HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
İSMAİL DELİHASAN 4
RAHMİ ALİ 5
HİDAYET ORUÇOV 6
Ahmet Kartal 7
Doğan ÇOLAK*
Tip, Türkçe Sözlük’te “1. Aynı cinsten bütün varlıkların veya nesnelerin temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek. 2. Tür, çeşit. 3. İlgi çekici, değişik. 4. Hikâye, roman, tiyatro gibi uzun anlatıma dayalı edebî eserlerde şahıs kadrosu içinde yer alan ve belli bir düşüncenin, topluluğun zihniyetini ve ideolojinin temsilciliğini yüklenen kişi. 5. Kendine özgü kişiliği olmayan, genellikle bilinen kalıplardaki insanları gösteren oyun kişisi.” şeklinde tanımlanmıştır (2005, s. 1983). Bir, dört ve beşinci tanımlardan hareketle tipin kendine has değil, genel özellikleri olduğu anlaşılmaktadır. Karakter ise kendine has birçok özelliği bulunan çok boyutlu kişidir (Güner, 2021, s. 313). Bu yönüyle tip, karakterden ayrılmaktadır. Tipin en önemli vasfı “genel özellikler” taşımasıdır: “Tip, bireysel özelliklerinden, yani çeşitli huyları, davranışları, duygulanış ve düşünüş biçimleri, içsel gelişim ve değişimlerinden pek fazla söz edilmeyip, daha çok dıştan görünüşüyle ele alınan, nesnel şekilde gösterilen, benzerlerinin temsilciliğini yapabilmek için genel niteliklerle donatılmış, öncelikle toplumsal gerçekliğin bir kesitini yansıtır.” (Belge, 1994, s. 20).
Sözlü kültür ürünlerinde ve edebî eserlerde yer alan tiplerin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
Sözlü kültürde ve çağdaş edebî türlerde gazi, kahraman, alp, bilge, çalışkan kadın, öğretmen, köylü, ağa, züppe, cesur, kıskanç, cimri, ahlakçı vb. birçok tip bulunmaktadır (Evis, 2012, s. 239; Sarıçiçek, 2013, 16-17). Bunlardan “ihtiyar bilge” tipi, sözlü kültür ürünlerinde çağdaş edebî türlere kıyasla daha sık görülen bir unsur olarak karşılaşılmakla birlikte her iki alanda da önemli bir yere sahiptir. Çetin, ihtiyar bilge tipi ile ilgili olarak şunları kaydetmiştir:
“İlk örnekler, toplumların, milletlerin kolektif bilinçaltlarında yaşar ve onların gündelik hayatlarında davranış, düşünüş ve duyuş biçimlerini yönlendirirler. Bunlar sosyal bilinçte önemli işlevler üstlenen öncü kişiliklerdir. Yüzyıllar boyu hayat tecrübelerinin bir ürünü olan tespitlerin, sonuçların, belirgin ve özgün karakter ve kişiliklerin temsil edildiği kişilerdir.” (2015, s. 154).
Çetin, ayrıca bilge tiplerin örnek alınan, devamlı kendilerine müracaat edilen ve akıl danışılan kişiler olduğunu da belirtmiştir (2015, s. 154). Tüm bu hususlar göze alındığında, çağdaş Saha edebiyatı yazarlarından Nikolay Yakutskay'ın “Cüzzam ve Aşk” isimli romanının şahıs kadrosunda yer alan Beceke, yukarıdaki nitelikleri verilen “ihtiyar bilge” tipiyle birebir örtüşmektedir. Bu bakımdan çalışmada Beceke, “ihtiyar bilge tipi” çerçevesinde ele alınmış ve romanda tipin kullanım işlevleri değerlendirilmiştir.
