelliğidir.
Doğaçlama şiir söyleme sanatının tabiatını derinlemesine inceleyen Bilimler Akademisi Üyesi R. Berdibay şöyle der: “Âşıklar atışmasının halk nezdinde son derece sevilmesinin birden çok sebebi vardır. Gerek toplumsal hayatın gerekse bireylerin kaderlerinin türlü sır ve sancılarının derinlemesine açığa çıkması; sosyal yaşamın çelişkileri ve gizli köşelerinin geniş biçimde ele alınması; halkın güzel sözden, yerinde ve isabetli düşüncelerden estetik bir haz alması… İşte bütün bunlar, atışmanın etkisinin azalmasını engelleyen, cazibesini diri tutan yönleridir. Bu sebeple atışmanın asıl güzelliği ve eskimeyen çekiciliği; beklenmedik benzetmelerinde, renkli ve canlı tasvirlerinde, doğru anı zamanında yakalayabilme ve cesur, isabetli hükümler ortaya koyabilme kudretinde yatar.” (R. Berdibay, Kavsar Bulak, s. 382 // 448 s., Almatı: “Davir”, 2018). R. Berdibay’ın sözünü ettiği bu niteliklerin tamamı, asil yaradılışlı bir yetenek olan Bekarıs Şoybekov’un şahsında toplanmıştır.
Doğaçlama şiir söyleme (atışma) sanatı, her dönemde arayışı; toplumun nabzını gözünü kırpmadan tutabilmeyi; doğup büyüdüğü yurdun dünüyle bugününü, yarınını da doğru okuyabilecek bir bilgi birikimini ve gerektiğinde öngörü sahibi olmayı şart koşan değerli bir sanattır. Atadan gelen kanla, ananın sütüyle bünyeye sinmiş âşıklık vasfını layıkıyla koruyup halkın ihtiyacına sunmak; geniş kitlelerin safında durmak, onların onurunu savunmak da âşığın omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluktur.
Henüz altıncı sınıfta okurken, annesinin yazdığı şiirle farkında olmadan atışma meydanına çıkan; ardından şiir coşkusu ve yeteneği açılıp gelişerek halkın seçkin âşıkları arasına giren aslan gibi âşığın atışmaları, pek çok akademik çalışmaya konu olabilecek kıymette eserlerdir. Karabastı geçidinde, kutsal Otırar toprağında dünyaya gelip; köklü Güney’in onurunu savunan, Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’ın sözünü olan Bekarıs’ın âşıklık kudreti gerçekten özeldir. Bu yazı, usta âşığın çok yönlü kişiliğinin yalnızca bir bölümüne temas etmektedir. Aslan âşık, “Killer” âşık, acımasız âşık diye anılan Bekarıs Şoybekov’un âşıklık yönü başlı başına bir zirve iken; ardından gelen gençlere ve doğup büyüdüğü yurduna hizmet etmeyi sürdüren vatandaşlık ve insanî yönleri ise ayrı bir konudur.
[1] Âşık, şair, Filoloji Bilimleri Uzmanı.