HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Tahircan Muhammed, Mukaddes Mirza 2
Coşkun Haliloğlu 3
Fatih Sultan Yılmaz 4
MEHMET ALİ KALKAN 5
Coşkun Haliloğlu 6
ELMİRA ACIKANOAVA 7
M.H. Şehriyar – 120
XX.yüzyıl Fars şiirini ve genel olarak İran edebiyatını yeni bir aşamaya, yüksek bir zirveye taşıyan Şehriyar’ın sanatı; Türkiye, Ön ve Orta Asya, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Kafkasya ve diğer ülkelerdeki edebî sürece ve bu ülkelerin millî edebiyatlarının gelişimine ciddi etkiler yapmıştır. Milyonlarca insan, şiir sever ve okur onun şiir pınarından su içmiş, ruhen ve manen beslenmiş, estetik zevk almış ve sanatsal düşüncelerini zenginleştirmiştir. Şehriyar’ın şiiri, insanlara şiiri daha çok sevdirmiş; okurları onun şiirsel yörüngesine çekerek büyük bir şiir güneşine bağlamıştır.
“Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın şiiri, XX. yüzyıl İran edebiyatının gelişim özellikleriyle sıkı biçimde bağlantılı olmuş; klasik mirasın yaratıcı şekilde özümsenmesiyle birlikte çağdaş edebî süreçle karşılıklı etkileşim zemininde şekillenmiştir. Hayatının bütün dönemlerinde dünyadan el etek çektiği, yalnızlık yılları yaşadığı ve eski tabirle ‘sufi meşrep ve derviş yaradılışlı’ olmasına rağmen, Şehriyar İran edebiyatında, özellikle şiirde meydana gelen olay ve değişimleri yakından izlemiş; gerekli durumlarda ve önemli meselelerde samimi biçimde görüşünü ortaya koymuştur. Bu nedenle onun eserlerinin edebî ve tarihî değeri ancak bu bağlam içinde tam olarak anlaşılabilir ve değerlendirilebilir.” (1, s. 5)
Muhammed Hüseyin Şehriyar, 1906 yılında Tebriz’in Bağmeşe bölgesinde, dönemin tanınmış hukukçularından Hacı Mirağa Hoşginabi’nin ailesinde dünyaya geldi. Hacı Mirağa şiiri ve müziği çok severdi. Şehriyar’ın annesi Kevkeb Hanım ise halk edebiyatından ve klasik şiirimizden, özellikle de Seyid Azim Şirvani’den örnekleri oğluna sık sık okurdu.
Şehriyar, orta öğrenimini Tebriz’de tamamladıktan sonra Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördü. Daha o yıllarda yeteneği kendini göstermiş, kısa sürede şair olarak tanınmaya ve sevilmeye başlamıştı.
Dünya edebiyatının büyük klasiklerinden Hafız ve Fuzuli ile kıyaslanabilecek aşk şiirleri, hikmet ve felsefe yüklü kasideler, lirik manzumeler yazarak İran edebiyatının en yüksek zirvelerinden birine ulaştı. Şehriyar, klasik şiirin bütün tür ve biçimlerinde kalem oynatmış; Fars ve Azerbaycan edebiyatını yüksek içerikli gazel, kaside, mesnevi, dübeyt, kıta ve rubailerle zenginleştirmiştir.
“Şehriyar’ın İran edebiyatında, İran kültür ortamında ve çevre ülkelerde geniş kabul görmesi, doğrudan doğruya onun dile yaratıcı yaklaşımı ve Azerbaycan Türkçesinin ifade imkânlarını genişletmesiyle ilgilidir:
Yalnız İran’da değil coşturdu kalemim âlemi,
Bak ki Türkiye’de, Kafkasya’da ne gürültüler kopardım.