Beceke, romanda devamlı surette “İhtiyar Beceke” olarak anılmıştır. İhtiyar Beceke, romanın başkahramanları olan birbirine âşık çifte devamlı yol gösteren, onlara yardım eden, çevresindekilere öğütler veren, düşünceleriyle etrafındakileri etkileyebilen ve kendine ait özdeyişleri bulanan tipik bir “ihtiyar bilge” kişidir. İhtiyar Beceke, aynı zamanda Saha (Yakut) kültürüne de oldukça hâkimdir. Romanda, Saha (Yakut) kültür aktarımı İhtiyar Beceke üzerinden gerçekleştirilmiştir. Onun, romanın başından sonuna kadar ismi zikredilmekte; önemli noktalardaki söylem ve icraatlarıyla birçok içinden çıkılmaz durumu çözdüğü görülmektedir.
İhtiyar Beceke, eserde Yakutskay tarafından şöyle tasvir edilmiştir:
“Muhtar Kıççık’ın işçilerinden en yaşlısı, kendi ifadesiyle yetmişlik olmuş olanı... O, bütün hayatı boyunca evlenmedi, yuva kurmadı, her zaman zenginlerin yazın otlarını biçip kışın hayvanlarını otlatıp ağaçlarını keserek hayatını kazandı. Hayatın sillesini yemiş, acılar çekmiş; aile, toplum ve hayat hakkında bütün ayrıntılarına kadar her şeyi bilen biriydi. Uzun bir hayat yaşamış, birçok şeyi görmüş, öğrenmiş ve her konuda danışılacak bir akıl hocası olmuştu. Aileyi, kutsalı, hayatı ve bunların inceliklerini çok iyi bilirdi. Bu yüzden her zaman onun konuşmasına, tavsiye vermesine izin verilirdi. Bundan dolayı İhtiyar Beceke’ye filozof derlerdi.” (s. 106).
Bu çalışmada, İhtiyar Beceke’nin bilgeliğini gösteren birden fazla vasfının olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen bu vasıflar şunlardır:
İhtiyar Beceke’nin hayata dair söylemleri, eserde geniş bir yere sahiptir. Uzun bir hayat sürmüş olması ve buna mukabil edindiği tecrübe dolayısıyla hayatın işleyişine dair söylemlerde bulunmuş, bu söylemler romanda “filozofça” olarak nitelendirilmiştir. Bunlardan biri, insanın doğumundan ölümüne kadar geçen zamanın İhtiyar Beceke tarafından otun ömrü ile kıyaslandığı şu diyalogdur:
“İhtiyar Beceke, akşam işten gelip sıcak çayı ve süt lapasını yiyip içiyor, karnı doyurduktan sonra neşelenip filozofça konuşuyordu:
⸺ Evet, arkadaşlar, ben yaşlı birini gördüğümde insanoğlunun da eskidiğini düşünüyorum. Dikkat kesilip düşünün hadi. Bir çocuğun doğumu, yazın güneş iyice sıcaklığını gösterdiğinde yere düşen filizden yeşilliklerin çıkması gibidir. Fakat otun ömrü topu topu bir yazdır. İnsanın ömrü, eskilerin deyimiyle yüz yıldır. Doğrusu, eski zamanlarda da şimdilerde de yüz yaşına ancak çok güçlü ve sağlıklı olanlar ulaşabilir. Çoğu insanın ömrü kısadır, derler.
⸺ İhtiyar, insan ömrünü neden otun ömrüyle kıyaslıyorsun? diye onu dinleyenler sordu.
⸺ Dinleyin o zaman, anlatayım. Eskiden, gençken ben de sizin gibi düşünürdüm. Sonra gittikçe, daha doğrusu yaşlanınca hayatı yaşayıp telef olduğumu anladığımda bitkinin, insanın, hayvanın, hepimizin hayatının aynı döngüde olduğunu anladım. Az evvel dediğim gibi, otun ömrü bir yazdır. Baharda yere düşen filiz baş verir, büyür. İyice büyüyüp çiçeklenir. Çiçeğinden filiz çıkar. Güze kadar filizi düşer, ot ihtiyarlar, solar, sonra kuruyup zayıflar. Burayı dikkatli dinleyin, insanın da hayvanın da hayatı bundan ne kadar farklıdır? İhtiyar Beceke’nin bu filozofça konuşmasını dinleyen gençler gülüştü.
