Gençlere Adanmış Makaleler


 15 Aralık 2025


Gençlere Çağrı [1]

Bizim Türkistan ve Buhara’da bir sınıf saygıdeğer genç mevcuttur ki bunlar devlet dairelerinde, ticarethanelerde, bankalarda ve fabrikalarda; kâtip, tercüman, mal satış,  tellallık veya veresiye işleriyle meşguldürler. Bu topluluğun sayısı bugün Buhara ve Türkistan’da binlercedir. İşte gençlere çağrıdan gaye bu topluluktan olan hemşerilerimize birkaç kelime arz etmektir. Lütfen sözümüzü dinlesinler, rica ediyoruz. Tam bir saygıyla o kişilere beyan ederiz ki sizlerden çoğunuz kaderin sürüklemesi veya tabiatın teşvikiyle bir şekilde biraz Rusça okuyup-yazmaya veya sadece konuşmaya kadir olmuşsunuz. Bu azıcık çağdaş bilgi sayesinde maaş alıp rahatlık, biraz da refah ile ömür geçiriyorsunuz ki Allah kazancınızı çok etsin! Sizin azıcık çağdaş ilim bilmeniz elbette fayda getirdi. Elhamdülillah bu apaçık doğru olan dine de kuvvetli inanmışsınız ki çağdaş ilim inancınızı bozmadı. Zaten İslamiyet öyle sağlam ve ilerlemeye, gelişmeye kabiliyetli bir dindir ki insan ne kadar çok çağdaş ilim okursa İslam dinine olan inancı da o denli sağlam olur. Nitekim, çağdaş ilmi çok okumuş olan Avrupalı bilginlerin en ünlü ve zenginlerinden bazılarının Müslüman olduğu, gazete okurlarınca bilinmektedir. Dolayısıyla, çağdaş ilimin İslamiyet'e zarar vermek şöyle dursun, fayda sağladığı anlaşıldı. Şimdi asıl konumuza geçelim.

Saygıdeğer kardeşlerim! Sizin hizmet ettiğiniz dairelerde sizden büyük, sizden daha az çalışan ve size iş buyuran kişiler var ki onlar sizden beş hatta yirmi kat daha fazla maaş alırlar. (Bazı banka ve ticarethanelerde ayda beş yüz ruble hatta bin ruble alan kişiler var. Onların ticaret okulunda okudukları yalnızca beş-altı yıldır.) Bunun sebebi nedir? Sizin altınızda sizden çok çalışan sıkı hizmet eden ve yük taşıyan Müslüman veya Ruslar var ki onlar sizden de daha az maaş alırlar. Bunun sebebi nedir? Elbette, buna cevap verirsiniz; bizden yukarıda olanların ‘çağdaş ilmi’ bizden fazladır ve emekçilerin ilmi bizimki kadar bile değildir. İşte sebep budur. Biz de deriz ki cevabınız doğrudur. Öyleyse anlaşıldı ki şimdiki zaman işlerine; ister ticaret, ister hükümet veya sanayi olsun, girip maaş almak ve çalışmak için ‘çağdaş ilim’ denen bir şeye ihtiyaç varmış. Herkes bilgisi kadar maaş alıyormuş. O halde, siz saygıdeğer kardeşlerim de kendi evlatlarınızı ve aziz çocuklarınızı eğer sizden daha çok ilerlesin, din ve millete hizmet etsin isterseniz işte bu çağdaş ilmi tahsil etmesi için hareket etmeniz lazımdır. (Din ve millete hizmet ilim ve para ile olur.) Hemşerilerimizin malını mülkünü satıp düğün yaptığı gibi gerektiğinde mülkünüzü satsanız da oğlunuzu çağa uygun okutmaya gayret etseniz. Düğün için israf edilen paraları okuma yoluna sarf etseniz! 

Çağdaş yöntemlerle eğitim verme yöntemleri başka bir makalede ele alınacaktır.

