Yeni Edebiyat ve Çağdaş Edebiyat Eleştirisinin Önemli Bir Yaratıcısı


 01 Nisan 2023



YENİ EDEBİYAT VE ÇAĞDAŞ EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNİN ÖNEMLİ BİR YARATICISI

İsa HABİBBEYLİ*

Türkiye Türkçesine Aktaran: Serdar ACAR**

 

Azerbaycan toplumunun seçkin halk yazarı, toplumsal şahsiyet ve edebiyat eleştirmeni olarak kabul ettiği Elçin Efendiyev’in çok yönlü yaratıcılık faaliyeti ile ülkemizin ilmî, edebî ve toplumsal çevresinde eşsiz bir yere ve konuma sahiptir. Elçin muallim en yeni dönem Azerbaycan bedii nesrinin, geçiş dönemi ve bağımsızlık aşaması dramaturjisinin ve son yarım yüzyıldan da fazla edebî eleştirinin ana yaratıcılarından biridir. O, Azerbaycan edebiyatında özel bir dalga olarak gelen “altmışlar”[1] neslinin önde gelen temsilcisi olmanın yanı sıra umumi edebî ve içtimai fikrimizin en sürükleyici simalarından biri olarak tanınmaktadır. Yalnız “altmışlar”ın değil genel Azerbaycan edebiyatının, edebi-içtimai fikrinin son yarım yüzyıldan fazla bir dönemin gelişim süreçlerinde halk yazarı Elçin daima ileriye doğru harekete hem güçlü bedii yaratıcılığı ve ilmî eserleri hem de aktif vatandaşlık görevi ile önemli katkılar sağlamış, edebiyat ve kamuoyu önünde üzerine düşen sorumluluğu onurlu bir şekilde yerine getirmiştir. Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Edebiyatı’nın dünya edebiyatına doğru ufkunun genişlemesinde de Elçin muallimin şahsı ile alakalı unutulmaz sayfalar bulunmaktadır. 

Bedii yaratıcılığa 1959 yılında “Azerbaycan Gençleri” gazetesinde yayınlanan “O İnanırdı” adlı hikâyesi ile başlayan Elçin Efendiyev, ilk eserlerinde gerçek hayatı, sıradan insanları ve ilginç kaderleri yansıtmıştır. “Min Geceden Biri” adlı ilk hikâye kitabı (1966) edebî çevrede ilgi görmüş, farklı tepkiler uyandırmış olsa da yazarın bireysel özgünlüğe sahip olan yetenekli bir kalem sahibi olduğu kabul edilmiştir. “Acıg Pencere”, “Sos” (1969) povestlerinde[2] insan maneviyatının iç dünyasının gariplikleri, sıradanlıkları, kendine has oluşu gerçekçi renklerle orijinal bir şekilde yansıtılmıştır. Yazar daha sonraları bu povestlerini arka plana atarak bedii yaratıcılık hazırlıkları olarak adlandırsa da bu eserler o dönemde okuyucunun büyük ilgisini çekmiş, biçim ve içerik açısından yenilikleri olan edebî nesir örnekleri olarak kabul görmüştür. 

Halk yazarı Elçin, Azerbaycan altmışlı yıllar edebiyatının ana yaratıcılarından biri olarak kabul edilir. Daha ziyade Azerbaycan’da “altmışlar” edebî akımının sürekli bir edebî harekete dönüşmesinde Elçin’in özel rolü ayrıca belirtilmelidir. Genç yazarın XX. yüzyılın yetmişinci yıllarında yayınlattığı “Gümüşü, Narıncı, Mehmeri” (1973), “Bu Dünyadan Katarlar Keçer” (1974), “Bir Görüşün Tarihçesi” (1977) ve “Povestler” (1979) kitaplarında yer alan hikâye ve povest türünde yazılmış eserler Azerbaycan edebiyatında büyük edebiyat yaratma iddiasında olan orijinal bir yazarın varlığını kesin olarak tasdik etmiştir. Aynı zamanda, Elçin’in yaratıcılıktaki belirleyici konumu yeni edebiyat süreçlerine ciddi bir ivme kazandırmış, edebiyatı ve edebî tenkidi ileri taşımıştır.

