HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
Ahmet Kartal 2
Coşkun Haliloğlu 3
ŞADİKUL HEMRA 4
Aygul S. TÜRİKPENOVA 5
Kardeş Kalemler 6
KEMAL BOZOK 7
Tuğrul ÇAMAŞ
Giriş
Bilindiği üzere 21 Kasım 2018 tarihinde Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev’in uluslararası ölçekte ve özellikle Türk dünyasında çok ses getiren bir makalesi yayımlandı. Yayımlandığı an itibari ile çok ses getiren makale ivedi bir biçimde Türkçe, Rusça, Lehçe ve birçok diğer dile çevrilmiştir. Tahmin etmek zor olmasa gerek ki daha birçok farklı dile de çevrileceği makaleye karşı ilk tepkilerin yoğunluğundan anlaşılmaktadır. Makale ile ilgili olarak farklı ülkelerde konferans ve sempozyumlar düzenlenmiş, makalenin Kazakistan ve Türk dünyası için ne anlamlar ifade ettiği tartışılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarda makale hakkında yapılan yorumlar genellikle Kazakistan’ın ve Kazak lider Nur sultan Nazarbayev’in siyasi hayatı ile ilişkilendirilerek Kazakistan’ın uluslararası konumu ve rolü hakkında olmuştur. Maalesef makale hakkında yapılan yorumlar herhangi bir bilim dalı ve bilimsel metot kullanılarak analiz edilmemiştir. Bir yöntem ya da metot kullanılmadığı gibi makalenin söylev niteliği taşıyan önemli mesajları üzerine yapılan açıklamalar maalesef makaleye hak ettiği değeri vermesi bakımından yeterli olmamıştır. Bu nedenle Nur Sultan Nazarbayev’in makalesi makaleden öte bir söylev olarak kabul edilmeli ve makalede asıl irdelenmesi gereken meseleler hak ettiği şekilde izah edilmelidir. Bu gerekçe ile yola çıkarak Nur Sultan Nazarbayev’in “Bozkırın Yedi Özelliği” adlı makalesinin içerik ve verdiği mesajlar bakımından detaylı bir incelemeye tabi tutularak bu inceleme yazısının yazılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Doğasıyla Çatışan değil Uzlaşan bir Kimlik ve Yeni Kazakistan
Nazarbayev’in makalesini değerlendirebilmek için Nazarbayev’in kişiliği ve Kazakistan’ın güncel durumu göz önünde tutularak değerlendirmeler yapılmalıdır. Doğru bir değerlendirme yapabilmek için burada irdelenmesi gereken ilk mesele Nazarbayev’in kişiliğidir. Ancak kişilik incelemeleri psikolojinin alanına girmekle beraber Nazarbayev kişiliğinin bizi ilgilendiren yanı daha çok liderlik özelliği ve ait olduğu Bozkır kimliğidir. Nazarbayev kişiliği Avrasya stepleri ya da Avrasya Bozkırı olarak adlandırılan coğrafyanın sosyo-kültürel değerleri temelinde oluşmuştur. Ne istediğini kesin olarak bilen, aksakal adını sonuna kadar hak eden bilge kişiliğinin yanı sıra üst düzey bir siyasi aktördür. Aktör dememizin sebebi ise siyasi süreçleri kontrol edebilen, mantık temelinde ilişkiler kuran ve siyaseti kurallarına göre oynayan bir lider olmasındandır. Nazarbayev’in yöneticiliği karizmatik bir lider olması vasfına da haiz olması nedeni ile “önder” olma niteliği taşımaktadır. Sert ama bir o kadar da yerine göre yumuşak mizacını eş zamanlı gösterebilen Nazarbayev, kendi kimliğini çok iyi bilmektedir. Sovyetler Birliği Dönemi’nde Kunayev’in Komünist Parti genel sekreterliğinde başbakanlık görevini üstlenen Nazarbayev Gorbaçov ile de yakından çalışmış bir isim olarak öncelikle Sovyet siyasi kültürünün yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Dahası bu kültürün içerisinde siyasi bir rol üstlenmiştir. Ancak kendi kimliğini ve köklerini aldığı ya da köklerine ve kimliğine kaynak olan Bozkırı ve Bozkırın sosyal kültürel değerlerinden kopmamıştır.
Geleneksel bozkır[MŞÖ1] sosyal kültürel değerlerine mensup bir aileden gelen Nazarbayev, ailesinden gelen kültürel değerleri ve gelenekleri kendi kimliğinde korumuştur. Sovyet idarecisi olması ya da komünist rejim altında yaşamış olması onu kendi kimliğinin görünen ya da görünmeyen tarihinden koparamamıştır. Çünkü o, zaman, mekân ve olaylar arasında bağ kurarak kendi kimliğinin görünmeyen erken köklerine de sahip çıkmıştır. Metalürji eğitimi dahi coğrafya-kader ilişkisine bağlı olarak bozkırdan aldığı değerleri kendi kimliğinde zaman, mekân ve olaylar çerçevesinde bütünleştirmiştir. Bu durum doğanın kaçınılmaz diyalektiği olsa da Nazarbayev’in kişiliği ile son derece uyumlu olmuştur. İnsan yaşadığı doğaya önce ayak uydurmak sonra o doğayı tasarlamak durumundadır. Ancak kendi doğasını tasarlarken doğadan aldıkları ile kendi kimliğini oluşturmak ve de akabinde bu kimliğini ait olduğu doğasına yansıtmak durumundadır. Bunun nedeni ise önce doğanın insanı sonra da insanın doğayı dizayn etmesidir. Nazarbayev, doğadan ve atalarından aldığı değerleri hem genetik yollarla bilinçsizce edinmiş hem de yaşam içerisinde üstüne katarak aktif olarak sahiplenmiştir. Bu nedenle Bozkır kültüründen gelen bir insan olması onun kişiliğinin de bu yönde olmasına neden olmuştur. Sert ve yumuşak mizaç, kararlılık ve hedeflerini kesin olarak bilen bozkır tipi birey atalarına ve geleneklerine de sahip çıkmaktadır. Göçebe tarzı Sosyo-Ekonomik kültürün unsurları Kazak bozkırlarında egemen bir kültür olduğu gibi bu kültürel değerler temelinde Nazarbayev nereden geldiğini bilen bir birey olarak nerde durması gerektiğini bilmiş ve nereye gideceğini de çok iyi kestirmiştir. Atalarının coğrafyasında atalarını örnek alarak onlara meslektaş olan Nur Sultan Nazarbayev, metalürji eğitimi alarak bir zamanlar demiri ve diğer madenleri işleme sanatına sahip olan bozkır sosyal hayatı kimliğini bu sayede kendi kimliğine işlemiştir. Bu mesele içinde yaşanan coğrafyanın kendi koşullarının Nazarbayev’in kimliğine tezahürü olarak görülmelidir.
