HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
Coşkun Haliloğlu 2
Ercan Argınbayev 3
Coşkun Haliloğlu 4
Süleyman Abdulla 5
Sabir Azeri 6
IŞILAY IŞIKTAŞ SAVA 7
GİRİŞ
Farsça nev “yeni” ve ruz “gün” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan Nevruz, Türkçede “yeni gün” anlamına gelmektedir. Gece ile gündüzün eşit olduğu bu gün, Türklerde mevsimsel takvim geleneğinin astronomik bir olaya dayandığının göstergesidir. Türklerin uzun süre kapalı kaldığı Ergenekon vadisinden, demir bir dağı eriterek dışarı çıktıkları gün olarak da yorumlanan bu gün, yine takvimsel bir veri bildirir.
2009 yılında Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Türkiye’nin katılımıyla çok uluslu dosya olarak UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesine kaydedilen “Nevruz”, 2016 yılında Afganistan, Irak, Kazakistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da katılımıyla hazırlanan yeni dosyayla “Nevruz” dosyası katılımcı devlet sayısı 12’ye yükselmiştir. Ayrıca 21 Mart günü 2010 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Nevruz Günü” ilan edilmiştir.[1]
Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetlerinde resmi bayram, Türkiye’de, Doğu Türkistan’da, Moğolistan’da yaşayan Türk kökenli halklar tarafından kültürel bayram olarak yaşatılmaya devam etmektedir.
Proto Türk mitolojisinin farklı coğrafyalarda evrimleşmiş versiyonlarının bugün devam eden varlıkları; çıkış noktasının aynı ya da benzer olduğu temel dünya görüşünü doğrular. 21 marta yakın günlerde, Müslüman olmayan Hakas Türklerinin kutladıkları Çıl Pazy “yılbaşı”nda, günün erken saatlerinde yüksek bir dağa çıkıp güneşi karşılamaları ve çeşitli ritüeller yapmaları; Altay Türklerinin Cılgayak/Yılgayak adını verdikleri bayramda çadırın içinde ateş yakmaları, çadırı ardıçla tütsüleyip arındırmaları, doğa ruhlarıyla iletişime geçmeleri, Saha Türklerinin Olonho destanındaki benzer anlatımda yüksek bir dağın adının Ergene Xara Tıa olarak geçmesi, Yenigün’ün, Ergenekon’un kökeni ve eskiliği için önemlidir.
Kutlamalar bölgelere göre değişiklik gösterse de ateş yakma, üzerinden atlama, tütsüleme, geleneksel oyunlar, ziyaretler, küslerin barışması, toplumsal dayanışma, paylaşma, gibi birçok özellik ortaktır. Değişikliklerin yasa koyucusu, coğrafyanın koşullarıdır.
Bu yazımızda Iğdır’da kutlanan Nevruz bayramı ele alınacaktır:
20 Mart çocukların, 21 Mart büyüklerin, 21 Mart öncesi salı ve perşembe günleri ölülerin bayramıdır. Çocuklar, kendileri için özel dikilen, işlenilen bayram torbalarıyla, çantalarıyla kapı kapı dolanarak kuruyemiş, boyanmış yumurta, para, şekerleme v.b… toplar.
Iğdır ve çevresinde bugün doğan erkek çocuklarına Nevruz, kız çocuklarına Tazegül, Yenigül adı verilebilmektedir.
Ölü Bayramı
Dünyada olanlarla dünyasını değişenlerin bayramının aynı olduğu bir bayram düşünün. Toprağın altındakilerle toprağın üstündekilerin ortak bayramı. Bu günde mezarlar temizlenir, sulanır; mezarlara çiçekler dikilir. Mezarlıklarda Kuranı Kerim okunur, dualar edilir, hayırlar dağıtılır. Halk arasında qebirüsdü “kabirüstü” ya da mezarüsdü “mezarüstü” adı verilen bu günde; orta dünyada, toprağın üstünde olan yakınlarının, toprağın altındakilere: “Biz bayram yapıyoruz; senden helallik istiyor, seni de sevincimize, şenliğimize, şölenimize ortak ederek bayramını kutluyoruz.” şeklindeki sözlerinin dualar eşliğinde aktarımıdır.