Azerbaycan edebiyatında yeni dönem Azerbaycan hikâyesinin yaratıcıları arasında halk yazarı Elçin özel bir yere sahiptir. Onun küçük hacme sahip olan kısa hikâyelerinde hayatın ciddi, derin, kapsamlı hakikatleri canlandırılmıştır. Yazarın hikâye kahramanları basit, sıradan insanların arasında yer alıp halkın hayatını temsil eden akılda kalıcı, renkli karakterlerdir. Elçin’in hikâyelerindeki “aerodrom”[3] kasketli, biraz iddialı, incirli üzümü bahçelerde sıradan bir hayat süren sıradan insanların iç dünyası gibi dış dünyası da benzersizdir. Elçin orijinal bir ressam gibi kendi kahramanlarının hiç birisi, hiçbir yazarın eserinde olan karakterlere benzemeyen, tüm ana hatlarıyla kişiselleştirilmiş bir resmini büyük bir ustalıkla çizebilmiştir. Çeşitli yıllarda Elçin Efendiyev’in kaleminden çıkmış “Baladadaşın İlk Mehebbeti”, “Baladadaşın Toy Hamamı”, “Gümüşü Narıncı, Mehmeri”, “Beş Kepiklik Motosikl”, “Hotel Bristol”, “Bu Dünyadan Katarlar Geder”, “Bülbülün Nağılı”, “Şuşaya Duman Gelib”, “Karabağ Şikestesi”, “Sarı Gelin”, Ayakkabı”, “Kış Nağılı” gibi hikâyeler küçük türün büyük boyutlarına ve imkânlarına yüksek bedii seviyede cevap veren yenilikler getiren başarılı edebî örneklerdir. “Baladadasın İlk Mehebbeti” hikâye serisi Elçin’in Azerbaycan edebiyatındaki bedii mührüdür. Genel olarak Elçin’in bütün yaratıcılığı boyunca hikâye türüne başvurması ve her aşamada diğer edebî türlerle birlikte ilginç, etkili hikâyeler yazıp yayınlaması Azerbaycan edebiyatının bu süreli türünün şekil ve içerik açısından daha da gelişmesine olumlu etki yaratmıştır. Elçin’in küçük çocuklar için yazılmış “Günay, Yalçın, Nigar, Bir de Selim” (1980) adı ile yayınladığı kitabındaki çocuk hikâyeleri bu doğrultuda Azerbaycan edebiyatının yeni döneminde ortaya çıkmış ilgi çekici bedii örneklerdir. Yakın zamanda yayımladığı “Absurd Hekayeler”i tamamıyla orijinal olup Azerbaycan hikâyeciliğinde yeni sayfalar açan benzersiz sanat örnekleridir. Genellikle Elçin “yüzyılın türü” olarak kabul ettiği hikâye türüne karşı daha talepkâr ve sorumlu bir tavır sergiliyor. Onun Azerbaycan hikâyesinin yaşadığı süreçlere dair aşağıdaki düşünceleri hem onun bu türe karşı tavrını yansıtır hem de genel olarak yaratıcılık süreçlerine yön verir. 

Povest türünde de Elçin’in kendine özgü ilgi çeken büyük başarıları vardır. Bilindiği üzere Azerbaycan edebiyatında povest türünün tarihi Mirza Feteli Ahundov’un “Aldanmış Kevakib” eseri (1857) ile başlamış olsa da son dönemde bu tür edebiyatta en çok ilgi gören edebî biçimlerinden birine dönüşmüştür. Povest hikâye ile roman arasında “geçiş türü” olduğu için nesrin hem kendinden önceki hem de sonraki işlevlerini yerine getirmek zorunda kalmıştır. Bu anlamda Elçin’in povest türünde yazdığı eserlerin yerinin tespiti ve yenilikçiliğinin ortaya konulması, yazarın hizmetlerine açıklık getirmesi bağlamında önemli bir husustur. İlk olarak Elçin’in povestlerinin türün gereklerini fazlasıyla karşılayan eserler olduğunu belirtmek gerektiğini biliyoruz. Bedii nesrin hem hikâye, povest hem de roman türünde art arda eserler yazdığı için Elçin’in büyük hikâyesini ya da kısa romanını povest adlandırmasına özel bir ihtiyaç olmamıştır. Bu noktadan hareketle Elçin’in çeşitli nesir türlerinde yazdığı eserler ile drama eserleri arasındaki geçiş süreçleri gözlemlenebilir. Yazarın dram eserlerinde bedii nesrine ait bazı olay örgüsü, motif ve benzer karakterler yer almaktadır. Bu da edebiyatın ağır topu sayılan bedii nesirde ifade edilen özel ağırlığa sahip problemleri dram türünde senaryolaştırmakla okuyucu mütalaasından izleyici salonuna geçirilerek kitleleştirilmesi, Elçin’in povest türünde yazdığı eserlerde büyük hikâyenin veya küçük romanın belirli çizgileri olsa da bu bedii örnekler ilk aşamada daha çok povest türünün gereksinimlerini karşılar. Elbette, hikâye yaratıcılığı ile sürekli meşgul olmak Elçin’in povestlerinin ortaya çıkması için temel hazırlık rolü oynar. Bununla birlikte, Elçin povest için seçtiği problem, özellikle de tasvir ettiği olay, hikâyeden ve romandan ayırır. Onun povestlerinde olay örgüsünün çeşitlenmesi ve karakterler dünyasının sunumu da türün boyutundadır. Deneysel povestler olarak düşündüğü “Açık Pencere” ve “Sos”da da aslında povest olay örgüsü ve karakterleri vardır. “Bir Görüşün Tarihçesi” povestinde iki ana istikamet sevmeden aile kuran Mirzoppa – Mesmehanım, geçikmiş bir aşk yaşayan Memmedağa-Mesmehanım satırları vasıtasıyla insanın manevi hayatının iniş çıkışlarını kaleme alarak insanın kendini arayışının çeşitli anlarını gözler önüne serer. Zorlukları, heyecanları, umutları akla getirir. Düşüncemize göre povestin sonunda tasvir edilen “Zukulbanın Göyünde Uçan Humay Kuşu” hem karakterlerin hayallerini hem de yazarın estetik idealini bünyesinde barındırır. Okuyucu talih yıldızının doğması gibi Humay kuşunun gölgesinin de bir gün sahibini bulacağına inanır. Psikolojik boyutlara dayanan “Toyuğun Diri Kalması” povestinde de Ağagül-Nise ve Zibeyde-Zakir ilişkilerinin ibretlik detayları, iç ıstırapların ve derin itirafların gerçek bedii ifadesine yol açar. Yazar ortaya çıkan itirafları manevi arınmanın özü olarak okuyucusuna aktarır. Elçin’in povest yaratıcılığında özel bir yere sahip olan “Dolça” povestinde de olaylar, iki ailenin farklı hayat tarzının tasviri ile geliştirilir. Ağababa ile Beşir muallimin ailesinin yaşam tarzındaki tezatlıkları ortaya koyan yazar, çevrenin olumsuz etkilerinden korunma ihtiyacını dikte eder. Sahibine sadık olan evcil köpeği Dolça’nın kötü çevrenin ve nefsin sayesinde nasıl değiştiğini gösteren yazar, nihayetinde sebatı, tokluğu, manevi bütünlüğü yüceltmenin önemli olduğunu düşünür. “Bayraklar” povestinde ise bağımsızlık yollarında yaşanan süreçlerin arka planında milliyetçilik ve vatanseverlik düşüncesi ön plana çıkarılır.