⸺ İhtiyar, insanın da hayvanın da hayatı ve ömrü otun ömrüne hiç de yakın değil! Otun ömrü topu topu bir yazdır. Fakat insanın, hayvanın ömrü daha uzundur.
⸺ Gençler, sizin düşünceniz daha olgunlaşmadı. Bunun için böyle söylüyorsunuz. Uzun bir hayat yaşayın, dertler, sıkıntılar çekin de işte o zaman düşünceniz olgunlaştığında birçok şeyi daha iyi anlar, açıklarsınız, diyerek İhtiyar Beceke çocuklara direndi.
⸺ İhtiyar, hani az önce söyledin ya, ot ve insan hayatı nasıl oluyor da birbiriyle ilgili oluyor? diye sordular.
⸺ Dedim ya, bahar zamanında düşen filizden otun baş vermesi gibi, insandan çocuk doğar. Çocuk özellikle, onu isteyen kişiden doğar. Bundan dolayı insanoğlunun baharı da çocuğun doğumuyla başlar. Bu başlangıç oldukça uzundur, çocuğun 18-20 yaşını doldurmasına kadar devam eder. Ondan sonra küçük ot büyüyüp gelişimini tamamlaması, çiçeklenmesi gibi, insanoğlu 18-20 yaşından sonra olgunlaşır, evlenir, çocuk sahibi olur. Bu insanoğlunun yaz zamanıdır. Bu 18-20 yaşından 50-60 yaşına kadar sürer. O zamana kadar doğmuş çocukları büyür, yetişir, gelişir, evlenir, çocuk sahibi olur, müstakil aile olurlar.
⸺ Eee, ihtiyar, ya sonra? dedi dinleyenler onu küçümseyerek.
⸺ Otun güz mevsiminde solduğu gibi, insanoğlu da 50-60 yaşından sonra ihtiyarlar, vücudu zayıflar, yaşlanırlar. İşte, bu da insanoğlunun güz mevsimidir. Bu, insanın 50-60 yaşından 70-80 yaşına kadarki dönemi kapsar. Evet, sonra otun kışın öldüğü gibi insanoğlu da kendi kışında ölür. Hayat dediğin böyledir işte, dedi İhtiyar Beceke.” (s. 13-15).
Bir başka yerde ise romanın ana karakteri Moloohoy Uybaan ile İhtiyar Beceke zenginlik-fakirlik hakkında konuşurken ihtiyar durumu yine doğa olayıyla açıklamıştır:
“Tıka[1], doğru, insan doğanın çocuğudur. Gerçekten böyledir. Hem zenginlerin hem de önemsiz kişilerin çocukları annelerinden çıplak bir şekilde doğar, denklerdir. Fakat senin de bildiğin gibi ot da ağaç da tohumdan büyür. Bazıları uzun boylu, iri yarı ve önemli olurlar. Bazıları her ne kadar aynı tohumdan büyüseler de bulunduğu yerlerin nemsiz, susuz olmasından dolayı küçük, zayıf, dayanıksız, bodur ve küçük olurlar. İnsanoğlu da böyledir. Zenginlerin kudretli çocukları, yenilmesi mümkün olmayan kişilerin çocukları gibi, çıplak doğsalar bile çok güzel bir hayat içerisinde büyür ve yetişirler. Zenginlerin çocukları, yoksulların çocuklarıyla eşit değillerdir, dedi.” (s. 57).