O gün komşular ve akrabalar yas tutan aileyi ziyaret eder, aileye başsağlığı dileklerini yineler. Sevinçlerini, taşkınlıktan uzak, sükûnet içinde yaşarlar. Ailede yakın zamanda ölen birisi varsa ardından gelen ilk bayram, ilk Nevruz qara bayram “kara bayram” olarak kabul edilir.
Yumurta Boyama
Eskiden kimyasal boya olmadığından renkler doğadaki bitkilerden elde edilirdi. Soğan kabukları ve samanla boyanan yumurtalardan turuncu, koyu kahverengi, kırmızı ve sarı tonlar elde edilirdi. Benzer şekilde kırmızı ton için pancar, yeşilimsi renkler için ıspanak ya da çeşitli otlar, sarı renk için zerdeçal, koyu kahverengi için ise ceviz kabuğu kullanılır. Günümüzde bu yöntemler devam etmekle birlikte maydanoz, dereotu vs dallarıyla, gıda boyalarıyla ya da çeşitli tekniklerle rengârenk desenli yumurtalar elde etmek mümkün.
Soğan kabuğunun verdiği kırmızı renk ateşi; koyu kahverengi toprağı ve bereketi; turuncu baharın sıcaklığını; samanın verdiği sarı renk güneşi ve yeni yılın enerjisini simgeler. Yumurta ise bolluğun, bereketin, doğurganlığın, çoğalmanın sembolüdür. Bu nedenle boyanan yumurtalar yalnızca ev halkı için değil; ailenin dışarıda yaşayan bireyleri için, akrabalar için, komşular için ve mendil atma gibi ritüellerde paylaşılmak için de boyanır.
Yumurta Tokuşturma
Doğanın renklerine boyanarak hayatın sürekliliğini gösteren yumurtalar hem çocuklar hem yetişkinler tarafından ikili gruplar halinde tokuşturulur. Iğdır’da yumurta döyüşdürme adı da verilen bu gelenekte, kırılmayan yumurta, oyunu kazanır. Kaybeden kişilerin yumurtaları, kazanana verilir. Kırılan yumurtalar eski yılın bitişini, sağlam kalan yumurtalar gelecek yeni yılın gücünü temsil eder.
Yeddi Levin-Honça
Yeddi levin; yedi farklı çeşit kuruyemişin, şekerleme, boyanmış yumurta, çikolata, baklava ve meyvenin… ortasına semeni yerleştirilmiş geniş bir tepsideki sunumundan oluşur. Aile büyüklerinin eşliğinde hazırlanan karışım; boyanan yumurtalarda olduğu gibi sadece ev bireyleri için değil; ailenin dışarıda yaşayan bireylerine, akrabalarına, komşularına ve mendil atmaya gelenlere de vermek içindir.
Sunumun düzeni ve estetiği; onu hazırlayan kişinin zevkine ve özgünlüğüne bağlıdır. “Yeddi levin” olarak adlandırılan bu gelenek hem lezzeti hem de görsel zenginliğiyle bayramın ruhunu yansıtır.
Semeni, Nevruz’a özgü yiyecekler (boyanmış yumurtalar, yedi çeşit kuruyemiş, çikolata, lokum, şeker, baklava…) ve çeşitli hediyelerle (altın bilezik, yüzük, küpe, kolye, şamdan, ayna, üzerlik, kırmızı eşarp, giyim…) süslenerek hazırlanan tepsi, sepet ya da özel kaplara yerleştirilen ve Honça adı verilen sunum; erkek ailesi ve yakınları tarafından nişanlı kıza götürülür. Kız tarafı da çeşitli hediyelerle dünürlerine karşılık verir.
Kapı Dinleme
Nevruz’dan bir gün önce, özellikle akşam karanlığından sonra, evlerde güzel ve olumlu konuşmaya özen gösterilir. Çünkü, her yaştan insan, bir dilek tutarak dinlemek için seçtikleri kapının ardında duyacağı ilk anlamlı sözcüğü ya da cümleyi, dileğinin içeriğine göre yorumlayacaktır.
Qapı pusma da dediğimiz bu gelenekte yine de olumsuz konuşmalara denk gelinebilir.