Doğru bir değerlendirme yapabilmek için ikinci bir mesele ise Kazakistan Cumhuriyetinin hangi süreçlerden geçerek nasıl bir ülke hâline geldiğidir. Siyasi hayatında bir dâhi olan Nazarbayev, Kunayev’den sonra Kazakistan’ın lideri ve bağımsız Kazakistan’ın önderi, reisi olmak gibi çok önemli tarihi misyonları küresel sistemin nereye ve nasıl gideceğinin bilinmediği bir dönemde yapmıştır. Kunayev’in bile Kazakistan bağımsız olursan ne yaparız” dediği bir döneme liderlik vasfı ile ortaya çıkmış bir liderdir.[1] Bugün Kazakistan Sovyet sonrası coğrafyada parmak ile gösterilen, uluslararası sistemin ve de bölgenin denge unsuru bir ülkesi olarak hem iç Asya hem Avrasya için büyük bir öneme sahiptir. Tarihi ipek yolunun önemli bir merkezi olan Kazakistan modern ipek yolu projesinin de merkez ülkesi konumundadır. Tüm bu nitelikleri ile Kazakistan çok önemli bir konuma sahip olduğu kadar çok zor zamanlarda kendi kimliği üzerine böyle bir ulus inşasında Nazarbayev in rolü çok önemlidir.Başarısının sırrı ise hiç şüphesiz yaşadığı coğrafya ve coğrafyanın tarihi ile çatışan değil uyuşan bir kimliğe sahip olmasından kaynaklanır.[2]
Sadece Önde Giden Değil Yol Gösteren Bir Lider
Peki, Nazarbayev yaşadığı topraklara, tarihi ve kültürel miraslarına nasıl sahip çıkmaktadır? Bu sorunun birçok cevabı bulunmakla beraber cevaplar arasında en mühim olanı kimi zaman konuşmaları ile kimi zaman ise yazdığı makalelerle vermiş olduğu mesajlardır. Nazarbayev’in çok farklı zamanlarda yaptığı konuşma ve söylevleri mevcuttur. Nazarbayev’in daha önce yazdığı “Geleceğe Bakış: Toplumsal Bilincin Modernizasyonu” adlı makalesi bunlar arasında önemli olanlarındandır. Aslında Bozkırın Yedi Özelliği adlı makale bu makalesinin devamı ve sonuç bölümü olarak değerlendirilmelidir. Geleceğe Bakış ve Toplumsal Bilincin Güncellenmesi ile Bozkırın Yedi Özelliği makaleleri aslında aynı amaç için yazılmış çalışmalardır. İlk makale Kazakistan için hedefler koyarak Kazak liderin ulusal bilincin genlerde ve kültürel değerlerde saklı olan kodlarına sadık kalarak yenilenmesi ve uluslararası sistemde Kazakistan’ın itici güç olan ülkeler arasında girmesini amaçlamıştır. Bu amaç için Kazakistan’ın dış dünya ile olan ilişkilerde yeniden konumlandırılmasını belki de bu yerin rehabilite edilmesi için yapılması gerekenleri gerekçeleri ile anlatılmıştır.
İkinci makale ise Kazak ulusunun modernizasyonunu sürecinde Kazak halkının yeni eğilimleri ve olması gerekenler hakkında verdiği mesajlar bulunmaktadır. Kazak halkı Sovyet sonrası süreçte kendi kimliğini yeniden bulma aşamasında Nazarbayev gibi bir bilge liderin yönlendirmesi ile kendi sosyal hayatına yön vermiştir. İslam ve Kazak toplumu, Modern dünya ve Kazak toplumu gibi kurgulamaları karşılaştırmalı temelde ilişkilendirmek sureti ile topluma toplumla uyuşan, kendi gelenekleri ile çatışmayan ilişki biçimini izah etmiştir. Bu sayede Kazak toplumunun gündelik sosyal ve siyasal sorunlara çözüm bulunmuş toplumsal ve kültürel şoklara ve krizlere zemin verilmemiştir. Bu sayede sosyolojik meselelerin çözümünün de önü açılmıştır. Ancak Nazarbayev’in son yazdığı makale gündelik meseleleri çözmekten ziyade yeni ulusun modernizasyonu ve belki de kazak toplumunun gelecek bin yılına[3] şekil verecek stratejik ilkelerin temellerini belirlemiştir. Bu nedenle çok daha farklı ve önemli olduğu gibi Kazak halkına öğütlerden oluşan büyük bir vasiyet bırakmaktadır.
Bu önemin yanı sıra Kazak toplumuna Bozkır kimliği üzerinden verilen bu mesaj Avrasya ve Asya bozkırları ile sınırlı kalmamış farklı coğrafyalarda karşılık bulmuştur. Türkiye de bu coğrafyalardan biridir. Bu bakımdan ulusal görünen bu makale içeriği ve etki sahası bakımından Türk dünyasında ve Bozkır kültürü etki sahasını da kapsayarak uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Diğer yandan bu nitelikte bir makalenin yayımlandığı dönem çok önemlidir. Kazakistan bağımsızlığının 27. yılı, Kazakistan’ın Kril alfabesinden ayrılma kararı alması ve de Gökbörünün Kazak Tengesinde basılması gibi Kazak tarihi ve ulusu için önemli sembolik değerlerle eş zamanlılığı tesadüf değildir. Bu hamlelerin tamamı bozkır kültürünün ve tarihinin Kazak Kimliği ile bütünleştiren unsurlardır. Bu nedenle Kazak lider Nur Sultan Nazarbayev’in makalesini değerlendirirken bu sayılan ilkeler ve bakış açıları göz ardı edilmemelidir.
Bozkırın Yedi Özelliği/Kimliği
Makale aslında iki ana bölümden oluşmaktadır. Makalenin birinci bölümü mekân ve zaman ilişkisi temelinde olan ulusal tarih ikinci bölüm ise modernizasyon için koyulan hedeflerden oluşmaktadır. I. Bölümde Nazarbayev Bozkırın kimliğini ortaya çıkarak tüm tarihi kaynaklara atıfta bulunmaktadır. Makalenin ilk bölümü tarihi kimliğin önemli meselelerinin tespitlerine dair iken ikinci bölüm yapılan tespitlerin Kazak Ulusunun geleceği için yapılması gerekenlere ayrılmıştır. Bu nedenle birinci bölüm tarihi tespitler ikinci bölüm ise uzun vadeli hedefler adına yapılması gerekenlere ayrılmıştır.
