Türkistan


 15 Ağustos 2026


Görmüştüm seni 
Yüzyıllar penceresiyle. 
Dersini kavrayıp 
Tarihin şeceresiyle. 

Gök mavi kubbelerin boy ölçüşür sanki, 
Göğsü göğe değen hanların mertebesiyle. 

Göğsüne bir sır saklayıp, engin düş gibi, 
Bilge yıllar başını sallar orman gibi. 
Kutsal Taykazan dönüp geldikten sonra,
Kazağımın kutu da geri dönmüş gibi.

Heveslenip, niye koşar sana bunca insan,
Niye onca şair var şiirler adayan?
“Ulu olmak ne?” dense, seni gösteririm,
“Kutsal olmak ne?” dense, sende gözlerim.

 

Ana dilim

Etekteki taşını
düze çıkarsam demiştim,
eşikteki başını
başa oturtsam demiştim.
kendi yurdunda üvey,
el önünde kör güvey,
O iç yakan ezgine
Göl taşısam demiştim.

Bulut basmış göğünü
Aydınlatsam demiştim.
dipteki cevherini
ayanlatsam demiştim. 

şu kuruyan derini
kımız döküp gevşetip,
kulak pasını silip,
sırnaylatsam[1] demiştim.

köstekteki kuzunu
kaynaştırsam demiştim.
ocaktaki közünü
yine yaksam demiştim.
Sadaklığa el atıp,
kuzu kemiği okun
demirini titretip,
hasma atsam demiştim.

camını aralayıp,
otağını şahlayıp,
kaşlarını yeniden
gülümsetsem demiştim…

zavallı ana dilim!

[1] Sırnay: Kazaklarda kullanılan nefesli çalgı, zurna/akordeon türü çalgı anlamına gelebilir.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 236. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 236. Sayı