 

Muhterem Gençlere Çağrı[2]

Her memlekette ıslahat ve medeniyet araçlarına başvurma girişimlerinin o memleketin gençleri tarafından ortaya çıkmasıyla başladığı gibi bizim Türkistan’da da medeniyet kapısı değerinde olan ilköğretim okulları ile uyanış ve ıslahat aracısı olan millî yayıncılık; gayretli gençlerin eğitimsever hareketleri sayesinde vücuda geldi. Bunun için her millî ihtiyacımızdan olan zor işlerde sadece gençlerimizi başvuru kaynağı ve itimat bilip onlardan yardım isteriz (malları veya sözleriyle milletin faydasına yardımları dokunan bazı ulemâ ve zenginlerimiz de gençler arasındadır).

Muhterem kardeşlerim! 

Hepimize güneş gibi açık ve ayandır ki mektepler ilerlemenin başlangıcı, medeniyet ve saadetin kapısıdır. Her millet en önce ilköğretim mekteplerini çağa uygun ıslah edip çoğaltmadıkça ilerleme yoluna girip medeniyetten faydalanılamaz. Şimdi medeniyetten mahrum kalıp sanayi ve eğitim-öğretim donanımıyla silahlanmayan millet ise dünyada rahat ve saadet yüzü göremez. Hayat mücadelesi meydanında mutlak surette yenilgiye uğrar, ayaklar altında ezilir. Dinî, iktisadî işlerde başkalarının esiri olur, zamanla milliyet ve diyanetini kaybeder. Sonunda harap ve yok olup gider. Bundan dolayı, yeryüzündeki tüm milletler kendi çocuklarının ilköğretim terbiyesine ve okulların her açıdan düzenine ve kusursuzlaştırılmasına önem verip çocuklarını millî ve dinî ruhla mükemmel surette yetiştirirler. Bu yüzdendir ki başka milletler dinî ve millî hissiyata sahip olup her işte diyanet ve milliyeti önde tutarlar. Gerektiğinde bu yolda mal ve canlarını feda etmeye hazır olurlar. İşte şimdiki savaşlar ve iktisadî çekişmeler diyanet ve milliyet hissiyatının sonucudur. Şimdi bizim Türkistan’da böyle hissiyatlar nerede? Madem ki biz Türkistanlılar ilim ve eğitimden hakkıyla istifade etmiyoruz, o vakit bizde insanlık faziletlerinden sayılan şeyler nasıl hasıl olur? Gerçek insanlığın neyden ibaret olduğunu nereden bilebiliriz?

Bizde bir fazilet varsa o da sadece cahilce bağnazlıktır. Demek ki bizler şimdiki durumda diyanetimizi yalnızca bağnazlığın gölgesinde koruyoruz. Lakin bu medeniyet çağında ilimsiz kuru bağnazlıkla yaşanmaz. Çünkü zamanımız öyle zor ki azıcık fırsatta çürük taassubumuzu söküp atar. İşte bu sebepten çağın helak edici araçlarına karşı koyabilecek bir şey varsa o da eğitimdir.

Eğitimin temeli kusursuz mektepler olduğuna göre şimdi biz Türkistan Müslümanları ilköğretim mekteplerini çoğaltmamız lazımdır. Tabi ki mektep öğretmensiz çoğalmaz. Şu anda ise Türkistan’da öğretmen az olup öğretmenlere ihtiyacımız şiddetli derecededir. Çünkü bu günlerde yeni mektep heveskârları günden güne artmaktadır. Öğretmen olduğu takdirde her yıl Türkistan’da yüzlerce mektep açmak mümkündür.

Şimdi bu zor durumları dikkate alıp Türkistan gençlerinin, öğretmen yetiştirilmesi için çare bulmaları lazımdır. Eğer bugünün gençleri bu önemli vazife ve hizmeti yerine getirmeye niyet ederlerse öğretmen yetiştirmenin çaresi de bulunacaktır. Türkistan’da öğretmen çıkarmak için Darülmuallim[3] olmasa da her şehirde eğitim yöntemlerinden haberdar bir-iki öğretmen elbette ki vardır. İşte öğretmenliğe talip kişileri onların yanına gönderip üç ila dört ay zarfında usûl-i talimden[4] haberdar ettirmek mümkündür. Farz edelim ki bu hizmeti öğretmenlerimiz üstlenmezlerse o halde öğretmenliğe hevesli gençleri biraz zahmetli olsa da doğrudan doğruya Taşkent’e Münevver Kârî cenaplarının mektebine göndermek gerekir. Zatının bu tür talepleri memnuniyetle kabul edeceğine eminiz. İşte saygıdeğer akrabalar milletimizin dileği ve en büyük ihtiyacı bu şeylerdir, yüksek nazarlarınıza arz ve takdim ettik. Şimdi gayret sizden, başarı Allah’tandır.