Makalede değerlendirilmesi gereken ilk nokta makalenin “Büyük Bozkırın Yedi Özelliği” adını almasıdır. Tabi ki bu adlandırma tesadüfi bir seçim değil bilinçli olarak kurgulanmıştır. Ancak bu adlandırmayı açıklayabilmek için öncelikle Büyük Bozkırı ve Bozkırı tanımlamak durumundayız. Nazarbayev’in Büyük Bozkır olarak ifade ettiği coğrafyanın sınırlarını çizmek oldukça zordur. Bu zorluğun nedeni ise Bozkır tanımlamasının hem coğrafi olarak hem de kültürel olarak yapılmak zorunda olmasıdır. Biz öncelikli olarak coğrafi tanımlamayı yapmalıyız. Ancak coğrafi tanımlama yapabilmek için önce Asya ve Avrupa’nın sınırlarını çizmemiz gerekmektedir.
Bilindiği üzere Don Nehri tarihi adı ile bilinen Tanaisi Nehri modern dönem dünyasının Avrupa ve Asya sınırını belirleyen en önemli coğrafi unsurudur. Bunun yanı sıra Kafkas Dağları ve Ural Dağları Avrupa-Asya sınırını çizen önemli coğrafi unsurlardır. Ural Dağları’nın batısı Avrupa, doğusu ise Asya sayılmaktadır. Bu sınırları çizen İsveçli asker ve seyyah Johann Von Strahlenberg’dir.[4] Ancak Asya bozkırları ya da stepleri açısında bakacak olursak Don Nehri’nin doğusu Asya Bozkırlarına dâhil edilmelidir. Bunun nedeni ise Don Nehri ile Ural Dağları arasında kalan Volga Platosu’nun Kazak Bozkırının devamı niteliğinde olmasındandır. İç Asya’nın en büyük platosunu bu açıdan iki ayrı kıtaya ayırmak yanlış olacaktır. Kıtasal olarak iki ayrı kıtada olsalar bile Bozkır olarak tek bir coğrafyadır. Dahası günümüzde Avrasya olarak tanımlanan coğrafyanın kuzey kısmı tam olarak bu bölgelerdir. Bu bakımdan Don Nehri ile başlayan Asya bozkırları pasifik ikliminin etkisinin olduğu Mançurya’ya kadar devam ederken Kuzeyde tundra ve taygaların başladığı alanlara kadar yayılır. Güney batıda ise Hazar ve Tanrı dağları arasında kalan batı Türkistan ve Çin Türkistan’ı İç Asya bozkırlarını oluşturmaktadır. Güneyde ise Himalaya dağ sisteminin İran, Pakistan ve Afganistan üzerinden geçen kısmı olarak tanımlanmalıdır. Coğrafi olarak Nazarbayev’in Büyük Bozkır bu şekilde tanımlayacak olursak yanlış bir tanımlama olmayacaktır.[5]
Şekil 1 Büyük Bozkırın Avrupa ve Asya’da Yayılma Sahası [6]
Coğrafi tanımlamadan sonra daha karışık ve zor olan kültürel tanımlamayı yapmak doğru olacaktır. Ancak nasıl ki coğrafi tanımlamalarda kısmen de olsa bozkırın kendi sahasından çıktığı ya da sahasına giren bozkır olmayan alanlar mevcut ise kültürel sınırlarda da bu tanımlamalar mevcuttur. Bu duruma zaman ve mekân ektisinde gelişen git-gellere bağlı olarak med-cezir efekti diyebiliriz. Bu efekti yapan iki unsur bulunmaktadır. Birincisi zaman ikincisi ise göçebe toplumsal yaşam tarzıdır. İlk olarak zamandan bahsetmek doğru olacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki Yeniçağ öncesi Bozkır ile Yeniçağ sonrası arasında bozkır çok farklıdır. Dahası Yeniçağ, bozkırın ve kültürel değerlerinin yok olmaya başladığı bir süreçtir. Ancak daha öncesinde İslam dini ile tanışan Bozkır dünyası bu tanışmadan sonra çok farklı bir süreci yaşamıştır. Bu bakımdan Bozkırın kültürel sınırlarının şekillenmesi hem tek tanrılı din olan İslam hem de zaman ile doğrudan ilişkilidir. Bozkırın tek tanrılı din ile tanışması ticaret yollarının etkisi altında ve şekillendirmesi ile olmuştur. Bozkırın sağladığı barış ve huzur ortamı ticareti, şehirleşmeyi, bilimi ve sanatı olumlu yönde etkilemiştir. Din ise Bozkır kimliğinin Bozkır kültürel değerlerine eklenen din olgusu ile yeniden kimliklendirilmesi ve buna bağlı yeni bir kültürel değer oluşmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda doğası gereği din oluşturduğu etkileşim nedeni ile bozkırı kültürel olarak sınırlarını genişletmiş ya da din kendi sınırlarını genişleterek bozkıra girmiştir. Her iki durumda da alansal iç içe geçmişlik söz konusudur. Yine Bozkır kendi içerisinde çıkarttığı göçebe devletleraracılığı ile kendi kültürel sahasını doğuda Karpatlara kadar yani Avrasya bozkırlarının batı sınırlarına kadar güneyde ise Ortadoğu’ya ve Anadolu’ya kadar ve hatta Mısıra kadar yaymıştır. Bozkır kültürü bu nedenle zaman ve mekân eksenli etki sahasını değiştirmiştir. Ancak Orta Çağ ile beraber Bozkır kültürü önce etkisini kaybetmeye başlamış daha sonra Çin, Rusya ve İran gibi devletlerin kontrolü altında eritilerek yok edilmiştir. Orta Çağ itibari ile dünyanın önemli merkezi olmaktan çıkan Bozkır yaşam sitili küreselleşen dünyada eksen kaymasına bağlı olarak merkezi konumunu Batı’ya yani Avrupa’ya kaybetmiştir. Bozkır coğrafi ve kültürel olarak bu şekilde tanımlamak yeterli olacaktır.