Bununla birlikte Elçin povestleri, onun romanları için merdivenin bir sonraki basamağı işlevi görür. Hikâye başlangıcı ve povest düşüncesi yazarda roman düşüncesini şekillendirmiştir. XX. yüzyılın altmışlı yılları Elçin’in yaratıcılığının hikâye dönemi, yetmişli yılları povestler aşaması, seksenli yılları ise roman çağı olduğu söylenebilir. Kuşkusuz bu aşamaların her birinde Elçin, ek olarak diğer türlerde de hatta edebî eleştiri alanında da eserler yazmıştır. Ancak her dönemin üstünlük kuran türleri anlamında yıllar merdiven gibi türlerin de gelişimini şart koşmuştur. Bu tür evrimsel süreçler, Elçin’in yaratıcılığında roman türünün doğal görünümünü hazırlamıştır. Geçen yüzyılın seksenli yıllarında yayınlanan “Mahmud ve Meryem” (1983), “Ağ Deve (1985) ve “Ölüm Hökmü” (1989) romanları edebiyatın ağır toplarının tüm silahlarını kullanma yeteneğini geliştirmiştir. Bu romanlarda çok yönlü bir olay örgüsü, zengin bir karakter dünyası ve önemli toplumsal sorunlar yansıtılır. Elçin’in roman tefekküründe estetiğin başı çekmesi yanında bilimsel görüşler de kendince yer almaktadır. Romanlarında bedii düşüncenin tüm olanaklarını sarf ettikten sonra sanki ikinci bir nefes almak için bilimsel anlayıştan ve kavrayıştan gelen enerjiden yararlanır. Böyle anlarda anlayış, bedii düşünceyi destekler ve derinleştirir. Yani zengin gerçeklere ve tarihi kaynaklara sahip olan “Mahmud ve Meryem” ile Büyük Vatanseverlik Savaşı[4] olayları ve insanlarından bahseden “Ağ Deve”yi anlamadan sadece bedii algıyla üst düzeyde yazmak zor olur. Stalin Bağırov döneminin gergin atmosferini gerçek tarihi ve güncel siyaseti bilmeden roman düzeyinde derinlemesine yansıtmak mümkün olmazdı. Çok aktif okuma alışkanlıkları, bilimsel faaliyetlerde bulunma, araştırma makaleleri, adaylık ve doktora tezleri yazıp savunması Elçin muallimin dünya görüşünde, topluma ve insana bakış açısında bedii yeteneğin gerçekleri ile beraber, bilim faktörünü, anlayıştan gelen nitelikleri de benzersiz bir şekilde birleştirir. Elçin’in roman düşüncesi, bedii düşüncenin genişliği ile bilimsel anlayışın derinliğinden örülmüştür. Genel olarak Elçin, hayatın gerçeklerini yüksek bir bedii düzeyde ve anlayışın ışığında sunan mükemmel bir sosyolog yazardır. 