Yüzük Falı-İğne Falı
Gençlerin, geleceğe dair dileklerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini öğrenmek için yapılan eğlenceli ritüellerden biri de yüzük falıdır. Genç kızlar; yüzük, küpe gibi kişisel eşyalarını, sabahın erken saatlerinde alınan temiz suyla doldurulmuş bir leğen ya da kâsenin içine atar. Bir araya gelen gençler, çeşitli maniler okuyarak suyun içindeki eşyalardan birini rastgele çeker. Çekilen eşya kime aitse, okunan maninin içeriğinin o kişinin niyetine, dileğine cevap olduğu kabul edilir.
İçi su dolu leğene veya kâseye, iki ucuna pamuk sarılmış iğneler, dilekler dilenerek atılır. İğneler suyun içinde kavuşursa dileğin gerçekleşeceğine aksi halde gerçekleşmeyeceğine yorumlanır. Bu ritüel genellikle genç kızlar tarafından yapılsa da isteyen herkes aşk, şans, sağlık, evlilik, eğitim gibi konularda iğnelerin suyla kurduğu sembolik dansa başvurabilir.
Kosa Kosa
Nevruz gelenekleri arasında eğlence ve neşe unsurlarıyla öne çıkan, kültürel mirasın güldürü yönünü yansıtan oyunlardan biri de kosa kosa, kosa gelin oyunudur. Bu gelenekte genellikle iki erkek oyuncudan biri kadın elbiseleri ya da gelinlik giyip duvak takarak kadın rolüne bürünür; diğeri abartılı biçimde çirkinleştirilmiş karakteri canlandırır. Oyuncular, gittiği evlerin kapısında maniler okuyup komik gösteriler yaparak insanları eğlendirir:
Ay kosa kosa gelsene
Gelip selam versene
Çömçemi doldursana
Kosanı yola salsana
Ev sahibi, gösterinin sonunda oyunculara çeşitli hediyeler verir.
Semeni
Nevruz’un en önemli sembollerinden ve yemeklerinden biri semenidir. Genellikle buğday kimi zaman mercimek, fasulye, nohut, börülce gibi tohumlarının çimlendirilmesiyle elde edilen semeninin, bulunduğu eve bolluk, bereket, sağlık getirdiğine inanılır. Semeni de sadece ev halkı için değil, bayram ziyareti yapılacak komşular, akrabalar için de hazırlanır.
Dualar, dilekler eşliğinde önceden ıslatılan buğday tohumları, sığ bir kap içerisinde pamuk veya ince bir bezle üstü örtülerek karanlık bir ortamda günlük nemlendirilir. Filizlenip kök salınca üzerindeki pamuk ya da bez kaldırılır ve güneş alan bir yerde nemlendirilmeye devam eder. Gür ve güçlü bir şekilde büyüyen semeni; edilen duaların, dilenen dileklerin gerçekleşeceğine yorulur. Semeni boy attıkça duaların da göğe uzandığına inanılır. Boy atan semeniler çeşitli aksesuarlarla ve kurdele ile süslenerek bayram sofrasındaki yerini alır.
Ayrıca tabandaki çim yastığı, birtakım işlemlerden geçirilerek aynı adı taşıyan semeni tatlısı yapımında kullanılır.
Semeninin suyu, bereketli olması için tarladaki buğdaylara serpilir.
Papaq Atma
Yaylıq atma “başörtü atma”, desmal atma, mendil atma adlarını da taşıyan uygulamada; çoğunlukla çocuklar ve gençler olmak üzere isteyen herkes komşularının kapısına, penceresine, bacasına şapka, başörtü, mendil ya da torba içinde şeker, kuruyemiş, yumurta, para vs bırakır. Paylaşmayı, bolluğu, bereketi anlatan bu ritüelde, ev sahibi kimin bıraktığını bilmediği hediyeleri, benzer şekilde hediyelerle karşılık vererek geri bırakır.