«Oyna» (Ayna/Ayna) dergisi, 1914 yılı, Sayı 41, 970—972. sayfalar.

 

İki Değil, Dört Dil Lazım [5]

Biz Türkistanlılara Türk, Fars, Arap ve Rus dilini bilmek lazımdır. Türk dilini yani Özbekçeyi bilmenin sebebi şudur ki; Türkistan halkının ekseriyeti Özbekçe konuşur. Fars dili ise medrese ve edebiyatçıların dilidir. Bugüne kadar Türkistan’ın her tarafında eski ve yeni mekteplerde Farsça nazım ve nesir kitapları öğretile gelmiştir. Bütün medreselerde şer’î ve dinî kitaplar Arapça öğretilse de müderrislerin açıklama ve tercümeleri Farsça olmuştur. Bu kaide yani ders kitabının Arap dilinde, öğretmenin Türk dilinde, açıklama ve tercümenin Fars dilinde olması oldukça gariptir.

Türkistan’da geçmişten beri bu üç dil geçerlidir. Nitekim eski fermanlardan anlaşılmaktadır ki Türkistan’da eski emir ve hanların buyruk, fermanları ile kutlu mektupları daima Türk dilinde; yine aynı zamanda mahkeme ve edebiyat tahrirleri Fars dilinde yazılırmış. Bu kaideler aslında yerindedir. Ancak zamanla öğretim ve yazı usulüne ihmal girmiş. Şu anda öyle bir dereceye gelmiştir ki okur-yazar ya da ilim ehlinin yüzde doksan dokuzu bu üç dilde kusursuz edebî yazıya sahip değildir. Yani, öğretim ve eğitim usulünü ıslah etmek gerekir. Devam edelim. Türkistan’ın Semerkant ve Fergana vilayetlerinde Farsça konuşan birkaç şehir ve köy vardır. Buhara hükümetinin dili Farsçadır. Fars şair ve edebiyatçılarının eserleri kıyamete kadar lezzeti gitmeyecek bir manevi hazinedir. Bundan faydalanmak için Avrupalılar milyarlar sarf ederler. Ne mutlu bize ki Türk dili ve Fars dilini tahsilsiz biliriz. Her Türk’ün Fars dilini ve her Fars’ın Türk dilini bilmesi lazımdır.

Farsça bilen kişi Firdevsî, Bîdil, Sa’dî ve Mesnevi’den nasıl lezzet alırsa, Türk dili bilenler de Fuzûlî, Nevâî, Bâkî, Sâmî, Abdülhak Hâmid, Ekrembek, Senâyî, Nâbî ve Nâcî’den yine Tolstoy, Jules Verne ve çağdaş alimlerin eserlerinin Türk diline tercümesinden öyle lezzet alır.

Frenk ve Rus bilginlerinin eserlerinden faydalanmak Türk dilini, Rus dilini ve Frenk dilini bilmek ile mümkün olur. Niçin bugün Osmanlı, Kafkas ve Kazan Türkleri çağdaş alimlerin eserlerini Türk diliyle tercüme edip çoğaltmışlardır? Çünkü Türk dili bilen kişi zamanı bilir. Türk diline her yeni ve faydalı kitaplar bütün dillerde tercüme olmuştur. Arap medeniyeti; Yunanlı Sokrat, Hipokrat, Platon’dan faydalandığı gibi, şimdi ise medeniyeti Tolstoy, Jules Verne, Kepler, Kopernik, Newton’dan faydalanır. Gayemizden uzaklaştık. 

Bize lazım olan şu ki menfaatimiz için Rusça bilelim, devlet okullarında okuyalım. Devlet makamlarına girelim. Vatanımıza ve kendi dinimize hizmet edelim. Müslüman olup ilerleyelim. Bu zamanda ticaret işi, sanayi ve memleket işleri hatta İslâm’a ve millete hizmet ilimsiz olmaz. Mesela bugünkü Rus Parlamentosu’nda kendi din ve milletimiz menfaatine konuşmak mümkündür ama oraya gidip konuşacak kişi yoktur. Oraya gidip faydalı olmak için bir on sene okumak; zamandan, kanundan haberdar olmak lazımdır.