 Kanaatimizce XX. yüzyılın 70-80’li yıllarında Elçin’in ve onun çağdaşı olan diğer yazarların yaratıcılığında roman türünde yazılmış eserlerin daha geniş ve daha tutarlı bir şekilde ortaya çıkmasında Azerbaycan’da yaşanan süreçlerin önemli rolü olmuştur. Özellikle, önde gelen devlet adamı Haydar Aliyev’in Azerbaycan’a önderlik ettiği 1969-1982 yıllarında cumhuriyette harekete geçen milli uyanış, kendini anlama, tarihe, özüne dönen insanları, tarihi ve toplumu roman ölçeğinde kavramak ve yansıtmak için makul koşullar yaratmıştır. Bu tarihî aşamada edebiyatta sosyalizm realizmi edebî anlayışının gerektirdiği ideolojik çevrenin ötesinde ulusal fikirler, halkın kaderi, toplumsal ve manevi gelişiminde mühim rol oynamış büyük şahsiyetlerin mücadelesini tasvir ve terennüm eden kapsamlı eserler ortaya çıktı. Elçin’in romanlarının ortaya çıkmasında da bu millî uyanış ve öz farkındalık dönemi kendi sözünü söylemiştir. “Mahmud ile Meryem” romanında yaşanan büyük aşkla birlikte Azerbaycan devlet tarihinde özel bir yere sahip olan Şah İsmail Hatâyî Dönemi’nden, Çaldıran Savaşı’nın derslerinden bahsedilmesi ulusal tarihe dönüş döneminin kurguda açtığı olanakların bir yankısıydı. Mahmud ve Meryem’in aşk dünyasının gerçek sunumu da edebiyatta ideolojiden insana doğru hareketin Elçin’in çalışmalarında ortaya çıkan bir gerçekti. “Mahmud ile Meryem” insan ve zaman, aşk ve devran hakkında mükemmel bir macera romanıdır. 

Elçin “Ağ Deve” ve “Ölüm Hökmü” romanlarında da insan ve zaman ilişkisine çeşitli açılardan ışık tutmuştur. “Ağ Deve” romanı Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında cephede meydana gelen olayları bütün sebep ve sonuçlarıyla gerçekçi şekilde yansıtan bir eser olarak büyük önem taşımaktadır. “Ağ Deve” savaş konusunda yazılmış eserler kervanının başını çekmektedir. “Ölüm Hökmü” romanı adaletsiz bir baskıcı rejime karşı yurttaş bir yazarın adaletli hükmüdür. 

Uzun müddetten sonra Elçin’in 2014 yılında okuyucuyla buluşan “Baş” adlı romanı Azerbaycan edebiyatında en yeni roman akımına önderlik eden önemli bir edebî olaydır. Tarihî bir konuda yazılan bu eserde belgeler kronolojiye çevrilmemiş, zengin bedii malzeme içerisinde eritilerek dönemin, olayların ve şahsiyetlerin objektif sunumu için güvenilir bir dayanak noktası hâline getirilmiştir. Dolayısıyla “Baş” belgesel bir nesir örneği değildir, belgelerden de yaratıcı bir şekilde istifade edilmiş tarihî romandır. Hatta eserdeki farklı şahsiyetlerin birbiriyle yazışmalarını yansıtan mektuplardan hangisinin gerçek bir el yazması veya bedii bir hayal ürünü olduğunu belirlemek için özel bir araştırma gerekmektedir.

“Baş” romanında XIX. yüzyılın başlarında Çarlık Rusya’sının Kafkasya’yı işgal etme uğrunda verdiği mücadele ve Azerbaycan’daki direniş hareketi geniş bir planda tasvir edilmiştir. Elçin bu eserinde belirli bir zaman çerçevesinde dünyadaki hadiseler düzeyinde Azerbaycan’ın kaderinden bahsetmektedir. Yazar Çarlık hükümetinin Kafkasya’yı fethetme politikasını yürüten tarihî şahsiyetlerin rollerini ve konumlarını doğru bir şekilde belirlemiş ve bunu bedii açıdan güçlü yöntemlerle gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır. Rusya, Kafkasya, Azerbaycan ve İran coğrafyasında yaşamış ve çeşitli sorumlu görevler üstlenmiş tarihî şahsiyetlerin bireysel özelliklerini, kişisel niteliklerini ve psikolojilerini derinlemesine anlatmak Elçin’in önemli bir yaratıcılık başarısıdır. Romandaki psikolojik bakış, manevi dünya ile içtimai düşüncenin sentezinin psikolojisidir. Yazar, Kafkasya Genel Valisi General Sisianov’un siyasi yüzünü ve ruhani dünyasını tüm gerçekleriyle sunar. 

Elçin’in yazılı beyanında General Sisianov, Rus devletine (Kızıl Çar’ına) sadık olan, aynı zamanda tarihî gerçekliğe uygun olarak, Kafkasya’nın fethine giden yolda kan dökmekten, felaket ve facialara yol açmaktan çekinmeyen zalim bir askeri-politik sima olarak okuyucuya aktarılır. Eserde Bakü’de, İçeri Şehir’in Koşa Gala kapısının önünde Sisianov’un başının kesilmesi hadisesinin İmparatorluk içinde, Azerbaycan’da ve İran’da yarattığı yankıların tasviri, tarihten alınmış ve bedii açıdan bulunmuş detaylarla desteklenmiştir. Bu, Azerbaycan hanlıklarının ayrı ayrı küçük devletler olmasına bakmaksızın milletin toprak ve arazi meselelerinde iç siyasi ve manevi birliğini göstermektedir. 