Yeni yaratıcı kuşağın yetişmesinde Şehriyar’ın bu hizmetlerinin önemli payı olmuştur. Edebiyat araştırmacılarının ‘Türklerin Hafızı’ diye adlandırdıkları M. Şehriyar, yaşadığı dönemde birçok sanat insanının yetişmesine eşsiz katkılar sağlamıştır.” (2, s. 95)
Akademisyen İsa Habibbeyli’nin sözleriyle, “Büyük söz ustası M. Şehriyar’ın ölümsüz mirası, dünya kültür ve edebiyat hazinesinin nadide incilerinden biridir.” (3)
İranlı ve Doğulu araştırmacılar ile Azerbaycanlı şarkiyatçılar, Şehriyar’ın çağdaş Fars şiirinin ulaştığı zirvenin en büyük temsilcilerinden biri olduğunu ortaya koymaktadırlar. Onun şiirleri dünyanın birçok diline çevrilmiş, insanların ruhuna dokunmuştur. Bugün yeryüzünde Şehriyar şiirinden habersiz ve onun şiirlerini sevmeyen insan sayısı oldukça azdır. Şehriyar, İran ve Azerbaycan şiirinin en büyük simalarından biri, güçlü bir söz ustası ve dünya edebiyatının seçkin şahsiyetlerindendir.
“Şehriyar’ın hem Farsça hem de Türkçe yazdığı eserler, bütünüyle bakıldığında adeta büyülü bir deniz gibidir. Bu denize dalan kişinin çıkması kolay değildir; çünkü çok derin ve sonsuzdur. Ben bu denizden yalnızca birkaç damla almaya çalıştım; Farsça yazdığı eserlerin sanat özelliklerine kısmen de olsa göz attım. Açıkçası, Şehriyar’ın Farsça eserleri sanatkârlık bakımından daha olgun, daha mükemmel ve daha renklidir. Onlardaki şiirsel simetri, dil ve üslup güzelliği, anlam derinliği ve içerik zenginliği hayranlık uyandırmaktadır. Bu nedenle Şehriyar’ın sanat dünyası daha birçok kitabın, araştırmanın ve edebî eserin doğmasına ışık tutacaktır.” (4, s. 291)
Şehriyar’ın Türkçe eserleri geniş biçimde incelenmiş olsa da, Farsça şiirleri Kuzey Azerbaycan’da henüz temel düzeyde araştırılmamıştır. Merhum edebiyat araştırmacısı Sabir Ahmedov, Şehriyar Fars Edebiyat Araştırmalarında adlı monografisinde bu konuya değinmiştir. Ayrıca edebiyat araştırmacısı Mesiağa Muhammedi’nin, Şehriyar’ın Fars şiirindeki sanatkârlığı ve İran edebî ortamındaki yeri üzerine özel çalışmaları bulunmaktadır.
Aslında Şehriyar’ın Farsça eserlerini incelemek, tarihî konumumuz, millî-etnografik geçmişimiz ve düşünce dünyamız hakkında önemli bilgiler elde etmemizi sağlayabilir. Bu görev doğrudan filolog ve şarkiyatçı bilim insanlarının sorumluluğundadır. Konunun yalnızca makalelerle değil, kapsamlı monografilerle ele alınmasına ihtiyaç vardır. Bu tür çalışmalar Şehriyar olgusunun yeni katmanlarını ortaya çıkarabilir. “Şehriyar’ın ruh dünyasının derin katmanları daha çok Farsça şiirlerinde görülür. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, onun düşünce ve nesir dilinin Farsça olması; ikincisi ise Farsça şiirlerinin sayıca daha fazla olmasıdır.” (5)
arsça yazdığı bütün gazeller ve diğer eserleri tasavvufî özellikler ile yüksek şiirsel güzellik taşıyan Şehriyar, millî kökeninden bağımsız olarak İran’ın millî şairlerinden biri; aynı zamanda İran Azerbaycanı’nın Tebriz şehrinde doğmuş büyük bir Türk şairidir.
* * *
Şehriyar adeta bir kâhin gibiydi. Onun biyografisi kendi şiirlerinde işlenmiştir. Hatıraları da eserlerinde şiirsel biçimde yansımıştır.
Çocukluğunda iki rüya görür. İlk rüyasında, 13 yaşındayken Tebriz’den Tahran’a gittiğini ve yolun ortasında, bir dağın zirvesinde büyük bir davul çaldığını görür. Davulun sesi öylesine güçlüdür ki gök gürültüsünü andırır. Kendi de bu sesten ürker ve uyanır. Bu rüya, gelecekteki şöhretinin habercisi olarak yorumlanabilir. Dağın zirvesine çıkan şair, sanatın en yüksek noktasını fetheder; ünü yıldırım gibi dünyaya yayılır.