Hülasa, bugün bize dört dilde yazma ve açıklama yapacak insanlar lazım. Yani Arap, Rus, Türk ve Fars dilinde. Arap dili din için ne derece lazımsa Rus dili de geçim ve dünya için lazımdır.

Hadis-i şerifte anlatılmaktadır ki; ‘Hz. Peygamber kendi sahabelerinden Zeyd bin Sabit’e Yahudi yazısını okuyup öğrenmesini emretmişler ve yine bir başka zat olan Hz. Ömer, Peygamberin himayesi ile Yahudi yazısını öğrenip Hz. Peygamber’e Yahudilerden gelen mektupları okuyup verirmiş.’ (Sahih-i Buhari, Cüz 4, Sayfa 156).

Halbuki o mübarek zat Peygamberimiz hâkim kuvvet sahibiydiler. Yahudiler ise onlara mahkûm ve tabi idiler. Şu an Rusya hâkim, biz ona tabiyiz. Bu durumda kendi geçimimiz için onların yazısını bilmek zaruridir ve hadis-i şerifin gösterdiği üzere doğruluğunda inkâr olmamalıdır.

 

Milletin İhtiyacı[6]

Başka milletlere bakılırsa görülür ki düzenli okullar var. Okulda dinî ilmin yanında dünyevî ilim ve fenler de okutulur. Çünkü dünyada var olmak için dünyevî fen ve ilim de lazımdır. Çağdaş ilim ve fenden nasipsiz kalan millet, başka milletler tarafından ezilir.

Elli sene önceki zamanda biz Türkistanlılar yalnız ve tek başımıza yaşardık ve başkalarıyla münasebetimiz yoktu. Şimdi zaman değişti, başka milletlerle karıştık. Şeriat ve kendi örfümüzün yanında kanun ve Avrupa geleneklerine itaat etmek zorunda kaldık. Ama kanun ve Avrupa geleneklerini bilmediğimiz için ister zenginimiz olsun ister kadı, milli hakîmlerimiz ve ahalimiz olsun çok zahmet ve zarar gördü. Eski zamanda sadece şeriat bilmek kâfi gelirdi. Şimdi kanun ve hukuku da bilmek lazımdır. Şeriat ilmi medreselerde, kanun ilmi ise Rusya Darülfünunlarında[7] okunur. Darülfünuna girmek için öncelikle on sene lisede okumak gerekir. Sonra dört sene Darülfünun bitirip oradan; hukukçu, avukat, tabiri caizse çağdaş fâkih olarak ayrılınır. Mahkemelerde devlet dairelerine girip her hukukçu kendi müvekkilinin ve kendi milletinin, kendi zümresinin, kendi vatanının ve kendi devletinin menfaatine konuşur, savunur.

Mesela Rus Parlamentosu’nda biz Türkistan Müslümanlarından böyle bir hukukçu vekil olsa bizim din ve milletimizin menfaatine hareket eder. Ama bizde böyle bir adam yok. Rus Parlamentosu bir yana mahkemeye ve resmî dairelere girip bizi müdafaa edecek bir kişi yok. Başımız ağrısa doktora gideriz, ama derdimizi söylemeye tercüman yok. Kendi içimizden bir doktor yok. Birbirimizle anlaşamayız gideriz kanun bilene, konuşmaya dil yok. Aradaki adamlar yine bizi kandırır; para veririz, koşarız... Yine işler berbat, sonu yok. Bina yapmak istesek plan-projesi lazım mühendise ihtiyaç duyarız. Ama henüz biz ‘mühendis’ kelimesini dahi bilmiyoruz.