Yazar, bu olayı çok çeşitli açılardan Azerbaycan’daki direniş hareketinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin özünü ortaya çıkarmanın ana aracı olarak değerlendirmiştir. Romanda bu ciddi olayın yarattığı sarsıntılar, heyecanlar, tereddütler, panik ve kafa karışıklığı, ayrı ayrı karakterlerin timsalinde tüm incelikleriyle anlamlandırılır. “Baş”, Kafkasya’nın temel problemi olan işgal, direniş ve özgürlüğü konu alan bir romandır. 

Halk yazarı Elçin’in “Baş” romanı Azerbaycan’ın devlet bağımsızlığı uğrunda geçtiği onurlu ve sorumlu, zorlu ve karmaşık yolu derin bir edebiyat anlayışıyla yansıtan mükemmel bir bedii eserdir. Ancak Azerbaycan hanlıklarının birleşmesi ihtiyacı, hususen tüm özellikleri ve süreçleriyle Bakü hanlığının kaderi ilk defa ve geniş ölçüde Elçin’in “Baş” romanında yansıtılmıştır. Eserde Car-Balaken hadiseleri ve General Sisianov’un çizgisinin tasviri de tarihî ve renkli olayların aynı zamanda cezbedici karakterlerin esasında ilgi çekicidir. Romanda Karabağ Hanlığı ile ilgili anlatılan olaylar, özellikle İbrahim Han ve aile bireylerinin kaderinin yansıması, tarihî gerçeklerin doğru bir şekilde aktarılmasına hizmet ettiği gibi Azerbaycan edebî düşüncesindeki mevcut yanlışlıkları da gidermeye hizmet etmektedir. Böylece Elçin, Azerbaycan tarihinin çok zor ve karmaşık bir aşaması olan hanlık döneminin bütün tablosunu edebiyata kazandırmış ve nihayet ülkemizin XIX. yüzyılın başlarında içinde bulunduğu sıkıntıları, halkımızın şerefli mücadelesini, büyük şahsiyetleri tamamen edebî bir olaya dönüştürmeyi başarmıştır. Yazar aynı sürecin Gürcistan’daki gidişatını ve Rusya’daki yankılarını ayrıntılı olarak gösterebilmiştir. Eserde Azerbaycan hanlıklarının İran ile ilişkilerine geniş yer ayrılmıştır. Böylece Elçin’in “Baş” romanı bütün bir tarihsel dönemi geniş bir ölçekte yansıtır. Şüphesiz, Elçin muallimin yazma tecrübesinin yanı sıra görevli olarak devlet işlerinde uzun yıllar çalışması ve dünya olaylarına uluslararası ilişkiler düzeyinde bakabilme imkânı da romanın başarısında önemli rol oynamıştır. Bütün bunlardan dolayı tür açısından “Baş” romanı modern tarihî-psikolojik romanın en güzel örneği sayılabilir.

Halk yazarı Elçin, “Baş” romanında, Azerbaycan tarihinde adları belli olan ve haklarında fazlaca bilgiye sahip olmadığımız tarihî şahsiyetlerin kusursuz bedii karakterlerini oluşturmuştur. Ayrıca yazar Elçin Efendiyev’in “Baş” romanında bedii fantezisinin bir mahsulü olarak yarattığı akılda kalıcı karakterler dönemi, zamanı, tarihi-içtimai süreçleri zenginleştirir ve tamamlar.

Elçin’in Baş romanı olay örgüsü, kurgusu, dili ve üslubuyla yönüyle de ilgi çekicidir.

Kısaca, “Baş” romanı Azerbaycan millî kimliği açısından yazılmış, millî ruhu güçlü olan büyük bir edebiyat örneğidir. Aynı zamanda bu eser, tarihsel süreçlerden ders çıkarması için modern okuyucuya yol gösterici olabilecek mükemmel bir tarihî-psikolojik romandır. Büyük bir dönemi, tarihî ve bedii bakımdan gerçekçi ve genel düzeyde yansıtması nedeniyle “Baş” romanı Azerbaycan edebiyatında edebî bir olaydır.