İkinci rüyasını ise 19 yaşındayken görür. Rüyasında Behcetabad havuzunda sevgilisiyle yüzmektedir. Birden sevgilisi suyun dibine iner. Muhammed Hüseyin onun peşinden dalar, uzun süre arar ama bulamaz. Bunun yerine suyun dibinde parlak bir mücevher taşı bulur. Taş güneş gibi ışık saçmaktadır. Etrafındakiler ona bunun “gece kandilinin cevheri” olduğunu söylerler. Farsçada buna “güher-i şebçerağ” denir. Bu rüya da onun ileride kazanacağı şöhretin işareti olarak yorumlanabilir. (6)
Şehriyar şiirlerini son derece etkileyici bir ses ve yorumla okurmuş. Çok hassas, duygulu ve cömert bir insanmış. Kendisine ait eşyaları, beğenen kişilere seve seve hediye edermiş. Kin tutmaz, temiz kalpli ve saf bir insan olarak tanınırmış. Kendisini sevmeyenlere karşı bile kırgınlık beslemezmiş. Hayallere öylesine dalarmış ki öğle ve akşam yemeklerini bile unutabilirmiş.
Yalnız kalmayı da severmiş. Bazen kimseyle görüşmek istemez, kapısını kapatıp kimseyi içeri almazmış. Kendi hayalleriyle baş başa kalırmış. Duygularına öylesine kapılırmış ki zaman zaman kendisini unutacak kadar derin düşüncelere dalarmış. Kutsal ruhlara ve manevi değerlere büyük saygı gösterirmiş.
Usta şair yalnızca ilham geldiğinde yazarmış. Bazen aylarca tek bir beyit yazamadığı olur, bazen de bir gecede büyük bir eser ortaya koyarmış. Farsça yazdığı en büyük eser, yaklaşık 400 beyitten oluşan “Taht-ı Cemşid” (Cemşid’in Tahtı) adlı manzumedir. Bu büyük eseri yalnızca iki üç gün içinde kaleme aldığı rivayet edilir.
Gece, güneşin guruba inişini uğurlayınca
Yolunu yine Taht-ı Cemşid'e çevirdi...
Dara'nın sarayı güneşten bir ocaktır;
Şöhreti Taht-ı Cemşid adıyla yayılmıştır.
Şehriyar vatansever, Allah’a bağlı ve dindar bir şahsiyetti. Onun “Münacat”, “Muhabbet Dersi”, “Ebediyet, Himmet ve Aşk Kanadı”, “Tevhid”, “Ali” ve benzeri şiir ve gazelleri, dinî temalarda kaleme alınmış yüksek sanatsal ve şiirsel değere sahip eserlerdir.
Şehriyar’ın şiirlerinde ilahî aşk, insanın manevi olgunlaşması, Allah’a kulluk bilinci ve tasavvufî düşünce önemli bir yer tutar. O, dinî konuları kuru bir öğüt diliyle değil; derin bir duygu, samimi bir inanç ve güçlü bir sanat anlayışıyla işlemiştir. Bu nedenle onun dinî içerikli eserleri yalnızca inanç dünyasına değil, aynı zamanda estetik zevke de hitap eder.
ALİ, EY RAHMET HÜMASI
Ali, ey rahmet hüması, Allah’ın gölgesisin,
Kanadında saklanır bu âlem, sen himayesin.
Gönül, Hakk’ı arıyorsan Ali’yi an, Ali’yi bil;
Onu tanıdığım anda tanıdım ben Rabbi de bil.
İki âlemde yok olur fanilikten her nişane,
Ali sunsa bekâ suyu, erişir canlar dermana.
Rahmet bulutu yağmasa bu cehennem dünyasına,
Gazap ateşi çevirirdi âlemleri kül yasına.
Git ey yoksul, vur kapısına Ali’nin, çekinme hiç;
Bir yüzükle şah eder o, lütfu sonsuz, ihsanı geniş.
Ali’den başka kim geldi bu fâni dünya içine,
Kerbelâ’nın şehitlerini tanıtsın insanlığa?
Dost uğruna nice kişi varını yoğunu verir,
Lakin Ali gibi ahdine kim ömrünce sadık kalır?
Allah desem eksik olur, insan desem hata olur,
“Lâ fetâ illâ Ali”nin şahına hangi ad uygun olur?