İhtiyar Beceke, birbirine âşık Moloohoy Uybaan ile Kere Ketiriine’ye her fırsatta yardım etmiştir. Çocuk yaşta evlatlık edinilen ancak işçi gibi çalıştırılan Moloohoy’u kanatları altına alarak koruyup büyütmüştür. Moloohoy Uybaan, kızın babası tarafından iftira ile cüzzamlılar yerleşkesine hapsedilince Kere Ketiriine her dara düştüğünde soluğu İhtiyar Beceke’nin yanında almıştır. Öyle ki ilerleyen yaşına ve sık sık hastalanmasına rağmen defalarca bir günlük mesafede bulunan cüzzamlılar yerleşkesi ile köy arasında birbirine âşık gençlerin iletişimini sağlamaktan çekinmemiştir.
Sevgilisini cüzzam hastalığı kapmış ve eli yüzü çürümüş, çok korkunç bir hâlde rüyasında gören Kere Ketiriine, gördüğü bu rüyayı İhtiyar Beceke’ye anlatmış ve Beceke “…o sağlıklı, o hastalığa yakalanmamış ve siz görüşeceksiniz.” (s. 127) şeklinde rüyayı yorumlamıştır. Yorumu daha sonra gerçekleşmiştir.
Sevdiği oğlanın cüzzam hastalığına yakalandığını düşünen Kere Ketiirine, bunun oldukça korkunç bir hastalık olduğunu daha önceden duymuş ve bununla ilgili bilgi almak için İhtiyar Beceke’ye müracaat etmiştir. Bunun üzerine İhtiyar Beceke de bu hastalık ile ilgili bildiklerini anlatmıştır:
“Tıka, o hastalık insanı böyle saçma düşündürmez de konuşturmaz da ama korkunç bir hastalıktır, dedi İhtiyar Beceke yüksek sesle konuşarak ve onun adını söylemeye korkan bir sesle. “Ayrıca bizim atalarımız o hastalığa yakalanan kişiye temiz olmuş veya temiz hastalığa yakalanmış diyerek o hastalığın adını söylemezlermiş…” (s. 122).
“Çok eskiden Sahalar, o temiz hastalığa yakalandığında ailesine veya komşularına yaymaktan korktukları için vücudunda o hastalığı görünce uzaklaşırlarmış. O hastalığa yakalananlar, ailesinden ayrılması gerektiğini bilirmiş. Ben temiz oldum, beni kendinizden uzak tutun, derlermiş.” (s. 122).
Bir başka kısımda, İhtiyar Beceke Saha (Yakut) ay adlarının mevsim ve doğa olaylarıyla ilişkisini Kere Ketiriine’ye anlatmıştır. Bir nevi kültür aktarımı olarak nitelendirilebilecek bu anlatım, romandaki önemli bir bilgi paylaşımı olarak dikkat çekmektedir:
“Bizim atalarımız yılı mayıs ayından başlatırlar. Fakat Ruslarda yeni yıl ocak ayının ilk gününden başlarmış. Doğrusu, bana göre, bizim atalarımızın yılı mayıs ayından başlatmaları hayatla ilgili.
Rusların yılın başlangıcı olarak kabul ettiği ocak ayı; kışın başı ve soğuktan başka hiçbir özelliği, anlamı yok. Fakat bizim atalarımızın yılı başlattığı mayıs ayında, ki biz ona “sağım ayı” deriz, bahar mevsimi başlayıp bitkilerin tohumları toprağa düşüp filizleniyor, yeni bitkiler yetişiyor; kuşlar, hayvanlar doğuyor. Sonra balıklar yumurtluyor, çoğalıyor. Her şey yeniden büyüyor ve meydana geliyor. Bu, gerçekten de yeni değil mi? Atalarımızın mayıs ayını yeni yılın ilk ayı olarak saymaları çok doğru gibi.