Bahsettiğimiz gibi halk yazarı Elçin’in yaratıcılığı tür bakımından zengin ve çok yönlüdür. Onun yaratıcılığında dramaturjisinin ayrı bir yeri vardır. Elçin’in dramaturjisi, Azerbaycan edebiyatında drama türünün gelişmesinde yeni bir aşamadır. Elçin’in “Poçi Şöbesinde Heyal” adlı ilk piyesini XX. yüzyılın yetmişli yıllarında yazmasına rağmen, eseri sahnelenmediği için uzun süre dramaya yönelmediği bir röportajdan anlaşılmaktadır. Yazarın dramaturjiye dönüşü, Azerbaycan edebiyatında bu edebî türde yazılan eserlerin ve tiyatroda dramaturji eserlerinin az olduğu dönemde olmuştur. Bu nedenle dram eserleri, hayatın gereksinimlerini olduğu kadar edebiyatın ve sahnenin ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eden değerli sanat örnekleridir. Ayrıca Elçin’in dramaturjisi, XX. yüzyılın doksanlı yıllarının başlarında mevcut sosyalist toplumun çöküşü ve başlangıç aşamasında yeni kuruluşun karmaşık süreçlerle yüzleşmesi süreçlerinin yankısı ve de zamanın ısmarlaması olarak ortaya çıkmıştır. Elçin’in dramaturjisi, bağımsızlık döneminin önemli bir edebî olayıdır. Yazarın drama eserlerinde Azerbaycan toplumunun yaşadığı geçiş süreçleri tüm doğallığı ve dramatikliğiyle edebiyata kazandırılmıştır. Tiyatrolarımızda drama eserlerinin eksikliğinin yanı sıra Azerbaycan toplumunun yaşadığı geçiş süreçlerinin zorluklarını yansıtması ve çıkış yollarına ışık tutması Azerbaycan tiyatrosunda Elçin dramaturjisine ciddi bir talep oluşturmuştur.

Elçin’in dramaturjisi, daha çok bir karakterler dramaturjisidir. “Delihanadan Deli Gaçıg” trajikomedisinde de karakterler gösteriyi yönetirler. Karakterlerin bireysel özellikleri o kadar belirgindir ki her birinin toplumdaki konumu sadece karakterlerinden değil, aynı zamanda bireysel özelliklerinden de tanınmaktadır. Aynı zamanda karakterlerin bazılarında destansı işaretler gözlemlenebiliyor. Dolayısıyla şube müdürünün kozmik dünyaya yaptığı gezilerle ilgili bilgileri, Ponteleymon Polikarpoviç’in tanıdığı insanların geçmişiyle ilgili açıklamaları, epik düşüncenin dramatik amaçlara hizmet eden başarılı bir bedii sunumudur. Destansı unsurlar Elçin’in bedii nesrinin bir özelliği olsa da “Delihanadan Deli Gaçıg” oyunundaki psikolojik anların canlandırılmasına, dramatik durumların derinleşmesine uygun koşullar yaratır. 

Kanaatimizce, halk yazarı Elçin’in “Delihanadan Deli Gaçıg” trakomedisi ile “Menim Erim Delidir” piyesi birbirini tekrar etmemek şartıyla organik olarak birbirini tamamlamaktadır. Bu eserlere Azerbaycan dramaturjisinde bağımsızlık dönemindeki ilk diyaloglar demek mümkündür. Her iki eser de hem ayrı ayrı hem de birlikte yaşadığımız yakın tarihin, çevrenin ve toplumun sanat anlayışının etkili ve edebî dersleridir. Dolayısıyla bu eserler, halk yazarı Elçin’in sosyolog bir oyun yazarı olduğunu kesinlikle doğrulamaktadır. Bu oyunlarla Azerbaycan toplumunun içinde bulunduğu kaos döneminin eksiksiz ve objektif bir tablosu yeniden canlandırılmış ve doğru sonuçlara varılmıştır. Son yıllarda sahnelenen “Cehennem Sakileri” piyesi de biraz daha erken bir dönemin - baskı yıllarının - olaylarını canlandırsa da korku, şüphe ve kafa karışıklığının doğasına ışık tutan bir dram eseri olarak mevcut diyaloglarda ifade edilen temaların tüm sistemini yansıtır.

Dramaturji yaratıcılığının sonraki dönemlerinde Elçin toplumda yaşanan içtimai süreçleri sahnede canlandırmayı tercih etmiştir. Bu eserlerde modern toplumun çelişkileri ve maneviyattaki değişimler çatışmanın temelini oluşturur. Yeni dönem dramaturjisinin sorunları, ülke ve dünya arasındaki ilişkileri de yansıtır. Modern çağın olaylarını ve süreçlerini genel olarak yansıtan “Teleskop” piyesinin ve “Şekspir” dramının ülkemizin yanı sıra yurt dışında da özellikle Londra sahnesinde başarıyla sahnelenmesi ve büyük yankı uyandırması Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Tiyatrosu’nun önemli bir başarısıdır. 

Edebî yaratıcılık sahnesindeki uzun süreli ve verimli etkinliği nedeniyle “Halk Yazarı” onursal unvanını kazandı. Elçin Efendiyev aynı zamanda usta bir eleştirmen ve edebiyatçıdır. Eleştirmenlik ve yazarlık Elçin’in yaratıcılık faaliyetinde her zaman yan yana ilerledi. Bunların her ikisi de Elçin’e özgüdür, nasıl derler, onun yaratıcı düşüncesinin çift kanadıdır. Elçin’in eleştirmenlik faaliyetinin başarılı olmasının esas sebeplerinden biri sanatsal yaratıcılığın doğasına derinden aşina olmasıdır, yani yazarlığıdır. Yahut onun yazar olarak edebiyatta özgün bir konuma sahip olmasının, tutarlı ve üretken bir şekilde faaliyet göstermesinin ana nedenlerinden biri de tecrübeli bir eleştirmen olarak edebiyatın yüksek taleplerine aşina olması, her zaman canlı edebi süreci yaşaması, gelişen çevre ile uyumlu nefes alması, yani eleştirmenliği ile alakalıdır. 