Bozkırın bu şekilde sınırlarını çizdikten sonra ise Nazarbayev’in neden büyük bozkır dediği meselesi izah edilmelidir. Büyük Bozkır olarak nitelendirilmesinin nedeni iki şekilde izah edilebilir. Bunlardan ilki Bozkırın gerçekten fiziki olarak büyük olmasıdır. Bozkır erken dönem insanı için son derece sade (düzlüklerle) coğrafi yapılar olmasına rağmen bireyi zaman ve mekân çelişkisine itecek düzeyde karmaşıktır. Bu karmaşıklığın nedeni ise onun büyüklüğünden gelir. İnsan bozkırda yalnız kaldığında hayatta kalma şansı çok az olur. Yön tayini ve konumlandırma ihtiyaçlara göre değişir ve bozkırın dikte ettiği şartlara göre kontrolsüzce gelişir. Bozkırların yükselen hâkimleri ise Tanrı Dağları ve Altay Dağları gibi yüksek ve bir o kadar da ulu dağlardır. Bozkırın nehirleri ve dağları, Bozkırın ihtişamına kaynak olacak kadar büyük ve etkileyicidirler. Bozkır uçsuzluk, bozkır sonsuzluk ve onu tanımayanlar için umutsuzluk olur. Ufukta görülen şey Bozkırın gök ile bütünleştiği çizgi kimi zaman insana umutsuzluğu aşılar. Asya bozkırları ve özellikle en büyüklerinden biri olan Kazak bozkırları uçsuz bucaksızdır. Hudut çizilmeyen bu geniş coğrafyalar tam da bu nedenle insanın Bozkırda tutunması, hayatta kalmasını zorlaştırır. Ancak bozkırda hayatta kalmak imkânsız değildir. Bireyin bozkırda hayata tutunabilmesi için Bozkır koşullarına adapte olması gerekir. Bu nedenle büyük bozkır ifadesi bozkırın coğrafi yapısı üzerinden bu şekilde izah edilebilir.
İkinci olarak ise Bozkırlar büyüktürler çünkü uçsuz bucaksız coğrafyaların binlerce yıllık insanlık tarihi adına içinde barındırdıkları bakımından zengindirler. Henüz bilmediğimiz ve yıllarca netleştirilemeyecek kadar zengin kültürel mirasa sahip bozkırlar manevi ve maddi barındırdıkları neden ile de büyüktür. İnsanlık tarihi arkeolojik ve antropolojik çalışmalar ile her geçen gün daha da derinleştikçe bozkırların büyüklüğü daha açık olarak görülmektedir. Toplum ile Bozkır arasında olan etkileşim[7] göründüğünden çok daha derin ve çeşitlidir. Bozkır kültürleri derinliğe bağlı olarak henüz tam manası ile öğrenilememiştir. Bu nedenle de Büyük Bozkır demek doğru olacağı gibi Nazarbayev’in makalesini de Bozkırların derinlikleri ölçüsünde irdelemek gerekir. Her iki durumda Nazarbayev’in Bozkırı büyük olarak nitelendirmesi içeren haklı sebeplerdir.
Sıradaki mesele ise makaleye adını veren “Bozkırın 7 özelliği” başlığının irdelenmesidir. Bozkır tanımlaması sınırları ve büyüklüğü makale için önemli bir yer etmekle birlikte asıl mesele 7 özelliğin ne olduğu ve neyi ifade ettiğidir. Burada Nazarbayev’in asıl ifade etmek istediği şey özellikten ziyade bozkırın 7 kimliğidir. Bu kimlik bozkırın objektif olarak değerlendirilmesinin sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu kimlik bozkır ve sakinlerinin Kazak ulusuna mirasıdırlar. Bu nedenle 7 özellik aslında sadece bozkırı tanımlamıyor aynı zamanda bozkırı kimliklendiriyor. Nazarbayev 7 özelliği anlatırken aslında Bozkıra has 7 kimliği ön plana çıkarıyor. Bu sayede Nazarbayev Ortaçağda başlayan erozyonla Yeniçağ’da kaybolan bozkır kimliğini yeniden canlandırıyor.
Bu canlandırmayı yaparken ise Nazarbayev makalesinin girişini Bozkır kimliğine sahip bilge bir lider olarak sadece siyaseten değil felsefi olarak yapmıştır. Mekânı tüm eşyanın, zamanı ise tüm olayların ölçüsü olarak değerlendiren Nazarbayev, mekan ve zamanın ufukta birleşmesini ise ulusal tarihin başlangıcı olan mükemmel bir aforizma olarak tanımlamıştır. Nazarbayev bu felsefi yaklaşımı ifade ederken mekân, zaman ve madde üçlüsünün bütünlüğü ve birbirine olan bağımlılığına atıfla yapmıştır. Teorik olarak bunlardan birinin olmaması zaten diğerlerinin de olmasını mümkün kılmazdı.[8] Erken dönem bozkır insanı için umutsuzluk olan ufuk çizgisi, göğün kutsallığı ve bozkırın büyüklüğü Nazarbayev için ulusal tarihin başlangıcı olmuştur. Bu bakış açısı Nazarbayev’in Bozkır felsefesine ne denli inandığını da bizlere göstermektedir. Bu nedenle zaman ve mekân arasında felsefi bir ilişki kurarak Bozkır ile ilişkilendirmiştir. Benzeri bozkır felsefesi yine bilge bir lider tarafından büyük bozkıra ve insanlığa miras olarak bırakılmıştır. Bilge Kağan tarafında Kültigin anıtlarına yazılan “zamanı tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için doğmuş /türemiş” ifadesinde zaman, tanrı ve insan arasında benzeri bir ilişki kurmuştur.[9] Her iki liderin neredeyse 1500 yıllık zaman farkına rağmen ortak felsefi bakış açılarına sahip olmaları sadece Bozkır ve Başbuğluk çerçevesinde izah edilebilir.