Kontur ve resmî defter tutarak kasa görüp ticaret yapmak lazımdır. İlimle ticaret bilecek muhasebecilik hesabı yürütecek kişiler, zenginlerimize lazımdır. O da aramızda bulunmaz. Hamallıktan bu işler daha iyi olsa gerek. Birkaç zengin çocuğunu bilirim ki, en ağır hizmetlere müptela olmuşlar. Sebebi nedir; ilimsizlik. Halbuki onların düğününe babası beş bin ruble harcamıştı. Türkistan meyvesi, tanesi, taşı, toprağı, eski eşyaları Avrupa pazarına gider. Bunu Avrupa aracıları gelip az fiyata alıp götürür. Zahmeti biz çekeriz, faydayı onlar görür. Kendi eşyamızı Avrupa pazarına götürüp iyi fiyata satacak bir adamımız yok. Çünkü Avrupa ile ticaret yapacak kişinin evvela on sene çağdaş ilim alması lazımdır. Bizde ipek, alaca, ipekli kumaş, alaca dokuyucular var. Eğer bir kişi teknisyen ve mühendis olsa bu tezgâhları ıslah eder, ahali mamur olur. Vallahi yakın zamanda ‘dokuma işi’ dokuyucularımız gibi zayi olup gider. Çünkü Avrupa yeni araçlarıyla bundan daha iyisini yapıp çıkarır. Otuz sene önce Semerkant’ın Yâmîn Mahallesi’nde üç yüz alaca dokuyan işçi vardı. Şu an otuz kişi bile yok, on sene sonra tamamen yok olur.

Hülasa; okulumuzun, dükkânımızın, fabrikamızın, medresemizin ve her şeyimizin çağa uygun ıslahı lazımdır. Vallahi her şey elden gider, bize de ücretli işçilikten başka hiçbir iş kalmaz. Bir tezgâhı, dükkânı ve sarayı işletmek için de çağdaş ilim ve çağın zorluğunu bilmek lazımdır. Bizden geriye dünya ilmini iyi bilenlere mülk ve eşyamız kalır. Kısa keselim, başka milletlerin zenginleri fakirler ve yetimler için okul ve Darülfünunlar inşa ederler. Fakir ve yetimlerin okuması için vakıf, burslar tayin ederler. Başka milletin milyonerleri okullarıyla ve burslarıyla, idare ettikleri gazete ve dergileriyle, inşa ettikleri darülacezeleriyle kurdukları hayır cemiyetleriyle övünürler. Bizimkiler çift atlarıyla, arabalarıyla, düğünleriyle ile övünürler. Hatta kendi oğullarını okutmayan zenginler vardır. Bu gidişin sonu yamandır, okumak, okutmak gereklidir. Çocuklara babalardan dinî ilim ve çağdaş ilim miras kalsın.

Bütün Türkistan’dan on zengin, yılda bin ruble verse yirmi beş çocuk için Taşkent’te dinî ve çağdaş bir pansiyon, beş mükemmel okul inşa edilir. Her yıl devlet okulunda elli çocuk hazırlar. On yılda bunlardan; iki yüz mühendis, doktor, hukukçu, öğretmen, teknisyen, çağdaş tüccar, çıkar ve bizi çağın insanları arasına koyarlar ve devlet işine alırlar. Ruslarla bizim güzel kaynaşmamıza hizmet ederler. Şu an milletimiz zenginlerden bunu bekler, halkı perişan eden düğünleri değil. Ah, bu sözleri anlayacak zenginler bizde yetişmiş midir?

 

Milletler Nasıl Gelişirler?[8]

Milletlerin ilerlemesine birçok sebep olsa da temel sebebi alimlerin ve zenginler koruyuculukları ve gayretleridir. Gelişmiş veyahut henüz gelişmekte olan milletlerin durumuna dikkat edilirse, zikredilen bu iki saygıdeğer sınıfın kendi milletlerine söz ve para ile hizmet ettikleri hemen anlaşılacaktır.

Her milletin alimleri, yazarları, düşünürü; kendi milletinin geleceği için yol gösterir, danışmanlık verir, millet ahlakının ıslahı için camilerde öğüt verir. Mektep ve medreselerde dünya ve ahirette lazım olan ilim ve fen verirler. Kitap ve gazete ile ümmeti ıslah etmek için tartışma ve konuşmalar yaparlar.

Gelişmek isteyen milletin alimleri zamandan haberdar olup kendi milletinin çağdaş maslahatları için gayret eder. Milletin ilerlemesine parayla, gayretle yardım etmeyi milletin zenginlerine teklif ve teşvik ederek özendirir.