Elçin Efendiyev’in “Azerbaycan Bedii Nesri Edebi Tengidde” konusunda yazıp başarıyla savunduğu adaylık tezi onun eleştirmenlik faaliyetinin mükemmel bir başlangıcıdır. Bu model ve yapıda, o zamana kadar herhangi bir bilimsel çalışma yazmamıştı. Elçin Efendiyev seçtiği bilimsel problemin sadece fikir içeriğini değil, yapısını da kendisi belirlemiştir. Daha sonra farklı dönemlere ait nesri, drama ve şiirin edebiyat eleştirisindeki yankılanması, değerlendirilmesi hakkında bilimsel eserler yazanlar, edebiyat bilimimizin temelini oluşturan “Elçin Modeli”nden yararlanmışlardır. Bu prestijli bilimsel çalışmada, Azerbaycan nesrinin yenilik ruhu, karakter arayışları ve bedii özellikleri gibi problemlerine yönelik tutumu ön plana çıkarmak önemli bilimsel-teorik ehemmiyete sahip bir konuydu. 

Nesirde ve dramaturjisinde olduğu gibi, bilimsel araştırma eserlerinde de Elçin’in kendine özgü kişisel üslubu, yaklaşım metodu ve anlatım tarzı açıkça görülmektedir. Güçlü bir edebiyat eleştirmeni olarak Elçin’in üslubu için bedii-publisist[5] ögelerinin bilimle kaynaşması, genelleme noktalarının betimlemesi olarak her zaman dikkat çekmiştir. Doktora tezi olarak yayımlanan “Edebiyyatda Tarih ve Müasirlik” eserimde ortaya konulan sorunlar, ileri sürülen bilimsel düşünce ve tezler bağımsızlık döneminde yeniden hazırlanmakta olan millî edebiyat tarihimizin ve edebiyat ders kitaplarının zenginleşmesine katkı sağlamaktadır. Şimdiki aşamada bu, çağdaş eleştirmen ve edebiyat bilimciler için güvenilir bir rehber işlevi görmektedir. 

Elçin’in “Müasir Dövrde Azerbaycan Edebi Tengidinin Yaradıcılıg Problemleri” adlı bir dizi bilimsel eserleri bağımsızlık dönemi Azerbaycan edebî eleştirinin seçkin örnekleridir. Derin bilimsel düşünce ile aktif edebî deneyim ve gözlemin birlikteliğinden oluşan bu bilimsel makalelerde yeni aşamadaki millî edebiyatın ve çağdaş edebî eleştirisinin görevleri, hedefleri, mevcut durumu ve perspektifleri tam olarak özetlenmiştir. Elçin’in eleştiri faaliyeti ile vatandaşlık sorumluluğu aynı fiilin ifadeleridir. Her iki durumda da büyük edebiyatın ve modern toplumun gelişiminin koyucusudur. 

Bağımsızlık yıllarında Elçin eleştirmen, edebiyat bilimci ve aydın olarak daha aktif ve tutarlı bir şekilde çalışır. Daha çok eleştirel bir edebiyat eleştirmeni olan Elçin, bu dönemden itibaren edebiyatın teorik konularıyla da ilgilenir. Onun Vilayet Guliyev ile birlikte yayınladığı “Öhümüz ve Sözümüz” kitabı (1993) edebiyat teorisini yeniden yazılmasına çağrıdır. Elçin’in “Sosrealizm Bize Ne Verdi. Sovet Dövrü Edebiyyatı Meselenin Goyuluşuna Dair” eseri (2010) eski SSCB halklarının edebiyatının ana yaratıcı yöntemi olan sosyalizm realizminin tek taraflı bakış açısı yerine, sanatsal metodun edebiyat üzerindeki etkisinin yanı sıra önemli niteliklerine de dikkat çekmektedir.  Bu eski Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlık kazanmış cumhuriyetlerde yeni tarihsel çağda sosyalist gerçekçiliğe kapsamlı bir yaklaşımı yansıtan ilk bilimsel çalışmadır. Sosyalist gerçekçiliğin sert bir şekilde eleştirildiği yıllarda, bu ideolojik görüşün siyasette ve edebiyatta kabul görmediği bir dönemde, bu yöntemin avantajlarından bahsetmek bir bilimsellik ve cesaret örneğiydi. Azerbaycan edebiyat araştırmacılığı biliminde Elçin’in “Sosrealizm Bize Ne Verdi” adlı eseri “toplumsal gerçekçiliğin iç mekanizmasını teorik bir yöntem olarak, tarihsel misyonunu açıklayan bir risale” (Yusif Seyidov), “bizi ortak geçmişimizden ortak geleceğe seslenen bir manifesto” (Gezenfer Paşayev) olarak değerlendirilmiştir. 