Kan süzülür gözlerimden, ey rahmet yeli yetiş,
Onun eşiğinden bana bir avuç kutsal toprak getir.
Ayağının tozunu görme ümidiyle her seher,
Gönlümün sözlerini saldım kapına rüzgâr ile.
Ey Ali, belâları savan sensin, duy feryadımı,
Kereminle uzak eyle canımızdan her acıyı.
Onun aşkıyla ney gibi inler durur gönlüm benim,
Gaybın dili şöyle söyler, budur her gün zikrim benim:
“Gece boyu tek ümidim seher yeliyle buluşmak,
Dost yüzünü görmek için aşina gönlüne kavuşmak.”
Dinle gece “Ya Hak!” diye öten kuşun feryadını,
Anla Şehriyar’ın nasıl açtığını dosta sırrını.
Şehriyar'ın hayatındaki en acı hatıra annesinin ölümü ise, en tatlı anısı da kızı Şehrizad ile ilgilidir. Şehrizad henüz beş yaşındayken, Şehriyar'ın Kuzey Azerbaycan'da, Fikret Sadık'ın çevirisiyle büyük ün kazanan bir Azerbaycan şiirini Tebriz ağzıyla Farsça olarak babasına ezbere okur. Bu durum karşısında Şehriyar, sevincinden gözyaşlarını tutamaz. Mutluluğu ve heyecanı tarifsizdir; sevincinin adeta sınırı kalmaz.
* * *
Şehriyar’ın asıl adı Seyyid Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi’dir. İlk dönemlerinde şiirlerini “Behçet” mahlasıyla yazmış, daha sonra edebî hayatını “Şehriyar” mahlasıyla sürdürmüştür. Bu mahlası, talihine bakmak amacıyla Divan-ı Hafız’ı açtığında karşısına çıkan bir beyitten almıştır. Hafız’ın ona adeta “armağan ettiği” bu mahlas, Şehriyar’a uğurlu gelmiş ve ona büyük bir şöhret kazandırmıştır.
Şehriyar’ın şiir dünyasını incelerken, onun Farsça Divanı’nın önsözünde yer alan bazı kuramsal ve edebî görüşleri Azerbaycanlı okurların dikkatine sunmak isterim.
Bugüne kadar İran şiirinde, yani manzum edebiyatta birçok şiir türü ve üslubu ortaya çıkmış ve yaşamaya devam etmiştir. Türk, Fars, Hint ve Irak üsluplarını; aruz, hece ve serbest şiiri özümseyerek bunları sanatında ustalıkla birleştiren nadir şairlerden biri Şehriyar olmuştur. Bu düşünceyi açıklamak için söz konusu üsluplar hakkında kısa bilgiler vermek yerinde olacaktır:
1. Türkistan Üslubu
Bu üslup daha çok destansı şiirler için uygundur. Sarayları, emirleri, orduları, savaş ruhunu ve kahramanlıkları konu alan eserlerde kullanılmıştır.
Bu üslubun kendine özgü kelime ve kavram dünyası vardır. Onu tam anlamıyla kavrayabilmek için Horasan şairlerinin eserlerini incelemek gerekir. Bununla birlikte, ince duygu ve zarif ifadeleri bu üslupta aktarmak her zaman kolay değildir.
2. Irak Üslubu
Irak üslubu daha çok ilim, aşk ve tasavvuf konularını işleyen şiirlerde görülür. Sıcak, yumuşak, irfanî ve gizemli bir ruh taşır. Bu tür şiirlerde zarif ve geleneksel kelimelerin seçilmesine özen gösterilir. İsfahan, Irak, Şiraz ve Azerbaycan çevresine ait dil unsurlarından da yararlanılır.
3. Çağdaş Üslup
Avrupalı araştırmacılar bu üsluba “Yeni Klasik” ya da “Neoklasik Üslup” adını vermektedirler. Aslında bu üslup, Türkistan ve Irak üsluplarının çağın şartlarına uyarlanmış şeklidir. Zamanın ruhunu benimseyerek değişmiş ve yeni koşullara uyum sağlamıştır.
Bu anlayış Azerbaycan edebiyatında 19. yüzyılda Seyid Azim Şirvani’de, 20. yüzyılın başlarında ise Molla Nəsrəddin çevresinde yetişen şairlerde, özellikle de Mirza Elekber Sabir’de kendini göstermiştir.