Nazarbayev bu ilişkiyi doğrudan felsefileştirmek için değil aslında toplum ve doğa arasında var olan jeoekolojik ilişki üzerinden medeniyetleri ve köklerini açıklamak için yapmıştır. Hatta bunu bilimsel bir araştırma metodu olarak kendi makalesinde ifade etmektedir. Aynı yöntemler başka milletlerin tarihlerini de örnek olarak göstermiştir. 1000 yıllık tarihi süreçler içerisinde bu milletlerin yaşadıkları coğrafyaya ve ulaştıkları medeniyet düzeyi arasında ilişki kurarak jeoekolojik bakımdan değerlendirmektedir. Diğer yandan tarihi süreçleri yani zamanı ve milletlerin zaman içerisinde elde ettikleri kazanımları tarihi süreçler içerisinde kaynak olarak göstermektedir. Kaynak göstermesindeki gerekçe ise her milletin meşruiyetini kendi mekân ve zaman ilişkisi içerisinde yaşadığı olaylar ve tarihi birikimleri sayesinde kendi meşruiyetini kazandığına atıf yapmasındandır. Tam olarak bu meşru kaynakları öğrenmek adına ulusal tarihin ve tarihin öğrenilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bunu yaparken tarih içinde retrospektif bakış açısı ile meşruiyet kaynaklarını yeniden tespit etmeyi amaçlamıştır. Yine bunu gerçekleştirebilmek için bilimin yüksek imkânlarını kullanarak Kazak tarihini parçalamadan bir bütün olarak irdelemek gerektiğini belirtmektedir. Bütünlüğü bozmadan Kazak tarihini öğrenilmesinin gerekliliğini ise sebepleri ile açıklamaktadır. Bu gerekçelerden birincisi Kazak ulusunun etnik köklerinin oluştuğu topraklarda tarihteki ilk devlet yapılanmalarının olduğudur. İkincisi ise yine bu topraklarda birçok kültürel edinimin dışarıdan Bozkıra getirilmediği tam aksine bu topraklarda keşfedilip Kuzey-Güney ve Doğu-Batı yönlü dağıldığıdır. Son olarak ise tarihi araştırmalar kapsamında Kazak bozkırlarında yaşayan atalarının yüksek teknolojiyi kullanan ve geliştiren bir millet olarak tarihi süreçler içerisinde düzenli olarak kullandığını ve dünyaya transfer ettiğini anlatmaktadır. Bu nedenle meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için tarihi bütünlüğe sadık kalınması gerektiğini ifade etmektedir. Bu bakış açısı kimlik ve meşruiyet kaynağını Bozkıra dayandıran yaklaşım açısından da son derece doğrudur. Bozkır hem fiziki hem de kültürel açıdan zaman içerisinde kendine ait bir bütünlük ile gelişim göstermiştir. Bu nedenle bütünlüğü parçalamak meseleyi anlamayı kolaylaştırmayacağı gibi tam aksine zorlaştıracaktır. Ancak bütünün parçalarının değerlendirilmesi tümevarımı sağlaması bakımından önemli olacaktır.
Nazarbayev Kazak tarihine bakışını makalesinin ilk bölümünde meşruiyeti sağlayan unsurları birer birer açıklamaya ayırmıştır. Nazarbayev, mekân, zaman ve olay ilişkisi üzerinde kurguladığı bilimsel yaklaşımına sadık kalarak meseleyi izah eden Kazak ulusunun etnik kökenlerinin çok daha eskiye dayandığını, Avrupa merkezli tarihi bakış açılarının Saka, Hun dahil olmak üzere Ön Türklerin Kazak ulusunun etnik kökleri olduğunun görülmesine mani olduğunu belirtmiştir. Bu söylemi ile Avrupalılar tarafından yazılan tarihi eleştirirken doğruların çok daha farklı olduğunu belirtmiştir[U2] . Bu nedenle makalenin ilk bölümü Kazak tarihini ve Kazakistan ulusal meşruiyetini bozkır kültürü temelinde mekan, zaman ve olay üçlüsü çerçevesinde meşruiyet kaynaklarını belirleyen ve ulusu gelecek yüzyıllara taşıyacak olan modernizasyonun yapılması için gerekli tespitler barındırması nedeni ile çok önemlidir. Dahası Nazarbayev, bu iddiasında son derece haklıdır da. Sovyet Rus tarihçileri Türk tarihini eski Türkler adı ile Göktürkler ile başlatırken Batılılar yine Orhun abidelerini baz alarak Türk tarihini tarihte Türk adı ile kurulan ilk Türk devleti ile başlatırlar. Oysa günümüz tarih bilimi Türk devlet tarihinin kültür ve medeniyetinin Göktürklerden çok daha eskiye dayandığını delilleri ile ispatlamaktadır. Hun imparatorluğu hem doğuda hem batıda kurulmuş en eski Türk imparatorluklarından biri olduğu gibi yeni bulgular Türk kültür ve medeniyetinin henüz net olarak M.Ö 2500’lere kadar gittiğini göstermektedir.[10]
Şekil 2 Buz Prensesin bulunduğu tabut Şekil 2 Prensesin üzerinde bulunan mitolojik hayvan figürü
Makalenin daha sonraki bölümünde Nazarbayev Bozkırın 7 özelliğini tüm söylemleri için argüman olarak göstermektedir. Mesela bu 7 özelliğin birleşerek Kazak ulusunun kimliğini oluşturduğuna atıfta bulunmaktadır. Bu yedi özelliğin Bozkırın sıradan göçebeliğe dayanan yaşamsal düzlemlerden ibaret olmadığını insanlık birikimlerine çok şey kattığını medeniyetin bu topraklarda da bulunduğunu ve hatta insanlık tarihine yön verecek kadar da etkili olduğunu ifade ediyor. Bu söylemi ile aslında Kazak ve Bozkır kültürüne sahip milletlere bir özgüven aşılamaktadır. Kazak ulusunun sadece göçebe kültüre dayalı basit bir yaşama sahip olmakla nitelendirilmesine karşı ispata dayalı bir savunma yapmaktadır. Buna benzer bir öz güven aşılma sürecini Osmanlı Devleti sonrası süreçte Türk milleti için Mustafa Kemal Atatürk kullanmıştır. Batılılar ve onların Türkiye’deki ideolojik yandaşlarınca sürekli olarak medeni olmamakla suçlanan, aşağılanan Türklere öz güven vermek için söylevlerinde Türk milletine ve derin tarihine ve de kültürel kazanımlarına atıflar yapmıştır. Türk milletinin zeki olmasına, çalışkanlığına, cesaretine ve yüksek medeniyet kurabilecek kapasitesine atıfta bulunan Atatürk, bunu tesadüfi olarak değil tam olarak yeni bir ulus inşası sürecinde yapmıştır. Bu bakımdan zaten Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek aldığını ifade eden Nazarbayev[11] söylemleri ile Atatürk söylemleri arasında hem ulusal tarihi süreç hem de maksat bakımından benzerlik vardır. Bu paralellik ise her iki liderin de Başbuğ olma özelliğinden kaynaklanmaktadır.