…her şeyin doğup çoğaldığı ayı, açıkça yılın ilk ayı diye adlandırmasalar da onlar ilk ay olduğunu iyi bilirler. Bildiğin gibi sağım ayından sonra haziran ayı gelir. Biz bu aya “çam ayı” deriz. Onu da çok doğru bir şekilde adlandırmışlardır. Bu ayda çam ağacı, sarı toz saçar. Yani, çam ağacının kozalağı kışı geçirdikten sonra ikinci yazında kozalağının katmanları açılır, içindeki tohumlar rüzgârla uçar, yere düşüp filizlenir ve çam ağacı olur. Bu aydan sonra da temmuz ayı gelir. Biz ona da “ot ayı” deriz. Bu ayda otlar en büyük boya ulaşır, büyür, çiçeklenir. Otlar büyüdükten sonra insanlar ot biçmeye başlar. Ot ayından sonra ağustos gelir. Ona da “yaba ayı” deriz. Yaba ayında otu biçerler, tahılı toplarlar, kuruturlar ve depolarlar. Yaba ayından sonra eylül gelir. Biz eylüle “kulübe ayı” deriz. İnsanlar yazın yaşadıkları yerlerden, yazlıklarından göçüp kışlamak için kulübelerine, kışlayacakları yere gelirler. Sağım ayı miladi takvime göre yılın beşinci ayına denk geliyor. Eylül ayından sonra diğer ayların ayırıcı özellikleri olmadıkları için atalarımız bu ayları rakamlarla adlandırmışlar: altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu ay. İşte böyle, yılın on ayı bittikten sonra gelen ilk ayı “tay ayı” diye adlandırmışlar. Tay ayından sonra yılın son ayını bizim atalarımız “buzların eridiği ay” diye adlandırmışlar. Her ne kadar nisan ayında göller, nehirler ve derelerin buzları erimese de karlar eriyip su, ovalara doğru azar azar gelerek buzları eritir. Bu da yılın on ikinci ayıdır. Bizim atalarımız gerçekten çok akıllı insanlarmış.” (139-141).
Zengin bir ailenin yanında işçilik yapan ve ailenin kızıyla birbirlerine âşık olan Moloohoy Uybaan, içinde bulunduğu durumda ne yapacağını bilemezken ona ne yapması gerektiğini İhtiyar Beceke anlatmıştır:
“⸺ Dinle Uybaan, sen onlardan ayrılıp doğduğun yere yerleş, diyerek oğlanın Kere Ketiriine’yi sevmesiyle ilgili uzanıp konuşurlarken ilginç bir fikir ortaya attı.
⸺ Hiçbir şeyimin olmadığı bir yerde nasıl yaşayacağım? diye Moloohoy Uybaan, yaşlı adama sordu.
⸺ Neden hiçbir şeyim yok diyorsun? Beyimiz Kıççık Miiterey, seni evlatlık olarak aldığında senin ailenden kalan ondan fazla hayvanı da aldı. Onları sen reşit olunca geri vereceğine dair bölge idari amirliğine taahhüt verdi. Tıka, o hayvanlar senin hayvanların, dedi yaşlı adam.” (s. 54).
“⸺ Öncelikle onlardan ayrılarak bağımsız yaşa. O zaman sevdiğin kız, gerçekten seni seviyorsa ailesi ne kadar karşı çıksa da ya kaçar ya da bir şekilde sana gelir. Böylece muradınıza ermiş olursunuz. Tıka, bütün gece gevezelik yapmayalım, biraz da uyuyayım, dedi İhtiyar Beceke.” (s. 55).
İhtiyar Beceke’nin özlü sözleri, “bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz, vecize, ülger, kelamıkibar, aforizm, aforizma, motto” şeklinde açıklanan “özdeyiş” olarak nitelendirilebilir (Komisyon, 2005, s. 1744). İhtiyar Beceke’ye ait özdeyiş olarak nitelendirilebilecek sözler şunlardır:
Saha sözlü kültürüne yönelik oldukça fazla malzemenin yer aldığı eser, atasözleri bakımından da zengin bir birikime sahiptir. Romanın çeşitli bölümlerinde olay örgüsünü zenginleştirmek ve ahenk katmak adına yazar tarafından toplam 25 atasözü kullanılmıştır. Bu sözlerden 3 tanesi, İhtiyar Beceke tipi aracılığıyla nakledilmiştir. Bu yönüyle de İhtiyar Beceke, kültür aktarımında rol oynayan bir tip olarak tasvir edilebilir. İhtiyar Beceke’nin kullandığı atasözleri ve atasözlerinin kullanıldığı bağlamlar şu şekildedir:
“…İhtiyar Beceke, “Yarın ne olacağını kimse önceden tahmin edemez.” demişti. Moloohoy Uybaan, Muhtar Kıççık’ın ona ne cevap vereceğini nereden bilecekti.” (s. 72).