İranlı edebiyat araştırmacılarına göre “Yeni Irak Üslubu”, merhum Ali Ekber Dehhoda’nın kıtalarında, Vahid Destgerdi’nin eserlerinde ve Şeyda’nın gazel ve bestelerinde sanatsal ifadesini bulmuştur.
“Yeni Türkistan Üslubu” ise özellikle Muhammed Takî Bahar’ın kasidelerinde ve tanınmış yazar-siyasetçi Seyid Cafer Pişeveri’nin bazı eserlerinde görülmektedir. Bu üslup günümüzde de klasik nitelik taşıyan birçok modern şiirde kullanılmaktadır.
Sade Üslup
İranlı araştırmacılara göre bu üslubun temel özelliği, halkın günlük konuşma dilinde kullandığı sade ve yaygın kelimelere dayanmasıdır. Zaman zaman çağdaş üslupla iç içe geçtiğinden, ikisini birbirinden ayırmak güçleşebilir.
Bu tarzın en önemli temsilcilerinden biri İrec Mirza olmuştur. Onun “Arifane” ve “Zöhre ve Menuçehr” adlı eserleri hâlâ eşsiz sanat örnekleri olarak kabul edilmektedir.
İran edebiyat araştırmacıları dört büyük şiir ekolünden söz ederler. Bunların ilki, Nizami veya Azerbaycan Ekolüdür. Onlara göre bu ekol, farklı şiir geleneklerini bir araya getiren bir terkiptir. Araştırmacılar ayrıca Fars şiirinin üç büyük ana damar üzerinde geliştiğini belirtirler: Türkistan, Azerbaycan ve Irak üslupları.
Farsça yazmasına rağmen büyük Azerbaycan şairi Nizami Gencevi, Türk-Azerbaycan ruhunu, şiir anlayışını ve manevi geleneklerini eserlerine yansıtmış; özellikle Hamse ile hem Azerbaycan’ın adını yüceltmiş hem de Fars şiir dilini yeni zirvelere taşımıştır.
Bu değerlendirmeyi, şiirinde bütün üslupları ustalıkla kullanan ve klasik ile çağdaş kaynaklardan aynı ölçüde yararlanan Şehriyar için de yapmak mümkündür. Bu bakımdan Şehriyar’a, “20. yüzyılın Nizamisi” demek yanlış olmayacaktır.
Hint Ekolü
Şehriyar, Divanı’nın önsözünde İranlı Azerbaycanlı araştırmacılara dayanarak, Hint tarzındaki Fars şairlerinin çoğunun Hindistan’da yaşayan İran kökenli veya Farsça yazan şairler olduğunu belirtir.
Bazı görüşlere göre Hint ekolü köklerini Azerbaycan şiir ekolundan almıştır. Saib Tebrizi bu geleneğin en önemli temsilcilerinden biridir. Son yüzyılda ise Üstad Şadravan, döneminin önde gelen edebî ve toplumsal şahsiyetleri arasında yer almıştır.
Yerel Edebiyat Okulları
İran’da Horasan, Gilan, Azerbaycan, Kürdistan, Loristan, Fars ve Kirman gibi bölgelerin kendilerine özgü lehçeleri ve edebî gelenekleri vardır. Her bölgenin folkloru, müziği ve şiiri, o halkın kültürel mirasının değerli parçalarıdır.
Ancak ne yazık ki bu yerel edebiyatların birçoğu bağımsız bir edebî kimlik kazanamamıştır. Buna rağmen İran edebiyatında Farsça eserler veren çok güçlü Azerbaycanlı şairler yetişmiştir. Bunlar arasında Mirza Abdülhüseyin Hâzin, Hacı Rıza Serraf, Raci, Hekim Leli, Abbaseli Mezher ve Bahar Şirvani gibi isimler sayılabilir.
Bu ekollerde kullanılan birçok terim ve ifade zamanla Fars edebiyatına da geçmiştir. Aynı şekilde, Şehriyar’ın şiirlerinde de yer yer Batı kaynaklı kavram ve ifadelere rastlamak mümkündür.