İkinci olarak ise Kazak lider at binme kültürüne atıfta bulunmuştur. Atın evcilleştirilmesi ve atın hem ulaşım hem taşımada hem de savaş aracı olarak kullanılmasının insanlığa büyük bir kazanım sağladığını belirtmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki atın evcilleştirilmesi ve atın bozkırla insan arasındaki uyumunu arttıran sosyal ve kültürel etkisi aynı zamanda tüm Turan kavimlerinin medeniyet inşasının da temeli olmuştur. Bu nedenle hem tüm Türk halkları için hem de tüm uluslar için devrim sayılmalıdır. En az Sanayi Devrimi kadar tüm dünyayı etkileyen o dönem için önemli bir gelişmedir. Sanayi Devrimi nasıl İngiliz milleti ile anılıyorsa At Devrimi de Türk milletleri ile anılmaktadır. Başka bir deyişle bozkır devletleri at sırtında yükselerek medeniyetlerini kurmuşlardır. At sırtında yükselen medeniyet at sırtında savaşmayı bilen ve çok iyi derecede ok kullanan savaşçıların marifetleri ile yükselmiştir. Savaşçı geleneklerin oluşması ve diğer milletler üzerinde üstün olunmasına bağlı olarak egemen devletler ve siyasi teşkilatlanmalara yol açtığını anlamamız gerekiyor. Diğer yandan bu icatların ve buluşların ateşli silahlar çağına kadar küresel savaş metodu olarak kullanıldığını ve bu topraklardan dünyaya yayıldığını ifade etmiştir. Bu yeni bir teknolojinin sosyasl, siyasal ve askeri alanlarda innovatif bir gelişme olarak insanlığa sunulması ve gelecek medeniyetlerin öncülüğünü yapması bakımından değerlendirilmelidir. 1993 yılında Ukok prensesi, Altay Prensesi, Ak Kadın gibi isimlere sahip Türk prensesinin mezarında çıkan eşyalar, süslemeler ve prensesin kıyafetleri ve özellikle çizmeleri modern dönem ürünlerini aratmayacak düzeyde önemlidir.[12] Bugünün teknolojisini aratmayan kıyafetlere ek olarak eğerlermiş atlar ve mezarda bulunan tabut, Nazarbayev’in yüksek medeniyetini en bariz işaretleridir. Diğer yandan bu prensesin vücudunda bulunan mitolojik hayvan figüründen yapılmış dövmenin M.Ö 2500 olarak tarihlendirilmesi Bozkır milletlerinin aslında bilinenden daha eskiye giden bir maddi kültüre sahip olduklarına işarettir. Bu bakımdan Nazarbayev haklı olduğu kadar söylemlerini daha eskiye götürecektir de[U3] .
Nazarbayev maden çıkarmak ve metal işlemeciliğinin Kazak topraklarından çok eski dönemlerden bu yana yapılmasını ise Bozkırın ikinci kimliği olarak sunmuştur. Metal mühendisi olan Nazarbayev Kazak topraklarının zengin maden yatakları ile yani Bozkır ile uyumlu kimliğini burada da göstererek hem kendi sadakatini hem de yükselen medeniyetin temellerini bize göstermektedir. Altın ve demir başta olmak üzere değerli metallerde süs eşyalarının yapılması ya da yaşamsal ihtiyaçlara cevap verecek eşyaların yapımında aktif olarak kullanılması yüksek bir medeniyetin ürünüdür.
Üçüncü kimlik olarak ise Bozkırın her yerinde ve her türlü kişisel eşya ya da insan vücudunda dövme olarak bile karşımıza çıkacak olan hayvan figürleridir. Bozkır insanın doğa ile olan etkileşiminin dili bu hayvan figürleri ile anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bakımdan bu kimlik hem bir sanat hem de iletişim dili olarak Nazarbayev tarafından dikkatlere sunulmuştur. Doğanın sembolize edilmesi süreci sanatsal bakış açısına ve halk kültürüne zenginlik katmıştır. Doğanın sembolize edilmesi estetiğe de etki etmiştir.
Bir diğer önemli argüman ise Altın elbiseli adam olarak bilinen ve belki de ilmi açıdan düşünüldüğüne gerçekten hâlen hak ettiği değeri Türk dünyasında bile bulamayan büyük savaşçı Bozkır medeniyetini ve tarihinin en büyük sembollerinden biri olarak görmektedir. Altının işlenmesi ve üzerine yazı yayılması bozkır medeniyetinin estetikte de ne kadar ileri bir medeniyet olduğunu göstermemiştir[U4] . Savaşçı liderin ne kadar önemsendiğini göstermesi bakımından da önemli olan bu elbise ölü gömme adetlerinin ne kadar derin ritüellere sahip olduğunu da ispatlamaktadır.
Altaylar ise Nazarbayev’in makalesinde özel bir yere ve öneme sahiptir. Altayları Türk dünyasını Türk medeniyetinin beşiği olarak nitelendirmektedir. Altay coğrafyasının bozkırlar tepesine inşa edilen göğün bozkır ile fiziki yegâne bağlantısı olan, coğrafyanın hem güzelliğine hem de yaşam biçimine olan etkisini detaylandırmaktadır.
İç Asya’nın yerleşik yaşam tarzı bilim sanat ve kültürde Bozkırın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Türk milletlerinin göçebe ve yerleşik yaşam tarzlarını simbiotik olarak bir arada tutuğuna ve bilim dünyasının Farabi ve Hoca Ahmet Yesevi gibi ilim insanlarını hediye ettiğini belirtmiştir. Dahası Türkistan coğrafyasında yerleşik hayata bağlı olarak gelişen bilim, kültür ve sanatın Türk dünyasının göçebe yaşam sosyo-kültürel yapısını şehirleştirerek bilim, sanat, kültür ve mimari gibi çok bakımdan zenginleştirmiştir. Dünyanın çok iyi tanıdığı Hoca Ahmet Yesevi ve El Farabi bu yerleşik yaşamın önemli isimleri olarak Türk ve Müslüman dünyasının ilmi temellerini atmışlardır. Nazarbayev bu bakış açısı ile aslında tarihte tekerrür eden bir gerçeği gün yüzüne çıkartmaktadır. Hoca Ahmet Yesevi’nin doğduğu Yesi Türk tarihinde önemli bir merkez olarak bilinmekle beraber Yesevi de bu şehrin bilinirliğine bilinirlik katmıştır.[13] Bu nedenle Nazarbayev bu ve benzeri şehirleri yeniden aslına uygun olarak inşa etmeyi planlamaktadır. Bu proje şehrin sadece maddi olarak inşaası değil aslında şehrin manevi ruhunun yeniden canlandırılarak bilimin, sanatın, kültürün ve felsefenin başkenti olarak yeniden dirilişi sağlamayı amaçlamaktadır. El Farabi’nin doğduğu Otrar şehri de yine benzeri bir misyona sahiptir.