Hülasa, her milletin alimleri, yazarları millet için söyler. Yazar, millî ve çağdaş ihtiyaçları kendi milletine bildirir. Zamanın zenginleri kendi milletlerini çağdaş gereklilikler yolunda para sarf ederler. Mesela, yeni usulde çağdaş mektepler inşa edip çağa uygun insan yetiştirmek için hareket ederler. Hükümetin orta ve yüksek mekteplerinde okuyacak kendi millet çocuklarına yardım ederler. Ve biçare vatandaşlarını dinî ve dünyevî mekteplerine verip, masraflarını karşılayarak okuturlar. Rus, Ermeni, Yahudi ve Rusya’daki diğer vatandaşlarımızın zenginleri daima kendi milletleri için büyük hayır ve ihsanlar yaparlar. Keza Kafkas, Kırım, Kazan’daki Müslüman kardeşlerimizin zenginleri, alimleri ve yazarları, kendi kardeşlerine mal, para, kalem ve ilim ile çok yardım ederler.

Ama bizim Türkistan’da bu işlerden söz etmeye daha sıra gelmemiştir. Herkes kendi nefsi ve kendi şahsi işi ile şaşkın umumi veya dinî ve millî işlerin geleceği için milletin; zamanın insanları gibi ilerlemesi için halkın ahlakının ıslahı için gam çeken ve harekete geçen yoktur.

Bir kere dikkat edip, mahalle-köy ve kasaba halklarına bakılsın. Cahillik, bilgisizlik ne kadar çoğalmış. Biz Müslümanız. Müslümanlığa ilim lazım, amel lazım. Okumak gerek, niçin başka milletlerde yüzde bir kişi bile okuma-yazma bilmeyen yokken, neden bizde yüzde bir kişi dahi okur-yazar yok? Başka milletin küçük çocukları mektepte ama bizimkiler hamallıkta ve dilencilikte. Başka milletin alimleri millete tabi iken, bizim alimlerimiz bilakis neden cahile tabidir? Bunun sonu haraptır. Yirmi, otuz sene sonra yine kötü olur. Müslümanlık, ilim ve edep ile var olur. Millet ahlakı, fazilet ve hüner ile baki kalır.

Bugün mektep-medrese ıslahına yani milletin ıslahına girişilmezse bir çeyrek asır sonra diyanet berbat olur ve bunun mesuliyetinin cevabı bugünkülerden sorulur. Bu mesuliyetten kurtulmak için milleti dinî ilim ve dünyevî ilim-fen okumak için teşvik etmek gerekir. Dinî ilim ve fenlerin yeri mektep ve medresedir.

Dünyevî fenlerin yeri devlet okullarıdır. İkisini de okumak için para lazımdır ki o para zenginlerin koruyuculuğuyla kesesinden çıkmalıdır. Her zaman için ıslah ve ilerleme araçlarına yardım başka türlü olur. Millete yardım etmek için mektep ve müderris ıslahı için Rus mekteplerine çocuk hazırlamak için çiftçi ve sanatkârları geliştirmek için “Hâmîyet-i Hayriye”, “Neşr-i Maârif”, kıraathaneler, fonlar, kulüpler, gazeteler, mecmualar, neşriyatlar gereklidir. Milletler gelişmesi işte bununla olur ve bu işlere para lazımdır. Para zenginlerde ve toplumun ileri gelenlerinde!

Meni ba tecribe ma’lum şud der her kâr, ki kadr-i merd ba ilim est, kadr-i ilim be mâl.[9]
 

[[1] “Ayna” (Ayna/Ayna) dergisi, 1914 yılı, Sayı 21, 390–391. sayfalar.
[2] «Oyna» (Ayna/Ayna) dergisi, 1914 yılı, Sayı 41, 970—972. sayfalar.
[3] Öğretmen yetiştirme okulu. (Ç.N)
[4] Eğitim yöntemleri. (Ç.N.)
[5] «Oyna» (Ayna/Ayna) Dergisi, 1913 yılı, Sayı 1, 12—14. sayfalar.
[6] «Semerkant» gazetesi 12 Temmuz 1913
[7] Üniversitelerinde. (Ç.N.)
[8]“Semerkant” gazetesi 30 Temmuz 1913
[9]Bana tecrübeyle ma’lum oldu ki insanda ne kadar ilim olsa da, ilmin kıymeti maldadır. (Ç.N.)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 228. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 228. Sayı