Bir dönem Şehriyar’ın eserleri dağınık hâlde yayımlanmıştı. Daha sonraki yıllarda elliden fazla baskı yapan, önce üç cilt, günümüzde ise iki cilt hâlinde yayımlanan Divan’ındaki gazeller, kasideler ve rubailer onu edebiyat tarihinde ölümsüz bir zirveye yükseltmiştir.
Şehriyar’ın ilk kitabı Hicrî-Şemsî takvime göre 1309 yılında yayımlanmıştır. Ünlü şair Muhammed Takî Bahar, bu kitabın önsözünde şöyle yazıyordu “Şehriyar büyük ve büyüleyici bir şairdir. O, şiir sanatının büyük ustalarından biridir. İran’ın en yetenekli ve en büyük çağdaş şairidir; aynı zamanda eşsiz bir duyarlılığa sahiptir. Şehriyar yalnız İran’ın değil, bütün Doğu’nun iftiharıdır.”
Bazı kimselere bu övgüler abartılı görünüyordu. Gerçekten de henüz yirmi dört yaşındaki genç bir şair hakkında böylesine iddialı sözler söylemek mübalağa gibi değerlendirilebilirdi. Ancak Şehriyar’ın hayranlık uyandıran şiiri, zamanla bu övgülerin ne kadar yerinde olduğunu kanıtladı.
“Muhammed Hüseyin Şehriyar, Azerbaycan ve İran şiirinin en büyük simalarından biri, kudretli bir söz ustası ve XX. yüzyıl Azerbaycan ile Fars edebiyatının gurur kaynaklarından biridir. Onun şiiri, yaşadığı dönemin toplumsal, siyasal, felsefî ve edebî düşüncelerinin canlı aynasıdır. Ölümsüz mirası yalnız Doğu’nun değil, dünya kültür ve edebiyat hazinesinin de nadide incilerindendir. Büyüleyici şiiriyle gönülleri fethetmiş, halkın sonsuz sevgisini kazanmıştır. Şiirleri dilden dile dolaşmış, birçok dile çevrilmiş ve insanların ruhuna dokunmuştur. Bugün ülkemizde Şehriyar şiirine hayran olmayan, onun eserlerinden habersiz bir insan bulmak neredeyse imkânsızdır.” (7, s. 3)
Büyük Şehriyar’ın sanatı hem İran’da hem de Azerbaycan’da araştırmacıların sürekli ilgisini çekmiştir. Ə. Ateş, G. Beğdeli, H. Billuri, Böyük Nikendiş, Əlimemmed Ebulfazl, Cemşid Elizade, Hamid Memmedzade, Kerim Meşruteci Sönmez, İsa Həbibbəyli, Teymur Ahmedov, Heseneli Mehemmedi, Ahmed Kaviyanpur, Gövher Bahşeliyeva, İslam Geribli, E. Guliyev, Mesiağa Mehemmedi, N. Elizade, Müheyyin Mehemmedhüseyin, Zilli Menuçehr, Hüseyin Münzevi, B. Nebiyev, Fethi Nüsretullah, Nazım Rizvan, Sabir Emirov, Y. Şeyda, Ə. Bije, S. Bayramzade, Aybeniz Hasenova ve daha birçok araştırmacı, Şehriyar’ın hayatı ve eserleri üzerine monografiler, kitaplar ve makaleler kaleme almışlardır.
Sevindirici olan husus, Azerbaycan’da artık millî bir Şehriyar araştırmaları ekolünün oluşmaya başlamasıdır.
Şehriyar’ın Farsça eserlerinin bir bölümü, Azerbaycan’ın yetenekli şair ve bilim insanları tarafından ana dile çevrilmiştir. Nizami Gencevi adına Edebiyat Enstitüsü de bu geleneği sürdürmektedir. Çalışanı olduğum Güney Azerbaycan Edebiyatı Bölümü, ustad şairin iki ciltlik eserleri üzerinde çalışmaktadır. İkinci ciltte yalnızca Farsça yazdığı eserlerin çevirileri yer alacaktır.
Bu görevin sorumluluğunun bana verilmesini büyük bir onur sayıyorum. Şehriyar araştırmacısı Esmira Fuad ile birlikte bu cilt üzerinde çalışıyoruz. Yaklaşık bir yıldır ustad şairin gazellerini, kasidelerini, mesnevilerini, dübeytlerini, rubailerini ve dinî şiirlerini satır satır çevirmekle meşgulüm. Ömür izin verirse, bunları şiirsel çeviriler hâlinde okurların beğenisine sunacağım. Şu anda büyük şairin elliye yakın eseri üzerinde çalışmaktayım. Şair ve profesör Şahin Fazil ile Tebrizli Pur Azer’in yeni çevirileri de inşallah bu derlemeye dâhil edilecektir.