“İhtiyar Beceke, bir zamanlar Moloohoy Uybaan’a “Aşkı insan bulmaz, aşkın kendisi insanı bulur.” diye boşuna söylememişti.” (s. 44).
“Fakat tıka, ‘Hayvanların renkleri dışında, insanların renkleri içindedir.’ derler, galiba dediğin gibi yaptı.” diyerek derin bir iç çekti.” (s. 118).
“İhtiyar bilge”, çağdaş edebî türlerde de yer almakla birlikte daha çok destan ve masal gibi sözlü kültür ürünlerinde karşılaşılan bir tiptir. Saha Türkleri zengin bir sözlü kültür birikimine sahiptir. Oloñḫo olarak adlandırdıkları destanlara verdikleri önem her geçen gün artarak devam etmektedir. Sözlü kültüre hâlâ bu denli önem veren bir topluluğun çağdaş edebî ürünlerine bu sözlü kültürün muhtelif unsurlarının yansıması kaçınılmazdır. “Cüzzam ve Aşk” isimli romanda “ihtiyar bilge” tipinin yer alması bu tezi doğrular niteliktedir.
İhtiyar Beceke, romanın başından sonuna kadar aktif bir kişi olarak eserde yer almıştır ve romanda adı 247 defa zikredilmiştir.
İhtiyar Beceke’nin bilgeliği, genel itibarıyla, birbirine âşık çift Moloohoy Uybaan ile Kere Ketiriine etrafında kendini göstermiştir. O, birlikte olmaları neredeyse imkânsız olan bu çifti bilgece söylemlerle karamsarlıktan kurtararak; onlara akıl vererek, yol göstererek ve onların “âşk” sırrını koruyup türlü fedakârlıklarda bulunarak kavuşmalarında en büyük pay sahibi olmuş ve tüm bu işlevleriyle eserde yardımın, iyiliğin ve bilgeliğin timsali olarak işlenmiştir.
ARİŞ, Emine (2011), Halit Ziya Uşaklıgil’in Romanlarında Karakter ve Tip Oluşumu, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
BELGE, Murat (1994), Edebiyat Üzerine Yazılar, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
ÇETİN, Nurullah (2015), Roman Çözümleme Yöntemi, Ankara: Akçağ Yayınları.
EVİS Ahmet (2012), “Hüseyin Nihal Atsız'ın 'Ruh Adam' Romanında Yer Alan Tip ve Karakterlerin İncelenmesi”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S: 32, s. 235-261.
Komisyon (2005), Türkçe Sözlük, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
ONTAÇ GÜNER, Ayda (2021), “Edebiyat İncelemelerinde “Tip” Okumalarının Gelenekselleşmesi Sorunu ve “Fatih-Harbiye” Kişileri”, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, S: 51, Güz, s. 311-332.
SARIÇİÇEK, Mümtaz (2013), Modern Kahramanın Mitolojik Yolculuğu, Kayseri.
YAKUTSKAY, Nikolay (2022), Cüzzam ve Aşk, Çev.: Doğan Çolak, Ankara: Bengü Yayınları.
* Arş. Gör. Dr., Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Kuzey-Doğu Anabilim Dalı, dcolak@nevsehir.edu.tr, dogan_colak@hotmail.com
[1] İhtiyar Beceke’nin sevdiği kişilere karşı kullandığı bir hitap.