Bozkırın bir diğer kimliği olarak ipek yolu belirtilmiştir. İpek Yolu doğu ve batı, kuzey ve güney arasında sadece ticari bir güzergah değil bu yönler üzerinde bilginin, kültürün ve belki de sanatın etkileşim yolu ile transferini sağlayan bir bağlantı olmuştur. Bu bakımdan İpek yolu somut güzergâhlar üzerinde soyut kavramların taşındığı belki de küreselleşmenin ilk ve en büyük ağıydı. Bu bakımdan Nazarbayev ipek yoluna medeniyetleri ve toplumları bir birine bağlaması nedeni ile özel bir önem atfetmiştir. Buna ek olarak Türk devletlerinin ipek yolu ve Avrasya’da olan hâkimiyetinin, kültürel ve ticari kalkınmanın da sembolü olmuştur. At, ok-yay ve İpek Yolu gerçekten Türk dünyası kültür ve medeniyetinin yükselmesindeki en etkin araçlardır. Bu nedenle Nazarbayev için İpek Yolu sıradan bir ticaret yolundan çok daha fazlasıdır.
Nur Sultan Nazarbayev için Kazakistan’ın elması ve lale bitkisi büyük önem arz etmektedir. Aladağları Lalenin ve Elmanın anavatan olarak gören Nazarbayev bunun bilimsel olarak ispatlandığını ifade etmektedir. Kazak Başbuğu kendi ülkesinin nimetlerine büyük önem ve kıymet atfetmektedir. Doğanın toprak vasıtası ile sunduğu zenginlikleri milli kimliğin bir parçası yaparak bu kıymeti de bizlere göstermektedir. Onun için aslolan elma ya da lale değil, o elma ve lalenin Aladağlarda yetişiyor olması ve bunu kendi kültürünün ve kimliğinin bir parçası olarak görmesidir.
Yine Kazak lider Hunlar, Göktürkler, Altınordu ve Kazak hanlığına atıfta bulunarak devlet köklerini ve devlet geleneğinin köklülüğüne atıfta bulunarak Kazak devlet tarihini derinleştirmektedir. Bu derinleştirmeyi sık sık konuşmalarında da ifade eden Nazarbayev’in buradaki amacı siyasi teşkilatlanmanın köklerine inerek modern cumhuriyete hem ek meşruiyet kazandırmak hem de ulusa özgüven aşılamaktır.
Makalenin buraya kadar olan kısmı tespitlere dayalı iken bundan sonraki kısmı bu tespitler doğrultusunda yapılması gerekenleri konu alan talimatlar içermektedir. Burada her şey çok daha sade ve anlaşılır olmakla beraber kısaca değinmekte fayda görülmektedir. Bu talimatların başında ilk olarak Arşiv 2025 adlı projenin vatanperverlik eğitimi için kullanılması ve bunun ilkokul çağlarında başlaması gerektiği bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı kendi kimliğini daha iyi tanıma ve kendi kimliğini gelecek nesillere aktarmaktır. Materyallerin toplanması ve ulusal kimliğin gelecek nesiller aktarılması adına da önemli bir çalışmadır.
İkinci olarak ise Nazarbayev kültüre ve felsefi alanda Bozkırın değerleri olan büyük şahsiyetlerin yine milli sisteme dâhil edilmesi ve rol model isimler olmasını istemektedir. Hatta bu konuda diğer ülke ve milletlerin büyük şahsiyetlerinde örnekler vermektedir. Bunun uygulaması için ise açık hava parkının ve değerli şahsiyetlerin anıtlarının dikilmesini istemektedir. Büyük Bozkırın Büyük şahsiyetleri bir açık hava müzesi ya da ansiklopedisi olarak projelendirilmiştir. Yine önemli bilim ve sanat insanlarının yapılacak bir derleme ile kayıt altına alınmasını bilimsel bir çalışma olarak zaruri görmektedir.
Bir diğer proje ise Kazak ulusunun da kendi köklerini bulduğu Türk menşeine atıftır. Bu madde açıkça Türk kökenli milletlerin Kazak topraklarını Türklerin ata toprakları olarak belirtmiştir. Bu nedenle “Türk Medeniyeti: Kaynaklarından Günümüze” adlı bir Türk dünyası çalışması yapılmasını ön görmüştür. Bunun için 2019 yılında dünya Türkologlar kongresi ve Türk milletleri kültürü günlerinin düzenlenmesini belirtmiştir. Burada iki önemli husus bulunmaktadır. Bu hususlardan ilki tek bir Türk dünyası ve medeniyetine yapılan atıftır. İkincisi ise bu medeniyetin fiziki olarak birbirine bağlanmasıdır. Son olarak ise Türk dünyası için büyük önem arz eden Türkistan’ın bölgesel değil uluslararası bir anlam taşımasını sağlama hedefi olmuştur. Türkistan’ın bölge olmaktan çok uluslararası bir konuma sahip olmasının amacı ise Türkistan’ın bir coğrafya olarak taşıdığı miraslar ve insanlık için yaptığı katkılardır. Ortak onlayn veri tabanlarının kurularak Türk medeniyetinin tek bir platform altında toplanması bu hedeflerin gerçekleştirmek için Nazarbayev tarafından yapılan tavsiyelerdir.
Bir diğer hedef olarak Nazarbayev Bozkır kültür ve medeniyetini tanıtan büyük bir müzenin kurulmasını göstermiştir. Tarihi şehir ve yerleşkelerin turizm maksatlı restore edilerek yeniden kurulması için çalışmalar yapılmasını isterken bin yıllık Bozkır folklorunun ve müziklerinin ve de Büyük Bozkır Motiflerinin derlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Diğer yandan Bozkır Kültürüne ait müzik ve enstrümanların da derlenerek korunmasının gerekliliğini belirtmiştir. Yüzey ve saha çalışmalarını yapılarak halkın folklorik değerlerinin araştırılması yine Bozkır ve Kazak kimliği için önemli tarihi birikimler olarak katkı sağlayacaktır.
Son olarak ise tarihin sinema ve televizyona aktarılması bu sayede Kazak ulusal tarihinin Bozkır ve insanlık tarihi içerisinde aralıksız olarak devamının belgelenmesi ve de tarihi süreçler içerisinde boşlukların kalmaması amaçlanmıştır. Nazarbayev bu çalışma ile Kazak tarihinin bütünlüğünü sağlamayı ve de karanlık noktaların kalmamasını amaçlamaktadır. Yine benzeri çalışmaların yeni nesillere çizgi filmeler yolu ile aktarılmasını istemiştir. Hatta bu nedenle Kazakistan’da Kültegin çizgi film olarak hazırlanarak yayınlanmıştır.