“Bilindiği üzere herhangi bir dile çevrilecek eserlerin yüksek manevi ölçütlere sahip olması, evrensel duyguları yansıtması ve içerikle uyumlu bir biçim taşıması gerekir. Bizce Şehriyar’ın bütün eserleri bu ölçütleri karşılamaktadır. Bu nedenle rahatlıkla söyleyebiliriz ki, onun tüm eserleri ana dilimize çevrilse, okurların estetik zevkini zenginleştirir, gönüllerine ve ruhlarına manevi gıda olur.” (8, s. 21)
Şehriyar, İran edebiyatında ve Fars şiirinde olağanüstü, özgün ve şaşırtıcı yeteneğiyle öne çıkmıştır. Sahip olduğu yüksek eğitim ve geniş edebî birikim, çevresindekileri hayran bırakmıştır. Birkaç dili mükemmel derecede biliyordu; bu yüzden birçok milletin edebiyatının anahtarı adeta onun elindeydi.
Bütün bunlara rağmen, nur yüzlü ihtiyar bedeni, vatan sevgisiyle çarpan kalbi ve şiirindeki irfanî derinlik onu her zaman Hafız Şirazi hayranı olarak bırakmıştır. Hayatı boyunca ve sanatının her döneminde Hafız, yani “Lisanü’l-Gayb” (gaybın dili) onun gözünde erişilmesi gereken büyük bir zirve olmuştur.
Şehriyar’ın sanat ideali Hafız’dı. En büyük arzusu, Hafız’ın ulaştığı o yüce ve ölümsüz edebî mertebeye erişebilmekti. Konuşmalarında sık sık Hafız’dan örnekler verir, eserlerinde onun dizelerini birer şiirsel özdeyiş gibi kullanırdı. Hafız’dan söz edildiğinde ise şöyle derdi: “Evet, bana bütün şairleri sorsanız, Söylerim ki hiçbiri onun kemaline erişemedi.”(Çeviri: V.Ə.)
Şehriyar, klasik gelenekleri çağının yenilikleriyle başarıyla birleştirmiş; gelenek ile yenilik arasında doğru dengeyi, bir başka deyişle “altın orta yolu” bulmayı başarmıştır. Onun XX. yüzyıl İran şiirindeki ayrıcalıklı konumunun başlıca sebeplerinden biri de budur. Nitekim Nima Yuşic, Şehriyar için “İran’da gördüğüm tek gerçek şair” demiştir.
Şehriyar; Meliküşşuara Bahar, Haşim Mirza Efşar, İrec Mirza, Vahid Destgerdi, Meftun, Sehənd, Mehzun, Heriri Nadirpur, Simin Behbehani, Sepide Kaşani, Peyman Bahtiyari ve daha birçok çağdaş şairle; ayrıca Kemalülmülk, Səba, Ebulhüseyin Han İkbal ve Azer gibi sanatçılarla dostluk kurmuş, onlara şiirler ithaf etmiştir.
Onun dehası en çok hangi alanlarda hissedilir? En ince duyguların dile getirilmesinde, insanlığın en yüce özlem ve ideallerinin yansıtılmasında, halkının geçmişinin, etnografyasının, çocukluk yıllarının ve annesine dair hatıralarının anlatılmasında; kısacası ilahî aşktan insanî sevgiye uzanan bütün şiirsel tasvirlerde.
Temiz ve yüce karakteri, Kur’an-ı Kerim’i çok iyi bilmesi ve dinî göndermeleri şiirsel bir ustalıkla kullanması; sözlerinin ahlaki ve eğitici bir etki gücüne sahip olması, Şehriyar’ı sanatın en yüksek mertebelerine ulaştırmıştır.
