Buhara Mucizeleri: Ünü Dünyaya Yayılan Bir İnci


 01 Mayıs 2026


Şodman Suleyman [1]

Buhara’daki her eski tarihi eseri bir inciye benzetmek mümkündür. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış olan “Büyük Mescid” ya da “Mescid-i Büyük” adıyla bilinen mimari eser de büyük bir tarihe sahip yapılardan biridir. Bu eser, XVI. yüzyılın ikinci yarısında Buhara Hanı Abdullahon II’nin yakınlarından biri, yani saray arkadaşı olan ve Kulbobo adıyla tanınan bir vezir tarafından inşa ettirilmiştir.

Tarihin tanıklık ettiğine göre, Buhara Hanlığı’nın en gelişmiş ve en parlak dönemlerinden biri Abdullahon II’nin hüküm sürdüğü zamana rastlar. Buhara Ark’ının bugünkü görünümü, birçok kapalı çarşı kubbesi, medrese ve daha onlarca mimari eserin inşa edilmesi doğrudan onun adıyla bağlantılıdır.

Dikkat çekici olan ise, hanın çevresindeki ileri gelenlerin de onun izinden giderek Buhara’yı en güzel şehirlerden birine dönüştürmek gibi hayırlı bir işe katkıda bulunmalarıdır. Kulbobo da bu konuda bir istisna değildir.

Hafiz Taniş Buhari kendi eseri olan “Abdullaname”’de, bilgili alim Böriboy Ahmedov ise “Balh Tarihi” adlı kitabında Kulbobo Kökaldoş hakkında bilgiler bırakmışlardır. Kaynaklara göre Emir Kulbobo Muhibbiy (yaklaşık 1534–1598), bir devlet adamı ve komutandı.

Abdullahon II Buhara tahtına çıktıktan sonra Kulbobo Kökaldoş sarayda nüfuzlu bir görev olan Kökaldoşluk makamını üstlenmiş, divan-ı müşrifliğe başkanlık etmiş ve hanın birçok askerî seferinde hükümdarın yanında bulunmuştur.

Hafiz Taniş Buhari, “Abdullaname” adlı eserinde Kulbobo Kökaldoş’u “umdat ul-mülk” (“devletin dayanağı”), “nizâm-ı saltanat” ve “Emir Nizameddin” gibi ifadelerle över.

Kulbobo Kökaldoş kendi döneminin okumuş ve kültürlü kişilerinden biriydi. Şairleri, âlimleri ve sanatkârları çok takdir eder, onlara himaye sağlardı. Kendisi de “Muhibbiy” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Kendi şahsi imkânlarıyla 1551–1575 yılları arasında Buhara, Balh, Semerkant ve Taşkent şehirlerinde medreseler inşa ettirmiştir.

Halk arasında Kökaldoş ile ilgili çeşitli rivayetler de bulunmaktadır. Bunlardan birine göre Kulbobo Kökaldoş, hac ibadetini yerine getirmek için Abdullahon II’den izin ister. Ancak han bazı sebeplerden dolayı buna izin vermez. Bunun üzerine Kulbobo Kökaldoş, Kaaba’ya benzeyen bir cami yaptırmaya niyet eder.

Bunun ardından hanlığın ünlü mimarı Mirdöstim başkanlığındaki ustalar hac yolculuğuna gönderilir. Onlara Kâbe’nin toprağından ve taşından getirmeleri emredilir. Ustalar bu görevi yerine getirir ve o dönemdeki ölçülerini de kaydederler. Daha sonra Buhara’ya dönerek Kaaba’nın bir benzeri şeklinde tasarlanan caminin projesini vezir Kulbobo Kökaldoş’a sunarlar.

Buhara hanı, İslam âlimleri ve saray ileri gelenlerinin katıldığı proje sunumunda çeşitli tartışmalar ortaya çıkar. Ancak Kulbobo Kökaldoş, usta Mirdöstim ile birlikte kararlı bir tutum sergiler. Asıl mesele şuydu ki, projede yapılacak caminin içinde hiçbir sütun kullanılmaması öngörülmüştü. Sadece çatının sağlamlığını sağlamak için özel zincirlerden yararlanılması planlanmıştı. Bu ise o dönem için tamamen yeni bir mühendislik yöntemiydi. Buna rağmen diğer mimar ve ustalar, caminin bu şekilde inşa edilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek projeye itiraz etmişlerdi.

Abdullahon II’nin izni ve fermanıyla Kökaldoş Kulbobo caminin inşasına öncülük eder. Temeline ise Kaaba’dan getirilen taş ve toprak da katılır. Projeye göre usta Mirdöstim, caminin dış avlusunda bütün ustalığını göstererek beş sütun yerleştirir. Bu da her Müslümanın İslam’ın beş farzını yerine getirme gayretinde olması gerektiğini simgeler.

Abdullahon II yapının görkemini görünce ona “Mescid-i Büyük” adını verir. Rivayete göre Kökaldoş Kulbobo hac ibadetini de bu caminin inşasından sonra yerine getirmiştir.

“Mescid-i Büyük” camiinin imam-hatibi Mirşod Saidov’un belirttiğine göre, yapının genişliği gerçekten 11 metre, uzunluğu 13 metre ve yüksekliği 15 metredir. Caminin bir başka dikkat çekici özelliği ise içinde hiç sütun bulunmamasıdır. Çatı kısmında yapının sağlamlığını ve depreme dayanıklılığını sağlayan zincirler bulunmaktadır. Altın yaldızla yapılmış süslemeleri ise ayrı bir güzellik katar.

Buhara’ya gelen her turist, “Mescid-i Büyük”ü görmeden geri dönmez. Görkemli ve kendine özgü bir üslupla inşa edilen bu eser, atalarımızın akıl ve zekâsının eşsiz bir simgesi olarak halk arasında büyük saygı görmeye devam etmektedir.

 

[1] Özbekistan Yazarlar Birliği Buhara Bölgesi Şubesi Başkanı.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 233. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 233. Sayı