Sonuç
Makale Bozkır kimliği içerisinde Kazak kimliği ve Türk kimliğinin yerlerini de konumlandırıyor. Bu makale Kazak kimliğini mekân, zaman ve olay üçgeninde ortaya çıkarmakla beraber geleceğe yön vermeyi amaçlamıştadır. Geleceğe bakış makalesi ile birlikte düşünüldüğünde Kazakistan’ın tarihteki rolü ve gelecekte alması gereken roller anlatılmaya çalışılmıştır. Bu makale Nazarbayev’in Kazak ulusu için bağımsızlık sonrası süreçte attığı adımlardan alınan sonuçların olumlu olmasına istinaden yeni modernizasyon sürecine başlaması ve Kazak halkına özgüven aşılaması anlamında önemlidir. Makale aracılığı ile Nazarbayev ülkede belki de bir dönemin bittiğini artık Kazak ulusu için yeni bir dönemin başladığını faklı bir biçimde ifade etmektedir. Bu durum Kazak ulusunun, kimliğinin sosyal ve siyasal meşru zeminine Kazak liderin söylevi ve tarihten gelen yeni meşruiyet kaynaklarının geleceğe ve daha ileriye hamleler yapmayı mümkün kılması nedeni ile önemlidir. Bu nedenle kesinlikle sıradan bir makale olarak görülmemeli ve arkasında yatan önemli mesajlar tüm Türk dünyasınca dikkate alınmalıdır. Kazakistan kendi geleceğini bir ağaç gibi köklerinin büyüklüğü ile orantılanmaya çalışmaktadır. Nazarbayev köklerin derinliği ile orantılı bir geleceğe olan inancı nedeni ile olabildiğince kendi köklerinin derinliklerine inmektedir. Derinlik onun için daha yukarıya çıkmak için önemli bir aşamadır.
[1] Kunayev Nazarbayev’e 1992 yılında bağımsızlık günün merasimlerinde her şeyi doğru yapığını ve kendinsin bağımsız olununca ne yapılacağını bilmediğini kendisi ifade etmiştir. Nazarbeyv, Kunayev ile olan sohbetini bizzat kendisi anlatmaktadır. Bknz: https://www.youtube.com/watch?v=0RBLkj9uMII
[2] Modern kazak şerhleri dahi Bozkır kültürü için zayıf sayılabilecek olan mimari gelenekler üzerine inşa edilmektedir. Astana’da yapılan Han Çadırı bu eserlerden bir tanesi olarak Kazak liderin hem Bozkırla uyuşmanın hem de Bozkır kimliğine shaip çıkmanın en önemli işaretidir.
[3] Gelecek bin yıl dememizin nedeni Nazarbayev’in geçmiş bin yıldan örnekler vererek geleceği inşa etmesindendir.
[4] Johann Von Strahlenberg, Editor: Das Nord- Und Ostliche Theil von Europa und Asia, Sgezed 1975, Studia Uralo-Altaica VII.
[5] Daha detaylı bir tanımlama için bknz: İstvan Vasary, Eski İç Asya’nın Tarihi, Çeviren: İsmail Doğan, Ötüken Neşriyat 2007 İstanbul,
[6] Harita için Bknz: http://www.la.utexas.edu/dsena/courses/common/geography/historical/map-eurasiansteppe.html
[7] Jeokolojik bakış ya da inceleme Sovyet sonrası süreçte ancak geliştiği için Bozkırın derinliklerinde yatan tarihi miraslar henüz tam olarak öğrenilememiştir.
[8] Bu konuya birçok fizikçi ve özellikle Einstein zamanın göreceliliği adlı teorisinde yer vermiştir. . Bknz: ROBERT DISALLE, UNDERSTANDING SPACE-TIME The Philosophical Development of Physics from Newton to Einstein 173 sayfa
[9] O s m a n F i k r i S E R T K A Y A, Köl Tigin (K-10)’da Geçen Öd Teŋri ‘Zaman Tanrısı’ ile İlgili Fiili Yaşamak ‘Yaşamak’ mı, Yasamak ‘Tanzim Etmek, Düzenlemek’ mi, Yoksa Aymak ‘Demek, Söylemek’ mi Okumalıyız?, JOTS, 1/2, 2017: 55-63
[10] 2001 Yılında bölgeye yapılan gezide Ukok ( Ak Kadın-Hatun) prensesi Novosibirsk şehrindeki Sibirya ve Uzak Doğu Halkları Kültürü müzesinde görülmüştür. Prensese ait tabut ve diğer eşyalar halen etkileyici bir durumdadır. Buz prensesi olarak da adlandırılan bu bulgu Bozkır kültürünün Kurganlarda keşfedilen en önemli buluntularındandır.
[11] Nur Sultan Nazarbayev kendisini etkileyen liderlerden bir tanesi alarak tanımladığı Atatürk’ü örnek almaktadır. Özellikle Bağımsızlık sonrası yeni bir ulus inşası sürecinde Türk ulusunun olmak ya da olmamak gibi bir konjonktürde Atatürk’ün izlediği yöntemleri örnek almıştır. Basına verdiği demeçlerde ve belgesel filmlerinde bu konulardan bizzat bahsetmektedir. Bknz: Devlet Başkanı, Fond Pervovo Prezidenta Respublika Kazakstana, Lider Natsii, Belgesel Filmi, https://www.youtube.com/watch?v=3I2UB_0ADMU veya bknz: Kazakistan'da iktidardaki Nur Otan Demokratik Halk Partisi eski Başkan Yardımcısı Darhan Kaletayev, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü örnek aldığını kaydetti. Bknz: Akşam Gaztesi, 04 Aralık 2012 Salı
[12] Şekil 1 ve Şekil 2 de resimleri verilen bulgular bu prensese ait önemli birkaç bulgudandır.
[13] Hayati Bice, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, sayfa 54, UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevî Yılı anısına2016 – ANKARA
[MŞÖ1]Bu kelime bazı yerlerde büyük harfle başlarken bazı yerlerde ise küçük harfle yazılmış.
[U2]Burayada destekleyici bir bilgi ekle gümilev gibi türk tariihini sınrılı tutan çalışmalar
[U3]Buraya ayçanı ara sor foto var mı dövmmeli prensen ya da tilla hocayı
[U4]Altın elbisel adam kaynak bilgi