Şehriyar, İran ve Azerbaycan sevgisini işleyen vatansever şiirleriyle de seçkin bir yere sahiptir. Onun şiirlerinde vatana sevgi, düşmana karşı ise nefret duygusu işlenmiştir. “Şivâne-i Şehriyar”, “Mihmân-ı Şehriyar”, “Sebehun” ve benzeri eserleri, onun vatanseverliğinin ve ülkesine yönelik tehditlere karşı duyduğu tepkinin şiirsel ifadeleridir.
İslam Devrimi’nin zaferinden sonra da şah rejiminin zulmünden bunalmış insanların ruhuna teselli vermek amacıyla daha güçlü ve etkili manzumeler yazmayı başarmıştır.
Bugün modern İran’ın öyle bir köşesi yoktur ki Şehriyar’ın adını, gazellerini, “Heyderbabaya Selam” destanını, kasidelerini ve rubailerini bilmeyen insanlar bulunsun.
Kabul etmek gerekir ki Şehriyar da her insan gibi hayatın inişli çıkışlı, dolambaçlı yollarından geçmiş; fakat ölümsüz eserleri sayesinde kendisine ebedî bir yol açmayı başarmıştır.
Aynı zamanda güçlü bir dinî inanca ve son derece hassas bir ruha sahipti. Dinî temalarda kaleme aldığı “Hakkın Sesi”, “Kıyam-ı Muhammed”, “Kerbelâ Kervanı”, “Münacat”, “Kadir Gecesi Hediyesi”, “Ali” ve “Lokman” adlı şiirleri bunun en güzel örnekleri arasındadır.
* * *
Allah’ın arşının direği, Muhammed’in direğinden yücedir sanılır;
Ama bak, Muhammed’in makamı ne kadar yükseklere ulaşmıştır.
Allah’ın vahiy evinin çatısına, onun meleklerinden biri dışında
Hiçbir kuş kanat çırparak ulaşamaz Muhammed’in damına.
(“Kıyam-ı Muhammed”, çeviri: V.Ə.)
İran ve Azerbaycan kültürlerinin ve edebiyatlarının ortak değeri olan; her iki ülkenin Farsça ve Türkçe konuşan dünyasında büyük saygı gören dahi şair Şehriyar, öyle yüce bir sanat mertebesine ulaşmıştır ki, aslında onun herhangi bir övgüye ihtiyacı yoktur.
Bugün Azerbaycan muğam geleneğinde en çok okunan şairlerden biri büyük gazel ustası Əlağa Vahid ise, diğeri de büyük Şehriyar’dır. Güneyli ve Kuzeyli Azerbaycanlılar, bu iki büyük gazel şairini daima sevgi ve saygıyla anmışlardır.
Şehriyar, Azerbaycan Türkçesi ve Farsça olmak üzere iki dilde kaleme aldığı şiirlerle ölümsüz bir şöhret kazanmıştır. Onun eşsiz ünü İran’ın coğrafi sınırlarını aşmış, dünyanın dört bir yanına yayılmıştır.
İşte bu nedenle Şehriyar, yalnızca kendi döneminin değil, bütün bir çağın şairi olarak; İran edebî çevresinde, çağdaş İran şairleri arasında ve Fars edebiyatı tarihinde seçkin ve kalıcı bir yere sahiptir.
Kaynakça
Özet
Vügar Mikayıl oğlu Ahmed
Şehriyar’ın Fars Şiirindeki Yeri ve Konumu
Şehriyar, Azerbaycan ve İran şiirinin en büyük simalarından biri, güçlü bir söz ustası ve XX. yüzyıl Azerbaycan ile Fars edebiyatının gurur kaynaklarından biridir. Şairin edebî mirasının önemli bir bölümü Farsça kaleme alınmıştır. “Asrın Hafızı” olarak anılan Şehriyar, çağdaş Fars şiirine yenilikler getirmiş, kendine özgü bir edebî ekol oluşturmuştur. Bu makalede, Şehriyar’ın Fars şiirindeki yeri ve konumu edebî açıdan incelenmiş, onun İran edebiyatı ve modern Fars şiirinin gelişimindeki rolü değerlendirilmiştir. Ayrıca şairin sanatsal özellikleri, klasik şiir geleneğiyle ilişkisi ve çağdaş Fars şiirine yaptığı katkılar ele alınmıştır.
[1] AMEA Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü Basın Tarihi ve Gazetecilik Bölüm Başkanı, Filoloji Bilimleri Doktoru, Profesör vuqar.ehmed.63@mail.ru