Elçin’in “Agoniya” yohsa Tekamül” eseri de XIX. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının deneyimine dayanarak yazılmış teorik bir bilimsel eserdir. Eserden aldığımız aşağıdaki alıntı edebiyatla ilgili sadece vatandaşlığın sorumluluğunu yahut yazar bağnazlığını değil, aynı zamanda gerçek bir bilimsel kanaatin derin bir teorik yorumunu sunar. “Edebiyatın tarihinde ‘anlamsız dönem’ yoktur, herhangi bir zaman diliminde büyük şahsiyetler ve edebi olaylar yoksa o zaman bir hazırlık ve yetiştirme süreci vardır, edebiyat ‘muhteşem olmayan edebi şahsiyetleri tecrübeden deneyimler, mükemmel için verimli bir zemin yaratır.”

Edebiyat teorisi konularına aktif ilgi Elçin’in geniş bilimsel bakış açısının ve yazarlık deneyiminin göstergesidir. 

Devletin bağımsızlık döneminde Elçin, Azerbaycan edebiyat tarihinin önde gelen simalarını millî çıkarlar ve kriterler esasında yeniden kamuoyuna sunmuştur. “Mehemmedemin Resulzade” (1994), “Neriman Nerimanovun Şehsiyyeti ve Fealiyyeti” (1997), “Cefer Cabbarlı Şehsiyyet ve İstedad” (2000) kitaplarında türün “küçük” olmasına bakmayarak ele alınan edebî-tarihî şahsiyetlerin ölçüsü ve hizmetleri açıklanmış ve savunulmuştur. Halk yazarı ve edebiyat bilimcinin 2013 yılında Bakü’de “Tehsil” yayınevinde Rusça çıkan “Arzu, Heyat ve Edebiyyat” adlı büyük hacme sahip makale derlemesinden sunulan teslim kitabı Elçin’in bilim ve faaliyetinin ana hatlarının özetlenmiş bir tarihidir. 

Bugün halk yazarı Elçin’in sanatsal yaratıcılığı birçok yönden kendisinden sonraki kuşağın genç yazarlarına örnek teşkil etmekte olup onun edebiyat eleştirisi ve kuramsal çalışmaları edebiyat bilimciler için değerli, eleştirmenler için anlamlı bir örnektir. Eleştirmen Elçin, yeni nesil eleştirmenlerin öğretmeni ve ustasıdır. Ayrıca dün olduğu gibi bugün de edebi sürecin doğrudan merkezinde yer alan yazar ve eleştirmen Elçin, sadece edebî ve bilimsel çevremizin kaygılarıyla yaşamakla kalmayıp aynı zamanda usta bir eleştirmen misyonunda bu sürece yön ve istikamet vermektedir.

Kısa bir süre önce büyük hocalarımız Memmed Arif Dadaşzade, Mammad Cafer Caferov, Mir Celal, Mehdi Hüseyn, Cafer Jafarov, Abbas Zamanov, Bakir Nabiyev, Aziz Mirahmedov, Yaşar Garayev’in yaptığı çalışmalar ve taşıdığı ilmî ve edebî yük şimdi de halk yazarı Elçin’in sorumluluğu ve misyonuna dönüşmüştür. 

Çağdaş dönemde Elçin, Azerbaycan’da absürt tiyatronun yaratıcısı olarak öne çıkar. Elçin tiyatrosu, modern sahnenin ve yeni yaşamın tiyatrosudur.

Dolayısıyla Elçin Efendiyev yazar, aydın, eleştirmen ve drama yazarı gibi çok çeşitli alanlarda esas söz sahibidir. Halk yazarı Elçin’in sözü, türlere ve zamana bağlı olmayarak yalnızca edebiyatı, cemiyet-toplum düşüncesini, bilimsel düşünceyi ve sanatı ilerletmeye ve modernleştirmeye hizmet eder.

Yeni edebiyatın ve modern edebiyat eleştirisinin seçkin yaratıcısı halk yazarı Elçin’in 75. yaşı gününü kutluyor, sağlık ve başarılarının devamını diliyorum. 


 

* Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Başkanı, Akademisyen.

** Doktora Öğrencisi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı, e-mail: seerdar.acar@gmail.com 

[1] Detaylı bilgi için bk. Sedat Adıgüzel, Azerbaycan Edebiyatında 1960 Nesri (Hikâye ve Roman), Fenomen Yayınları, Erzurum 2007. A. N.

[2] Kısa roman, uzun hikâye. A.N.

[3] Aerodrom kelime anlamı olarak havaalanı anlamına gelir. Elçin, “Baladadaşın İlk Mehebbeti” (Baladadaş’ın İlk Aşkı) adlı hikâyesinde, anlatı başkahramanlarını Baladaş’ı “aerodrom” kepkalı (kasketli) olarak tasvir eder. Burada “aerodrom” kepkalı havalanı gibi geniş siperliği olan kasket anlamında kullanılmıştır. A.N.

[4] II. Dünya Savaşı. A.N.

[5] Sosyoekonomik konularda eserler yazan, güncel yazar. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 196. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 196. Sayı