Nevruz Çarşambaları
Yeniden doğuşun ve özgürlüğün sembolü Nevruz’un gelişi; özelikle Iğdır, Azerbaycan ve İran Türklerinde bir ay önceden yapılan kutlamalarla başlar. Nevruz’dan önceki son dört salıyı, çarşambaya bağlayan akşamlara İlaxır Çerşenbeler “Yılsonu Çarşambaları, Son Çarşambalar” denir. Dört temel unsurla ilişkilendirilen bu günler sırasıyla su, ateş, yel ve toprak çarşambası olarak adlandırılır. Su ile temizlenir, ateş ile ısınıp güçleniriz. Yel ile uyanır, toprak ile canlanırız. Suyla başlayan diriliş, toprak ile hayat bulur. Doğanın uyanış takvimi; doğa ruhlarını uyandırma ritüellerinin, halkın belleğinde korunmuş şeklidir.
Su Çarşambası: Doğanın uyanışında, ilk canlanan unsurun su olduğu kabul edilir. Sabahın erken saatlerinde akan sulara gidilir; dilekler dilenir, el yüz yıkanır. Rüyalar, suya anlatılır. Hayvanı olanlar, getirdikleri suları hayvanlarına sürer veya içirir. Eski yılın olumsuzluklarını ve kötü enerjisini yok etmek amacıyla evlerde ev tökmek “ev dökmek” adı verilen yıllık, büyük temizlik başlar.
Od (ateş) Çarşambası: Ateş; güneşin gücünü, ışığını, enerjisini, arınmayı temsil eder. Bu özellikleriyle kötü ruhları uzaklaştırır, hastalıkları, uğursuzlukları yok eder. Son dört çarşambada baca baca, alov alov, alav alav adı verilen ateşler yakılır. Ateşin her iki yönüne üç veya yedi kez atlayanlar aşağıdaki sözlerle birlikte dileklerini, isteklerini söyler“ Ağırlığım, şansım ateşte yansın.”
“Ağırlığım, şansım dökülsün,
Ateşte yansın ve kül olsun,
Alevler yansın ve yayılsın,
Şansım açığa çıksın.”
Bazı yerlerde hayvanlar da ateşin üzerinden geçirilir.
Tarihi anlatılara göre; Göktürklere gelen Bizans elçileri, sınırda ateşin etrafında döndürülüp arındırıldıktan sonra hanın huzuruna çıkarılırdı. Cengiz Han zamanında ise elçiler, ateş üzerinden atlatılmadan saray alınmazdı.
Halkın hafızasında; ateşin, yerle gök arasında insanoğlunun aracısı olduğu bilgisi kayıtlıdır. Ateş geçmişi yakar, geleceğe yer açar.
Yel (hava, rüzgâr, külek) çarşambası: Rüzgârın estiği yüksek yerlere çıkılarak dilekler dilenir, dualar edilir. Eski Türk inanışında bazen ruhların ve doğa güçlerinin hareketi olarak görülen rüzgârın; karları erittiğine ve doğayı uyandırdığına inanılır.
Toprak (yer) çarşambası: Bu gün, toprağın kalbinin atmaya başladığına, nefes aldığına ve kışın bittiğine inanılır. Halk arasında İlaxır çerşembeden sonra bahar qapıdadır. “Son çarşambadan sonra bahar kapıdadır.” denir. Toprak çarşambası; toprağın tamamen uyandığı, baharın başladığı, yeni yılın müjdecisi, eski yılın son çarşambasıdır.
Sonuç
Nevruz; doğa ile insan arasındaki en eski anlaşmalardan birinin kültürel sürekliliğe ve toplumsal hafızaya yansımasıdır. Eski Türk kozmolojisinin çağdaş tanığı, Ergenekon’dan çıkışın kapısı, yeniden doğuşun eşiği, hayatta kalma iradesinin, yola çıkma stratejisinin sembolüdür. Her bir uygulama, kültürel miras olarak geleceğe taşınan ayrı bir değerdir. Takvim değişir, toprak canlanır, doğa yenilenir ama gelenek, görenek aynı çizgide devam eder. İşte YENİGÜN budur.
[1] UNESCO TÜRKİYE MİLLÎ KOMİSYONU 2018-2019 FAALİYET RAPORLARI, www.unesco.org.tr (Chrome-extension://kdpelmjpfafjppnhbloffcjpeomlnpah/https://www.unesco.org.tr/Content_Files/Content/Yayinlar/UNESCO%202018-2019%20Faliyet%20Raporlar%C4%B1.pdf) (Erişim: 24.03.2026)